Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3570, sondan 2667. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 37. ayetidir. Ahzab Suresi 37. ayetinin kelime sayisi 48, harf sayısı 197 ve toplam ebced değeri ise 13508 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذ تقول للـذي انعم الله عليه وانعمت عليه امسك عليك زوجك واتق الله وتخفي في نفسك ما الله مبديه وتخشى الناس والله احق ان تخشيه فلما قضى زيد منها وطرا زوجناكها لكي لا يكون على المؤمنين حرج في ازواج ادعيائهم اذا قضوا منهن وطرا وكان امر الله مفعولا
Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[439]
Bu âyette adı geçen Zeyd, Hz. Peygamber’in kölelikten azat ederek evlat edinmiş olduğu Zeyd b. Hârise’dir. Hz. Peygamber, onu halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak aralarında başlayan geçimsizlik sebebiyle Zeyd, Hz. Peygamber’e gelerek eşini boşamak istediğini söylüyordu. Hz. Peygamber, bu boşanmanın uygun olacağını düşünmekle beraber dedikodu çıkmasından çekindiği için Zeyd’e, eşini boşamamasını söylüyordu. Ancak daha sonra Zeyd, eşini boşamıştı. Bu boşamadan sonra Allah, Zeyneb’i Hz. Peygamber’e eş yapmıştı. O güne kadar Araplar evlat edindikleri kimseyi öz evlatlarıyla bir tutuyorlar, onların boşadıkları eşleriyle evlenmiyorlardı. Bu uygulama Arapların bu âdetini ortadan kaldırmıştır.
Bazı tefsir kitaplarında Hz. Peygamber’in Zeyneb’le evlenmesi konusunda akla hayale gelmedik rivayetler nakledilmiştir. (bk. Zemahşerî, III, 427). İbn Kesîr ve İbnü’l-Arabî bu rivayetleri hatırlattıktan sonra çok önemli tenkitler yapmışlar, sened ve metin yönlerinden bu rivayetlerin sahih olmasının mümkün olmadığını belirtmişler, günümüz ilim yolcuları için de geçerli bulunan uyarılarda bulunmuşlardır (İbn Kesîr, VI, 420; İbnü’l-Arabî, III, 1542 vd.). Kur’an metnine, sahih rivayetlere ve genel ilkelere göre tesbit edildiğinde olayın gerçek öyküsü şöyledir: Zeyneb Hz. Peygamber’le evlenmeyi arzu ediyordu, mehir bile istemeksizin onun eşi olmayı teklif etmişti. Yakın akraba oldukları için örtünme emri gelmeden önce Peygamberimiz Zeyneb’i sık sık görüyor ve onu yakından tanıyordu, çekici bir kadın olmasına rağmen bu teklifi kabul etmedi. Aradan zaman geçmiş, yukarıda sözü edilen sosyal değişimin perçinlenmesine sıra gelmişti. Bu uygulama için uygun bir örnek olarak Zeyneb, pek de istekli olmamakla beraber, Resûlullah’ın tebliğ ettiği emre uydu, köle olarak Hz. Peygamber’e verildiği halde onun ve Allah’ın müstesna lutuflarına mazhar olan Zeyd ile evlendi. Bu evlilik bir yıldan biraz fazla sürdü. Sosyal değerler ve örfe dayalı duygular kısa zamanda değişmediği için Zeyneb kocasını küçük görüyor, ona karşı sert ve kırıcı davranıyordu. Zeyd’in de aklından onu boşamak geçiyor, fakat kendilerini Peygamber evlendirdiği için bunu yapamıyordu. Çok geçmeden Zeyd, boşama niyetini açmak üzere Hz. Peygamber’e geldi, Zeyneb’den şikâyette bulundu, boşamak istediğini açıkladı. Hz. Peygamber, âyette işaret edilen şahsî duygusuna göre değil, genel, objektif hukuk ve ahlâk kurallarına göre davranarak, bu arada halkın, özellikle münafıkların, “evlâtlığın boşadığı eş ile evlenme” konusunu kötüye kullanıp dedikodu yapmalarından da çekinerek Zeyd’e, eşini boşamamasını tavsiye etti. Buna rağmen Zeyd eşini boşadı. Dul kalan Zeyneb, önemli bir inkılâbın yerleşmesinde fedakârca rol aldığı için ödüllendirilmeyi hak etmişti. Allah ona dünyada bu ödülü, peygamber eşi olma şerefine nâil kılarak vermeyi murat etti. Muradını Peygamber’ine bildirdi, o da isteneni yerine getirdi.
Âyetteki “Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi gizliyordun” cümlesi bir kınama değil vâkıanın ifadesidir. “Kendisinden çekinme hususunda Allah’ın önceliği bulunduğu halde sen halktan çekiniyordun” cümlesi de iki mânaya gelebilir: 1. “Sen Allah’tan çok halktan çekiniyorsun”; 2. “Kendisinden çekinilecek olan Allah’tır; O evlenmeni emrettiğine göre halk istediğini söylesin, onlardan çekinmene gerek yoktur.” Birinci mâna Hz. Peygamber için söz konusu olamaz; çünkü o bütün yapıp ettikleriyle yalnız Allah’tan korktuğunu ve O’na itaat ettiğini ispat etmiştir. İslâm’a inansın inanmasın hiçbir kimse onun, halkı memnun etmek için Hakk’ın emrine aykırı davrandığını söyleyemez. Geriye muteber ve tutarlı mâna olarak ikincisi kalmaktadır. Zaten sûrenin başında, hem Hz. Peygamber hem de müminler, münafıkların yapacakları dedikodular ve çevirecekleri dolaplar karşısında uyarılmışlar, bunlara hazırlanmışlardı. Yukarıdaki cümle de aynı mahiyette bir uyarı hatta teselliden ibarettir.
Muteber kaynaklarda geçen bir rivayete göre Hz. Peygamber’in hayatında onun en yakınında olmuş kimseler (Hz. Aişe, Enes b. Mâlik), konumuz olan 37. âyeti kastederek, “Resûlullah (s.a.v.) Kur’an’dan bir şeyi (insanlardan) saklasa, gizleseydi bu âyeti gizlerdi” demişlerdir (Buhârî, “Tevhid”, 22; Müslim, “İman” 288; Müsned, VI, 241, 266). Çünkü âyet, Resûl-i Ekrem’in âyetin gelişine kadar içinde sakladığı doğal ve insanî bir duygusunu açığa vuruyordu. Buna rağmen o, peygamber olmasının gereği olarak, bütün âyetler gibi bu âyeti de insanlara açıklamakta en küçük bir tereddüt göstermemiştir.
Mehmet Okuyan
Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de nimet verdiğine (Zeyd’e) “Eşini yanında (nikâhında) tut; Allah’a karşı [takvâ]lı ol!” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan korkarak içinde gizliyordun. Oysa kendisinden korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, ondan (eşi Zeynep’ten) ilişiğini tamamen kesince, biz seni onunla (Zeynep’le) eşleştirdik (nikâhladık) ki evlatlıklar eşlerinden tamamen ayrıldıklarında müminlere (ayrılan o kadınlarla evlenmek isterlerse) herhangi bir zorluk olmasın! Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
Hz. Muhammed, halası Ümeyme’nin kızı olan Zeyneb binti Cahş’ı Hz. Zeyd ile evlendirmişti. Amacı toplumdaki zengin-fakir gibi ayrımları kaldırmaktı ve bunu kendi evinden başlattı. Denklik olmadığı gerekçesiyle başta taraflar istemese de Ahzâb 33:36. ayetteki hüküm gelince tarafları razı ederek, Hz. Zeynep ile Hz. Zeyd’i evlendirmişti. Evliliğinin yürümediği hususunda Hz. Zeyd, Hz. Muhammed’e müracaat edince Hz. Muhammed kendisine ayetteki bu cümleyi söylemiş ve boşanmaya engel olmaya çalışmıştı. Ancak evlilik yürümeyip, Hz. Zeyd eşinden ayrılınca Yüce Allah Hz. Peygamber ile Hz. Zeynep’i evlendirdiğini bildirmiştir. Buradaki amaç, evlatlıkların biyolojik olarak çocukları olmadığına dikkat çekmektir. Boşanma sonrasında mağdur olan Hz. Zeynep’in mağduriyetini gidermek de temel amaçlardandı
“Hz. Muhammed’in insanlardan çekindiği için içinde sakladığı şey”, evlatlığın boşadığı eşle evlenilmesi konusunda toplumsal hayattaki olumsuz baskıdır. ,Burada verilmek istenen asıl mesaj, evlatlıkların kişinin kendi çocuğu olmadığıdır.
Bayraktar Bayraklı
Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine yardım etiğin kişiye, “Eşinden ayrılma, Allah'a saygı duy” dediğin anı hatırla! Oysa sen, içinde Allah'ın açığa çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah, çekinmeye daha lâyıktır. Müminlere, evlatlıkları eşlerinden ayrıldıklarında onların boşanmış eşleriyle evlenmelerinde bir sıkıntı olmaması için Zeyd, eşinden ilgisini tamamen kesip ayrılınca onu sana nikâhladık. Allah'ın emri kesinleşmiştir.[441]
[441] Zeyd ve Zeyneb’in evliliği hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 303-308.
Erhan Aktaş
Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de nimet verdiğin kimseye diyordun ki: “Eşini yanında tut. Allah'a karşı takvalı ol.¹ Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyorsun. İnsanlara huşu² duyuyorsun; oysa ki huşu duyman gereken Allah'tır.³” Sonra Zeyd ondan tamamıyla ayrılınca, onu sana eş yapmak istedik ki böylece evlatlıkların⁴ boşadıkları kadınlarla evlenmelerinde inananların üzerinde bir güçlük olmasın. İşte Allah'ın emri böylece yerine gelmiş oldu.
1 – Allah'ın buyruklarına titizlikle uy. 2 – Toplumsal değer yargılarını dikkate alıyorsun. 3 –Ayette geçen “Ve Tuhfî fî nefsike” (İçinde gizliyorsun) hitabı Nebi'ye değil, Nebi'den Zeyd'edir. Hitap, şimdiki/geniş zaman formundadır ve hitabın muhatabı Zeyd'tir. Doğru çeviri “gizliyordun” değil, “gizliyorsun” dur. Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizleyen Nebi değil, toplumun baskısından çekinen Zeyd'tir. 4- Evlât edinip, “Evlâdım!” diye çağırdığınız. NOT: Bu ayet üzerinden Nebi'ye yönelik hadis, siyer ve tefsir kaynaklarında, çok çirkin ve ahlaksız yakıştırmalar ve iftiralar yer almaktadır. Oysa ki Nebi; vahyin elçisi ve temsilcisi olma şerefine erişmiş, yüksek ahlak, izzet ve erdem sahibi bir kimsedir. Böyle bir kimse olduğu göz ardı edilerek, Zeyd'in boşanmış eşi ile evliliğini basit ve süfli düşüncelerle anlatmaya çalışmak ahmakça bir davranıştır. Bu ahlaksız iftiralara inanan bazı kimseler, bu konuda çeşitli tereddütler yaşamaktadırlar. Oysaki o yüce şahsiyet bir şey yapmış ve bu Allah tarafından uygun görüldüğü için düzeltilmemişse, yaptığı şeyi eleştirmek Allah'ı eleştirmektir; Kur'an'ın deyimi ile haddi aşmaktır, fahşalıktır. Şu gerçek unutulmamalıdır ki: Bir konuda yargıda bulunmak için gerekli olan ana koşul, o konu hakkında kesin bilgi sahibi olmaktır. Hakkında kesin bilgi sahibi olunmadan, yani bir şeyin neden ve niçin yapıldığı, nasıl olduğu bilinmeden yargıda bulunulamaz. Öyle ki elinde bıçakla bir kimseyi öldürürken gördüğümüzde ona hemen katil deriz. Ancak neden öldürdüğünü öğrendiğinizde belki de ona kahraman diyeceğiz. Nebi'mizin Zeyd'in boşanmış eşi ile evliliğinin öncesi ve sonrası konusunda da neden ve nasıl olduğuna dair de kesin hiçbir bilgiye sahip değiliz. Geleneksel kaynaklarda yer alan uydurma bilgilerden hareketle yargıda bulunanlar, Nebi'ye atılan iftiraya ortak olmaktadırlar. Olması gereken şudur: Bir ön yargı olarak; eğer Nebi'miz bir şey yapmışsa, onun iyi ve doğru olduğunu düşünmeliyiz. Ona olan güvenimiz ve inancımızın gereği olarak onun asla haksızlık yapmayacağını, adil olduğunu, gerekeni gerektiği gibi yaptığından emin olmalıyız.
Ahmet Akgül
(Ey Nebim!) Hani Sen, Allah'ın kendisine nimet (ve fazilet) verdiği ve Senin de kendisine nimet (ve kıymet) verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve (haksızlık yapmak hususunda) Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan (onların kınamalarından ve fitne çıkarmalarından) çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi (Halan kızı Zeyneb’in bir türlü ısınıp uzlaşamadığı evlatlığın Zeyd’den ayrılacağı ve Senin de sahipsiz kalmaması ve kırılan kalbinin onarılması için onu nikâhlayacağın gerçeğini) kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisinden çekinmene çok daha layıktır. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu Seninle evlendirdik (buna izin verdik) ; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın (diye ruhsat yolunu açtık. Böylece) Allah'ın emri (hükmü) yerine getirilmiş (bulunmaktadır).
An o zamanı ki Allah'ın, kendisine nimet verdiği ve senin de nimetler verdiğin kişiye eşini bırakma ve çekin Allah'tan diyordun ve Allah'ın açığa vuracağı şeyi, içinde gizliyordun ve insanlardan korkuyordun ve Allah'tan korkman daha doğruydu ve o, daha layıktı buna. Derken Zeyd, eşinden ilişiğini kesince biz o kadını sana eş ettik, bu da, oğul edinilen kişiler, eşlerinden ayrıldıkları zaman onların bıraktıkları kadınları inananların almalarında bir beis olmadığını bildirmek içindi ve Allah'ın emri yerine gelmiş oldu.
Ve bir zaman ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği senin de iyilik ettiğin kişiye: “Eşini terketme, Allah'a, kendine ve diğer insanlara karşı vazifene dikkat et” diyordun. Ve böylece Allah'ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi, içinde gizliyor ve insanların dedikodularından korkup, çekiniyordun. Oysa korkup çekinmen gereken, sadece Allah olmalıydı. Fakat sonra Zeyd, o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde, onu seninle evlendirdik ki, gelecekte evlatlıkları hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda, mü'minlere bir zorluk olmasın, yani boşanmış evlatlıklarının hanımlarıyla, evlendikleri için, mü'minler suçlanmasın. Allah'ın buyruğu böylece yerine getirilmiş oldu.
Rasulüm! Hani Allah'ın kendisine nimet verdiği, İslâm'ı nasip ettiği, senin de ihsanda bulunduğun, hürriyetine kavuşturduğun, güzel yetiştirdiğin kimseye:
“ Eşini yanında tut. Allah'a sığın, emirlerine yapış, günahlardan arın, azaptan korun!” diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, boşandıktan sonra, Allah'ın Zeynep'le evlenmeni emrettiğini, insanlardan çekinerek, için titreyerek gönlünde gizliyordun. Oysa, saygı duyarak asıl kendisinden korkman gereken Allah'tır. Zeyd ondan ilişkisini kesince, boşayınca, biz, onu sana nikâhladık. Evlâtlıklarının, ilişkilerini kestikleri kadınları nikâhlamada mü'minlere bir güçlük olmasın istedik. Böylece de Allah'ın planı icra edilmiş oldu.
Hani Allah'ın kendine nimet verdiği senin de kendisine lütufta bulunduğun kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun. Allah'ın ortaya çıkaracağı şeyi de içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. Oysa Allah kendinden korkmana daha layıktır. Sonunda Zeyd onunla ilişkisini kesince onu seninle evlendirdik ki, oğullukları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde üzerlerine bir zorluk olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: 'Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın' diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
(Ey Rasûlüm), hem o zamanı hatırla ki, Allah'ın kendisine (İslâm dinini) nimet verdiği, senin de kendisine (kölelikten azadı) ihsanda bulunduğun kimseye (Zeyd'e şöyle) diyordun: “- Zevceni (Zeyneb'i) nikâhında tut (onu boşama). Allah'dan kork.” Nefsinde ise, Allah'ın açığa vuracağı şeyi (şayet boşarsa onu nikâhlarım niyyetini) gizliyordun, insanlardan da (bu hususta) sakınıyordun. Halbuki Allah, kendisinden sakınıp korkmana daha lâyıktı. Ne zaman ki Zeyd, o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana zevce yaptık ki, oğullukların ilişkilerini kestikleri zevcelerini nikâhlamakta müminlere bir günah olmasın. (Artık oğullukların boşadıkları kadınlar, iddetleri çıktıktan sonra, babalıklar tarafından nikâhlanabilir. İslâmdan önce yasak olarak yerleşen böyle bir âdet, Allah'ın hikmeti icabı İslâmda kaldırılmak üzere tatbikini bizzat Peygamberde bulmuştur.) Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Hani, Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de ona nimet verdiğin (hürriyetine kavuşturduğun) adama: “Karını yanında tut, Allah’(ın azabın)dan sakın!” diyordun. İnsanlardan endişe edip Allah’ın açığa vuracağı bir işi, kendi içinde gizliyordun. Hâlbuki Allah, (yasalarına karşı gelmekten) endişe edilmeye daha layıktır. Zeyd, o kadınla evlenip ayrılınca, Biz, onu sana nikâhladık ki evlatlıklarının hanımlarında, onlardan ayrıldıkları zaman, müminler için bir sakınca olmasın. Allah’ın emrettiği şey, mutlaka yerine getirilir.()
(*) Bu ayet iki kısımdan müteşekkildir. Bundan önceki ayet, Hz. Muhammed’in halasının kızı Zeynep ile azad edilmiş kölelerden Zeyd’in evlenmesine aittir. Zeyd, Zeynep’le evlenmek istiyordu. Fakat Zeynep ile erkek kardeşi bu evlenmeye karşı idiler. Fakat ayete ve Hz. Peygamber’in emrine uyarak Zeyd ile Zeynep evlendi. Zeyd İslamiyet’i ilk kabul eden insanlar arasında idi. Hz. Muhammed’e çok bağlı idi. Bundan dolayı ona, “Muhammed’in oğlu” derlerdi. Gerek Zeynep’in, gerek erkek kardeşinin dileği, Zeynep’in Hz. Muhammed’le evlenmesiydi. Fakat Hz. Muhammed bunu istemedi. Zeyd ile Zeynep evlendikten sonra aralarında geçimsizlik başladı. Bu durum, Hz. Peygamberi üzüyordu. Çünkü ikisini kendisi evlendirmişti. Zeyd’e boşanmamasını tavsiye etti. Fakat buna rağmen Zeyd karısını boşadı. Bunun üzerine Hz. Muhammed Zeynep’le evlendi. Zaten Zeynep’le bütün akrabalarının arzusu da bu idi. Bu konuda Hıristiyan misyonerler Hz. Muhammed’e iftira ederler ve onun Zeynep’i Zeyd’den boşattırarak aldığını ileri sürerler. Hâlbuki Hz. Muhammed’in Zeynep’i Zeyd’den önce de alabilirdi ve Zeyd’den boşandıktan sonra da almasında bir mahzur yoktu. Çünkü Zeyd, Hz. Muhammed’in oğlu değil, evlatlığı idi.
Besim Atalay
Hani hem Allahın, hem dahi senin kendisine iyilik ettiğin bir kimseye: «Karını tutasın, Allahtan sakınasın!» demekteydin, Allahın açığa vuracağı bir şeyi gizlemekteydin, insanlardan çekinirdin, Allah çekinilmeye daha çok yaraşıktır, boşandıkları zaman, oğulluklarının karıları işinde —inanmış olanlara oğullarının eşlerinde— güçlük olmamak için, Zeyt onu boşayınca, seninle evlendirdik, Allahın buyrumu yerine gelir
Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye: “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın!” diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Kur’an’da adı geçen tek sahabe Hz. Zeyd b. Harise’dir.Hz. Muhammed Peygamber olmadan yıllar önce eşi Hatice, kabile savaşlarında esir düşen çocuk yaşta Zeyd adında bir köleyi satın alarak ona hediye etmişti. Daha sonra Hz. Peygamber onu azat edip evlat edinmişti. Hz. Muhammed’e Peygamberlik verildiğinde, ona ilk inananlardan biri de Zeyd olmuştu. Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra Hz. Peygamber, Zeyd’i kendi öz halasının kızı Zeynep binti Cahş ile evlendirmek istemişti. Oysa Zeynep, Hz. Peygamberi onun haberi olmadan çocukluğundan beri seviyordu. Onun için bu evlenme teklifine sıcak bakmamıştı. Ancak Hz. Peygamberin ısrarına dayanamayarak bu teklifi kabul etmiş ve Zeynep’in Zeyd ile evliliği sağlanmıştı. Fakat Zeyd’le Zeynep bir türlü anlaşamamışlardı ve Hicretin 5. yılında boşandılar. Kısa bir süre sonra da Hz. Peygamber, geçmişteki mutsuzluğundan dolayı üzerinde hissettiği ahlakî sorumluluğu telafi etmek ve değişmesi gereken bir âdeti ortadan kaldırmak için Allah’ın izniyle Zeynep’i nikâhına aldı. O günkü geleneklere göre, bir kişinin evlatlığı aynen öz evladı gibi kabul edildiği için evlatlığın boşadığı kadınla evlenmek çirkin bir davranış olarak görülüyordu. Ama Allah bu yanlış geleneği kökünden kaldırmak istiyordu. İşte bu ayetle İslâm’dan önce yerleşen bu gelenek de yıkılmış oldu.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
(Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Bu âyette zikredilen ve Kur’an’da adı geçen tek sahâbî olan zât, Zeyd b. Hârise’dir. Çocukluğunda esir düşmüş, Hz. Hatice onu köle olarak satın almıştır. Hz. Hatice’nin kendisine hediye ettiği bu çocuğu, Peygamberimiz azâd edip evlât edinmişti. Resûlullah, Zeyd’i çok severdi, ona halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ı nikâhlamıştı. Fakat Zeyneb, Zeyd ile geçinemedi. Zeyneb, asil bir aileden geldiği için bir köle azâdlısı ile evlenmek istememiş, ancak bu yönde vahiy gelince onunla evlenmişti. Zeyd’e bir türlü ısınamamış, bu yüzden ona karşı asâletiyle övünmekten geri durmamıştı. Zeyd, bir süre daha buna sabretti ise de sonunda Allah’ın Resûlüne varıp Zeyneb’den ayrılmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Resûlullah hoşnutsuzluğun sona ermesi için ayrılmalarını uygun bulduysa da bunu Zeyd’in yüzüne söylemedi, ona sadece «karını yanında tut» dedi.
Hz. Peygamber’in içinde gizlediği şey, Zeyneb’in sonradan kendisine zevce olacağını bildiği halde bunu açıklamamasıdır. Bu konuda uydurulan birtakım isnatların aslı yoktur. Peygamberimiz, Zeyneb’in güzelliğine hayran kaldığı için onunla evlenmiş değildir. Zeyneb onun halasının kızı idi ve Peygamber onu her zaman görüyordu. İsteseydi onunla Zeyd’den önce kendisi evlenebilirdi.
Edip Yüksel
ALLAH tarafından kendisine iyilik yapılan ve senin de iyilikte bulunduğun kişiye, "Karını tut ve ALLAH'ı gözet," diyordun. Böylece ALLAH'ın açığa vuracağı bir şeyi gizliyordun. ALLAH'tan çekinmen gerekirken halktan çekiniyordun. Zeyd eşiyle ilişiğini kestiğinde biz seni onunla evlendirmiştik ki, inananlar, evlatlıkları eşleriyle ilişiklerini kestiklerinde onlarla evlenmekte güçlükle karşılaşmasın. ALLAH'ın buyruğu yerine getirilmelidir.
Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri de yerine getirilmiştir.
Hem hatırla o vakıt ki o kendisine hem Allahın in'am ettiği hem senin in'am ettiğin kimseye: «zevceni kendine sıkı tut ve Allahdan kork» diyordun da nefsinde Allahın açacağı şeyi gizliyordun, nâsı sayıyordun, halbuki Allah, kendisini saymana daha gerekti, sonra vaktâ ki Zeyd, o kadından ilişiğini kesti biz onu sana tezvic eyledik tâ ki oğullukların ilişiği kestikleri zevcelerinde mü'minlere bir darlık olmasın, Allahın emri de fi'le çıkarılmış bulunuyor
(Habîbim) hatırla o zamanı ki Allahın kendisine ni'met verdiği ve senin de yine kendisine lûtufta bulunduğun zâte sen: «Zevceni uhdende tut. Allahdan kork» diyordun da Allahın açığa çıkarıcısı olduğu şey'i içinde gizliyor, insanlar (ın dedi kodusun) dan korkuyordun. Halbuki Allah kendisinden korkmana daha çok lâyıkdı. Şimdi mademki Zeyd o kadından ilişiğini kesdi, biz onu sana zevce yapdık. Tâki oğullarının kendilerinden ilişkilerini kesdikleri zevceler (ini almakda) mü'minler üzerine günâh olmasın. Allahın emri yerine getirilmişdir.
Hani (sen), kendisine hem Allah'ın ni'met verdiği, hem de senin ni'met verdiğin kimseye (Zeyd'e): “Zevceni üzerinde (nikâhında) tut ve Allah'dan sakın!” diyordun; Allah'ın, kendisini ortaya çıkarıcı olduğu şeyi ise, içinde gizliyordun ve insanlardan çekiniyordun.(1)Hâlbuki Allah, kendisinden çekinmene daha lâyıktır. Buna rağmen Zeyd (kendisini fazîlet cihetiyle ona koca olarak denk görmediğinden) ondan ihtiyâcı (olan boşamasını) yerine getirince, onu sana (biz) nikâhladık; tâ ki, kendi(zevce)lerinden alâka(larını) kestikleri zaman evlâdlıklarının zevceleri (ile evlenmeleri husûsu)nda mü'minlere bir zorluk olmasın!(2) Ve Allah'ın emri, (böylece) yerine getirilmiş oldu.
(1)Resûl-i Ekrem (asm)’ın içinde gizlediği şey, Zeyneb vâlidemiz (ra)’nın kendisine zevce olacağını vahye dayanarak önceden bilmesidir. (Beyzâvî, c. 2, 247)(2)“ ‘Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın -Zeyneb’i- tezevvücünü (kendine zevce olarak almasını); eski zaman münâfıkları gibi, yeni zamânın ehl-i dalâleti (dinsizleri) dahi medâr-ı tenkid (tenkid sebebi) buluyorlar, nefsânî, şehevânî telakkī ediyorlar’ diyorsunuz. El-cevab: Yüz bin def‘a hâşâ ve kellâ! O dâmen-i muallâya (yüce şerefe) şöyle pest şübehâtın (alçak şübhelerin) eli yetişmez. (...) Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hizmetkârı veya ‘oğlum’ hitâbına mazhar olan Zeyd (ra), rivâyet-i sahîha ile, i‘tirâfına binâen, izzetli zevcesini kendine ma‘nen küfüv (denk) bulmadığı için tatlîk etmiş (boşamış). Yani: Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, ma‘nevî imtizaçsızlığa(kaynaşmamaya) sebebiyet verdiği için tatlîk etmiştir. Allah’ın emriyle Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış; yani ****** [Onu sana (biz) nikâhladık] (meâlindeki âyet)in işâretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî (semâda kıyılan bir nikâh) olduğuna delâletiyle (işâretiyle), hârikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriyenin fevkinde (örf ve âdetlerin üzerinde), sırf kaderin hükmüyledir ki Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o hükm-i kadere inkıyad göstermiştir ve mecbûr olmuştur. Nefis arzusuyla değildir.” (Mektûbât, 7. Mektûb, 20-21)Ayrıca bakınız; (sahîfe 424, hâşiye 1)
İlyas Yorulmaz
Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de nimet verdiğin kimseye “Allah’dan sakın, eşini boşama” derken, insanlardan korkarak Allah’ın nefsinde olanı açıklamasından korkuyordun. Hâlbuki Allah kendisinden korkulmaya daha çok layık olandır. Zeyd eşinden boşanmayı gerçekleştirince, Zeyd’in boşadığı eşinin seninle evlenmesini sağladık ki, evlatlıkların boşanmış eşleriyle inananların evlenebilecekleri konusunda bir zorluk olmasın. Allah’ın, emri böyle yapılmıştır.
Hani Allah/ın da nimet ve lûtfuna, senin de nimet ve lûtfuna nail olan kimseye [¹] «— Zevceni tut [²] , Allah/tan sakın» diyordun. Allah/ın ortaya çıkaracağı şeyi kalbinde saklıyordun [³], halktan korkuyordun, halbuki korkulmaya en ziyade lâyık olan, Allah/tır. Vaktaki Zeyd onun dileğini yerine getirdi, boşadı. Mü/minler hakkında oğulluklarının kadınlarını, dileklerini yerine getirdikten sonra [⁴] almaları hususunda beis görülmesin diye biz seni onunla evlendirdik. Allah/ın emri elbette yapılır.
İsmail Hakkı İzmirli Ahzab Suresi 37. Ayet Açıklaması
[1] Müslüman olmak ile Allah'ın, azat olmak ile peygamberin lûtfuna nâil olan Zeyd ibn-i Harisiye.[2] Zeynep bint-i Cahş'i boşama, ona iyi muamele et.[3] Zeynep cemaliyle, hasep ve nesebiyle iftihar ederdi. Azatlı köleye vardığından dolayı teessür içindeydi. Peygamberimiz iptidadan onu istediği vakit kendisi için istiyor zannına düşmüştü. Buna mebni arada geçimsizlik baş gösterdi. Peygamberimiz Zeyd'e boşamamasını tembih etmişti; Fakat Zeyd'in boşayacağı kendilerinin Zeyneb'i alacağı kalb-i pâklarına vahiy olunmuştu veya Zeyd boşarsa Zeyneb'in arzusu veçhile onu almak hatırından geçmişti; fakat bunu halkın, “bak oğlunun zevce i metrukesini aldı” diyeceklerini düşünerek kimseye söylemiyordu. Zeyd tenbih-i Nebi hilâfına olarak Zeyneb'i boşadı, peygamberimiz bu kere Zeyneb'i aldı, bununla bilfiil, oğullukların oğul olduğunu, zevce-i metrukelerini almanın caiz olduğunu, ahkâm-ı şahsiyeden bir husus hakkındaki hükm-ü şeriatı beyan etti, işte bu hususu ketmetmemesini Cenab-ı Hak tembih buyurmuştu. Beyzavî ve Ebussuut, Celâleyn gibi müfessirlerin ve onlara muvafık olanların bu baptaki izahları asla doğru değildir, bu beyan ilm-i hadise vukufsuzluğu gösterir, hayır, büyük bir hata ve hatiedir. Nitekim Ahmed es-Sâvî Celaleyn haşiyesinde bunu tasrih ediyor.[4] Boşayıp iddet çıktıktan sonra.
Kadri Çelik
Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine (azat etmek suretiyle) nimet verdiğin kişiye, “Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın” diyordun da insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi (boşayacağı eşiyle evlenmesini emreden ilahi hükmü) kendi nefsinde saklı tutuyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd ondan ilişiğini bitirince, evlatlıkları kendileriyle ilişiğini bitirdiği (boşadığı) zaman onlarla evlenme konusunda müminler üzerine bir güçlük olmasın diye biz onu seninle evlendirdik. Böylelikle Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Ey Muhammed! Hatırla; hani Allah’ın İslâm nîmetiyle şereflendirereklütufta bulunduğu ve senin de kölelikten kurtarıp evlatlık edinerek kendisine iyilik ettiğin ve daha sonra, Kureyş soylularından olan halanın kızı Zeyneb binti Cahş ile evlendirdiğin Zeyd bin Harise’ye, o ne zaman eşini boşamak için sana danışsa, “Ey Zeyd, Allah’ın razı olmayacağı bir iş yapmaktan sakın; bana kalırsa hanımını boşama!” diyordun. Oysa bu evliliğin yürümeyeceğini gâyet iyi biliyordun. Üstelik Allah, evlatlığın boşadığı bir kadınla evlenmeyi haram sayan bir geleneği kökünden söküp atmak için, Zeyd’in boşayacağı kadınla evlenmen gerektiğini sana bildirmişti. Fakat sen, Allah’ın yakında açıklayacağı şeyi içinde gizliyordun. Çünkü evlatlığın boşadığı kadınla evlenmeyi çok çirkin bir davranış olarak gören toplumun tepkisinden ve seni yıpratmak için fırsat kollayan kötü niyetli insanların dedikodularından çekiniyordun. Oysa asıl Allah’tan çekinmen ve kendine ne kadar da ağır gelse, O’nun hükmünü uygulaman gerekiyordu. Nihâyet Zeyd eşini boşayınca, o kadınla evlenmeni sana vahiy yoluyla emrettik ki, evlatlıklarının boşadığı kadınlarla evlenme konusunda müminlerin zihninde en ufak bir şüphe ve tereddüt kalmasın ve böyle bir evlilik yapanlar, bundan dolayı herhangi bir suçlamaya maruz kalıp sıkıntı yaşamasınlar. Unutmayın, Allah’ın emri mutlaka yerine getirilir! İşte bu yüzden Peygamber, Allah’ın emrini yerine getirerek Zeynep’le evlendi. Nitekim:
Hani, Allah’ın da nimet verdiği, senin de nimet verdiğin kimseye:
-“Eşini (nikâhında) tut! Allah’tan sakınıp korun!” diyordun.
Allah’ın açıklayacağı şeyi içinde gizliyor, İnsanlar’dan çekiniyordun.
Oysa kendisinden çekinmene Allah en layıktır.
Müminler üzerine, onlardan ilişik kestikleri zaman evlatlıklarının eşleriyle evlenmelerinde sıkıntı olmayacağı için Zeyd eşiyle ilişiğini kestiğinde / boşadığında onu sana eş yaptık.
Allah’ın emri yapılagelmiştir.
(Ey Muhammed!) Allah’ın kendisine (îman) nîmeti verdiği, senin de kendisine (kölelikten azat) nîmeti verdiğin kişiye:1 “Eşini boşama ve Allah’tan sakın.” diyordun. İnsanlardan çekinerek Allah’ın (ileride) açığa vuracağı şeyi2 kendi nefsinde gizliyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha lâyıktı.3 Sonunda Zeyd,4 ondan ilişkisini kesip (boşayınca), Biz onu seninle evlendirdik.5 Biz bunu, evlatlıklarının ilişkilerini kesip (boşadıkları kadınlarla) mü’minlerin evlenmelerinde bir güçlük olmaması için yaptık. Böylece Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu.
1 Bu kişi Peygamberimizin evlatlığı diye bilinen azatlı kölesi Zeyd b. Harise’dir. Efendimiz daha sonra bu zatı halasının kızı Zeyneb b. Cahş ile evlendirmişti.2 Peygamberimizin Zeynep’le evlenmesinin Allah tarafından emredileceğini veya Zeyd’le Zeyneb’in boşanacaklarını… Zira Zeyneb’in gönlü Zeyd’e bir türlü ısınmamıştı. Çünkü o asil bir aileden geliyor, Zeyd ise azatlı bir köle idi ve aralarında denklik (küfüv) bulunmuyordu. Bunu da Peygamberimiz biliyordu, ama evlenmelerini kendisi istediği için bir türlü söyleyemiyordu.3 Hz. Aişe: “Eğer Peygamber (s.a.v) Allah’tan aldığı vahiylerden herhangi birini gizlemek isteseydi, bu âyeti gizlerdi.” demiştir. (Kurtubî)4 Zeyd b. Harise: Zeyd b. Harise’nin anası Su'da, oğlu Zeyd’le beraber kendi kavmini ziyarete gitmişti. Cahiliye döneminde Kayn b. Cisr Oğullarının süvarileri Ma'n Oğullarının evlerine baskın yapıp, Zeydi esir aldılar ve Ukâz Pazarına getirip, satılığa çıkardılar. Hakîm b. Huzam, halası Hz. Hatice hesabına dört yüz dirheme onu satın aldı. Hz. Hatice de Rasulullah’la evlenince onu Rasulullah’a hibe etti. Onu kaybetmiş olan babası Harise, acıklı beyitler söyleyerek onu aramış, sonra Harise’nin kabîlesi olan Kelb kabîlesinden bir takım kimseler Hacca gelmişler ve Zeyd’i Mekke’de görmüşler. Zeyd onlara kendisini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve gidip babasına bildirmişler ve yerini tarif etmişler. Bunun üzerine Hârise ve biraderi Kâ'b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar, Mekke’ye gelip, Peygamber Efendimizin yanına gittiler ve: “Ey Muttalibin oğlu! Siz Allah’ın Harem-i Şerifi’nin ehlisiniz, siz zahmettekileri kurtarır, esirleri doyurursunuz, biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik, bize lütfet, takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle ve onu azat et.” dediler. Efendimiz: “O ne?” buyurdu, “Zeyd b. Harise” dediler. Efendimiz bunun üzerine: “Haydin çağırın onu ve muhayyer bırakın. Eğer sizi tercih ederse fidyesiz sizin olsun, yok eğer beni seçerse vallahi ben, beni seçeni bırakamam” buyurdu. Zeyd’i çağırdılar ve Zeyd: “Ben sana karşı kimseyi tercih edemem, sen benim hem babam hem amcamın yerinesin” dedi. Bunun üzerine babası ve amcası: “Yazıklar olsun sana ey Zeyd! Köleliği hürriyete, babana, amcana ve ehl-i beytine tercih mi ediyorsun?” dediler. Zeyd de: “Ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki ona karşı hiç kimseyi tercih edemem” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah: “Şahit olun Zeyd benim oğlumdur, bana vâris olacak ben de ona vâris olacağım” buyurunca babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu ve memnun olarak dönüp gittiler. Bundan sonra İslam gelene kadar o, “Zeyd b. Muhammed” diye çağırıldı. Rasulullah azatlı cariyesi Ümm-i Eymen’i ona nikâhladı ve ondan oğlu Üsâme doğdu. Daha sonra onu halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile evlendirdi. Sonra Zeyd, Zeyneb’i boşayınca Efendimiz onu akrabalarından Ummü Külsüm binti Ukbe b. Ebî Müayt’la evlendirdi.5 Âyetteki bu ifâdeden; Zeynep’le Peygamberimizin evlenmesinin tamamen Allah’ın emriyle olduğu anlaşılmaktadır. Hattâ bu bir emir olduğu için aralarında ayrıca bir nikâh da kıyılmamıştır. Bu, tamamen özel bir olaydır. Bu konuyla ilgili olarak batılıların ve sonunun nereye varacağını kestiremeyen sözde Müslüman ilim adamlarının yakışıksız rivâyetlerinin ise aslı yoktur.
Muhammed Esed
VE BİR ZAMAN, 42 [ey Muhammed,] Allah'ın lütufta bulunduğu ve senin de iyilik ettiğin kişiye, 43 “Eşini terk etme ve Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!” demiştin. Ve [böylece] Allah'ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi 44 içinde gizlemiştin; çünkü insanlar[ın ne düşüneceklerin]den çekiniyordun, oysa çekinmen gereken yalnız Allah olmalıydı! 45 [Fakat] sonra Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde 46 onu seninle evlendirdik ki [gelecekte] evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlar[la evlendikleri] için müminler suçlanmasın. 47 Ve Allah'ın buyruğu [böylece] yerine getirilmiş oldu.
Ey Nebi hani sen, Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de gözetip kolladığın kişiye: – Hanımını boşama ve Allah’a karşı gelmekten sakın! Diyordun. Bu sırada sen Allah’ın açıklayacağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Hâlbuki asıl kendisinden çekinilmesi gereken Allah’tır. Nihayet Zeyd, o hanımı boşayıp onunla ilişkisini kesince, “Evlatlıklar eşlerini boşayıp ilişkilerini kesince, onlarla evlenmek için müminler üzerine hukuki bir engel kalmasın diye” seni onunla evlendirdik. Allah’ın emri böylece yerine gelmiş oldu. 2/77, 11/12
HANİ bir zamanlar Allah’ın kendisine ikram ettiği, senin de iyilikte bulunduğun kişiye diyordun ki: “Eşini bırakma ve Allah’tan kork!” Ama Allah’ın açıklayacağı şeyi sen içinde saklıyordun;[3758] zira insanlardan çekiniyordun: oysa kendisinden çekinmen gereken sadece Allah’tı.En sonunda Zeyd[3759] o kadınla ilişkisini tamamen kesip boşayınca Biz onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kesip boşadıklarında kişilerin onlarla evlenmelerinin önünde hiç bir engel bulunmasın: sonuçta Allah’ın emri yerine gelmiş oldu.
Mustafa İslamoğlu Ahzab Suresi 37. Ayet Açıklaması
[3758] 38. âyette geçen “Allah’ın yasası”ndan Allah Rasûlü’nün habersiz olduğu düşünülemez. İşte bu yasaya göre, toplumsal geleneklere dayalı fiilî durumların hukuk bilinci oluşmamış bir toplumda tartışılmaz bir hukuk normu gibi algılanmasına son verilmesi gerekiyordu. Bu gerekliliği Rasulullah da görüyor, fakat yanlış anlaşılacağından çekindiği için harekete geçemiyordu. Âyet bu maksada işaret etmektedir. Hz. Âişe bu âyet hakkında şöyle der: “Eğer Muhammed (s) kendisine indirilenden bir şey gizleseydi, bu âyeti gizlerdi.” (Buharî ve Müslim)
[3759] Kur’an’da ismen geçen tek sahabidir. Zeyd, daha önce “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye anılırdı. İlâhî uyarıyla böyle anılma şerefinden mahrum kaldı. Bunun yerine o vahyin ismen andığı tek sahabi olma şerefine nail olarak ödüllendirildi. Bunun gerekçesi ise, kişinin gerçek nesebinin sunî bir nesep ihdasıyla örtülmesine dayalı “cahiliyye tebennisi” denilen yanlış evlatlık uygulamasıdır (Bkz: 4 ve 5. âyetler, notlar 7-11).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve hatırla o zaman ki, O kendisine Allah'ın in'am ettiği ve senin de kendisine in'am ettiğin kimseye, «Zevceni kendin için tut ve Allah'tan kork,» diyordun ve kendi içerinde Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi gizliyordun ve nâstan korkuyordun. Halbuki, korkmaya en ziyâde layık olan Allah'tır. Sonra Zeyd, o kadından alakasını nihâyete erdirince onu seninle evlendirdik. Tâ ki oğulluklarının alakalarını zevcelerinden kestikleri zaman o zevcelerde mü'minler üzerine bir darlık (bir günah) olmasın. Ve Allah'ın emri yerine getirilmiş oldu.
Hani hem Allah'ın nimet ve ihsanına, hem de senin iyiliğine nail olmuş olup da hanımını boşamaya karar vermiş olarak sana danışmaya gelmiş olan kişiye sen: “Eşini yanında tut Allah'tan kork! ” demiştin. Allah'ın açığa çıkaracağı bir durumu içinde saklamıştın, çünkü insanlardan çekinmiştin. Halbuki asıl Allah'tan çekinmen gerekirdi. Neticede, Zeyd eşini boşayıp onunla ilişkisini kestikten sonra, Biz onu sana nikâhladık ki, bundan böyle evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri, onları boşadıkları zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri her zaman gerçekleşir. [4, 23]
Allah’ın ve Peygamberimizin ihsanlarına nail olan şahıs, Zeyd ibn Harise (r.a)’dır. Çocuk iken esir düşüp köle olarak satılan Zeyd’i Hz. Hatice (r.a) almış, daha sonra Hz. Peygamber (a.s.) ile evlendiği zaman ona hediye etmişti. Bilahare ailesi fidye vererek geri almak istedi. Peygamberimiz, isterse fidyesiz olarak ailesine gitmesi hususunda onu muhayyer bıraktı. O ayrılmak istemeyince Hz. Muhammed (a.s.m.) onu evlat olarak ilan etti. Hz. Peygamber, Zeyd’in, halası Ümeyme’nin kızı Zeyneb ile evlenmesine vesile oldu. Fakat Zeyneb, köle asıllı olan Zeyd’i kendisine denk saymadığından, işin başından beri onunla uyum sağlayamadı. Sonunda Zeyd Hz. Peygambere gelip evliliğe son vermek istediğini söyledi. Durumu izleyen Hz. Peygamber (a.s.m) bu neticeyi yerinde bulmakla beraber Zeyd’in yüzüne karşı söylemek de istemedi. “Eşini yanında tut!” diye asıl temennisini dile getirdi. Zeyd boşayıp iddetini doldurunca Zeyneb serbest kaldı. Peygamberimiz çekinmesine rağmen, Allah onunla evlenmesini emretti. Böylece evlatlık kurumunu ilga işinde Hz. Peygamber, kendi nefsinden örnek vermek imtihanı ile karşı karşıya kaldı. Hz. Peygamberin, bir gün Zeyneb’in güzelliğinin farkına varması neticesinde Zeyd’in onu boşadığı zannını uyandıran ve nakil yönünden de sahih olmayan rivayetin, muhtevası da makul değildir. Zira halası kızı olarak öteden beri tanıyıp evlenmelerinde de tam bir aracılık yapan Hz. Peygamber’in onu yeni fark ettiği iddiasını doğru bulmak mümkün değildir.
Süleyman Ateş
Allah'ın ni'met verdiği; senin de kendisine ni'met ver(ip hürriyete kavuştur)duğun kimseye: "Eşini yanında tut, Allah'tan kork" diyordun, fakat Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekiniyordun; oysa asıl çekinmene layık olan, Allah idi. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıyle ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda mü'minlere bir güçlük olmasın. Allah'ın buyruğu (her zaman) yerine getirilmiştir.
Bu âyette işâret edilen zât, Zeyd ibn Hârise'dir. Çocukluğunda annesinden çalınıp köle diye satılmış ve Hz. Hatice kendisini satın almıştı. Hz. Hatice'nin hediye ettiği bu çocuğu, peygamberimiz âzâdedip evlâd edînmişti. Allah'ın Elçisi, Zeyd'i çok severdi. Onu evlâd edindiği gibi, âzâdlı câriyesi Ümmü Eymen ile de evlendirmiş, daha sonra da halasının kızı Zeyneb binti Cahş'ı ona nikâhlamıştı. Fakat şerefli bir âileden geldiği için bir köle âzâdlısı ile evlenmekten hoşlanmayan, sırf Allah Elçisinin hatırı için evlenen Zeyneb, bir türlü ısınamadığı Zeyd'e karşı asaletiyle övünürdü. Bir süre buna sabreden Zeyd, sonunda Allah'ın Elçisine varıp, Zeyneb'den ayrılmak istediğini söyledi. Allah'ın Elçisi de bu hoşnutsuzluğa bir son vermek için ayrılmalarını, içinden uygun bulduysa da bunu Zeyd'in yüzüne söylemedi. "Karını yanında tut!" dedi. Peygamberimizin içinde gizlediği, bu huzursuzluğun giderilmesi için, boşanmanın uygun olacağı ve sırf kendisinin hâtırına, bir köle âzâdlısı ile evlenmeğe razı olan Zeyneb'in ve âilesinin incinen onurunu onarmak amacıyla onu da temiz eşleri arasına katmak niyyeti idi. Bundan başka, uydurulan şeylerin esası yoktur. peygamberimiz, Zeyneb'in güzelliğine hayran kaldığı için onunla evlenmiş değildir. Eğer öyle olsaydı zaten kendi halasının kızı olan Zeyneb'i her zaman görüyordu. Pekalâ onu, Zeyd'den önce kendisi alabilirdi ve bundan Zeyneb'in âilesi de şeref duyardı. Zeyneb'in, Allah'ın Elçisi tarafından nikâhlanması, İslâm hukuku bakımından önemli bir hikmete dayalı idi. O zamana dek, evlâd gibi kabul edilen evlâdlığın karısıyla evlenilmezdi. Halbuki bu, hoş olmayan birtakım işlere neden oluyor ve insanları bağlayıcı bir engel oluşturuyordu. İslâm bunu kaldırıyor ve Allah, ilk önce bunu, Elçisinin uygulamasıyle halka gösteriyor ki bundan böyle evlâdlık karısıyla evlenme yasağı kalksın ve şayet evlâdlık, karısını boşarsa onun karısıyla mü'minler evlenebilsinler. Çünkü İslâm, öz oğul biçiminde bir evlâdlık anlayışını kabul etmemektedir. Evlâd, ancak insanın kendi öz oğludur. Allah'ın koyduğu yasa böyledir. İnsan birini evlâdı gibi sevebilir ama onun boşadığı karısıyla da gerektiğinde evlenebilir. Çünkü evlâd gibi sevdiği o insan, aslında kendi oğlu değil, dîn kardeşidir.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan kork" diyordun ama aslında insanlardan çekinerek Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha doğru olur. Zeyd eşiyle ilişiğini kesince onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiğinde onlarla evlenmek müminlerin üstünde bir sıkıntı oluşturmasın. Allah'ın buyruğu yerine gelir.
Süleymaniye Vakfı Ahzab Suresi 37. Ayet Açıklaması
[*] Evlatlıkların hanımları ile evlenmenin Nebi ile örneklendirilmesi.
Şaban Piriş
Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de nimet verdiğin kimseye:-Eşini tut ve Allah'tan sakın! diyordun. Allah'ın açıklayacağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. Allah kendisinden korkulmaya daha layıktır. Zeyd, eşiyle ilişkisini kestiğinde, biz onu sana eş kıldık. Evlatlıkları eşleriyle ilişkisini kesince, onlarla evlenmek için müminler üzerine bir günah olmadığını göstermek için Allah'ın emri yapılagelmiştir.
Hem Allah'ın nimetine, hem senin iyiliğine erişmiş olan kimseye sen “Allah'tan kork da eşini yanında tut” diyordun. Bunu söylerken, insanlardan korkarak, Allah'ın daha sonra açığa çıkaracağı birşeyi gönlünde gizliyordun. Oysa Allah korkulmaya daha lâyıktır. Sonra Zeyd onunla ilişkisini kesince, Biz onu sana nikâhladık—tâ ki, evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmekte mü'minler için bir günah olmadığı belli olsun. Böylece Allah'ın emri yerine getirilmiş bulunuyor.(14)
(14) Zeyd, Peygamberimizin âzâd ederek evlâtlık edindiği kölesiydi. Peygamberimiz daha sonra onu halasının kızı Hz. Zeynep ile evlendirmişti. Böylelikle, Peygamberimiz, âzâd edilmiş kölelerin horlandığı bir toplumda eşitlik fikrini fiilen yerleştirmeyi amaçlıyordu. Fakat eşlerin arasında denklik bulunmadığından, bu evlilik uzun sürmedi. Zeyd bu işin yürümeyeceğini anlayıp da Peygamberimize durumu açtığı zaman, o evliliği devam ettirme tavsiyesinde bulundu. Ancak daha sonra Zeyd eşini boşayıp o da iddetini doldurduğunda, Allah, Peygamberimize Zeynep ile evlenmesini emretti. Böylece, evlât edinmekle bir nesep bağının doğmadığını bildiren ve bu konudaki Cahiliyet anlayışını ortadan kaldıran İslâm dininin uygulaması da, 21’inci âyetteki “Allah Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır” beyanı uyarınca, Peygamberimizin şahsında ortaya konmuş oldu. Hz. Ayşe, “Eğer Allah’ın Resulü Kur’ân’dan birşey gizleyecek olsaydı, bu âyeti gizlerdi” demiştir. (Tirmizî, Tefsir 33:9-16.)
Yaşar Nuri Öztürk
Hani sen Allah'ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye "Eşini yanında tut, Allah'tan kork!" diyordun ama, Allah'ın açıklayacağı bir şeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysaki kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah'ın emri yerine getirilmiştir.