Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3609, sondan 2628. ayet; 34. sure ve Sebe' Suresinin 3. ayetidir. Sebe' Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 32, harf sayısı 122 ve toplam ebced değeri ise 11503 olarak hesaplanmıştır. Sebe' Suresinin toplam ebced değeri 254246 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وقال الذين كفروا لا تأتينا الساعة قل بلى وربي لتأتينكم عالم الغيب لا يعزب عنه مثقال ذرة في السموات ولا في الارض ولا اصغر من ذلك ولا اكبر الا في كتاب مبين
İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
İlk âyette yüce Allah’ın ilmiyle ilgili bir tasvire yer verilmiştir. Bu tasvire göre insanın yakın çevresinde mevcut bulunan veya olup biten maddî ve mânevî, açık ve gizli bütün varlık ve olaylar Allah Teâlâ’nın bilgisi dahilindedir (Taberî, XXII, 59; İbn Atıyye, IV, 404). Şu halde O’ndan başkasına kulluk etmek insana yaraşmaz. “Ona yükselen” anlamına gelen cümlede “ilâ” değil “fî” edatının kullanılmasındaki incelik şöyle açıklanır: İlâ “sona ulaşma”yı, fî ise “içine girip nüfuz etme”yi ifade eder. Bu kullanımda, iyi amellerin göğe yükselip orada kalmayacağına, göğü aşıp Allah katında kabul göreceğine işaret vardır (Râzî, XXV, 240). 3. âyette Allah’ın –insanın kendi imkânlarıyla bilgisine ulaşamayacağı bir alan olan– gaybı da bildiği, evrendeki bütün varlık ve olayların en küçük ayrıntısına kadar açık bir kitapta kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Müfessirlerin çoğuna göre bu kitaptan maksat levh-i mahfûzdur. Bunu şöyle anlamak da mümkündür: Gerek duyular âlemine dahil gerekse bunun ötesindeki her şey Allah katında apaçık bir kitap gibi mâlûmdur, bütün ayrıntılarıyla O’nun tarafından bilinmektedir (ayrıca bk. En‘âm6:59). İnkârcıların insanların yapıp ettiklerinden hesaba çekilecekleri bir günün gelmeyeceği yönündeki iddiası, evrenin sonsuz olduğu, sadece değişebileceği ama asla yok olmayacağı fikrini içerir ki bu iddia aynı zamanda insanın varlığını anlamsız ve değersiz kabul etme mânasına gelir. Bazı tefsirlerde, âyette genel bir ifadeyle inkârcılara atfedilen bu sözün Ebû Süfyân tarafından söylendiğine dair bir rivayete yer verilir. Bu rivayete göre bir gün Ebû Süfyân, “Ne gelecek bir son saat var, ne kıyamet var, ne de haşir var” diyerek –en büyük putlardan– Lât ve Uzzâ’nın adı üzerine yemin etmişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah peygamberine, onun da aksi yönde yemin etmesini buyurdu (İbn Atıyye, IV, 405). Gayb, Allah’ın, yarattıklarından gizli tuttuğu hususlar demektir (bilgi için bk. Bakara 2:3; Mâide 5:94-96). Burada Cenâb-ı Allah’ın kendisini “gaybı bilen” şeklinde nitelemesi, kıyametin mutlaka kopacağını fakat zamanını sadece kendisinin bildiğini vurgulama amacı taşımaktadır (Taberî, XXII, 61). Elmalılı, bunun yanı sıra burada, bedenleri çürüyüp darmadağın olmuş insanların yeniden diriltilmesini imkânsız görenlere cevap verme tarzında bir mâna inceliğinin de bulunduğunu belirtir (VI, 3943).
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar, “O (Son) Saat bize gelmeyecektir!” demişlerdi. De ki: “Hayır! [Gayb]ı (bilinemeyeni) bilenRabbime yemin olsun ki o (Son Saat) mutlaka size gelecektir.” Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki apaçık bir kitapta (ilahi kanunda) bulunmasın.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:73; Tevbe 9:94, 105; Ra‘d 13:9; Mü’minûn 23:92; Secde 32:6; Fâtır 35:38; Zümer 39:46; Haşr 59:22; Cum‘a 62:8; Teğâbun 64:18; Cinn 72:26.,Burada verilmek istenen mesaj her şeyin bir yasasının bulunduğunu bildirmektir. Benzer mesaj: Yûnus 10:61.
Bayraktar Bayraklı
İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecek” dediler. De ki: “Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için, kıyamet mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ölçüsünde bir şey O'ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık bir kitaptadır.”
Gerçeği yalanlayan nankörler: “Bize o Sa'at¹ gelmeyecek.” dediler. De ki: “Bilakis! Gaybı bilen Rabb'ime ant olsun ki, o kesinlikle size gelecektir. Göklerde olsun, yerde olsun zerre kadar da olsa hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. En küçüğünden en büyüğüne kadar her şey Kitab-ı Mubin'dedir.²
İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet saati (asla) bize gelmez (ve bu dünya hayatı ve fırsatları bizden ve neslimizden sonsuza kadar gitmez.) " De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, o (kıyamet ve ahiret) muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı) dır." (İlahi bilgi merkezlerinde kayıtlıdır.)
Kafir olanlar dediler ki: Kıyamet kopmayacak; de ki: Hayır, gizli şeyleri bilen Rabbime andolsun ki kopacak kıyamet başınıza; zerre kadar bir şey bile gizli kalmaz ondan; göklerde olsun, yeryüzünde bulunsun, bundan da küçük olsun, bundan da büyük olsun, hepsi de apaçık kitaptadır.
Allah'tan gelen gerçekleri inkâr edenler: Kıyamet saati bizi asla bulmaz diye düşünürler. De ki: “İnsan kavrayışının ötesindeki herşeyi bilen Rabbim hakkı için, o saat size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar birşey bile, O'nun bilgisinden kaçamaz ve bundan daha küçük veya daha büyük birşey yoktur ki, O'nun apaçık kitabında yer almış olmasın.”
Yeniden dirilişi inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar:
“Bize, kıyametin kopacağı an gelmeyecek” dediler.
“Evet, duyu ve bilgi alanı ötesini, gaybı bilen Rabbin hakkı için kıyametin kopacağı an mutlaka size de gelecek. Göklerde ve yerde, zerre kadar bir şey O'nun ilminden kaçmaz, O'na gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, şüphesiz doğruları, hakkı ortaya koyan kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde Levh-i Mahfuz'dadır.” de.
İnkâr edenler: "Bize kıyamet gelmeyecek" dediler. De ki: "Hayır. Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki o size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey O'ndan gizli değildir. Bundan küçük olsun büyük olsun ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
İnkâr edenler, dediler ki: 'Kıyamet-saati bize gelmez.' De ki: 'Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanıda, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.'
Kâfir olanlar ise şöyle dediler: “- Bize, o kıyamet vakti gelmiyecek.” (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “-Öyle değil, doğrusu gaybi bilen Rabbim hakkı için, kıyamet muhakkak size gelecektir. O'ndan (Rabbimin ilminden), göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi muhakkak bir Kitab-ı Mübîn'dedir= Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
O kâfirler: “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Evet.. Ve bütün gizlilikleri bilen Rabbime andolsun! O kıyamet gelecektir. Gökler ve yer içinde zerre miskal bir şey ve o zerre miskalden ne küçük ne büyük hiçbir şey, O Rabbinden kaybolmaz. Bütün bunlar, Kitab-ı Mübinde (ana rehberde) yazılıdırlar.”
Kâfirler derler ki: «Bizim için kıyamet yok!», diyesin ki: «Evet! görünmezi bilen Tanrım hakkıyçin, o size gelecektir, göklerde, yerde zerre ağırlığında olan şey de, ondan ırak değildir, zerreden küçük de, büyük de hepsi belli olan kitap içredir
İnkârcılar: “Kıyamet bize gelmeyecek” dediler. De ki: “Hayır, insan kavrayışının ötesindeki her şeyi bilen Rabbimin hakkı için o mutlaka sizi bulacaktır! Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey O'ndan gizli kalmaz. Ve bundan daha küçük veya daha büyük (mikro âlemden makro âleme) hiçbir şey yoktur ki (O'nun) apaçık fermanında (bilgisinde) yer almasın.”
İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."
İnkârcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
İnkarcılar, "Saat, hiç bir vakit gerçekleşmeyecek," dediler. De ki, "Kesinlikle, Rabbime andolsun size gelecektir. O, geleceği Bilendir. Göklerde ve yerde bir atom ağırlığı O'ndan gizli kalmaz. İster ondan küçük olsun, yahut büyük olsun... Hepsi apaçık bir kitaptadır."
İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
Küfredenler ise «bize o saat gelmez» dediler, de ki hayır, rabbım hakkı için o size behemehal gelecek, gaybi bilen rabbım ki ondan Göklerde ve Yerde zerre mikdarı bir şey kaçmaz, ne ondan daha küçüğü, ne de daha büyüğü, hepsi mutlak bir «kitabı mübîn» dedir
Küfredenler: «O saat bize gelmeyecek» dedi (ler). Sen de ki (Habîbim): «Hayır, ğaybı bilen Rabbim hakkıyçün o, size mutlakaa gelecekdir. Ne göklerde, ne yerde bir zerre mıkdârı Ondan (Onun ilminden) kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) müstesna olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitabda (yazılıdır).
İnkâr edenler ise: “Bize kıyâmet gelmez” dedi(ler). De ki: “Hayır! Gaybı hakkıyla bilen Rabbime yemîn ederim ki, (kıyâmet) size mutlaka gelecektir!(2) Ne göklerde, ne de yerde zerre ağırlığınca (bir şey) O'ndan gizli kalmaz; ve ne bundan daha küçük, ne de daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık beyân eden bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!”
(2)“Mekke’de birinci safta Kur’ân’ın muhâtab ve muârızları (karşısına çıkanlar), Kureyş müşrikleri ve ümmîleri (okuma-yazma bilmeyenleri) olduğundan belâgatça (edebî yönden) kuvvetli bir üslûb-ı âlî (yüksek bir üslûb) ve îcazlı (vecîz), mukni‘ (iknâ edici), kanâat verici bir icmâl ve tesbît (hulâsa etmek ve yerleştirmek) için tekrar lâzım geldiğinden ekseriyetce Mekkiye sûreleri erkân-ı îmâniyeyi (îmânın şartlarını) ve tevhîdin mertebelerini gāyet kuvvetli ve yüksek ve i‘cazlı bir îcâz (mu‘cizeli vecîz bir ifâde) ile tekrâr edip ifâde ederek mebde’ ve meâdî (kâinâtın başlangıç ve sonunu), Allah’ı ve âhireti, değil yalnız bir sahîfede, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede; belki bazen bir harfte ve takdim, te’hir ve ta‘rif ve tenkir (belirsizleştirme) ve hazf ve zikir (kelimeyi aradan çıkarmak veya çıkarmayıp söylemek) gibi hey’etlerde (hâllerde) öyle kuvvetli isbât eder ki, ilm-i belâgatın (güzel söz söyleme san‘atının) dâhî imamları (âlimleri) hayretle karşılamışlar.” (Şuâ‘lar, 11. Şuâ‘, 236)
İlyas Yorulmaz
Doğruları inkâr edenler “Kıyamet saati bize gelmeyecek” dediler. Tam tersine, bilinmeyenleri (gaybı) bilen Rabbim, o kıyamet saatini size mutlak getirecektir. Göklerde ve yerde olan en ufak bir zerre, gerek ondan daha küçük veya ondan daha büyük olsa dahi, o saatten kaçamaz. Onların hepsi açıkça bir kitapta kayıtlıdır.
Kâfir olanlar «— Kıyamet bize gelmeyecek» dediler, sen onlara de ki gaybi bilen Rabbim hakkı için elbette kıyamet size gelecektir. Ne göklerde, ne yerde zerre kadar bir şey O/nun ilminden gizli kalamaz. Bundan daha küçük veya daha büyük hiçbir şey yoktur ki açık Kitapta bulunmasın.
Küfre sapanlar dediler ki: “Kıyamet bize gelmez.” De ki: “Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da daha büyük olanı da istisnasız mutlaka apaçık bir kitaptadır.”
Hakikati inkâr edenler, “Kıyâmet asla kopmayacak!” diyorlar. Ey Müslüman, onlara de ki: “Hayır, evrende insanların bildiği ve kimsenin bilemeyeceği herşeyi, bütün gaybı bilen Rabb’ime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka kopacaktır! Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’ndan gizli kalmaz; bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta olmasın. Sizin bildiğiniz ve bilmediğiniz her şey Allah’ın ilminde vardır. Allah her şeyi bilir”
İnkâr edenler:
-“Saat bize gelmez” dedi.
De ki:
-“Evet! Gayb’ı / Görülmeyen’i bilen rabbime yemin olsun ki size elbette gelir!
Yer’de de, Gökler’de de zerre ağırlığı O’ndan kaçmaz.
Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de ancak açıkça bir kitaptadır.
Kâfirler: “O kıyamet vakti bize gelmez.” dediler. (Sen de onlara): “Hayır ğaybı1 (sadece kendisi) bilen2 Rabbime yemin olsun ki, o (kıyamet) size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar3 bir şey bile Ondan saklı kalamaz ve bundan daha küçük veya daha büyük olan her şey, istisnasız, o apaçık kitapta (levh-i mahfuz’da4 yazılı)dır.” de.
1 Ğayb için Bk. (Hûd: 31)2 Geleceği haber verilen kıyametin ne zaman geleceğini, ölmüş, toprağa gömülmüş varlıkların ne zaman toplanacağını bilen...3 Zerre: Bir şeyin en küçük parçası (mikrop veya molekül) demektir. Zerreden daha küçüğü ise atom, elektron veya bölünemeyen en küçük parçadır. 4 Bk. (En’am: 59, Yûnus: 61, Hûd: 6, Neml: 75)
Muhammed Esed
Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, “Kıyamet Saati bizi asla bulmaz!” diye düşünürler. 2 De ki: “Hayır, insan kavrayışının ötesindeki her şeyi bilen Rabbimin hakkı için o mutlaka sizi bulacaktır!” Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O'nun bilgisinden kaçamaz; ve bundan daha küçük veya daha büyük bir şey yoktur ki [O'nun] apaçık fermanında yer almasın;
O saat bu dünyanın sonunun geleceği gerçeğine inanmayan kâfirler dediler ki: – Başımıza o saat falan gelmeyecek. Onlara de ki: – Hayır! Tüm geleceği bilen Rabbime andolsun ki o saat mutlaka başınıza gelecektir. Zira göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile onun bilgisi dışında değildir. İster bundan daha küçük olsun isterse daha büyük hepsi apaçık bir yasayla kayıt altındadır. 18/36, 27/4, 40/59, 18/49, 58/6
Ama küfürde direnenler “(Kıyamet) Saati asla gelip bizi bulmayacak!” dediler. De ki: “Hayır, Rabbime andolsun ki o mutlaka gelip sizi bulacaktır!” O, idraki aşan hakikatleri bilendir.[3806] Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’nun bilgisinden kaçıp kurtulamaz:[3807] İster bundan daha küçük olsun, ister daha büyük; bütün bunlar kesin ve net bir yazılım ve yasayla kayıt altına alınmıştır.[3808]
[3806] İlk âyetin sonundaki Allah’ı gösteren zamirin ikinci haberi olarak. Yok eğer Rabbî’nin sıfatı olarak okunursa, bu durumda bir önceki cümlenin anlamı şöyle olur: “Hayır, idraki aşan hakikatleri bilen Rabbime andolsun ki…” Ğaybın “idraki aşan hakikatler” anlamı için krş: 27:65, not 67.
[3807] Âyette geçen zerre, maddenin en küçük parçası ne ise odur. Zerre ile gerçekte neyin ifade edildiği, insanlığın bilgisi geliştikçe anlaşılmıştır. Benzer bir âyet için bkz: 10:61.
[3808] Fî kitâbin mubinindeki lugavî belirsizlik ve lafzî apaçıklığın izahı için bkz: 11:6.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve kâfir olanlar dedi ki: «Bize o saat gelmeyecektir.» De ki: «Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun ki elbette size gelecektir.» Ondan ne göklerde ve ne de yerde bir zerre miktarı ve ondan daha küçük ve daha büyük bir şey uzaklaşamaz; hepsi de ancak apaçık gösteren bir kitaptadır.
Kâfirler: “Başımıza gelecek kıyamet (dirilme ve duruşma) diye bir şey yok! ” diye iddia ettiler. De ki: “Hayır! Rabbim hakkı için o gelecektir! O gaybları bilen öyle bir Zattır ki O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre miktarı birşey bile kaçamaz. ”Zerreden daha küçük ve daha büyük hiç bir şey yoktur ki her şeyi açıklayan kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın. [7, 187; 20, 15; 10, 53; 64, 7]
İnkar edenler: "O Sa'at bize gelmez," dediler. De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey, O'ndan gizli kalmaz. Ne bundan küçük, ne de bundan büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta bulunmasın.
Görmezlikten gelenler şöyle derler: "Kıyamet saati bize dokunmaz". De ki: "Hayır, görülmeyeni bilen Sahibim'e yemin olsun ki, o, size de dokunacaktır. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile ondan kaçmaz. Onun daha küçüğü ve daha büyüğü de her şeyi beyan eden bir Kitap’tadır."
İnkar edenler:-Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki:-Hayır, Rabbi'me yemin ederim ki, o size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile gaybı bilenden gizli kalmaz. Bundan daha küçük veya daha büyük birşey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.
İnkâr edenler “Kıyamet başımıza gelmez” dediler. De ki: Evet, gaybı bilen Rabbime and olsun ki o sizin başınıza gelecek. Ne göklerde ve ne de yerde, zerre ağırlığında birşey bile Ondan uzak kalamaz. Ondan küçük olsun, büyük olsun, ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.(1)
(1) Zerre, bütünün özelliklerini taşıyan en küçük parça olarak alındığında, bundan molekül anlaşılır ki, ondan daha küçüğü de atom demek olur. Eğer zerreyi bugünkü anlayışa uygun şekilde atom olarak anlarsak, ondan küçük olan şey de atom-altı parçacıklar olur. Her iki şıkta da, Kur’ân’ın “zerreden daha küçük” olarak haber verdiği şeyin altında geleceğe ait bir haberin varlığı belli olmaktadır. Ayrıca, “atom ağırlığı” olsun, “molekül ağırlığı” olsun, bunlar birer birim olarak bilimde yer almıştır ki, âyetteki “zerre ağırlığı” deyimi, bu açıdan da dikkat çekmektedir. Açıkçası, Kur’ân, indirilişinden yüzyıllarca sonra gelecek insanlarla konuşurken onların dilini kullanıyor. Dinliyor ve tasdik ediyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk
Küfre sapanlar şöyle dediler: "Kıyamet saati bize gelmez!" De ki: "Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki, o size mutlaka ve mutlaka gelecektir! Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile Rabbimden gizli kalmaz. Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir istisna olmamak üzere, her şey apaçık bir Kitap'ta belirlenmiştir;