Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3582, sondan 2655. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 49. ayetidir. Ahzab Suresi 49. ayetinin kelime sayisi 23, harf sayısı 103 ve toplam ebced değeri ise 7540 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يا ايها الذين امنوا اذا نكحتم المؤمنات ثم طلقتموهن من قبل ان تمسوهن فما لكم عليهن من عدة تعتدونها فمتعوهن وسرحوهن سراحا جميلا
Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a[440] verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.
Hz. Peygamber’in bazı güzel nitelikleri zikredildikten sonra ona özgü hükümlere geçilirken, diğer müminlere ait hükümlerin değişmediğini anlatmak üzere bir açıklama yapılmaktadır. Buna göre bir mümin, evlenme akdi yapıp da cinsel temasta bulunmadan veya buna imkân verecek şekil ve süre içinde baş başa kalmadan (halvet-i sahîha) önce karısını boşarsa, kadının hamile kalması ihtimali bulunmadığından iddet beklemesi de gerekmemektedir. Boşamadan hemen sonra dilerse bir başka erkekle evlenmesi mümkündür. Onu “güzelce bırakmak”tan maksat boşarken ve fiilen ayrılırken incitmemektir, mehir belirlenmiş ise bunun yarısını ödemektir, bazı yorumculara göre buna ek olarak da gönlünü almak üzere bazı hediyeler vermektir (ayrıca bk. Bakara 2/ 236-237).
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da onlara (cinsel olarak) dokunmadan onları boşarsanız, onların aleyhine sizin lehinize sayacağınız hiçbir (bekleme) süresi yoktur. Onlara, geçimlik ([mehr]in yarısını) verin ve onları güzel bir şekilde bırakın (boşanın).
Bu ayet Bakara 2:237 ile birlikte okunmalıdır.,Bu ayetin öncesi ile ilgili konu bağlantısı hakkında geniş bilgi için bkz. Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], c. XXV, s. 218-219.
Bayraktar Bayraklı
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp sonra kendileriyle cinsel ilşkiye girmeden onları boşarsanız, artık onlar üzerinde sizin sayıp duracağınız bir iddet bekletme hakkınız yoktur. Onlara bir miktar yardımda bulununuz ve onları güzellikle serbest bırakınız![443]
[443] Hz. Peygamber’in aile hayatı hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 326-334.
Erhan Aktaş
Ey iman edenler! Mü'min kadınlarla evlenip, sonra onlara dokunmadan boşarsanız, onların iddet süresince beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Böyle bir durumda onları hemen yararlandırın¹ ve güzellikle ayrılın.
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikâhlayıp da, sonra (anlaşamayacağınızı anlayıp) onlara dokunmadan (zifaf olmadan önce) boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. (Ama) Bu durumda (uygun bir tavırla) onları yararlandırın (yeterli miktar mut’alarını: Tanışma ve dayanışma paylarını verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları boşayıverin.
Ey inananlar, inanan kadınları nikahladıktan sonra onlara dokunmadan boşarsanız onlar için sayacağınız bir bekleme müddeti yoktur; onlara geçinecek bir şey verin ve güzellikle bırakın.
Ey inananlar! Mü'min kadınları nikahlayıp sonra ilişkide bulunmadan boşarsanız, onları iddet müddetince bekletmeniz gerekmez. O halde onlara bağışta bulunarak, onları memnun edin ve onları zarar ve eziyet vermeksizin serbest bırakın.
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikâhladığınız zaman, henüz zifafa girmeden onları boşar, boşanma kararı alırsanız, onları, mahkemeye, hakemlere veya âlimlere hesaplatacağınız bir iddet süresince bekletmeye hakkınız yoktur. Onları hemen dünyalık vererek, ihtiyaçlarını karşılayarak güzel bir şekilde serbest bırakın.
Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlar da sonra kendilerine dokunmadan boşarsanız sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Onlara geçimlik birşeyler verin ve kendilerini güzel bir tarzda salıverin.
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir tarzda onları salıverin.
Ey müminler! Mümin hanımları nikâh edip de, sonra kendilerine dokunmadan (onlarla başbaşa kalmadan) onları boşarsanız, artık üzerlerine sayıp duracağınız bir iddet (üç hayız müddeti kadar bir bekleyiş) size yoktur; (hemen başka bir kocaya varabilirler). Bu takdirde onlara, hemen nikâh haklarını verip kendilerini güzel bir şekilde boşayın.
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhladığınız, sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, onlar üzerinde tamamlanmasını bekleyeceğiniz bir iddet hakkınız yoktur. Artık onları faydalandırın ve güzel bir şekilde salıverin.
Ey inanmış olanlar! inanlı kadınlarla evlenmiş bulunup da, dokunmadan boşarsanız onları, saya günü saymak gerekmez size, onlara meta verin, güzellikle, tatlılıkla bırakın!
Ey inananlar! Mü'min kadınları nikâhlayıp da henüz dokunmadan onları boşarsanız, onları iddet müddetince beklemeniz gerekmez. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.
Zifaftan önce boşanan kadına, önceden tayin edilmiş bir mehir varsa onun yarısı verilir. Yoksa bağış yapılır. Bu bağışın belli bir miktarı yoktur. Bu şekilde boşanmış kadın iddet beklemeden evlenebilir.
Edip Yüksel
Ey inananlar, inanan kadınları nikahladıktan sonra, onlarla cinsel ilişkiye girmeden boşarsanız, (bir başkasıyla evlenmelerinden önce) onların size bir bekleme süresi borcu yoktur.
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, sizin için üzerlerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Derhal müt'alarını (mehirleri belirlenmediği takdirde yararlanacakları bir mal) verip onları güzel bir şekilde salıverin.
Ey o bütün iyman edenler! Mü'minleri nikâh ettiğiniz, sonra onlara dokunmadan talâk verdiğiniz vakıt üzerlerinde sayacağınız bir ıddet hakkınız yoktur, derhal müt'alarını verib onları güzel bir surette salıverin
Ey îman edenler, mü'min kadınları nikâhlayıb da sonra, kendilerine dokunmadan, onları boşadığınız zaman sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yokdur. O suretde onları fâidelendirib kendilerini güzel bir şekilde salıverin.
Ey îmân edenler! Mü'min kadınları nikâh eder de sonra kendilerine dokunmanızdan önce onları boşarsanız, bu durumda sizin için onların üzerinde sayacağınız bir iddet (süresi bekletme hakkınız) yoktur. Hemen onları (mehirlerinin yarısıyla) faydalandırın ve onları güzelce bir bırakmayla (incitmeden) güzellikle salıverin!
Ey İman edenler! İnanan kadınlarla evlendiğinizde, onlarla evlilik ilişkisine girmeden boşarsanız, kadınlar için belirlenen iddet günlerini (dört ay on günü) saymanıza gerek yoktur. O kadınların geçimliklerini sağlayın ve (haklarını çiğnemeden, eziyet etmeden) onları güzellikle bırakın.
Mü/minler! Mü/min kadınları, nikâh edip onlara dokunmadan evvel boşarsanız sizin onlar hakkında sayacağınız hiçbir iddet yoktur. Onlara, mehir takdir olunmamış ise istifade edilecek bir şey verin, onlara iyi bir surette yol verin [³].
İsmail Hakkı İzmirli Ahzab Suresi 49. Ayet Açıklaması
[3] Haklarını kesmeyin, onlara zarar vermeyin.
Kadri Çelik
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık onları (yetecek miktarda) yararlandırın ve onları güzel bir salıverişle salıverin.
Ey iman edenler! Mümin veya Kitap Ehlinden olan bir kadınla evlenir, fakat henüz kendisine dokunmadan —yani gerdeğe girmeden— onu boşarsanız, evlilik o anda bitmiş olur. Artık kadın serbesttir, dilerse bir başkasıyla evlenir, dilerse yeni bir nikah ve mehir ile eski kocasına geri döner (2. Bakara: 228-232). Bu kadın, —gerdeğe girmiş kadınların aksine— bir başkasıyla evlenmeden önce üç ay hâli beklemek zorunda değildir ve sizin de ondan bunu istemeye hakkınız yoktur. Bu durumda, evlilik bedeli olan mehir belirlenmiş ise, ona mehrin yarısını verin. Belirlenmemiş ise, maddî gücünüz ölçüsünde, onu teselli edici hediyelerle faydalandırın ve kendisini üzmeden, rencide etmeden ve yeni bir yuva kurmasını engelleme hırsına kapılmadan güzelce bırakın. Gerdeğe girdikten sonra boşadığınız kadınlara gelince; mehir belirlenmiş ise mehrin tamamını, belirlenmemiş ise ‘mehr-i misil: ortalama bir mehir’ verin. Bütün bu hükümler, Peygamber dışındaki müminler için geçerlidir. Peygambere gelince:
Ey iman edenler!
Mümin kadınları nikâhlayıp, sonra dokunmadan boşadığınız zaman onlara iddet saymanıza gerek yoktur.
Onlara geçimliklerini verin!
Onları güzel bir şekilde salıp bırakın!
Ey îman edenler! Müslüman kadınları nikâhlayıp sonra henüz zifafa girmeden1 onları boşarsanız bu durumda sizin onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur.2 Bir de onlara bir miktar mal verin3 ve onları güzellikle serbest bırakın.
1 Halvet-i sahîha: İki kişinin özellikle bir erkek ve bir kadının bir yerde yalnız kalmasıdır. Halvet, sahih ve fâsit olmak üzere ikiye ayrılır. “Sahih halvet,” eşlerin sahih bir nikâh akdinden sonra, kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği, ev veya kapalı sayılan bir yerde yalnız başlarına kalmasıdır. Eşler, umuma açık yerlerde baş başa kalsa, bununla sahîh halvet gerçekleşmez. Sahih halvet engelleri üç tanedir: a. Tabiî engel: Eşlerin yanında, yedi yaşlarından büyük ve temyiz gücüne sahip üçüncü bir şahıs bulunması halvet için bir engeldir. b. Hissi engel: Eşlerden birisinin diğerine yaklaşamayacak derecede sakat, özürlü ve hasta olması. c. Şer’î engel: Eşlerin birbirine yaklaşmasını şer’an haram kılan haller, şer’î engel sayılır. Ramazanda oruçlu olmak, ihramda bulunmak, itikâfta olmak, hayız ve nifaslı bulunmak, gibi. Yukarıdaki şartlar tam olarak bulunmazsa halvet, fâsit halvet olur. Hanefi ve Hanbelîlere göre, cinsel birleşme hükmünde olan sahih halvetin sonuçları şunlardır: 1. Tam mihre hak kazanma. Koca, karısını sahih halvetten sonra boşarsa, kadın daha önce belirlenmiş olan mihrin tamamına hak kazanır. 2. Doğacak çocuğun nesep hakkı. Kadın, sahih halvetten sonra boşanır ve halvetten altı aydan daha fazla zaman sonra çocuk dünyaya getirirse, çocuğun nesebi bu babaya bağlanır. 3. İddet. Kadın, sahih veya fâsit halvetten sonra boşanmışsa, boşanma iddeti bekler. 4. İddet nafakası. Boşayan kocanın iddet süresince, kadının mâişet, giyim ve mesken ihtiyacını karşılaması gerekir. Yukarıdaki esaslar evli çiftlerle ilgilidir. Evli olmayan ve birbirinin mahremi de bulunmayan bir erkekle bir kadının, üçüncü bir kişinin giremeyeceği kapalı yerlerde yalnız baş başa kalması veya kadının sefer mesafesinden uzak yerlere yanında mahremi bulunmaksızın yolculuğa çıkması caiz değildir. Bu konuda, Hz. Peygamber’den çeşitli hadisler nakledilmiştir: “Hiç bir erkek yabancı bir kadınla, baş başa kalmasın ve hiç bir kadın da mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmasın” buyurdu. Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın elçisi! Ben falanca gazveye katılmak için yazıldım. Karım da hac için yolculuğa çıktı.” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Git, sen de hanımınla birlikte haccet” buyurdu. (Buhârî, Müslim) “Kadın, yanında kocası veya mahrem bir hısımı bulunmadıkça, üç günden fazla yolculuğa çıkmasın.” (Buhârî, Ebû Dâvud, Dârimî) Halvet-i sahîha olan kadın, zifafa girmiş sayılır ve iffetinden şüphe edilir. Ama bu, onun iffetsiz olduğu anlamına gelmez. Bir kadının, ona bakmak ve dokunmak haram olacak derecede yakın bir erkek akrabasıyla, yolculuk yapması ve baş başa kalması caiz olur. Anne, nine, kız, kızın kızları, kız kardeş, kardeşlerin kızları, hala ve teyze gibi nesep hısımları ile kayın valide gibi sıhrî hısımlar buna dâhildir. Ayrıca kendileriyle halvette bulunmanın caiz olmadığı kimselerle bir arada bulunmak İslâm’ın uygun görmediği ve yasakladığı bir husustur. Kadın ve erkeğin “ihtilâtı” (karışık oturması) durumunda haram nazarın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır. Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Rasulullah (s.a.v)’in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Rasulullah (s.a.v): “ondan gizlenin” dedi. Bunun üzerine “Ya Rasulullah! O âmâ değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?” dedim. Rasulullah (s.a.v) “Siz ikiniz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?” dedi (Tirmizi).2 İddet: Eşinden ayrılan kadının, tekrar evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süre, demektir. Bu süre; boşananlarda; “üç ay hali,” kocası ölenlerde; “dört ay on gün,” hamilelerde ise “doğuruncaya kadardır.” Bk. (Bakara: 226, 228, 234, Talak: 1-4, dipnotları) Kadınların iddet beklemesi, kocalarının onlar üzerindeki hakkıdır. Bu da neslin muhafazası içindir. 3 Mihir: Evlenme sırasında erkek tarafından kadına ödenen, dinen alt ve üst sınırı belirlenmeyen, tarafların anlaşacakları bir miktar mal veya para, demektir. Peygamberimiz (s.a.v) mihirsiz hiç bir evliliğe müsaade etmemiştir. Mihir, kadının hakkıdır. Mihir, evlilik hayatı süresince veya kocasını kaybetmesi veya boşanması hâlinde, yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar kadın için bir yedek akçe, niteliğindedir. Bu âyetteki durumda erkek, kadına eğer mihir belirlenmişse mihrin yarısını, belirlenmemişse makul bir miktar mal verir. Bk. (Bakara: 236, 237)
Muhammed Esed
SİZ EY imana ermiş olanlar! Mümin kadınlarla evlenir ve fakat onlara dokunmadan boşarsanız, onlar adına bir iddet dönemi hesaplamaya ve (onlardan bunu) beklemeye hakkınız yoktur; 55 o halde [hemen] ihtiyaçlarını karşılayın ve en güzel şekilde bırakın. 56
Ey iman edenler, mümin kadınları nikâhlayıp, sonra da gerdeğe girmeden onları boşarsanız onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Şu halde onlara belirlediğiniz mehirlerini ve boşanma tazminatlarını verin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın! 2/221...242, 65/1...6
SİZ ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlar da onları gerdeğe girmeden önce boşarsanız, onlara karşı iddet hesaplama hakkınız yoktur; şu halde derhal onlara dünyalıklarını verin ve kendilerini güzellikle salıverin.[3771]
Mustafa İslamoğlu Ahzab Suresi 49. Ayet Açıklaması
[3771] Krş: 2:234 ve 65:1-7. İddet nesebin sıhhati içindir. Buna göre, “hamilelik yoksa iddet de yoktur” denilebilirse de, boşanma eyleminin nesepten öte duygusal ve sosyal boyutları da olduğu aşikârdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ey imân etmiş olanlar! İmân sahibesi olan kadınları nikâh ettiriniz, sonra da onları daha kendilerine temas etmeden evvel boşadığınız vakit, artık sizin için onların üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. O halde onları fâidelendiriniz ve onları güzelce bir sûrette salıveriniz.
Ey müminler! Mümin kadınlarla nikâh akdi yapıp da onlara dokunmadan kendilerini boşayacak olursanız, onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Bu durumda bağışlayacağınız hediyelerle onları memnun ederek güzel bir şekilde boşayın. [2, 228. 236-237]
Müt’a: Koca tarafından boşadığı karısının gönlünü almak için vermesi gereken mal, para, elbise gibi şeylerdir.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, inanan kadınları nikahlayıp da henüz onlara dokunmadan boşarsanız, onların üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Hemen müt'alarını verin (biraz geçimlik verip memnun edin) ve onları güzellike serbest bırakın.
Boşanan kadın, üç temizlik süresi geçmeden evlenemez. Ancak kadın, henüz kendisine dokunulmadan boşanmış ise hiç beklemeden evlenebilir.
Süleymaniye Vakfı
Ey iman etmiş kişiler! Mümin kadınlarla nikahlanır da ilişkiye girmeden boşarsanız onların, sizden dolayı iddet beklemeleri gerekmez. Onlara yararlanacakları bir şey verin ve onları güzellikle serbest bırakın.
-Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp, sonra da onlarla ilişkiye girmeden boşadığınız zaman, onlara iddet saymanıza gerek yoktur. Onlara geçimliklerini verin ve onları güzel bir şekilde bırakın.
Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikâhladıktan sonra kendilerine dokunmadan boşadığınız takdirde, onlar için saymanız gereken bir iddet yoktur. Yalnız onları gönül alacak birşeylerle faydalandırın ve güzellikle boşayın.(17)
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da kendilerini, onlara dokunmadan boşarsanız, sizin belirleyeceğiniz bir iddet boyunca onları bekletme hakkınız yoktur. O halde, böyle durumlarda onları nimetlendirin ve kendilerini güzelce serbest bırakın.