Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3562, sondan 2675. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 29. ayetidir. Ahzab Suresi 29. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 4960 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وان كنتن تردن الله ورسوله والدار الاخرة فان الله اعد للمحسنات منكن اجرا عظيما
Hz. Peygamber’in örnekliğinden söz edilince onun ailesinin nasıl olması gerektiğine dair bir açıklık getirilmesi de gerekli bulunmuştur. Eğitim, yönetim, denetim gibi işleri yüklenmiş kişilerin fert ve aile olarak örnek olmaları, söyledikleriyle yaptıklarının tutarlı bulunması birinci şarttır. Peygamber aleyhisselâm birçok yönden bozulmuş, gerilemiş, yaratılış amacından sapmış insanlara, ezelî mesajı bir daha hatırlatmak ve öncekilerin yaptığı ıslahatı, ahlâk eğitimini tamamlamak üzere gönderilmiştir. Onun asıl amacı ve konumu aynı zamanda toplumuna lider olması sonucunu da getirmiştir. Bu sebeple muhatabı olan insanların gözü ona ve onun ailesine çevrilmiştir; her yaptıkları konuşulmakta, örnek alınmakta, duruma göre soru işaretleri oluşturulmaktadır. Sayfanın bir yüzü böyle olmakla beraber öteki yüzü itibariyle Peygamber hanımları da birer insandır, kadındır; onların da diğer kadınlar gibi duyguları, arzuları, içinde bulundukları durum ve sosyal statü gereği beklentileri vardır. Hz. Peygamber, ümmetin eğitimi için gerekli görerek zühdü (dünya nimetlerinden asgari ölçüde yararlanma yolunu) seçtiğine göre eşleri de ya buna razı olacaklardı veya ondan ayrılıp dünyaya ait güzellikleri, nimetleri, lüksü ve refahı sağlayacak kimselerle beraber olacaklardı. Âyet, Peygamber eşlerini yol ayırımına getirmekte ve onlardan birini seçmelerini istemektedir. İsteyemeyecekleri şey hem Peygamber eşleri olmak hem de dünya nimetlerinden diğer kadınlar gibi yararlanmak, ziynet ve refah içinde yaşamaktır. Tefsircilere göre bu âyetin geliş sebebi, Hz. Peygamber’in eşlerinin ondan, lüks, ziynet kabilinden bazı şeyler istemek, birbirlerini kıskanmak suretiyle kendisini üzmeleri, bunun üzerine Hz. Peygamber’in bir ay onlara yaklaşmamak üzere yemin edip (îlâ) ayrı yaşamaya karar vermesidir. Ay dolunca, “eşlerine seçme hakkı verildiği” için bu mânada “tahyîr” adıyla anılan âyet nâzil olmuştur. Âyet gelince Hz. Peygamber, o gün nikâhı altında bulunan eşlerini toplamış ve kendilerine seçim imkânı tanımıştır (tahyîrde bulunmuştur). Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, genellikle tefsircilerin kaydettikleri dokuz isimden oluşan listeye haklı olarak itiraz etmiş, tahyîr olayında buna muhatap olacak durumdaki eşlerin Âişe, Hafsa, Ümmü Seleme ve Sevde’den ibaret olduğunu kaydetmiştir (III, 1524). Eşleri bu durum karşısında heyecanlanmış, Hz. Peygamber kendilerini boşamadığı için sevinç göz yaşları dökerek “Allah ve resulünü tercih ettiklerini” ifade etmişlerdir (Buhârî, “Tefsîr”, 33:4-5; Müslim, “Talâk”, 30-35; Ebû Bekir İbnü’lArabî, III, 1517 vd.).
Mehmet Okuyan
Allah’ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (bilin ki) şüphesiz ki Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir ödül hazırlamıştır.
1- İyi kimse, iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan. 2- Ödül, karşılık.
Ahmet Akgül
(Yok) "Eğer siz Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, artık hiç şüphesiz Allah, içinizden iyilik-güzellik (sadakat ve kanaat) ehli olanlar için büyük ecir hazırlamıştır.”
Yok eğer sizler Allah'ı, elçisini ve ahiret hayatının güzelliklerini istiyorsanız bilin ki Allah, sizden güzel hareket ve davranışta bulunanlara, büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
“Eğer Allah'ın dinine, Rasulüne hizmeti, âhiret yurduna, ebedî yurda hazırlığı arzu ediyorsanız, unutmayın ki, Allah içinizden, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı hizmetler yapan hatun önderlere, idarecilere büyük mükâfatlar hazırlamıştır.”
'Eğer siz Allah'ı, Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.'
Yok, eğer Allah ile Rasûlünü ve ahiret yurdunu (cenneti) istiyorsanız, biliniz ki Allah, içinizden salih amel işliyenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır. (Onlar da, kendilerine, peygamberi seçtiler ve dünya süsünü terk ettiler).”
“Yok eğer (siz), Allah'ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, hiç şübhesiz ki Allah, içinizden iyilik edenlere (pek) büyük bir mükâfât hazırlamıştır.”(2)
(2)Ezvâc-ı tâhirât vâlidelerimiz (peygamberimizin mübârek hanımları) İslâm fetihleriyle gelen bolluktan, kendilerinin de velev bir nebze, hisse sâhibi olmalarını arzû etmişlerdi. Ancak onları îkāz eden bu vahiy gelince Resûllullah, kendilerini nikâhlarında muhayyer bıraktı. Onların: “Biz Allah’ı, Resûlünü ve âhireti tercîh ederiz” demeleri üzerine, Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm kendilerinden yine evvelki gibi sâde bir hayat tarzını devâm ettirmelerini istedi. Başta Hz. Âişe (ra) olmak üzere diğer mübârek vâlidelerimiz de buna gönül hoşluğu ile muvâfakat gösterip, sâde bir hayâtı kabûl ettiler. (Beyzâvî, c. 2, 244)“Şu dünyadaki tezyînât (süslemeler), yalnız telezzüz (lezzet alma) veya tenezzüh (gezinti) için değil. Çünki bir zaman lezzet verse, firâkıyla (ayrılığıyla) birçok zaman elem (acı) verir. Sana tattırır, iştihânı açar, fakat doyurmaz. Çünki, ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır. Doymağa kâfî değil. Demek kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyînât; ibret içindir, şükür içindir, usûl-i dâimîsine (dâimî olan asıllarına) teşvîk içindir. Başka gāyet ulvî (yüce) gāyeler içindir.” (Zülfikār, 10. Söz, 27)
İlyas Yorulmaz
“Eğer Allah’ı, O’nun elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, şunu bilin ki Allah, sizden güzel davranıp iyilik yapan kadınlara büyük mükafaatlar hazırlamıştır.”
İsmail Hakkı İzmirli Ahzab Suresi 29. Ayet Açıklaması
[4] Ezvac-ı tâhirat birtakım mütalebelerde bulunmuşlardı ki onlar peygamberimizde bulunmuyordu. Onlardan bir ay ayrı oturdu. Onun üzerine onlara talâkta muhayyer olmak hususu teklif olunmuştu. Onlar da âhireti ihtiyar etmişlerdi.
Kadri Çelik
“Eğer siz (ey Peygamber'in eşleri!) Allah'ı, resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, artık hiç şüphe yok Allah, içinizden ihsan sahipleri için büyük bir ecir hazırlamıştır.”
28,29. Ey Peygamber! Eşlerine: “Eğer siz, dünya hayatını ve onun güzelliklerini istiyorsanız, gelin sizi mihirlerinizi vererek güzelce boşayayım, yok eğer Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz Allah, içinizden Allah’ın istediği gibi iyi olanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”1 de.
1 Hendek savaşı ve Hayber’in fethinden sonra Müslümanlar refaha kavuşmuşlardı. Peygamberimizin eşleri de ziynet, elbise ve biraz daha lüks bir hayat istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyetler inince Peygamberimiz, eşlerini isterlerse boşayabileceği konusunda serbest bıraktı. Onlar da; “Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu isteriz.” dediler. Ayrıca bu âyetten, bir kimsenin eşine, “isterse boşayabileceğini” söylemesinin, boşama anlamına gelmeyeceği de anlaşılmaktadır.
Muhammed Esed
Yok eğer Allah'ı, Elçisi'ni ve ahiret hayatının [güzelliklerini] istiyorsanız, [bilin ki] Allah, içinizden güzel işler yapanlar için büyük bir ödül hazırlamıştır!” 32
Yok eğer, Allah’ı, Elçi’sini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah, sizden böyle güzel bir tercihte bulunanlara muazzam bir mükâfat hazırlamıştır. 33/21
yok eğer Allah’ı, Rasulü’nü ve âhiret yurdunun (mutluluğunu) istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyi davranışı tabiat haline getirenlere muhteşem bir ödül hazırlamıştır!”[3741]
Mustafa İslamoğlu Ahzab Suresi 29. Ayet Açıklaması
[3741] Bu âyetlerin indiği dönemde İslâm cemaati, savaş gelirlerinden paylarına düşenle refah standartlarını yükseltmişti. Fakat bu Rasulullah’ın hanelerine yansımadı. Onlar da, kendilerince haklı gerekçelere sığınarak, herkese düşen pay gibi pay istediler. Oysa Allah Rasûlü’nün gözettiği ilke yönetimi altındaki ortalama tabakanın standartlarında yaşamaktı. Eşleri refah paylarını artırmakta ısrar edince onları ayrılıp ayrılmamakta muhayyer bıraktı. Hz. Âişe “Allah Rasûlü’nü dünya nimetlerine tercih ediyorum!” dedi ve bunu diğerleri takip etti. Bazen eşleriyle ilişkileri kopma noktasına kadar gelen Rasulullah, eşlerine ömrü boyunca bir tek fiske dahi vurmadı.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Ve eğer siz, Allah'ı ve Resülünü ve ahiret yurdunu diliyor iseniz, elbette ki Allah sizlerden güzel amellerde bulunanlar için büyük bir mükâfaat hazırlamıştır.»
Sûrenin tefsirinin baş tarafında belirttiğimiz gibi, bu tarihlerde, yani hicretin 5. yılından sonra, Müslüman toplumunun maddî şartları nisbeten iyileşti. Ezvac-ı tahirat da bu refahtan biraz yararlanmak istediler. Hz. Peygamber isteseydi bunları temin ederdi. Fakat o zühd prensibini, yoksul Müslümanların hayat standardlarını esas aldığından, ilahî irşadla buna razı olmadı. Hatta ciddî bir imtihan geçirdi. Bu âyetin talimatıyla bütün eşlerini boşamak durumu ile karşı karşıya geldi. Onları ya alışageldikleri sade hayata devam, ya da boşanma arasında muhayyer bıraktı. Onlar neticede dünya refahını değil, Hz. Peygamberle olan beraberliği tercih ettiler.
Süleyman Ateş
Eğer siz, Allah'ı, Eçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, (biliniz ki) Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır.
“Yok, Allah'ı, Resulünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, hiç şüphe yok ki, Allah, sizden iyilik yapan ve iyi kulluk edenlere büyük bir ödül hazırlamıştır.”(11)
(11) İslâm toplumunun gelişip genişlemesi ile birlikte imkânlar da genişleyince, Peygamber hanımları arasında, doğal olarak, bu imkânlardan yararlanma arzusu doğmuştu. Allah’ın buyruğuna uygun olarak Peygamberimiz onları tercihlerinde serbest bıraktı; onlar da Allah ve Resulünü seçtiler. (Buhârî, Tefsir 33:5; Tirmizî, Tefsir 33:6.)
Yaşar Nuri Öztürk
"Yok eğer Allah'ı, resulünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah sizin güzel düşünüp güzel hareket edenlerinize büyük bir ödül hazırlamıştır.