Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3537, sondan 2700. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 4. ayetidir. Ahzab Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 124 ve toplam ebced değeri ise 5511 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ما جعل الله لرجل من قلبين في جوفه وما جعل ازواجكم الئ تظاهرون منهن امهاتكم وما جعل ادعياءكم ابناءكم ذلكم قولكم بافواهكم والله يقول الحق وهو يهدي السبيل
Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr[434] yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı[435] da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
434. “Zıhâr”, bir kimsenin eşine, “Sen, bana anamın sırtı gibisin” demek sûretiyle, onu kendisine haram kılması demektir. Cahiliye döneminde zıhar yapmak, kadını kocasına ebediyen haram kılardı. İslâm ise kefaret uygulamasıyla, bu haramlığın ortadan kalkacağı hükmünü getirdi. Kefaret uygulamasının nasıl yapılacağı, Mücâdele sûresinin 2-4. âyetlerinde açıklanmaktadır.435. Cahiliye Arapları, evlatlıklarını öz çocukları gibi kabul ederlerdi. Evlatlıklar, asıl babasının adıyla değil, evlat edinenin adıyla anılır ve onun mirasından öz çocuğu gibi pay alırdı. Âyetler, söz konusu bu uygulamayı kaldırmaktadır.
Kalp, mecazi olarak duygu ve düşünce merkezi anlamında da kullanılmaktadır. Gelecek âyetlerde bazı Câhiliye âdetleriyle münafıklardan söz edileceği, bu âdetlerin fıtrata ve gerçekliğe ters düştüğü, bir kimsenin iki tanrısı ve iki dini olamayacağı ifade edileceği için bunlara bir giriş ve dayanak olmak üzere vecize değerindeki şu cümleye yer verilmiştir: “Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır.” Evet Allah insanda tek kişilik, tek vicdan ve tek akıl yaratmıştır. İdrak, duygu, karar ve iman bu yeteneklerle elde edilmektedir. İki yüzlüler, inanmış görünen ama içten inanmayanlar, gizli olarak farklı din taşıyanlar iki dinli değillerdir, onların da bir dini vardır, bu din İslâm’a aykırı olduğundan münafıklar da inkârcıdır; üstelik bu durumlarını menfaatleri sebebiyle gizledikleri için müslüman olmayanların en aşağı mertebesinde bulunmaktadırlar (Nisâ 4:145). Kezâ bir insanın karısı ile anasına, başkalarının çocukları ile kendi çocuklarına karşı duyguları farklıdır. Karının aynı zamanda ana, başkalarından olma çocukların öz evlât olabilmesi için insanın iki kalbi, iki kişiliği olması gerekir. Bu da olmadığına göre karısını anasına benzeten, –eski Arap geleneğine göre– “anam olsun, anamdır, bana haramdır” diyerek yemin eden kimsenin eşi onun anası ve dolayısıyla kendisine haram olmaz. İslâm’dan önce Araplar eşlerine, “Sen bana anamın sırtı gibisin” derler ve bu söz ile onları bosamış olur, mağdur ederlerdi. Zıhâr denilen bu boşama âdetini İslâm kınamış, kadınların zarar görmelerini engelleyecek hükümler getirmiştir (bilgi için bk. Mücadele 58:1-4).
Bir başka Câhiliye uygulaması da babası belli olan veya olmayan çocukları evlât edinmek, onların gerçek soylarıyla ilişkilerini keserek kendi soylarına eklemek şeklinde oluyordu. Bir göğüste iki kalbin olmaması nasıl bir tabiat kanunu ise A’nın çocuğunun evlât edinme yoluyla B’nin çocuğu olamayacağı da bir fıtrat ve tabiat kanunudur. Ayrıca İslâm’ın koyduğu örtünme vecibesi, evlenme imkânı veya yasağı, çocuk-ebeveyn ilişkisi, karşılıklı haklar ve ödevler, miras gibi konulara dair kurallar da, çocuklarla gerçek ana babalarının soy bağlarının kesilip değiştirilmesine, başkalarına ait çocukların –yakın akraba olmayan ailelerde– ailenin bir ferdi gibi kalıp yaşamasına ters düşüyordu. Yapılmakta olan sosyal ve ahlâkî ıslahat içinde sıra bu âdetin kaldırılmasına gelmiş, “...babalarının soy adları ile anın” emri ile bu uygulamaya son verilmiştir. Tefsir kitaplarında bu münasebetle Hz. Peygamber’in evlâtlığı Zeyd b. Hârise’den söz edilir ve âyetin inişine onun bu durumunun sebep olduğu söylenir. Zeyd çocuk iken kendi kabilesinden zorla alınmış, köleleştirilerek satılmış, elden ele dolaşarak Hz. Hatice’ye gelmişti. Hatice Hz. Peygamber ile evlenince Zeyd’i de ona vermişti. Peygamberimiz onu âzat etti ve evlât edindi. Zeyd’in ailesi, Mekke’ye gelip çocuklarını bulmuşlardı. Peygamberimiz kendisini seçimde serbest bıraktığı halde Zeyd Allah’ın resulünü tercih etti, ailesi ile memleketine dönmedi. Bu âyet gelinceye kadar kendisine Muhammed oğlu Zeyd derlerdi, âyet gelince kendi babasına nisbet ederek Hârise oğlu Zeyd dediler. Artık o, Peygamber ailesinin bir ferdi değil, müslümanların din kardeşi, Hz. Peygamber’in sâdık bir bağlısı idi (İbn Kesîr, VI, 377; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1504 vd.).
İslâm’a göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek sevaptır ve şerefli bir insanlık ödevidir. Sevgili Peygamberimiz “Kimsesiz çocukları koruması altına alan kimse ile ben, cennette yan yana iki parmak gibi beraber olacağım” buyurmuştur (Müslim, “Zühd”, 42). Ancak bunu yapmak için çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmek, öz ana babasını unutturmak kimsenin hakkı olmadığı gibi kanunî mirasçıların arasına katmak, aile içinde mahremiyet bakımından öz evlât gibi davranmak da doğru ve gerekli değildir. Bunun yerine İslâm’ın tavsiyesi, koruma altına almak, bakmak, büyütmek, ihtiyaçlarını karşılamak; hukuk ve helâl-haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmektir (ayrıca bk. Şûrâ 42:49-50).
Mehmet Okuyan
Allah hiçbir erkeğin (insanın) göğsünde iki kalp yaratmamıştır. [Zıhar]yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız yapmamıştır. Bunlar sizin ağızlarınızdaki (boş) sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve (doğru) yola O ulaştırır.
[Zıhâr], kişinin “Sen bana annemin sırtı gibisin!” diyerek eşinin sırtını annesine benzetmesi ve böylece eşini boşanmış sayması ahlaksızlığıdır. Bu konuda ayrıca bkz. Mücâdele 58:1-4
Kur’an’da evlatlık çocukların kişilerin kendi çocukları olmadığı açıkça ve özellikle belirtilmektedir. O kadar ki Ahzâb 33:37’de de dile getirildiği gibi evlatlıkların boşadığı kadınlarla söz konusu kişilerin evlenmesinde herhangi bir sakınca görülmemektedir. Çünkü evlatlıklar kişilerin kendi çocukları olmadığı için onların eşleri de kişilerin gelini durumunda değildir.
Bayraktar Bayraklı
Allah, hiçbir insanın içine iki kalp koymamıştır. Zıhâr yaptığınız/sırtlarını annenize benzettiğiniz eşlerinizi de analarınızın gibi saymadı ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar, sizin dillerinize doladığınız sözlerdir. Allah, gerçeği söylemektedir, doğru yola O iletir.[436]
[436] Zıhâr ve evlatlık meselesi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 245-252.
Erhan Aktaş
Allah, hiç kimsenin bedenine iki kalp yerleştirmedi. Zihar¹ yaptığınız eşlerinizi, size anne yapmadı. Ve evlatlıklarınızı² sizin öz evlâdınız gibi saymadı. Bunlar sizin söylediğiniz boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler. Ve doğru yola O iletir.
1 - Bedenlerini, annenizin bedeni gibi saydığınız. Zihar yapmak, Cahiliye döneminde bir kimsenin, hanımının sırtını annesinin sırtına benzeterek yemin etmesi ve böylece eşiyle ilişkiye girmeyi kendisine haram saymasıdır. 2- Evlât edinip, “Evlâdım!” diye çağırdığınız.
Ahmet Akgül
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmamış (iki gönül yaratmamıştır. İmanla inkârın ve nifakın bir kalpte barışık bulunması imkânsızdır) . Ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunup “Artık bana annem gibisin” diyerek boşadığınız) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymamıştır. Bunlar sadece sizin ağzınızla söylediğiniz (boş laflardır. Her konuda elbette) Hakkı söyleyen ve (doğru olan) yola yöneltip-ileten ise ancak Allah’tır.
Allah, bir kişiye iki yürek vermedi ve zıhar yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerine koymadı ve evlatlıklarınızı öz oğullarınız olarak halk etmedi; bunlar, sizin ağızlarınızdaki laflar ve Allah, doğruyu söyler ve o, doğru yolu gösterir.
Zıhâr, bir erkeğin, karısına senin sırtın, anamın sırtı gibi demesi, karısını anası yerine koymasıdır. Cahiliyye devrinde, bu sözü söyleyen kişinin karısı, kendisinden boş düşerdi. Evlâtlığın karısı da Câhiliyye devrinde alınamazdı. Halbuki Hz. Muhammed (s.a.a), oğulluğu olan Zeyd'in boşadığı zevcesi Hz. Zeyneb'i almıştı Zıhar için 58. sûrenin 1-4. âyetlerinin izahına bakınız).
Abdullah Parlıyan
Allah hiç kimseye tek vücutta, iki kalp yaratmamıştır ve kendilerini annelerine benzeterek yemin edip boşamaya kalktığınız eşlerinizi de hiçbir zaman sizin anneleriniz yapmamış ve evlatlıklarınızı da, gerçek çocuklarınız gibi saymamıştır. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren, kuru laflardan ibarettir. Halbuki Allah, mutlaka sözün doğrusunu söyler ve doğru yola iletir.
Allah, bir erkeğin göğsüne, iki ayrı kalp-gönül planlayıp yerleştirmedi, bir erkeği iki ayrı ruhtan müteşekkil iki ruhlu, iki şahsiyetli yaratmadı. Zıhar yaptığınız, analarınız kadar haram saydığınız eşlerinizi de analarınız haline getirmedi. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yerine koymadı. Bunlar sizin ağızlarınızdan kaçan sözlerden ibarettir. Allah gerçeği, hakkı, doğruyu söyler, doğru yolu, İslâmî hayatı aydınlatıcı bilgiler verir.
Allah bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız ("Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek kendinize haram kıldığınız) eşlerinizi analarınız yapmadı; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız saymadı. Bunlar, sizin ağızlarınızda dolaştırdığınız sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve (doğru) yola iletir.
4.Tirmizi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) bir gün Medine`de namaza durdu. Bu sırada hatırına bir şey geldi. Bunu öğrenen münâfıklar: "Görüyor musunuz, onun iki kalbi var. Bir kalbi sizinle bir kalbi de kendiyle" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak hepsinin ortak yönü insanlardan bazılarının göğüslerinde iki ayrı kalplerinin olduğunun ileri sürülmesine karşı bu ayeti kerimenin indirildiğinin bildirilmesidir.Ayeti kerimenin: "Kendilerine zıhar yaptığınız ("Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek kendinize haram kıldığınız) eşlerinizi analarınız (yerinde) tutmadı" mealindeki kısmı da cahiliye dönemi Arapları arasında yaygın olan zihar adetiyle ilgili olarak indirilmiştir. Bu adete göre bir kimse karısını boşamak ve onu sonsuza kadar kendine yasak etmek istediğinde ona: "Sen bana anamın sırtı gibisin" der ve bir daha ona yaklaşamazdı.Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız saymadı mealindeki kısmında da yine cahiliye Arapları arasında yaygın olan evlat edinme ve bu şekilde evlat edinilenleri öz evlat gibi sayma, onları öz babalarına değil de evlat edinen adamlara nisbet etme adetlerine karşı indirilmiştir. Rivayete göre Resulullah (a.s.) daha kendisine vahiy gelmeden önce kölesi Zeyd bin Harise (r.a.)`yi evlat edinmiş ve amcası Hz. Hamza (r.a.) ile kardeşleştirmişti. Daha sonra Resulullah (a.s.) Zeyd (r.a.)`in boşadığı Zeyneb bintu Cahş`ı nikâhlayınca münâfıklar: "Muhammed oğlunun karısını aldı. Oysa kendisi insanları bundan (yani oğullarının karılarıyla evlenmekten) nehyediyor" diye dedikodular çıkardılar. Bunun üzerine Yüce Allah böyle buyurdu. Bu husustan bu surenin 40. ayeti kerimesinde de söz edilmektedir.
Ali Bulaç
Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.
Allah bir adamın göğsünde iki kalb yaratmamıştır. Kendilerinden “Zihar” yaptığınız= annelerinize benzettiğiniz, karılarınızı analarınız kılmamıştır. (Bir kimsenin karısını, annesinin bir uzvuna benzetmesine “Zihar” denir. Ancak benzetilen annenin uzvu, veya mahreminin uzvu, zihar yapan için bakılması haram olan bir uzuv olması şartdır. Meselâ bir kimsenin karısına: “- Sen bana, annemin arkası veya karnı gibisin” demesi zihar olur. İslâmdan önce, bu gibi sözler boşanmayı icab ettiriyordu. İslâmda bunun telâfisi bir keffaret ödemekledir). Evlâdlıklarınızı da (neseben olan) oğullarınız yerinde tutmamıştır (Cahiliyyet devrinde olduğu gibi, mirasçı ve mahrem olmazlar. Yabancı bir kimse için, benim oğlumdur diye) bu söylediğiniz, ağızlarınızdaki sözünüzdür (boşuna bir sözdür). Allah ise hakkı söyler ve O, doğru yola hidayet buyurur.
Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmış değildir. Kendilerinden zihar() şekliyle boşandığınız karılarınızı da analarınız yapmamıştır. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır(). Bunlar, sizin ağızlarınızla söylediğiniz boş laflardır. Allah ise, gerçeği söyleyendir. Ve O, doğru yolu gösterendir.
(*) İslam’da geçerli olmayan, cahil Arapların uyguladığı bir boşanma biçimidir.
(**) Yani, insanın içinde aynı anda iki duygu olamayacağına göre, insanın hanımı da anası olamaz. Başkasından olan bir insan da, insanın öz çocuğu olamaz.
Besim Atalay
Allah, bir adamın içersinde iki yürek yaratmadı, kadınlara: «Senin sırtın, anamın sırtı gibi olsun!» dediğinizde, o kadını size ana kılmadı, oğulluğa aldığınız kimseyi de, oğul etmedi, bunlar sizin ağzınızda dolaşan sözdür; hak olanı Allah söyler, doğru yola o iletir
Allah hiç kimseye tek bedende iki kalp yaratmamıştır. (Aynen böyle) kendilerine zihâr yaptığınız (vücutlarını annelerinizin vücudu gibi haram saydığınız) eşlerinizi de hiçbir zaman sizin gerçek anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı da sizin gerçek çocuklarınız saymamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz boş ve anlamsız sözlerden ibarettir. Allah (mutlak) doğruyu söyler ve (size) doğru yolu ancak O gösterir.
“Allah hiç kimseye tek bedende iki kalp yaratmamıştır” ifadesi, kalplerin sadece Allah’a has kılınması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bir kalpte hem Allah sevgisi hem dünya tutkusu hem Allah’a itaat hem şeytana bağlılık olamaz. İnsan dünyalık evleri bile iki ayrı kişiye kiraya veremezken kalbini nasıl aynı anda hem Allah’a hem şeytana tahsis edebilir? “Zıhar”, bir kimsenin eşine “Sen, bana anamın sırtı gibisin” demek suretiyle onu kendisine haram kılması demektir. İslam öncesi Arap geleneğine göre koca, eşini, sadece “Sen benim için artık annemin sırtı gibisin” demek suretiyle boşayabiliyordu. Müşrik Arap toplumunda bu boşama şekli kesin ve geri dönülmez görülürdü; üstelik bu şekilde boşanan kadın yeniden evlenemez ve ölünceye kadar eski kocasının kontrolünde kalmaya mahkûm olurdu. Bu ayet, cahiliye döneminden kalan bu tip saçmalıklara son vermiştir.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.
Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, «zıhâr» yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.
Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir adam karısına «sen bana anamın sırtı gibisin» dedi mi, o kadın kendi anası gibi sayılır ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna «zıhâr» denirdi. Âyette, bir insanda iki kalbin birarada bulunmadığı gibi, hem annelik hem zevceliğin, hem başka soydan evlâtlık hem gerçek oğul olma vasfının birleşemeyeceği anlatılmaktadır. Kur’an, Araplardaki bu iki geleneği (zıhâr ve evlâtlık edinmeyi) tanımamıştır. Zıhâr yapılması halinde, ceza olmak üzere «keffâret» hükmü getirilmiştir (bak. Mücâdele 58/ 1-4). Âyette Araplar arasında akıllı kişilerin iki kalp taşıdığı yolundaki inanca işaret olunduğu da bazı tefsirlerde belirtilmektedir.
Edip Yüksel
ALLAH hiç bir adamın içine iki kalp koymamıştır. Annenize benzeterek kendinize haram kıldığınız eşlerinizi annelerinize çevirmemiş, evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız yapmamıştır. Tüm bunlar, ağzınızdan çıkan sözlerinizden ibarettir. ALLAH doğruyu söylüyor ve O doğru yola iletir.
Temelsiz savlarla gerçeğin değişmeyeceğini bildiren bu ayetin bağlamını gözönüne alırsak, Kuran'ın vahyedildiği dönemde bazı insanların iki kalpli olduğuna dair bir inancın varolduğunu öğreniyoruz. Kuran bu tür böbürlenmelerin asılsız olduğunu bildiriyor. Ayrıca, bu ayetin işaretiyle şunu da anlamak mümkün: "Kalp" kelimesi, Kuran'da, düşünce, inanç ve sevgi merkezi için kullanılmaktadır. Kalpler sadece Allah'a adanmalı, O'na olan kulluk ve ibadet paylaşılamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.
Allah adam için içinde iki kalb yapmamıştır, ve kendilerinden zıhar yaptığınız zevcelerinizi analarınız kılmamıştır, Evlâtlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır, O sizin ağzınızda lâfınızdır, Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yola hidayet eyliyor
Allah bir adamın içinde iki kalb yaratmadı. Kendilerinden «zıhâr» yapdığınız karılarınızı o, sizin analarınız (yerinde) tutmadı (ğı gibi) evlâdlıklarınızı da (öz) oğullarınız (gibi) tanımadı. Bu, sizin ağızlarınızdaki lâfınızdır. Allah, hakkı söyler ve O, (doğru) yolu gösterir.
Allah, bir adamın içinde iki kalb kılmadı. Ve kendilerine zıhâr(1) yaptığınız zevcelerinizi, analarınız saymadı. Evlâdlıklarınızı da öz oğullarınız (gibi) kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınızdaki sözünüzdür. Hâlbuki Allah, hakkı söyler ve doğru yola O hidâyet eder.
(1)Zıhâr: Eşinin bir uzvunu anasının a‘zâsına benzetmektir. Câhiliye devrinde iken bir kimse, eşine meselâ: “Senin sırtın, anamın sırtı gibidir” dediğinde artık eşini kendi anası gibi sayar ve böylece ona yaklaşmazdı. Bazen bu bir boşanma sebebi de olabiliyordu. Daha sonra İslâmiyet bu hükmü kaldırmış, cezâ olarak da keffâret hükmünü getirmiştir.Bu âyette, başka âileden olan evlâdlığın hakīkī oğul, onu evlâd edinen karı-kocanın da o çocuğun hakīkī anne-babası olmayacağı ve bir kimsenin evlâdlığının boşadığı kadını nikâh etmesinin haram olmayacağı da beyân buyurulmaktadır. (Beyzâvî, c. 2, 238-239)
İlyas Yorulmaz
Allah, hiçbir adamın göğsünde iki kalp yaratmamış olup, “Eşim bana annem’in sırtı gibi olsun” diye yemin ettiğiniz eşlerinizi de annelerinizin yerine koymamış ve aynı şekilde evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınızla bir tutmamıştır. Bunlar sizin ağzınızla söylediğiniz sözleriniz olup (Allah katında hiçbir hüküm ifade etmez), Ancak Allah’ın söyledikleri gerçeğin kendisidir. Doğru yola ileten yalnızca O dur.
Allah hiçbir kimsenin bedeni içinde iki kalb yaratmadı, bunu yapmadığı gibi «Zıhar/ da» [²] bulunduğunuz zevcelerinizi, size ana yapmadı. Oğulluk edindiğiniz kimseleri size hakikî oğul kılmadı. Bu, ağzınızda dolaşan sözlerdir [³], Allah doğru söyler, doğru yola götürür.
İsmail Hakkı İzmirli Ahzab Suresi 4. Ayet Açıklaması
[2] Cahiliyyet zamanında bir şahıs zevcesine «senin arkan anamın arkası gibi» demekle kadın ebediyyen haram oluyordu. Arka azanın direği olmakla zat ifade eden azada arka hükmündedir. Zahar'ın (Zahar) hükmü Mücadele süresinde gelecektir.[3] Behaim sözü gibi ağızdan çıkan, hakikatten âri olan sözlerdir.
Kadri Çelik
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (ziharda bulunduğunuz) eşlerinizi de sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip iletir.
Allah, hiç kimsenin göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Dolayısıyla, bir kalpte hem Allah sevgisi, hem dünya tutkusu veya hem iman, hem inkâr olamaz! Ayrıca, kendilerine Kur’an’ın indiği dönemde adet olan, “Sen bundan böyle, bana öz annem gibi haramsın! Yani benim gözümde, artık anam bacım gibisin! Bu yüzden, ömür boyu bir daha sana yaklaşmayacağım!” diyerek zıhar yaptığınız hanımlarınızı, Allah hiçbir zaman sizin gerçek anneleriniz kılmamış, öte yandan öz oğlunuz gibi gördüğünüz evlatlıklarınızı da hukuken öz oğullarınız yapmamıştır. Bu tür iddialar, ağızlarınızda dolaşan boş ve anlamsız sözlerden ibarettir. Oysa Allah, her zaman doğruyu söyler ve dâimâ doğru yolu gösterir.Dolayısıyla:
Allah, bir adama iç boşluğunda iki kalb vermedi.
Zıhâr yaptığınız karılarınızı anneleriniz kılmadı.
Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmadı.
Böylesi, sizin ağzınızdaki bir sözünüzdür.
Hakk’ı Allah söylüyor.
Yol-Yordam’ı O gösteriyor.
Nasıl ki Allah, bir insanın göğüs boşluğunda iki kalp1 yaratmamışsa, zıhar2 yaptığınız eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmamış ve evlâtlıklarınızı3 da öz oğullarınız olarak yaratmamıştır. Bütün bunlar sizin ağzınızdan çıkan tamamen (bâtıl) sözlerdir. En doğruyu ancak, hak yola ulaştıran Allah, söyler.4
1 Bu bir temsildir. Ayrıca bu temsilden kimsenin içerisinde ikinci bir kimse olmayacağı, yani “Süleyman’dan içeri bir Süleyman” daha olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Zira insan, rûhuyla ve bedeniyle birlikte tek varlıktır. Onun içerisinde kendi iradesi ve kontrolü dışında olan ikinci bir varlık düşünmek söz konusu değildir. Buna göre, sapkın vahdet-i vücûd mantığının eseri olan, “Bir ben vardır bende, benden içeri” demek, doğru değildir. 2 Zıhar: Bir adamın, eşine: “senin sırtın bana anamın sırtı gibi olsun veya sen, bana anamın sırtı gibisin.” demesidir. Bu, mecâzen; “anam bana nasıl haram ise sen de bana öyle haramsın” demektir. Araplar, böyle denilen bir kadını, ana gibi kabul ederler, hemen ayrılırlar ve bir daha onunla tekrar evlenmezlerdi. Burada onlara ana gibi demekle, hakikaten anne olmayacakları ve bu âdetin yanlışlığı, anlatılmaktadır. Ensardan Evs b. Samit, bir gün eşi Havle binti Sa’lebe’ye öfkelenip, sen bana, anamın sırtı gibisin der. Sonra da söylediğine pişman olup, eşini çağırır. Kadın; “canım elinde olan rabbime yemin ederim ki sen, o sözü söyledikten sonra Allah ve Rasûlü hükmünü verinceye kadar sen benim yanıma gelemezsin!” der ve hemen Rasûlüllah’ın huzuruna varıp: “Ey Allah’ın Rasûlü! Evs, beni anası gibi kıldı, kimsesiz bıraktı, benim durumum ne olacak?” diye sorar. Peygamberimiz: “O sana haramdır” der. Kadın: “ama o beni boşamadı” deyince, Peygamberimiz tekrar: “O sana haramdır” der. Kadın bunun üzerine: “Allah’ım yalnızlığımın şiddetinden ve bana zor gelecek olan ayrılmamın acısından, Sana sığınırım, küçük çocuklarım var...” diye ağlamaya başlar. Bu olay üzerine Ahzab suresinin ilk ayetleri indirilmiştir. Hz. Ömer, bu kadın yanına geldiği zaman ona ikram eder ve Allah onu dinledi derdi. (Buhârî-Ebû Dâvût-Vahidi) İlgili hükümler için Bk. (Mücadele: 2-4)3 Bu âyetten, İslâm’da evlâtlık diye bir müessesenin olmadığı, bunun müşriklerin bâtıl bir inancı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Onlar hakkında oğul hükümleri uygulanamaz. Yani; onun boşadığı bir kadınla evlenmek haram olmaz. Bk. (Ahzab: 37)4 Âyetin son bölümünden de insanların uydurdukları sözlerin, geleneklerin Allah’ın sözleri karşısında hiçbir değerinin olmadığı ifâde edilmektedir.
Muhammed Esed
ALLAH hiç kimseye tek bedende 2 iki kalp vermemiştir: ve [aynı şekilde,] “kendiniz için annelerinizin bedeni kadar haram” saydığınız eşlerinizi hiçbir zaman sizin [gerçek] anneleriniz kılmamış 3 ve evlatlıklarınızı da [gerçek] çocuklarınız 4 saymamıştır: bunlar ağzınıza doladığınız boş laflar[ın işaretlerin]den başka bir şey değildir; halbuki Allah [mutlak] doğruyu söyler: 5 ve [size] doğru yolu ancak O gösterir.
Allah, hiç kimse için bir sinede iki kalp iki ayrı kişilik meydana getirmediği gibi, bedenlerini annelerinizin bedenlerine benzeterek boşadığınız hanımlarınızı da asla sizin anneleriniz yapmamıştır ve evlatlıklarınızı da sizin gerçek evlatlarınız yapmamıştır. Bunlar sizin ağızlarınızda söylediğiniz boş sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösterir. 33/37- 38, 58/2
ALLAH hiç kimse için bir bedende iki kalp[3714] yaratmamıştır; aynen böyle, vücudunu annenizin vücudu gibi haram saydığınız eşlerinizi de hiçbir zaman sizin gerçek anneleriniz kılmamıştır;[3715] yine evlatlıklarınızı da sizin gerçek çocuklarınız kılmamıştır:[3716] bütün bunlar (düşünmeden) ağzınıza aldığınız boş laflardır; ne ki Allah yalın gerçeği söyler ve O hep doğru yolu gösterir.[3717]
[3714] Veya: “iki akıl” ya da “iki vicdan”. Yani bir şey aynı anda hem hak hem bâtıl, hem beyaz hem siyah, hem soğuk hem sıcak olamaz. Bu sûre bağlamında bir kadının aynı anda hem eş hem anne olamayacağı vurgusunu taşır. Eğer meseleye Zeyd ve Zeyneb özelinde bakacak olursak, ‘evlatlığın’ aynı anda hem mahrem hem namahrem olamayacağı vurgusunu taşır. Eşyanın hakikati sabittir. İlâhî yasalar herkes için geçerlidir. Âyet, psikolojik açıdan çift kişilikli ve şizofren tavra işaret eder.
[3715] Mücadile sûresinin ilk dört âyetinde ele alınan zıhar geleneğine atıftır. Bâtıl inanca dönüşmüş bu gelenek kadınları sorumsuz erkeklerin elinde inletiyordu. Çünkü zıhar yapılan kadın elbette onu yapan kocanın annesi olmuyor, fakat karısı da olamıyordu. Dahası bir başkasıyla da evlenemiyor çünkü evli sayılıyordu.
[3716] Zımnen: Gerçeği kabullenin! Cümle, cahilliyye tebenni’sine atıftır. Mesela Hz. Ömer’in babası Hattab, Âmir b. Rebia tarafından; Salim, Ebu Huzeyfe tarafından; Mikdat b. Amr, Esved b. Abdiyeğus tarafından; Zeyd b. Harise, nübüvvetinden önce Hz. Muhammed tarafından evlat edinilmişti. Sahabe bu âyeti lafzî bir mânada anlamamış olmalı ki, âyet indikten sonra da Mikdat’ı öz babasına nisbetle “Mikdad b. Amr” diye değil, evlatlık alan Esved’e nisbetle “Mikdad b. Esved” künyesiyle anagelmişdir.
Zeyd Suriye’de yerleşik Kelboğulları kabilesindendi. Bir kervanla yolculuk yaparken haramiler kervanı basıp onu esir alarak satmışlardı. Hakîm b. Hizam onu satın alarak teyzesi Hatice’ye hediye etti. Hatice de eşi Muhammed b. Abdullah’a hediye etti. O da usulüne uygun bir ilan yaparak onu evlat edindi. O artık “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye anılmaya başlamıştı.
Âyet kimsesiz veya bakıma muhtaç bir çocuğun bakımını üstlenmeyi asla yasaklamaz, nesebin karışmasıyla sonuçlanacak yöntemleri yasaklar. Zira gerçek nesebini sonradan öğrenen evlatlıklar, benliklerinde büyük bir yıkım hissederler. Çünkü aidiyet duygusu kişiliği ayakta tutan temellerdendir. Amaçlardan biri de ileride doğabilecek telafisi zor nesep sorunlarının daha baştan önüne geçmektir. Kişinin gerçek nesebinin birtakım gerekçelerle tezyif edilmesi, sadece akrabalık bağlarının adresini değil, evlilik yoluyla kurulacak muhtemel bağların adresini de şaşırtacaktır. Bu kendisine nikâhı düşen birini yasak kapsamına sokarken, nikâhlanması yasak olan birini de o kapsamdan çıkarabilir. Bir başka mahzuru da, başta miras hukuku olmak üzere doğabilecek hukukî sorunlardır. Çözümü mümkün olan bu sorunlara yol açmadan muhtaç bir çocuğu alıp yetiştirmenin Allah’ın razı olduğu sâlih amellerin başında geldiğini asla unutmamak gerekir. Evlat edinilen çocuk ile ilgili çıkabilecek mahremiyet sorunlarını aşmak için şer’i kapılar konulmuştur. Erkek çocuk için oldukça esnek olan süt anneliği müessesesi, kız çocuk için de Nisâ 23’te sonradan alınan eşin yanında getirdiği önceki kocasından olma kız çocuğu (oğulluk) için konulan “hanede yetişme” (fî hucûrikum) şartı, ulemamızın üzerinde durması gereken çözümler için yol göstericidir (4:23’ün ilgili notuna bkz).
[3717] Zımnen: Siz bir şeye öyle dediğiniz için o öyle olmaz. Bir şey neyse odur. Siz onu bilmeseniz ya da yanlış bilseniz ya da kasten onun mahiyetine müdâhale etseniz de o odur. Zımnen: Eşyanın yerini Allah tayin etmiş ve her şeyi yerli yerinde yaratmıştır: onun yeriyle oynamayın! Aslında İslâm öncesi Arap insanının zamana sunî müdâhalesi olan nesi uygulaması, yine bazı hayvanları yaratılış amacı dışına çıkararak kutsallık atfı yoluyla hakikate müdâhale etmesi hep bu tür uygulamaların farklı alanlardaki tezahürüdür (9:37 ve 5:103).
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah bir kişi için içerisinde iki kalp yaratmamıştır. Ve kendilerinden müzaherede bulunduğunuz zevcelerinizi sizin valideleriniz kılmamıştır ve evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmış değildir. O sizin ağızlarınızdaki bir lâkırdınızdır. Ve Allah hakkı söyler ve O, doğru yola irşad buyurur.
Allah, hiçbir adamın içinde iki kalb yaratmamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz mânasız sözlerden ibarettir. Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir. [58, 2; 33, 37-40; 4, 23]
Bu âyet Cahiliye devrinin iki âdetini kaldırmaktadır. Bunlardan biri zıhar olup Mücadile sûresinde daha geniş şekilde yer alacaktır. Zıhar “sırt, arka” anlamına gelen zahr’dan gelip, kocanın eşine “Senin sırtın, annemin sırtı gibi olsun” diyerek bir nevi boşaması idi. O devirde bu durumdaki kadınla zevciyet ilişkisi kalmaz, bununla beraber kocasının evinden ayrılma hürriyeti de olmadığı için, kadın iyice zor durumda kalırdı. Kaldırılan ikinci âdet tebenni (evlat edinme) kurumu olup, müteakip âyet onu bildirmektedir.
Süleyman Ateş
Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalb yaratmadı ve zıhar yaptığınız (sen bana, annemin sırtı gibisin dediğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı; evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.
Rivâyete göre, Araplar, akıllı kişilerin iki kalbi olduğuna inanırlardı.. Âyette bu inancın doğru olmadığı, her insanın yalnız bir kalb taşıdığı belirtiliyor. Zıhâr da Araplar arasında uygulanan bir gelenekti. Bir adam karısına: "Sen bana, annemin sırtı gibisin!" dedi mi, o kadın kendisine harâm olurdu, artık ona yaklaşamazdı. Âyet, öyle bir benzetme sözüyle, insanın karısının, kendi öz annesi gibi olamayacağını belirterek bu bâtıl geleneği kaldırıyor. Bir çeşit yemîn olan bu sözden dönmek için keffâret gerekir ki bu husus da Mücâdele: 2-4. âyetlerinde anlatılmıştır. Araplar arasında uygulanan bir gelenek de evlâdlığın, öz oğul gibi sayılmasıydı. Evlâdlık asıl babasının adıyle değil, evlâd edenin adıyle çağırılırdı. Bunu da kaldıran Kur'ân, kişinin asıl evlâdının, kendi belinden gelen çocuklar olduğunu; dolayısıyle evlâdlığa, aynen evlâd hükmünün uygulanamayacağını belirterek evlâdlıkların, kendi babalarının adlarıyle çağrılmalarını buyuruyor.
Süleymaniye Vakfı
Allah bir adamın içine iki kalp koymamış, zihar yaptığınız eşlerinizi anneleriniz yapmamış, evlatlıklarınızı da sizin evladınız saymamıştır. Bunlar dillerinize doladığınız sözlerdir. Allah gerçeği söyler ve doğru yolu gösterir.
[*] "Eşim anam olsun" deyip eşi ile onu boşamadan ayrılmak, karı koca ilişkisine son vererek eşini cezalandırmaya kalkmak
Şaban Piriş
Allah, bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız karılarınızı da anneleriniz yerine tutmadı. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. Bu sadece sizin ağzınızdan çıkan bir sözdür. Allah, gerçeği söyler ve doğru yolu gösterir.
Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız hanımlarınızı anneleriniz hükmünde kılmadığı gibi, evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız hükmünde kılmamıştır.(1) Bunlar sizin ağzınızdan çıkan sözlerden ibarettir. Allah ise hakkı söyler ve doğru yola iletir.
(1) Cahiliyet döneminin âdetlerine göre, bir adam karısına “Sen bana anamın sırtı gibisin” dediği zaman kadın onun anası yerine geçerdi. Bununla beraber, kadın bir başkasıyla da evlenemez, ölünceye kadar o adamın evinde ve tahakkümü altında kalırdı. Âyet, bu çirkin âdetle birlikte, evlâtlıkları kendi nesebine geçirme âdetini de kaldırmaktadır. Burada, İslâmın insanlar arasında yaratılıştan itibaren var olan bağların korunması ile ilgili duyarlılığını görüyoruz ki, 2:27’den itibaren birçok âyette bu konuya dikkat çekilmiştir. Bir sonraki âyette de yine bu husus vurgulanacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar.
Tañrı Ta‘ālā bir kişiye iki yürek yaratmadı içinde. Daḫı ol ‘avratlaruñuzı ki iẓhār ider‐biz anlardan, analaruñuz eylemedi anları. Daḫı siz delīl ile oġulidindü[gü]ñüz kimseleri ḥaḳīḳī oġluñuz eylemedi. Ol sizüñ ḳavlüñüzdüraġzuñuz bile. Tañrı Ta‘ālā söyler ḥaḳḳı ve ol hidāyet virür doġru yola.