Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2356, sondan 3881. ayet; 20. sure ve Tâhâ Suresinin 8. ayetidir. Tâhâ Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 29 ve toplam ebced değeri ise 504 olarak hesaplanmıştır. Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri 387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) ه (4) bulunuyor.
Bütün evren rahmân olan Allah’ın hükümranlığı altında olduğuna göre, varlıklar âlemi O’nun merhametiyle kuşatılmış demektir, her varlık fark etse de etmese de O’nun rahmetinden payına düşeni almaktadır (“arş” ve “istivâ” kelimelerinin açıklaması için bk. A‘râf 7:54). Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunan her şeyin Allah’a ait olduğu birçok âyette ifade edilmiştir. Kur’an’ın sadece bu âyetinde, belirtilenlerin yanı sıra toprağın altındakilerin de O’na ait olduğu bildirilmiştir. Müfessirler genellikle bu ifadeyi yerin yedi kat altındakiler şeklinde açıklamışlardır; bu yaklaşıma göre insan için genellikle merak konusu olan bir alana işaret edilmiş olur. Âyette varlık ve olayların insan tarafından yakından gözlemlenebilen bir kesitine özel bir vurgu yapılmış olduğu düşüncesinden hareketle, bu ifade “toprağın hemen altındakiler” şeklinde de yorumlanabilir. Her hâlükârda, bu unsura özel olarak yer verilmesiyle, hiçbir şeyin Cenâb-ı Hakk’ın mutlak egemenliği dışında düşünülemeyeceğine dikkat çekildiği açıktır. Belirtilen mutlak egemenliğin en açık göstergesi, Allah’ın kâinattaki her varlık ve olayın bilgisine sahip olması ve hiçbir şeyin O’na gizli kalmamasıdır. İlâhî bilginin bütün inceliklere ve ayrıntılara nüfuz derecesini iyi kavramamız için, sadece saklananlara değinilmekle yetinilmeyip daha gizli olanlara ayrıca temas edilmiştir. 7. âyetteki “gizli” diye çevirdiğimiz sır ve “gizlinin gizlisi” diye çevirdiğimiz ahfâ kelimeleri değişik biçimlerde yorumlanmıştır. Bazı müfessirlere göre “sırdan daha gizli olan”ın anlamı “kişinin içinden geçirip dış dünyaya yansıtmadıkları”dır. Taberî bu konudaki görüşleri verdikten sonra kendi tercih ettiği yorumu şöyle belirtir: “Sırdan daha gizli olan, Allah’ın kullarından sakladığı, var olması imkân dahilinde bulunmakla birlikte henüz varlıklar alanına çıkmamış olanlar içinden kulların bilmedikleridir; zira bunları ancak Allah ve sonra da O’nun kendilerine bildirdiği kullar bilebilir” (XVI, 139-141 ). M. Esed ise âyetin bu kısmını, “O sadece insanın dile getirilmeyen bilinçli düşüncelerini değil, bilinç altında olup bitenleri de bilmektedir” şeklinde açıklar (II, 624). Tasavvufçular insanın mânevî varlığını derinliğe doğru “kalp, sır, ruh, hafî, ahfâ” şeklinde sıralarken (bk. H. Kâmil Yılmaz, s. 460), bu kelimelerin geçtiği âyetlere dayanmışlardır. Buna göre Allah, kâinatın özü olan insanın en derin ve en gizli boyutlarını da bilmektedir. 8. âyette geçen ve “en güzel isimler” diye çevirdiğimiz esmâ-i hüsnâ, “Allah Teâlâ’nın en güzel ve en mükemmel anlamlara ve niteliklerine delâlet eden isimleri” anlamına gelir (bilgi için bk. A‘râf 7:180).
Mehmet Okuyan
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler de yalnızca O’na aittir.
1- “Esma'ul Husna”ya “En güzel isimler.” olarak anlam verilmesi doğru değildir. “Husna” sözcük olarak, “güzel” değil, “iyi” demektir. “İyi,” nitelik ifade eden bir sözcüktür. Dolayısı ile “en nitelikli özellikler; en üstün ve anlamlı nitelikler yalnızca Allah'a aittir.” denmektedir. Diğer bir ifade ile Allah'ın sahip olduğu; er-Rahman, el-Âlim, el-Hâkim, el-Ğafur, el-Kerim, er-Rabb vb. nitelikleri isim olarak tanımlanamaz. Ve Allah'ın sahip olduğu bu nitelikler, başka varlıklara isnat edilemez. (Bir kimseye, iyi insan dediğimiz zaman ahlakını ve karakteristik yönünü, güzel insan dediğimiz zaman fiziki yapısını ifade etmiş oluruz.)
Ahmet Akgül
(İşte) Allah (ki) ; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler (ve en yüce ve mükemmel işler ve özellikler) O’na aittir.
O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; en mükemmel özellikler, en üstün nitelikler ve bütün güzel isimler O’nundur. İşte, gelmiş geçmiş bütün Peygamberler ve kutsal kitaplar bu hakîkati dile getirmiş ve bu temel prensiplere dayalı bir inanç sistemi ortaya koymuşlardır. Örneğin:
[2551] el-Esmau’l-Husnâ kullanıldığı dört yerde de tahsis lâm’ı ile gelir. Mükemmelliğin Allah’a mahsus olduğunu ifade eder (Diğerleri için bkz: 17:110; 7:180 ve 59:24). Terkipteki esmânın tekili olan ism, vesm (işaret) ve sumuv (yücelik) köküne nisbet edilir. Birincisi İlâhî esmanın teşbîhî boyutuna, ikincisi tenzîhî boyutuna delâlet eder. “Yüceltme” mânasındaki sumuv, aslında soyutlamayı da ifade eder. Zira soyutlama, şeyleri idrak düzeyine yüceltmedir. Elbet bu içkin varlıklar için geçerlidir. Ama sonsuz ve Mutlak Varlık Allah hakkında konuşmanın önündeki en büyük engel dildir. Dilin katı mekaniği, Mutlak Varlık hakkında konuşmayı sınırlar. Bunu aşmanın tek yolu vardır: mecaza başvurmak. İşte vesm kökü burada devreye girer ve Allah’ın esmasının O’nun niteliklerine ancak mecazen delâlet edebileceğine işaret eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah Teâlâ'dır ki, O'ndan başka Allah yoktur, O'nun için güzel isimler vardır.