Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4323, sondan 1914. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 51. ayetidir. Şûrâ Suresi 51. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 78 ve toplam ebced değeri ise 3330 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (2) ق (0) bulunuyor.
Arapça Metin
وما كان لبشر ان يكلمه الله الا وحيا او من ورائ حجاب او يرسل رسولا فيوحي بـاذنه ما يشاء انه علي حكيم
Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Cenâb-ı Allah’ın bir insanla ancak burada sayılan yollardan biriyle konuştuğu belirtilmekte, çok yüce ve engin hikmet sahibi olan Allah’ın kelâmının bir insanın hemcinsleriyle konuşması gibi tasavvur edilmemesi gerektiğine işaret edilmektedir (vahyin mahiyeti, çeşitleri ve bu âyette sayılan yolların açıklaması için bk. Giriş; Allah’ın konuşması hakkında bilgi için bk. Bakara 2:253; Nisâ 4:164; A‘râf 7:143).
Mehmet Okuyan
Allah bir insana ancak vahiy yoluyla yani (manevi bir) perde arkasından konuşur yani bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, doğru hüküm verendir.
Genel kabüle göre ayet şöyle tercüme edilmektedir: “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Ya da bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder.” Ayette [mâ] ve [illâ] edatları kullanıldığından burada “vurgulu” bir anlam kastedilmiştir. Vurgulu bir ifade varsa metinde seçenekler değil, özel bir hakikatin gerçekleşme şekli üzerinde duruluyor demektir. Ayette yer alan [fe yûhıye] ifadesi daha önce geçen [vahyen] kelimesini açıklar durum arz etmektedir. Yani ayetteki mesaj şu şekilde anlaşılabilir: İlâhi kudret vahyederken bu olay manevi bir perde arkasından gerçekleşerek vahiy elçi meleğe ulaştırılmakta, o da ilahi bildirimleri muhataplarına iletmiş olmaktadır. Bağlaçlara “yani” yerine “veya” anlamı verilen geleneksel kabule göre farklılık arz eden yaklaşımımızın gözardı edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Yüce Allah her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçeği bilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Allah, bir insanla ancak ilham yoluyla, yahut perde arkasından konuşur, yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi/Cebrail gönderir. Allah yücedir; hikmet sahibidir.[526]
[526] Vahy kelimesinin anlamı hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 266-268.
Erhan Aktaş
Allah'ın, vahiy yolu ile veya bir perde arkasından veya bir resûl göndererek izni ile dilediğini vahyetmesi dışında, bir beşer ile konuşması söz konusu değildir. Kuşkusuz O, Çok Yüce'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.¹
1- Bu ayete; Allah'ın bir beşere, “vahiy yolu ile”, “perde arkasından” ve “elçi göndererek” olmak üzere üç ayrı şekilde vahyi ilettiği şeklinde anlam verilebileceği gibi; vahyin tek yolla, o da: “Vahiy yolu ile; yani perde gerisinden, yani resûl göndererek.” şeklinde anlam vermek te mümkündür. Buna göre ayette, vahyedilme çeşitleri değil, vahyedilme biçimi anlatılmaktadır.
Ahmet Akgül
Allah'ın bir insanla (karşılıklı) konuşması olacak şey değildir. Ancak vahiyle (kalbine ilham ederek), veya perde arkasından (seslenerek), veya bir resul gönderip (ona) Kendi izniyle dilediğini vahyederek (olabilir) . Gerçekten O Yücedir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Ve hiçbir insana söz söylemez Allah, ancak vahiyle, yahut perde ardından, yahut da bir elçi gönderir de, izniyle dilediğini vahyeder ona; şüphe yok ki o, pek yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
"Perde ardından" sözüyle ses kastedilmede ve sesin sahibinin görülmediği anlatılmadadır.
Abdullah Parlıyan
Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiy vasıtasıyla, yahut perde arkasından konuşur, ya da bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücelerin yücesidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar.
Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir Rasul gönderir, ilmi, planı dâhilinde izniyle sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olanları vahyeder. O yücedir, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Allah, vahiy yoluyla yahut perde arkasından ya da bir elçi göndererek o (elçi)nin dilediğini ona vahyetmesi dışında bir insanla konuşmaz. Şüphesiz O, uludur, hikmet sahibidir.
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hiç bir insan yoktur ki, Allah'ın onunla (doğrudan doğruya) konuşması olsun; ancak vahy ile, yahud perde arkasından, yahud bir peygamber gönderib de kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi suretiyle olur. Çünkü O, çok yücedir, hikmet sahibidir.
Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla (direkt) veya bir perde arkasından konuşur. (Yani)() bir elçi (melek) gönderir, o melek Allah’ın izniyle, dilediklerini vahiy olarak bildirir. Şüphesiz O, çok yüce ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
(*) Burada “ew”, “we” manasındadır. “We” de atf-ı tefsir içindir. Çünkü Allah, melekleri kendisine perde ederek, onlar vasıtasıyla insanlarla konuşur. Demek perdeden maksat, meleklerdir. Demek bu cümle, bir evvelki cümlenin açıklamasıdır.
Besim Atalay
Ancak, O'nun izniyle vahiy yolundan, ya da perde arkasından, yahut da bir elçi göndererek dilediği kimseyi, onun gönlüne bırakmaktan başka türlü hiçbir kimse Allah ile konuşamaz, O yücedir, O bilge
Allah, bir insanla ancak vahiy/ilham yoluyla yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Burada, Allah’ın insanla konuşmasının ancak vahiy yoluyla ya da perde arkasından duyurma veya bir elçi (Cebrâil) vasıtasıyla mümkün olabileceği anlatılıyor. Kur’an’ın muhtelif yerlerinde vahiyle ilgili ayetlere baktığımızda; Allah’ın resullere (Nisa, 4:163), meleklere (Enfal, 8:12), semaya (Fussılet, 41:12), Hz. Musa’nın annesine (Taha, 20:8 ve Kasas, 28:7), Hz. Meryem’e (A. İmran, 3:45, 46, 47), havarilere-Hz. İsa’nın arkadaşlarına- (Maide, 5:111), arıya (Nahl, 16:68) vahy ettiğini görürüz. Ancak bu vahiyler mahiyet bakımından birbirlerinden farklıdır. Ayette geçen “vahy” kelimesine “ilham etmek, bildirmek, işaret etmek” gibi manalar vermek daha doğru olur. Çünkü ıstılah anlamdaki vahiy, Allah’ın resullerine has bir keyfiyet iken, “ilham” daha umumî bir karakter taşır. Nitekim En’am 6:112’de bu görüşü doğrulayan ifadeler bulunmaktadır. Bilimsel araştırmalarla birtakım icatlar gerçekleştirenler hep Allah’ın ilham etmesiyle bunları gerçekleştirmektedir. İşte bu ayette geçen “vahy” terimi peygamberlerin dışındaki insanlar için “ilham” anlamında kullanılmıştır.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
Vahyin geliş şekillerinin belirtildiği bu âyete göre vahiy, kalbe ilham veya Cenab-ı Hakk’ı görmeksizin perde arkasından konuşma ya da vahiy meleği (Cebrail) aracılığıyla kelâm işitmek suretiyle de gerçekleşmektedir.
Edip Yüksel
ALLAH bir insanla ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından iletişim kurar, yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder. O, Yücedir, Bilgedir.
Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bununla beraber hiç bir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka suretle kelâm söylesin, ancak vahyile veya bir hicab arkasından ve yâhud bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna, çünkü o çok yüksek, çok hakîmdir
(Ya) bir vahy ile, ya bir perde arkasından, yahud bir elçi gönderib de kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça Allahın hiçbir beşere kelâm söylemesi (vaaki) olmamışdır. Şübhesiz ki O, çok yücedir, mutlak bir hukûm ve hikmet saahibidir.
Hem bir insan için, Allah'ın kendisiyle konuşması, ancak vahiy ile veya bir perde arkasından veya bir elçi gönderip de izniyle (ona) dilediğini vahyetmesiyle olur.(1) Şübhesiz ki O, Âliyy (çok yüce)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
(1)Burada geçen vahiyle konuşmaktan murâd, ilhamdır. Perde arkasından konuşmaktan murad ise, Hz. Mûsâ (as)’ın mazhar olduğu gibi, Allah’ın kelâmını işittiği hâlde Zât-ı İlâhî’yi görmemesidir. (Nesefî, c. 4, 163)“Mâdem bu cismânî âlem-i şehâdette (şu dünya hayâtında), bu kadar ziynetli ve san‘atlı hadsiz masnu‘larıyla(san‘at eserleriyle) kendini tanıttırmak isteyen ve bu kadar tatlı ve süslü ve nihâyetsiz ni‘metleriyle kendini sevdirmek isteyen ve bu kadar mu‘cizeli ve mahâretli hesabsız eserleriyle gizli kemâlâtını bildirmek isteyen ve bu arzuyu, kavilden (sözden) ve tekellümden (konuşmaktan) daha zâhir (görünür) bir tarzda fiilen isteyen ve hâl diliyle bildiren bir Zât, perde-i gayb (gayb perdesi) tarafında bulunduğu bilbedâhe (açıkça) anlaşılıyor. Elbette ve her hâlde, fiilen ve hâlen olduğu gibi, kavlen ve tekellümen dahi konuşur, kendini tanıttırır, sevdirir. (...) Gāyet kuvvetli bir tezâhürâtla (nümûnelerinin görünmesiyle) vahiylerin hakīkati, âlem-i gaybın (gayb âleminin) her tarafında her zamanda hükmediyor. Kâinâtın ve mahlûkātın (yaratılmışların) şehâdetlerinden çok kuvvetli bir şehâdet-i vücud ve tevhîd (Allah’ın varlığına ve birliğine delil olma), Allâmü’l-Guyûb (gaybları bilen Allah)’dan -vahiy ve ilham- hakīkatleriyle geliyor. Kendini ve vücud ve vahdetini (varlığını ve birliğini), yalnız masnu‘larının şehâdetlerine bırakmıyor. Kendisi, kendine lâyık bir kelâm-ı ezelî ile konuşuyor. Her yerde ilim ve kudretiyle hâzır ve nâzır (görücüdür), kelâmı dahi hadsizdir ve kelâmının ma‘nâsı onu bildirdiği gibi, tekellümü dahi, onu sıfâtıyla bildiriyor. Evet, yüz bin peygamberlerin (aleyhimüsselâm) tevâtürleriyle ve ihbârâtlarının (haber vermelerinin) vahy-i İlâhîye mazhariyet noktasında ittifaklarıyla ve nev‘-i beşerden ekseriyet-i mutlakanın tasdikgerdesi (kabûl edilmiş) ve rehberi ve muktedâsı (imamı) ve vahyin semereleri ve vahy-i meşhûd (görünen bir vahiy) olan kütüb-i mukaddese ve suhuf-ı semâviyenin (mukaddes kitaplar ve sayfaların) delâil ve mu‘cizâtlarıyla, hakīkat-i vahyin tahakkuku ve sübûtu bedâhet derecesin(dedir).” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 114)
İlyas Yorulmaz
Allah bir insanla ancak, vahy ederek veya perde arkasından veya elçi (melek) göndererek konuşur ki, o elçi melek, Allah’ın dilediği şeyleri, O’nun izni ile vahyeder. Allah çok yüce ve her şeyin hükmünü verendir.
Vahiyle [³] veya perde ardından [⁴] olması veya bir elçi gönderip ona kendi izniyle dilediği şeyi vahiy etmesi [⁵] suretlerinden başka hiçbir suretle Allah/ın konuşması hiçbir insana müyesser olamaz. Çünkü O, yüce [⁶] dir, işinde hâkimdir.
İsmail Hakkı İzmirli Şûrâ Suresi 51. Ayet Açıklaması
[3] Yani ilham ve rüya ile. Hazret-i İbrahim'de, Hazret-i Musa'nın validesinde olduğu gibi.[4] Bâzı kurenasına perde ardından söyleyen padişahın hâlini temsil ediyor. Yani sözünü işitir, amma kendisini görmez. Hazret-i Musa'da olduğu gibi. Veya melek vasıtasiyle işitir.[5] Umumi surette enbiya-i kiramda olduğu gibi.[6] Mahlûkatının sıfatından münezzehtir.
Kadri Çelik
Ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi (melek) gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi dışında, kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir. Gerçekten O yücedir, hikmet sahibidir.
Allah, Peygamber olarak seçtiği bir insanla ancak şu yollarla konuşur: Ya mesajını doğrudan onun kalbine ileterek, yani vahyederek, ya bir perde arkasından ona seslenerek, ya da dilediği şeyleri izniyle ona bildiren meleklerden bir elçi göndererek. Hiç kuşkusuz Allah,yüceler yücesidir, sonsuz hikmet sahibidir.
Allah’ın bir beşerle konuşması olası değildir; ancak bir vahiy (göndermesi) veya bir perde arkasından (konuşması) ya da bir elçi gönderip dileyeceği şeyleri kendi izni ile vahyetmesi bunun dışındadır.
O, hakîm aliyydir.
Allah’ın bir beşerle vahiy yoluyla veya perde arkasından yahut bir elçi göndererek izniyle ona dilediğini vahyetmesi1 dışında konuşması asla mümkün değildir. O çok yücedir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Vahiy üç çeşittir: a- Doğrudan doğruya vahiy. (Bu vahiy, Peygamberlere ve Hz. Mûsa’nın annesinde olduğu gibi diğer insanlara da yakaza halinde veya rüyada gelebilir. Bu tür vahiy gıyaben ve vasıtasızdır. Peygamberler dışında bu tür vahiyle muhatap olanlar Allah’ın sevdiği kulları olabilir ama asla ve asla peygamber olamazlar.) b- Perde arkasından gelen vahiy. (Hz. Mûsa’ya doğrudan işittirmek şeklinde, Peygamberimize de bazen çan sesi şeklinde geldiği gibi.) c- Melek vasıtası ile gelen vahiy. (Peygamberlere gelen vahiyler genellikle bu şekilde olur ve vahiy meleği de genellikle Cebrail’dir. Cebrail bazen insan veya başka şekillerde de gelebilir.) Peygamberlerden başkalarına gelen vahye genellikle “ilham” denilir ve bu ilhamlar başkaları için de kendileri için de asla “ilim sebebi ve din” olamaz. Bu sebeptendir ki, Kur’an’da kendilerine vahiy gelen Hz. Meryem ve Musa (a.s)’ın annesinden peygamber olarak bahsedilmemiştir. Bu konu bazı tasavvuf ekolleri tarafından; “birilerine gaibten sesler gelmesi, murakabe halinde bir kısım ledünnî bilgilere ulaşması ve hâşâ Allah’la konuşmaları…” şekillerinde ustaca manevralarla istismar edildiğinden buna çok dikkat edilmelidir. Zira Allah, sevdiği veya yardıma muhtaç kullarına ilham ve ikramda bulunabilir. Bu Allah’ın bir lütfu ve ikramıdır. Ancak olayın sahnedeki sihirbaz yarışlarına, hokkabaz oyunlarına benzetilmesi ve ilham alma hususunda Peygamberlere gelen vahyin mahiyetinin kat kat aşılması, ğayb’den haberler vermeye başlanmasının söylenmesi, İslam’la alakası olmayan mistik Yunan ve Hind maskaralıklarıdır.
Muhammed Esed
Allah, insanla, ancak apansız gelen bir ilham 52 aracılığıyla yahut bir perde arkasından [seslenerek,] yahut [vahyedilmesini] dilediği şeyi kendi izniyle vahyeden 53 bir elçi göndermek suretiyle konuşur: O, şüphesiz yücedir, hikmet Sahibidir.
Allah bir beşer ile ancak ya vahyederek, ya perde gerisinden ya da dilediğini O’nun izniyle vahyetmek üzere elçi (melek) göndererek konuşur, Zira O, yücelerden yücedir ve her şeyi yerli yerince yapandır. 2/97.99, 4/163-164
Hiçbir beşerle Allah’ın (doğrudan) konuşması olacak şey değildir;[4359] ancak O ânî ve içe tesir eden ilâhî bir ilham yoluyla[4360] veya bir perde arkasından[4361] ya da[4362] O’nun istediği şeyi yine O’nun izniyle bildirsin[4363] diye bir elçi göndermek sûretiyle konuşur:[4364] Çünkü O aşkın ve yücedir, her hükmünde tam isabet sahibidir.
[4359] Veya mânın soru anlamıyla: “Ölümlü insanın nesi var da, Allah kendisine (doğrudan) konuşsun?” Fakat istisna varsa soru olmaması esastır.
[4360] Âyetin konusu Allah-Peygamber ilişkisi değil, Allah-insan ilişkisidir. Zira âyette “hiçbir rasul” denilmiyor, “hiçbir beşer” deniliyor.
Vahy, konuluşu itibarıyla “işaret dili, söz dışı bir yöntemle hızlı iletişim” anlamına gelir (19:11). İşaret, simge, sembolik dil, yalınkat ses, yazı vahyin araçlarındandır. Vahiy, kaçınılmaz olarak iki özelliğe sahip olmalıdır: süratlilik ve gizemli bir gizlilik. ‘Konuşma’nın bu türü uyku, uyanıklık ya da ikisinin ortasında aracısız kalbe ilka edilen saf ilâhî ilhamı ifade eder (Râğıb). Vahyin bu şekli Musa’nın annesine vahiy gibi ilham ile, arıya vahiy gibi fıtrata nakş ile de gerçekleşebilir. Vahiyde lafız-mana ilişkisi ve bunların mahiyetleri etrafında farklı görüşler ileri sürülmüştür (Bunların derli toplu bir özeti için bkz: İbn Âşûr). Mâna ve lafzı birbirinden ayrı düşünmek, ruhu cesetten ayrı düşünmek gibidir. Vahiy, mâna tohumunun kalp toprağına vasıtalı ya da vasıtasız ekilmesidir. Bu tohum orada lafız halinde yeşerir ve oradan da dile dökülür. Bu anlamda vahiy, başı gökte ayakları yerde ilâhî bir hitaptır. Ama her şeyden öte vahiy, kaynağı ve mahiyeti itibarıyla gaybî bir hakikat, hedefi itibarıyla aklî bir gerçekliktir. Kaynağını mâna, hedefini lafız temsil eder. Vahye dair ayrıntılı tahliller için bkz: 53:4, not 2; 99:5, not 6.
[4361] Hz. Mûsa’ya Tur’da geldiği gibi. Bu, ses ve kulak aracılığıyla alınan vahiy olsa gerektir.
[4362] Buradaki bağlacın tahyir değil tefsir olması durumunda, sonraki cümle bir öncekini açıklar. Bu durumda âyette Allah’ın insanla konuşması üç değil iki şıkla açıklanmış olur.
[4363] Birinci maddedeki vahyden ayırmak için üçüncüye îhâ denilmiştir.
[4364] Yani: Vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla ilâhî vahyi iletmek suretiyle... Allah Rasûlü’ne bu üç sûrette de vahiy gelmiş olmalıdır. Allah’ın konuşmasıyla ilgili bkz: 2:253; 4:164; 7:143. Birincisi görüntü ve ses olmaksızın doğrudan kalbe ilham ve ilka yoluyla, ikincisi görüntüsüz olarak ses yoluyla (bunun Cebrail’in sesi olabileceğiyle ilgili bkz: 19:24; 27:8; 28:30), üçüncüsü görüntülü ve sesli bir bildirim şeklinde anlaşılabilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve bir beşer için sahih değildir ki, Allah onunla mükâlemede bulunsun. Ancak vahy ile veya bir hicap arkasından (kelâm ile) veyahut bir elçi göndererek kendi izniyle dilediğini vahyettirmesi ile (olan mükâleme) müstesna. Şüphe yok ki O, pek yücedir, çok hikmet sahibidir.
Allah bir insana ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından hitab eder, yahut ona Kendi izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. Çünkü O yüceler yücesidir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur; yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, bir insanla ilham yoluyla[1], perde arkasından[2] veya tercih ettiği şeyi kendi izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında bir yolla konuşmaz[3]. Yüce olan ve doğru kararlar veren O’dur.
[1] Bu Allah'ın her insana yaptığının iyi veya kötü olduğunu ilham etmesidir. (Bkz. Şems 91:8) [2] Musa (a.s.) 'a Tur dağı civarından ağaç arkasından Allah tealanın seslenmesi gibi (Bkz. Kasas 28:30) [3] "Allah gizli bilgilerini sizinle paylaşmaz. Onun için uygun gördüğü bir elçisini seçer. Siz, Allah'a ve elçilerine inanıp güvenin. Eğer inanıp güvenir ve kendinizi korursanız büyük bir ödülü hak edersiniz." (Al-i İmran 3:179)
Şaban Piriş
Bir insanın, vahiy dışında veya perde arkasından ya da bir elçi gönderilmeksizin Allah ile konuşması mümkün değildir. İşte bu şekilde O, dilediğine kendi izni ile vahyeder. O, çok yüce ve hakimdir.
Allah'ın bir beşerle konuşması ancak vahiyle veya perde gerisinden olur; yahut ona bir elçi gönderir de, Onun izniyle, Onun dilediği şeyi elçi ona vahyeder. Şüphesiz ki O pek yücedir ve sonsuz hikmet sahibidir.
Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur; yahut da bir resul gönderir de kendi izniyle dilediğini vahyeder. Yüceler yücesi O'dur; hüküm ve hikmet sahibi O'dur.
Daḫı bir ādemīye yoḳdur ki Tañrı Ta‘ālā özine söylemek, illā vaḥy‐ile, yāḥicāb ardından, yā bir resūl gönderür ki Cebrā’īldür, vaḥy eyler iẕni bile herne dilese. Ol Tañrı yücedür, ḥakīmdür.