Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4356, sondan 1881. ayet; 43. sure ve Zuhruf Suresinin 31. ayetidir. Zuhruf Suresi 31. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 3640 olarak hesaplanmıştır. Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri 253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
وقالوا لولا نزل هذا القران على رجل من القريتين عظيم
Âyette sözü edilen iki şehir Mekke ve Tâif şehirleridir. Müşrikler, peygamberliği, çok sade ve mütevazi bir hayat yaşayan Hz. Peygamber’e yakıştıramıyor; Kur’an’ın, aristokrat sınıfa mensup Mekkeli Velid b. Muğîre’ye, yahut Tâif’li Urve b. Mesud es-Sekafî’ye inmesi gerektiğini söylüyorlardı.
Önceki âyetlerde Hz. İbrâhim ve ümmeti örnek gösterilerek peygamberlerin yürüttüğü tevhit mücadelesi hatırlatılmıştı. Tarih boyunca bu mücadele karşısında iki tavır oluştu: İman ve inkâr. Allah dünyada murat buyurduğu imtihanı gerçekleştirmek için her iki tavır erbabına da dünya nimetlerini lutfetti, onlara yaşama imkânı verdi, nesiller birbirini takip etti ve nihayet sıra Hz. Muhammed ve ümmetine geldi. O, ilâhî mesajı kavmine tebliğ edince inanmayanlar, kendi değerler kültürüne uygun bir tepki gösterdiler. Onlara göre değerli olan soy sop, zenginlik, iktidar, sosyal itibar gibi maddî, dünya ile ilgili ve tabii olarak geçici şeylerdi; insanları ancak bu değerler büyük kılardı. Peygamberlik değerli bir şey idiyse Muhammed’e değil, kendilerine göre Mekke ve Tâif’in büyüklerinden birine gelmeliydi. Bu mantığa Kur’an’ın verdiği cevap aynı zamanda İslâm’ın hedeflediği sosyal ve ahlâkî değişimin nirengi noktalarına ışık tutmaktadır: Allah maddî, dünyada geçerli olan ve orada kalan nimeti, imtihan gereği herkese verir; peygamberlik gibi, Allah nezdinde değerli ve bu yüzden rahmet olan mânevî nimetini ise herkese değil, üstün meziyetleri sebebiyle seçtiğine verir ve bu rahmet (nimet) onların değer verdiği asaletten, servetten, iktidardan çok daha iyidir, hayırlıdır, insanlar için kurtuluş ve mutluluk vesilesidir.
Mehmet Okuyan
(Devamla:) “Bu Kur’an, iki şehirden bir(er) büyük adama indirilmeli değil miydi?” dediler.
Bu ayette müşriklerin Mekke ve Taif’ten iki insandan birisine peygamberlik verilmesini istedikleri ifade edilmek istenmektedir. Beklentileri, Mekke’den Velîd b. Muğîre’nin veya Taif’ten Urve es-Sekafî’nin peygamber olarak görevlendirilmesiydi.
Bayraktar Bayraklı
Devamla dediler ki: “Bu Kur'ân, iki şehirden bir büyük adama indirilmeliydi!”[532]
(Başka bahane bulamayan müşrikler) “Bu Kur’an (Hz. Muhammed yerine) iki şehirden birinin (beylerine ve) büyüklerine (Mekke ve Taif’ten servet ve riyaset yönünden büyük bir kişiye) indirilmeli değil miydi?” diyorlardı.
31-32.Müşrikler Resulullah (a.s.)`a vahyedilen Kur`an-ı Kerim`i kabul etmeyince çeşitli itirazlarda bulundular. Bu itirazlarından biri de, Kur`an`ın aslında Mekke veya Taif`in ileri gelenlerinden birine indirilmesinin daha uygun olacağı iddiaları oldu. Yüce Allah onların bu iddialarına karşı bu ayeti kerimelerini indirdi. (Bu konuda ayrıca Yunus suresinin 2. ayeti kerimesinin iniş sebebine bakınız.)
Ali Bulaç
Ve dediler ki: 'Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?'
Cemal Külünkoğlu Zuhruf Suresi 31. Ayet Açıklaması
Onlara göre Kur’an ya Mekke’nin zengin ve itibarlı kişilerinden Kureyş’in büyüğü ve efendisi Velid ibn Muğîre’ye veya Tâif’in zenginlerinden Urve ibn Mes’ûd es-Sakafi’ye indirilmeliydi. Oysa Allah elçi seçerken kimsenin soyuna, eğitimine, servetine, itibarına, şöhretine bakmıyor. Kaldı ki soy bakımından Hz. Peygamber onların en şereflisi idi. Allah’ın peygamberliği kullarından dilediğine vermesi konusunda bkz. 28:68
Diyanet İşleri (Eski)
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Hz. Peygamber’e inanmayanlara göre Kur’an ya Mekke’nin zenginlerinden Velid b. Muğîre’ye veya Tâif’in zenginlerinden Urve es-Sakafî’ye indirilmeliydi. Velid b. Muğîre şöyle demişti: Kureyş’in büyüğü ve efendisi olan ben, yahut Sakîf’in ulusu Ebu Amr b. Umeyr es-Sakafî dururken Kur’an Muhammed’e mi inecek?
Halbuki Allah nazarında yükseklik, zenginlik veya soylulukla değil, takvâ iledir. Kaldı ki Hz. Muhammed, soy itibariyle de onların en şereflisi idi. Yalnız anneden ve babadan yetim kalmıştı, zengin de değildi.
Edip Yüksel
"Bu Kuran, şu iki kentten ünlü ve büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
(1)Müşriklerin: “İki şehirden (birinde bulunan) büyük bir adam” diye bahsettikleri iki kişi, Mekke ile Tâif’deki zengin iki müşrik idi. (Nesefî, c. 4, 171)
İlyas Yorulmaz
“Bu Kur’an, şu iki şehrin büyüklerinden bir adama indirilmesi gerekmiyor muydu?” demişlerdi.
İsmail Hakkı İzmirli Zuhruf Suresi 31. Ayet Açıklaması
[2] Ya Mekke'den Velit bini Muğir'eye veya Taiften Urvetü bini Mes'ude. Urve şeref-i İslâm ile müşerref olmuş ise de Velit kâfir olarak bu dünyadan göçmüştü.
Kadri Çelik
Ve dediler ki: “Bu Kur'an, neden iki şehirden (Mekke ve Taif'ten) birinin büyük bir adamına indirilmedi?”
Bir de, “Gerek Mekke’de, gerek Taif’de bu kadar zengin ve soylu adam dururken, Allah kendisine elçi olarak Muhammed gibi bir yetimi mi seçmiş? Bu Kur’an gerçekten Allah’tan gelmiş olsaydı, onun iki şehrin ileri gelenlerinden büyük ve itibarlı bir adama gönderilmesi gerekmez miydi?”
1 Yani Peygamberlik, Mekke’den Velîd b. Mugîre’ye veya Taif’ten Urve b. Mes’ud Es-Sekafî’ye indirilmeliydi dediler. Yani böylece, “Allah’a kimi Peygamber yapacağı hususunda,” hâşâ akıl vermeye kalktılar.
Muhammed Esed
Ve yine şöyle derler: “Bu Kur’an, neden iki şehrin ileri gelenlerine inmiş değil?” 28
Mustafa İslamoğlu Zuhruf Suresi 31. Ayet Açıklaması
[4390] Yani: Mekke ve Taif’in. Bu ifade çağın iki büyük gücü olan Bizans ve Pers olarak da anlaşılabilir. Parantez içi açıklamanın gerekçesi 33-34. âyettir. Ayrıca Kasas 68, bu âyete atıf olarak okunabilir (Bkz: 28:68, not 79). Müşrik aklın pasif tanrı tasavvurunun bir tezahürü. Zımnen Allah’ın statüsünü reddederek, ona dünyevî statüyü dayatmaya kalkışmak.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve dediler ki: «Şu Kur'an, iki beldeden bir büyük erkek üzerine indirilmiş olmalı değil midir?»
30, 31. Ama bu gerçek kendilerine gelince: “Bu sihirdir, biz bunu kabul etmeyiz” dediler ve eklediler: “Bu Kur'ân, bu iki şehirden büyük bir adama indirilseydi ya! ”
Hz. peygamber'e inanmayan adamlar, birçok bahane ileri sürmüşlerdi. İnanmalarına engel olan en büyük etken de, Hz. peygamber'i çekememeleri idi. Onlara göre Kur'ân, ya Mekke'nin zenginlerinden Velîd ibn Muğîre'ye veya Tâif'in zenginlerinden Urve ibn Mes'ûd es-Sekafî'ye indirilmeliydi. Velîd ibn Muğîre: "Kureyşin büyüğü ve efendisi olan ben, yahut Sakîf'in ulusu Ebû 'Amr es-Sekafî dururken Kur'ân Muhammed'e mi inecek?" demişti. Halbuki Allah nazarında ma'nevî ululuk, zenginlikle veya soylulukla değil, takvâ iledir. Kaldı ki Hz. Muhammed, soy bakımından da onların en şereflisi idi. Yalnız anneden babadan yetîm kaldığı için zengin değildi. Allah vahyini göndermek için kalbi temiz, İlâhî vahyi almaya dayanıklı bir insan seçmişti.
Süleymaniye Vakfı
“Bu Kur’an iki şehrin (Mekke ile Medine’nin) ileri gelenlerinden birine indirilseydi ya!” dediler.