Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4310, sondan 1927. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 38. ayetidir. Şûrâ Suresi 38. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 3566 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (1) ق (3) bulunuyor.
Arapça Metin
والذين استجابوا لربهم واقاموا الصلوة وامرهم شورى بينهم ومما رزقناهم ينفقون
36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
Bireylerinin çoğu, başta inanç alanı olmak üzere birçok konuda bağnaz bir tutum sergiledikleri ve karanlık bir zihniyeti temsil ettiği için Câhiliye toplumu olarak nitelenen sosyal yapıda köklü bir değişim meydana getirerek insanlık için örnek bir nesil ortaya çıkarmayı hedefleyen Kur’an, bu âyetlerde, daha Mekke dönemindeyken, imanın aksiyona dönüşmesini istemekte, kişinin hem Allah’a karşı vecîbelerini yerine getirirken hem de başkalarıyla ilişkilerini düzenlerken vazgeçemeyeceği bazı hayat düsturları vermektedir. Her şeyden önce insan bu dünyada sahip olduğu imkânlara kendi hünerinin ürünü olarak bakmamalı, bunların kendisine “verilmiş” olduğunu iyi kavramalı, bunların geçici, Allah katındakilerin ise kalıcı olduğunu, kalıcı nimetleri hak etme yolunun da imandan ve Allah’a dayanıp güvenmekten geçtiğini unutmamalıdır. Bu yolda güvenli bir yürüyüş için esas alınması gereken bazı ilkelere 37-39. âyetlerde, övgüye lâyık müminlerin örnek davranışlarını tanıtma tarzında işaret edilmiştir: İnsan –başka birçok âyette belirtildiği üzere– şeytanın sürekli telkinleri altında olup günaha ve hayâsızlığa zorlanmaktadır; iyi mümin günah konusunda kendisinden emin olan değil, iradesini kullanıp olabildiğince bunlardan –özellikle büyük günahlardan– kaçınmaya çalışan kimsedir. İnsan tabiatı gereği öfkelenebilir; erdemlilik asla öfkelenmemek değil böyle bir durumda öfkesine mağlûp olmamak, gerektiğinde özveride bulunabilmek ve bağışlayıcı davranabilmektir (bu konuda bk. Âl-i İmrân 3:134). Rabbinin çağrısına uymak yani Allah ve resulünün bildirdiklerine, başka faktörlerin etkisiyle değil, içtenlikle bağlılık göstermek, kulluk görevini ihmal etmemenin somut göstergesi olarak namazı özenle kılmak, meselelerin çözülmesinde istişare yolunu izlemek, kendilerine verilen imkânları başkalarıyla paylaşmaktan sevinç duymak, haksız saldırılara karşı ortak tavır almak da iyi müminin vasıfları arasında sayılmıştır. Öfkelendiğinde bağışlayıcı olmak bir erdem olduğu gibi haksız tecavüze karşı direnme de bir erdemdir (Şevkânî, IV, 618-619; günah çeşitleri ve büyük günah hakkında bilgi için bk. Nisâ 4:31. “Hayasızlıklar” diye çevrilen ve fâhişe kelimesinin çoğulu olan fevâhiş, “çirkin işler, kötülükler” şeklinde de tercüme edilebilir, bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:135; En‘âm 6:151; Şûrâ ve istişâre hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:159).
Mehmet Okuyan
Onlar Rablerinin çağrısına cevap verir ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler (verirler).
Bu ayet Âl-i İmrân 3:159. ayetle birlikte okunmalıdır. Sureye adının verildiği [şûrâ] kelimesinin geçtiği bu ayette insanların kendi aralarındaki işlemlerde birbirlerine danışmaları gerektiği, istişareye dayalı bir hayat sürdürmelerinin çok önemli olduğu ifade edilmek istenmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Onlar, Rabblerinin çağrısına uyarlar ve namazı dosdoğru kılarlar. İşlerini birbirlerine danışarak yaparlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayırda harcarlar.
Rabb'lerinin çağrısına uyarlar ve salatı ikâme¹ ederler. Onlar, işlerini birbirlerine danışarak² yaparlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak³ ederler.
1- Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelmek. İbadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak. Yardımlaşmayı, dayanışmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak. 2- Ortak/kolektif akılla. 3- Harcarlar; hayırlı işlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım ederler.
Ahmet Akgül
Onlar Rablerinin (her emrine) icabet ederler, namazı dosdoğru yerine getirirler, (devlet, millet ve hükümet) işlerinde meşveret ederler (danışma ve dayanışma sonucu ortak kararla yönetirler.) Kendilerine verdiğimiz rızıktan da (Allah yolunda) harcayıp infak ederler.
Ve Rablerinin davetine icabet edenlere ve namaz kılanlara ve işlerini, aralarında danışarak yapanlara ve onları rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını ayırıp yoksulları doyuranlara, hayra harcayanlara.
Onlar Rablerinin davetine uyarlar. Namazlarına dikkatli ve devamlıdırlar. İşlerini aralarında danışarak yaparlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden başkalarına da harcarlar.
İman edenler, Rablerinin davetini kabul edenler, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılanlar, işlerini, kurulu düzenlerini, devletlerini, ekonomilerini, savunmalarını, sosyal hayatlarını aralarında, meclislerinde istişâre ile karar vererek yürütenler, kararlarını istişâre ile alanlar, yönetime katılanlar, kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten, Allah yolunda karşılık beklemeden, gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.
Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler,
O kimselerdir ki, Rablerine itaate icabet etmişler ve namazı gereği üzere kılmışlardır. İşleri de hep aralarında danışıklıdır. Kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
Onlar ki; Rablerinin çağrısına icabet ederler, namazı doğruca kılarlar ve idareleri, aralarında şura iledir. Ve Bizim onlara verdiğimiz rızıktan nafaka verirler.
Onlar Rablerinin çağrısına kulak verirler ve namazı ikame ederler. İşlerini istişare ile yürütürler. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (karşılık beklemeden ve başa kakmadan) infak ederler (hak sahiplerini bulup haklarını teslim ederler).
36,37,38. Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
Bu âyet, İslâmî idare şeklinin, müslümanların kendi aralarından seçecekleri şûranın kararlarına dayandığına delil olarak gösterilmiştir.
Edip Yüksel
Onlar, Rab'lerinin çağrısına karşılık verirler, namazı gözetirler, işlerini aralarında danışma ile kararlaştırırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan yardım için verirler.
En önemli işlerden biri başkan/lider seçimidir. Son peygamberin vefatından otuz yıl kadar sonra müşrikler, seçim yerine babadan oğula geçen şeytani bir halifeliği Tanrı adına egemen kıldılar. 1923 yılına kadar süren bu şeytani hilafet süresince sayısız zulüm ve cehalet Tanrı adına işlendi. Güçlerin ayırımı ilkesiyle uygulanan bir demokrasi, bazı zaaflarına rağmen şu ana kadar öğrendiğimiz en elverişli bir danışma sistemidir. Federal sistemler farklı hukuk, din ve kültürlere sahip toplumların ve etnik azınlıkların bir arada barış ve dayanışma içinde özgürce yaşamalarını mümkün kılmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.
Ve onlar ki rabları için da'vete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyurukları da aralarında şurâdır (danışıklıdır), kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler
36,37,38,39. Size verilen şey dünyâ hayaatının (geçici birer) fâidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha süreklidir. (Bu sevablar) îman edib de ancak Rablerine güvenib dayanmakda, büyük günâhlardan ve faahiş kötülüklerden kaçınmakda, öfkelendikleri zaman bizzat (kusurları) örtmekde (bağışlamakda) olanlara, Rablerinin (tevhîd ve ibâdete âid da'vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdoğru kılanlara — ki bunların işleri aralarında müşavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allaha tâat uğrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tağallüb ve zulüm vaaki olduğu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur.
Ve onlar ki, Rablerin(in da'vetin)e icâbet ederler ve namazı hakkıyla edâ ederler. Onların işleri ise, aralarında şûrâdır (istişâre iledir).(1) Ve (onlar) kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.
(1)“Müslümanların hayât-ı ictimâiye-i İslâmiyedeki (İslâmî cem‘iyet hayâtındaki) saâdetlerinin anahtarı meşveret-i şer‘iyedir (İslâmî ölçüler dâhilindeki fikir alış-verişidir). وَاَمْرُهُمْ شُورٰي بَيْنَهُمْ [Onların işleri ise, aralarında şûrâdır (istişâre iledir)] (meâlindeki) âyet-i kerîmesi şûrâyı (fikir alış-verişini) esas olarak emrediyor. Evet, nasıl ki nev‘-i beşerdeki (insanlardaki) telâhuk-ı efkâr (fikirlerin birbiri üzerine eklenmesi)ünvânı altında asırlar ve zamanların -târih vâsıtasıyla- birbirisiyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkıyâtı(insanlığın ilerlemesi) ve fünûnunun (fenlerinin) esâsı olduğu gibi, en büyük kıt‘a olan Asya’nın en geri kalmasında bir sebebi, o şûrâ-yı hakīkıyeyi yapmamasıdır. Asya kıt‘asının ve istikbâlinin keşşâfı (keşfedicisi)ve miftâhı (anahtarı) şûrâdır. Yani nasıl ferdler, birbiriyle meşveret eder. Tâifeler, kıt‘alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki, üç yüz, belki dört yüz milyon İslâm’ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdadların(baskıların) kayıdlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak meşveret-i şer‘iye ile şehâmet (kahramanlık) ve şefkat-i îmâniyeden tevellüd eden (doğan) hürriyet-i şer‘iyedir (meşrû‘ hürriyettir) ki; o hürriyet-i şer‘iye, âdâb-ı şer‘iye(İslâmî ahlâk ölçüleri) ile süslenip, garb medeniyet-i sefîhânesindeki (batının ahlâksız medeniyetindeki)seyyiâtı (günahları) atmaktır.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 422)
İlyas Yorulmaz
Rablerinin çağrısına uyanların ve namazlarını kılanların işleri, aralarında danışma iledir. Onlara verdiğimiz rızıklardan da ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar.
Rablerinin dâvetine icabet edip namazı dosdoğru kılanlar, işlerini birbirine danışarak görenler, rızk olmak üzere verdiğimiz şeylerden hayra harcedenler hakkında;
Onlar, Rablerinin iman çağrısına kulak veren, namazı dosdoğru kılan,işlerini aralarında danışarak karara bağlayan ve kendilerine bahşettiğimiz nîmetlerden bir kısmını Allah için yoksullara harcayanlardır.
Rablerinin çağrısına koştular, Namaz’ı kıldılar;
Onların işleri kendi aralarında ŞÛRÂ / Danışmalı’dır;
Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcıyorlar;
Rablerinin davetini kabul eder, namazı dosdoğru ve devamlı kılar, işlerini kendi aralarında birbirlerine danışarak (istişare ile) yaparlar1 ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de Allah yolunda harcarlar.2
1 Yani; işlerini kendi aralarında zorbalıkla yapmazlar. Bu âyete göre; şûra, İslâm’da sosyal olayların çözümünde esastır. Ancak, İslâm tarihinde ve fıkıhta, maalesef bu temel prensibe sahabe döneminden sonra gerekli önem verilmemiştir. Bunun müsebbibi de Peygamberimizin, “ısırıcı melikler” olarak nitelediği krallar, bunlardan korkan âlimler ve onlara toplum mühendisliği yapan dönmelerdir. Daha sonra bazı sözde âlimler de demokrasideki seçim ve meclisi, şura ile ya karıştırmışlar ya da bunları müslümanlara şûra diye pazarlamaya kalkmışlar ve bunlara eserlerinde yer vermekten bile çekinmişlerdir. 2 Şûra’dan sonra infaktan bahsedilmesi, sanki şûra ile verilen kararların uygulanması için lâzım olan masrafların, infakla teminini veya Müslümanların infaklarını dahi aralarında istişare ederek yapmalarını ima etmektedir.
Muhammed Esed
Rablerinin [çağrısına] karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar [için]; ve [bütün ortak meselelerini] aralarında danışma ile karara bağlayanlar [için]; 38 ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden başkalarına harcayanlar 39 [için];
Yine onlar Rabblerinin çağrısına uyarak namazlarını hakkıyla kılarlar, bütün işlerini aralarında istişare ile yürütürler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar. 13/18, 22/78
Yine onlar Rablerinin (davetine) koşarlar, namazı hakkını vererek eda ederler, toplumsal işlerini aralarında danışma yoluyla görürler[4351] ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar;
[4351] Şûrâ kelimesi arının bal yapma süreciyle ilgilidir. Şevru’l-‘asel, “bal toplamak”, el-meşar, “petek” anlamındadır. Arıların işbirliği ve dayanışmasını ifade eder (Lisân ve Tâc). Şûrâ, kolektif bir çabayla akıl çiçeklerinden toplanan özün bir petekte bala dönüşmesidir. “Toplumsal iş” bağlamında “danışma” prensibine yapıcı muhalefeti de ilave eden bir âyet için bkz: 24:62, not 106. Namazla yan yana anılan şûrâ, akılların saf tutması, bir bakıma akılların cemaatle namaz kılmasıdır. Ortak akla Allah cemaat sevabı verir. Sonuçta mevcudun kat kat üstünde bir bereket hasıl olur. Zira akıllı insan, başkalarının aklından yararlanandır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kimseler için ki Rablerine icabette bulundular ve namazı dosdoğru kıldılar ve onların işleri aralarında meşveret iledir ve kendilerini merzûk ettiğimiz şeylerden infakta bulunurlar.
Onlar öyle kimselerdir ki Rab'lerinin çağrısına kulak verip, namazı hakkıyla ifa ederler. İşlerini istişare ile yürütürler, kendilerine nasib ettiğimiz imkânlardan hayırlı işlerde sarf ederler [3, 159]
İstişare şunlardan dolayı gereklidir: 1.Eğer bir mesele iki veya daha fazla kişiyi ilgilendirdiği halde, o konuda bir kişi karar verirse, diğerlerine haksızlık edilmiş olur. 2.Müşterek işlerde bir kimse tek başına karar vermek istiyorsa bu, ya kendi çıkarını gözetmesinden, ya da kendisini öbür kişilerden üstün görmesinden ileri gelir. Her iki durum da geçerli olamaz. 3.Müşterek işler hakkında karar vermek büyük sorumluluktur. Âhirette hesap vereceğine inanan hiç kimse, bu yükü tek başına yüklenmemelidir. Hz. Peygamber (a.s.) ashabı ile istişare ettiği gibi, ondan sonra ashab da bunu yapmıştır. Mesela: halife seçimi, mürtedlerle savaş, şarap içenlere verilecek ceza, Irak arazisinin durumu gibi birçok konuda müşavere yapmışlardır.
Süleyman Ateş
Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
Onlar, Sahiplerinin çağrısına olumlu karşılık veren ve namazı tam kılan kimselerdir. İşlerini birbirlerine danışarak yapar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da hayra harcarlar.
Onlar Rablerinin çağrısına uyarlar ve namazı dosdoğru kılarlar. Aralarındaki işleri ise istişare iledir. Onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden de bağışta bulunurlar.
Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı/duayı yerine getirirler. İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûradır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
daħı anlar kim uy virdiler [260a] çalabı’larına daħı ŧururdılar namāzı daħı işleri ŧanışıķ eylemekdür aralarında daħı andan kim rūzį virdük anlara nafaķa eylerler.
Ve ol kişiler ki icābet iderler Tañrılarına ve namāzı durġururlar ve her iş kiişlerler meşveret iderler. Daḫı özlerine virdügümüz rızḳdan ṣadaḳa iderler.