Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1008, sondan 5229. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 54. ayetidir. A'raf Suresi 54. ayetinin kelime sayisi 32, harf sayısı 143 ve toplam ebced değeri ise 13242 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (29) ل (24) م (11) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
ان ربكم الله الذي خلق السموات والارض في ستة ايام ثم استوى على العرش يغشي اليل النهار يطلبه حثيثا والشمس والقمر والنجوم مسخرات بامره الا له الخلق والامر تبارك الله رب العالمين
Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a[219] kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.
Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın fiilleri için kullanılan yevm (gün) kavramını yirmi dört saatlik zaman süresi şeklinde anlamamak gerekir. Nitekim başka âyetlerde O’nun fiilleri hakkında yevm kelimesi “an” mânasında kullanıldığı gibi (Rahmân 55:29), Allah’ın katındaki bir günün insanların hesaplarına göre 1000 yıl tuttuğu da ifade edilmiştir (Hac 22:47; Secde 32:5; ayrıca bk. Meâric 70:4). Her ne kadar âyetteki altı günü, dünya günüyle altı gün diye anlayanlar olmuşsa da, gökler ve yer yaratılmadan önce günden söz edilemeyeceği için, bilhassa bazı çağdaş tefsirlerde –kâinatın yaratılışıyla ilgili yeni teoriler dikkate alınarak– bu altı günü, her birinin ne kadar süre devam ettiğini ancak Allah’ın bildiği “altı devir” diye anlamanın daha münasip olduğu belirtilir. Esasen an, nokta gibi boyutsuz bir zamandır; aynı şekilde sonsuzluk da boyutsuzdur. Böylece sonsuz varlık için an da sonsuzluk da birdir. Buna göre sonlu ve sınırlı varlıklar için düşünebildiğimiz boyutlu ve sınırlı zaman dilimlerini Allah ve O’nun fiilleri hakkında düşünmemiz mümkün değildir. Bu sebeple yaratıcı-yaratılan ilişkisinin söz konusu olduğu konumlarda zaman kavramlarını daima yaratılan açısından dikkate almak gerekir.
Fahreddin er-Râzî, Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yarattığını bildiren ifadelerden özetle şu sonuçları çıkarmıştır:
a) Evrenin altıdan daha az veya daha çok zaman diliminde yaratılması aklen mümkün olduğuna göre, onun bu zaman dilimi içinde yaratılmasını tercih eden özgür bir belirleyici vardır ki o Allah’tır. Evrendeki bütün varlıkların var oluşlarını, diğer nitelik ve işlevlerini belirleyen de aynı güçtür.
b) Allah Teâlâ her ne kadar eşyanın tamamını bir defada yaratmaya kadirse de, bu takdirde bütünüyle oluşun tesadüfen vuku bulduğu düşünülebilirdi. Halbuki eşyanın, maslahat ve hikmete uygun olarak peş peşe ve birbiriyle ilişki halinde yaratılması ezelî, hikmetli, kudretli ve merhametli yaratıcının yaratma fiiline daha güçlü bir şekilde delâlet eder.
c) Âyetteki “gökler ve yer” ifadesi, onlardaki öteki varlıkları da kapsar. Nitekim başka âyetlerde bu hususa işaret edilmiştir (meselâ bk. Furkan 25:59; Rûm 30:8; Duhân 44:38).
d) Her ne kadar başka bir âyette “Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter” (Kamer 54:50) buyurulmuşsa da bu, evrenin altı devirlik bir yaratılış sürecinden geçtiği ifadesine ters düşmez. Çünkü bu âyetteki bir tek kelimelik buyruk, tek tek varlıkların oluş veya yok oluşuyla ilgilidir; ayrıca bu, emrin mutlaka gerçekleşeceğine de işaret eden bir ifade tarzıdır.
e) Âyette düşünen kimseler için şöyle bir uyarı vardır: “Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ... Allah’tır.” Yani sizi terbiye eden, bedenen ve zihnen geliştiren, sizi iyilik ve faydalara ulaştıran, kötülüklerden koruyan O’dur; O’nun güç ve bilgisinin, hikmet ve rahmetinin mükemmelliği bu muazzam varlıklar ve olaylar âlemini yaratacak, o âleme her türlü fayda ve iyilikleri yerleştirecek kadar üstündür. Buna rağmen insan nasıl olur da O’nu bırakıp da sıradan varlıklardan iyilikler bekler ve mutluluğu başkasına yönelerek aramaya kalkışır!
Sözlükte istivâ “bir konuda iki şeyin birbirine eşit olması”, “alâ” edatıyla kullanıldığında ise “karar kılmak, yükselmek, yüksek olmak, yüksek bir yere kurulmak” gibi anlamlara gelir. Arşın sözlük anlamı “tavan”dır. Bu anlamdan hareketle bir zeminden, mekândan veya makamdan daha üstte, daha yukarıda olan mekân veya makama arş denilmiştir. Ancak istivâ kelimesi istiare veya temsil yoluyla “üstün bir konumda hükmedip yönetme”; arş ise yine aynı yolla “en üstün yönetim ve hükümdarlık mevkii” anlamında kullanılır. Buna göre “istevâ ale’l-arş”ın anlamı “Arşa yükselip kuruldu” demekse de, bütün müfessirler bunu fiziksel ve cismanî mânada anlamamak gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Bununla birlikte, Selef denilen ilk dönem âlimleri, genel tefsir metotlarının gereği olarak, âyetin verdiği bilgiye tartışmasız inanıp te’vil ve yoruma gitmemek, asıl anlamını Allah’a havale etmek gerektiğini savunurlar. Nitekim İmam Mâlik’e “arşa istivâ”nın ne anlama geldiği sorulduğunda “İstivâ mâlûm, keyfiyeti meçhul, buna inanmak zorunlu, soru sormak da bid‘attır” dediği rivayet olunur (İbn Kudâme, Lüm‘atü’l-i’tikad, İstanbul 1981, s. 15; Şevkânî, II, 243). Ancak, sonraki müfessirler, müslümanlar arasında antropomorfik (cismanî ve insan benzeri) bir tanrı anlayışının yaygınlaşmasından kaygı duydukları için “arşa istivâ”yı “Allah’ın, bütün mevcudattan üstün ve aşkın bir hâkim-i mutlak olarak evrene ve evrendeki her şeye hükmetmesi; evreni ve onda bulunanları en üstün, en mükemmel bir şekilde düzenleyip yönetmesi; bilgisi, iradesi ve gücüyle bütün varlık ve olayları kuşatması” gibi anlamlarda yorumlamışlardır (“altı gün” ve “arşa istivâ” konusunda daha geniş bilgi için bk. Râzî, XIV, 96-117; Elmalılı, III, 2171-2185; İbn Âşûr, VIII/2, s. 158-167).
Âyetin devamında Allah’ın arşa istivâsının yani yücelerden yüce olup bütün evreni hüküm ve tasarrufunda bulundurduğunun kozmolojik bir kanıtı olmak üzere, açık bir ifadeyle (bi’l-ibâre) “O’nun geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örttüğü”, işaret yoluyla da (bi’l-işâre) gündüzü gecenin üzerine örttüğü; kezâ güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğdirdiği belirtilmektedir. Böylece dünyanın dönüşüyle gece ve gündüzün birbirini izlemesinin; güneş, ay ve yıldızlardaki oluşma ve değişmelerin, bunlarla ilgili “tabiat kanunları” denilen yasaların –determinist teorilerde ileri sürüldüğünün aksine– tabiatın özünden kaynaklanmadığı; aksine Allah’ın kusursuz bilgi, irade, kudret ve hikmetinin eserleri olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü “halk (yaratma) da emir (yönetme) de yalnız O’na aittir.” Bazı eski tefsirlerde âyetin bu cümlesi dikkate alınarak, evrendeki bütün varlık ve olaylar “halk âlemi” ve “emir âlemi” diye ikiye ayrılır. Cismanî varlıklarla bunlar arasındaki fiziksel ilişkiler halk âlemi, melekler ve ruhlar gibi mânevî varlıklarla bunların ilişkileri de emir âlemi içinde değerlendirilir. İslâm düşüncesinde bunların ilkine “şehâdet âlemi”, ikincisine “melekût âlemi” de denmektedir. Ancak buradaki “halk ve emir”i her iki âleme de genelleştirmek daha isabetli olur. Buna göre, maddesiyle mânasıyla her şeyi var eden de O’dur, buyuran da O’dur; yaratma ve yönetme O’na aittir; varlık O’nun halkı, varlığın kanunları O’nun emridir; madde ve mâna, beden ve ruh, mülkiyet ve tasarruf hep O’nun eseri ve düzenlemesi olup O’nun eksiksiz ilmi, hür iradesi ve sınırsız kudretiyle varlık ve işlerlik kazanmaktadır. Esasen âyetin başındaki rab ismi bütün bunları içerecek kadar mâna zenginliği taşıdığından daha sonraki bilgiler bu ismin açıklamalarından ibarettir. Âyetin sonundaki “Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir!” meâlindeki ilâhî beyan da bunu göstermektedir.
Tebâreke fiilinin aslı olan bereket hem “devamlılık ve süreklilik” hem de “en üstün ve en güzel eserler vücuda getirme” anlamına gelir. Buna göre âyetin son cümlesi, Allah’ın yücelik ve ululuğu yanında, evrenin yaratıcısı, sahip ve mâliki olduğunu; bundan önce geçen “lehü’l-halk” ifadesi Allah’ın evrendeki hayır ve bereketlerle dolu olan nizamın kurucusu, “lehü’l-emr” ifadesi de yine O’nun bütün bunların yöneticisi olduğunu; bu arada insanı da O’nun yaratıp yükümlü kıldığını, dolayısıyla Allah’ın buyruğunun her şeyin üstünde tutulması gerektiğini belirtir. Özellikle âyetin başında yer alan “rabbiniz ...” şeklindeki hitapla Allah’ın insanı muhatap almaya değer görmesi; ayrıca, “elâ” ünlemiyle âyetteki hikmetlere insanların dikkatinin çekilmesi, donatıldığı özel nitelikleriyle insanoğlunun evrendeki seçkinliğine delâlet eder.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratan, sonra da [arş]a [istiva] eden, geceyi durmadan kendisini takip eden gündüze bürüyüp örten, emrine boyun eğdirilmiş olarak güneşi, ayı ve yıldızları da (yaratan) Allah’tır. Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de yalnızca O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
Benzer mesajlar: Yûnus 10:3; Hûd 11:7; Furkân 25:59; Secde 32:4; Kâf 50:38; Hadîd 57:4.,[Arş]a [istivâ], Yüce Allah için kullanıldığında “O’nun mutlak otorite makamına kurulması, her şeyi düzenleyiciliğini elinde bulundurması” anlamlarını içermektedir. Ayetteki [el-‘arş/‘arş] kelimesi Yüce Allah’ın mutlak hükümranlık alanı anlamında 21 yerde geçmektedir. Bu kavramın Allah ile ilgili olduğunda hakikat anlamını elbette bilemeyiz. Benzer mesajlar: Yûnus 10:3; Ra‘d 13:2; Tâhâ 20:5; Furkân 25:59; Secde 32:4; Hadîd 57:4.
Bayraktar Bayraklı
Şüphesiz, Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı zaman devresi içinde yarattı, sonra kâinat üzerinde hükümrânlığını kurdu. O, geceyi, hemen arkasından kendisini kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları da daima irâdesine boyun eğmiş durumda var etmiştir. Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir![135]
[135] Yevm/gün ve istiva kavramları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 168-170.
Erhan Aktaş
Rabb'iniz; gökleri ve yeri altı günde¹ yaratan, sonra arş üstüne istiva eden;² geceyi, durmadan takip eden gündüze katan; Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları emrine tabi kılan Allah'tır. Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de yalnız O'na özgüdür. Âlemlerin Rabb'i olan Allah, Şanı Çok Yücedir.
1- Altı evrede, altı zaman diliminde, altı dönemde. 2- Evrenin yönetimini ve egemenliğini elinde bulunduran.
Ahmet Akgül
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günlerde (altı devrede) gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş’a istiva eden (kudret ve rahmetiyle kuşatıveren) Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (bütün işleri evirip çevirmek de yalnızca) O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir. (Sonsuz kerem ve bereket kaynağıdır.)
Şüphe yok, Rabbimiz, öyle bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra Arşa hakim ve mutasarrıf olmuştur; aceleyle ve durmadan geceyi takib eden gündüze gecenin örtüsünü atar, o örtüyle örter onu ve güneş de onun emrine ram olmuştur, ay da, yıldızlar da. İyice bil ki yaratış da onun, buyruk da; alemlerin Rabbi Allah'ın şanı ne de yücedir.
Sivâ, iki şey arasında hacim, ağırlık gibi hususlarda eşitliğe denir. Keyfiyet hususunda da kullanılır. İstivâ iki şeyin, iki adamın eşit ve denk olmasıdır. "Alâ" ile müteaddi olursa kavramak, kaplamak anlamına gelir. Emri, hükmü, tedbîri, Arşı kavramış, kaplamıştır, yani göklerle yerleri yarattıktan sonra Arşa hâkim ve mutasarrıf olmuştur mânasınadır (al-Müfredât, 251-253).
Abdullah Parlıyan
Şüphesiz Allah'tır gökleri ve yeri altı zamanda veya altı birimde yaratan. Sonra arş üzerine saltanatını kurup, şaşmayan kanunlarıyla varlık aleminin hayatlarını programlayan sizin Rabbinizdir. Gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları buyruğuna boyun eğdirilmiş olarak var eden Allah'tır. Yaratmak da, emretmek de O'na ait değil mi? Ne yücedir O Allah, alemlerin Rabbidir O.
Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde altı devirde yaratandır. Sonra Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurandır. Güneş, ay ve bütün yıldızlar, O'nun kurduğu düzen içinde, kanunlarına boyun eğerken, geceyi, cezbederek, cezbedilerek süratle takip eden gündüze bürüyüp örtendir. Unutmayın, yaratmak da, plan da, düzen de, idare de O'na, sadece O'na aittir. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah ne yücedir.
Şüphesiz sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra Arş'ı kuşatan Allah'tır. O, geceyi kendisini durmadan kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları kendi buyruğuna baş eğmiş olarak var eden O'dur. Dikkat edin, yaratma ve emir O'na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah pek uludur.
Gerçekten Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
Muhakkak Rabbiniz, o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra ARŞI (kürsüyü ve dolayısıyla bütün varlıkları) istilâ etti (hükmü altına aldı). Allah, gündüzü gece ile örter ve sür'atle gece gündüzü, gündüz de geceyi kovalar. Güneşi, ay'ı ve yıldızları, Allah, emrine bağlı kıldı. Dikkat ediniz ki, hem yaratmak, hem de emretmek O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne kadar yücedir!...
Şüphesiz Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. Sonra arşa yönelip, gündüzü kovalayan geceyi gündüze giydirendir. Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine musahhar kılandır. Yaratmak da, emir de yalnızca O’nundur. O, bütün kusurlardan münezzehtir, bütün âlemlerin sahibidir.
Evet, sizin Tanrınız olan Allah, gökleri, yeri altı günde yarattı, o sonra arşı kapladı, birbirin kovalayan gündüzün üzerine, geceyi kapatır o, güneş, ay, yıldızlar Allahın buyrumuyla müsahhardırlar, yaratmak da, buyurmak da onun değil midir? Alemlerin sahibi Allah yücedir
Şüphesiz ki sizin Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeri altı aşamada yaratan, sonra da arş üzerinde istiva eden (yarattığı her şeyin kanununu koyarak evreni sınırsız kudret ve iktidarıyla hükmü altına alan)dır. Geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüzle bürüyüp örten, Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları yasalarına boyun eğmiş olarak yaratan O'dur. Dikkat edin, yaratma da yarattıklarını koyduğu yasalara göre yönetme de yalnız O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
Bkz. 13:2, 32:4, 36:38Burada “altı aşama”yı altı gün olarak yorumlayanlar olsa da göklerin ve yerin yaratılışı henüz tamamlanmadığı, dolaysıyla dünyanın ve güneşin olmadığı yerde gün olmayacağı için bu yorum doğru olamaz. Ayrıca Allah katındaki bir gün, bize göre bin yıl kadar olduğu için (Hac 22:47) bu ayetteki altı gün altı bin yıla tekabül eder ki bu da doğru olmaz.“Allah’ın arş üzerinde istiva etmesi” farklı şekillerde yorumlanmıştır. “İstiva” sözlükte yükselmek, kurulmak, istikrar etmek ve karar kılmak, “arş” ise hâkimiyet tahtı ve sınırsız kudret makamı anlamlarına gelmektedir. Allah’ın Arş’ı istiva etmesi mecazi olarak söylenmiştir. Anlatılmak istenen: şaşmayan kanunlarıyla varlık âlemini belli bir düzen ve disiplin içerisinde yaratarak, kudretiyle her şeye egemen olması demektir.
Diyanet İşleri (Eski)
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
İstivâ: Lügatte, yükselmek ve karar kılmak demektir. Allah’ın bir sıfatı olarak, keyfiyeti bilinmeksizin Allah’ın Arşı istilâ etmesi demektir.
Gökler ve yer yaratılmadan önce gün mefhumu olmadığı için bazı müfessirler âyette geçen altı günü altı vakit veya altı gün kadar bir zaman olarak tefsir ederler. Allah’a göre gün, an manasına geldiği gibi uzun devreler manasına da gelir. Hac sûresi’nin 47. âyetinde, Allah katında bizim sayımızca bin yıl süren bir günün var olduğu; Meâric sûresi’nin 4. âyetinde de bizim sayımızca elli bin yıl süren bir günün var olduğu ifade edilmektedir. Yani Allah katında gün itibarîdir. Farklı zaman birimlerini ifade etmektedir. İşte burada belirtilen gün, semâvât ve arzın oluşum devresi anlamındadır. Demek ki Allah kâinatı altı günde yani altı devirde yaratıp bugünkü duruma getirmiştir. Fussilet sûresi’nin 9-12. âyetlerinde bu husus daha teferruatlı anlatılmıştır.
Edip Yüksel
Rabbiniz ALLAH, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra otoritesini kurandır. Geceyi, onu durmadan kovalayan gündüze bürüyüp örter. Güneş, ay ve yıldızlar O'nun yönetimine boyun eğmiştir. Yaratılış da, yönetim de O'na aittir. Evrenlerin Rabbi olan ALLAH ne uludur!
Altı günde yaratma olayı yaradılıştaki evrimi ve dört günde yaratıldığı belirtilen yeryüzünün yapısının göreli karmaşıklığını yansıtan mecazi bir birimdir. Bak 41:10.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
Filvakı' rabbınız o Allahdır ki Gökleri ve Yeri altı gün içinde yarattı, sonra Ârş üzerine istiva buyurdu, geceyi gündüzü bürür, o onu kışkırtarak ta'kıb eyler, güneş ve ay ve bütün yıldızlar emrine müsahhar, bak halk onun, huküm onun, evet o rabbül'âlemin olan Allah ne ulu!..
Şübhesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra (emri) arş üzerinde hükümrân olan Allah'dır. Kendisini durmayıb koğalayan gündüze geceyi O bürüyüb örter. Güneşi, ayı, yıldızları — hepsi de emrine râm olarak — (yaratan O). Haberin olsun ki yaratmak da, emretmek de Ona mahsus. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şânı ne kadar yücedir!
Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan,(1) sonra arşa hükmeden, geceyi kendisini sür'atle taleb (ve ta'kib) eden gündüze örten Allah'dır. Hem güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdirilmiş olarak (yaratan da O'dur)!(2) Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de O'na mahsustur! Âlemlerin Rabbi olan Allah, ne yücedir!
(1)“Altı günde yerleri ve gökleri yarattık demek olan, hem belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibâret olan eyyâm-ı Kur’âniye (Kur’ânî günler) ile insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşayacağına işâret eden hakīkat-i ulviyesine (yüksek hakīkatine) kanâat getirmek için, birer gün hükmünde olan her bir asırda, her bir senede, her bir günde, Fâtır-ı zü’l-Celâl’in halk ettiği (yarattığı)seyyâl (akıp giden) âlemleri, seyyar kâinâtları, geçici dünyaları nazar-ı şuhûda (görecek bakışlara)gösteriyoruz.” (Sözler, 14. Söz, 33)(2)“İnsana hakīkī ma‘bûd (ibâdete lâyık hakīkī Îlâh) olacak, yalnız herşeyin dizgini elinde, herşeyin hazînesi yanında, herşeyin yanında nâzır, her mekânda hâzır, mekândan münezzeh, aczden müberrâ(berî), kusurdan mukaddes, nakstan (noksanlıktan) muallâ (yüce) bir Kadîr-i zü’l-Celâl, bir Rahîm-i zü’l-Cemâl, bir Hakîm-i zü’l-Kemâl (sonsuz kudret, merhamet, hikmet sâhibi olan Allah) olabilir. Çünki nihâyetsiz hâcât-ı insâniyeyi (insanın ihtiyaçlarını) îfâ edecek (yerine getirecek), ancak nihâyetsiz bir kudret ve muhît (kuşatıcı) bir ilim sâhibi olabilir. Öyle ise, ma‘bûdiyete (ibâdet edilmeye) lâyık yalnız O’dur.” (Sözler, 23. Söz, 109)
İlyas Yorulmaz
Sizin Rabbiniz, gökleri ye yeri altı günde yaratmış, sonrada hükümranlık tahtında her şeyi yönetiyor. Birbirini ısrarla takip eden geceyi gündüzle örtüyor, güneş, ay ve yıldızlar da O nun emri ile hareket ediyorlar. Yaratmak O’na ait değil mi? Âlemlerin Rabbi Allah, her şeyden yücedir.
Rabbiniz öyle bir Allah/tır ki gökleri, yeri altı günde [²] yarattı. Sonra Arş üzere müstevi oldu [³]. O, birbirinin ardından çabuk çabuk gelmek üzere geceyi, gündüzü, birbiri ile örter. Güneşi, ay/ı, yıldızları da fermanına müsahhar olarak yaratmıştır [⁴]. Haberiniz olsun ki onun yaratması da vardır, buyurması da vardır. Âlemlerin Rabbi olan Allah pek şanlıdır.
İsmail Hakkı İzmirli A'raf Suresi 54. Ayet Açıklaması
[2] Gün, vakit veya miktar veya devre demektir.[3] Üstüva Allah'ın sıfatlarındandır. Nasıl olduğu malûmumuz değildir.[4] Yahut güneş, ay, yıldızlar fermanına müsahhardır.
Kadri Çelik
Şüphesiz Rabbiniz; gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra egemenlik tahtına kurulan, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten, güneş, ay ve yıldızlar emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah pek de yücedir.
Gerçek şu ki, sizin yegâne sahibiniz, efendiniz, yöneticiniz ve Rabb’iniz Allah’tır! Bütün gökleri ve sayısız nîmetlerle donatılmış yeryüzünü altı günde yaratan,fakat sonra bir kenara çekilip mahlukâtı kendi kaderiyle baş başa bırakmayan, aksine, gerek evreni idâre etmek, gerekse tüm hayata program belirlemek yetkisiyle kâinâtın mutlak hâkimi olarak egemenlik tahtı olan Arş’ta bulunan O’dur! Gündüzü, durmaksızın kendisini takip eden gece ile bürüyüp örten O’dur! Emrine ve koyduğu yasalara boyun eğen Güneş’i, Ay’ı ve diğer bütün yıldızlarıyaratan ve yönlendiren, yine O’dur! Dikkat edin, iyi dinleyin: Yaratma kudreti ve emretme yetkisi, yalnızca O’na aittir! Tüm varlıkların Efendisi olan Allah, ne yücedir! Öyleyse:
Şüphesiz sizin rabbiniz, Allah’tır ki; Yer’i ve Gökler’i altı günde / dönemde yarattı; sonra Gece’yi Gündüz’e bürüyen ve onu durmadan izleyen Arş’a istivâ etti / oturup kuruldu / hâkimiyet kurdu.
O’nun emriyle görevlendirilmiş olarak Yıldızlar’ı da, Ay’ı da, Güneş’i de (yarattı).
Dikkat edin! Yaratma ve Emr / Yönetme Yetkisi O’na aittir.
Âlemler’in rabbi Allah ne mübarektir!
Muhakkak ki sizin Rabbiniz; gökleri ve yeri altı zaman diliminde1 yaratan, sonra kâinatın (arşın) yönetimini hâkimiyeti altına alarak,2 geceyi durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyen, (koyduğu kurallarla) güneşi, ayı ve tüm yıldızları emrine boyun eğdiren O Allah’tır. Şunu iyi bilin ki; yaratma da yürütme de Onundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şânı, çok yücedir.
1 Yevm: Güneşin doğmasıyla batması arasındaki süre yani bir gün demektir. Fakat henüz yeryüzü ve güneşin bulunmadığı bir dönemde, gün düşünülemeyeceğinden, burada vakit anlamına kullanıldığı açıktır. Bunun miktarı ise bilinen günden daha kısa veya uzun olabilir. Allah’ın evreni altı zaman diliminde yaratması, bir hamlede yaratmaya gücünün yetmediğinden değil, böyle yapmayı kendi iradesine daha uygun gördüğündendir.2 İstiva etmek: Karar kılmak veya kararını bulmak, yüksek olmak, üstün olmak, hükmü altına almak anlamlarına gelir. Arş: Bir binanın veya yerin tavanı demektir. Arş, aynı zamanda meliklerin üzerinde oturdukları taht anlamında da kullanılır. Bundan kinâye olarak da mülk ve saltanat anlamlarına gelir. Arşı istivâ etmek ise: Yarattığı kâinatın her türlü idaresini hükmü altına alarak hükmünü ve saltanatını icraya başlamak demektir. (Özetle-Elmalılı)
Muhammed Esed
ŞÜPHESİZ, Allah'tır sizin Rabbiniz; gökleri ve yeri altı çağda yaratan; ve arşa, o sınırsız kudret ve iktidar makamına 43 kurulan. Gündüze, kendisini ivedilikle kovalayan geceyi sarıp sarmalayan O; koyduğu yasalara boyun eğen güneşiyle, ayıyla, yıldızlarıyla her şey O'nun: bütün bir yaratılış ve tüm buyurma, yasama kudreti. Ne yücedir Allah, ne uludur âlemlerin Rabbi!
Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada yaratmış, sonra yarattığı her şeyi emrine boyun eğdirip hükümranlığını kurmuştur. O’dur, sürekli kendisini takip eden gündüzü geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları da emrine amade kılan. Dikkat edin, yaratma, idare ve emir yalnızca O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır. 32/4, 41/9...12, 57/4, 2/189, 6/96, 10/67, 17/12, 36/37...40, 18/26, 13/41, 39/4, 67/1
KUŞKUSUZ sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada[1192] yaratan; ve sınırsız güç ve kudret makamına[1193] kurulan Allah’tır. O’dur gündüzü aralıksız kovalayan geceyle örten; güneşi, Ay’ı ve yıldızları emrine âmâde kılan O… Bakın, yalnız O’na aittir bütün yaratış ve mutlak emir: Âlemlerin Rabbi Allah en yüce, en ulvî bereket kaynağıdır.[1194]
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 54. Ayet Açıklaması
[1192] Lafzen: “altı günde”. Nüzûl sürecinde bu ibarenin ilk geçtiği 50:38’in ilgili notuna bkz.
[1193] ‘Arş için bkz: 20:5, not 4.
[1194] Tebârake: Hem “eksilmeyip sabit kalan”, hem de “artıp çoğalan” anlamındaki el-berekeden türetilir. Yük devesinin sırtına verilen addır. Bereket, “özünde çok olan ve durduğu yerde artan kalıcı hayır” demektir. Diğer kipleri kullanılmayan tebârake fiili, teâlâ gibi yalnız Allah için kullanılır (Râğıb). Bu niteliğinden dolayı hem O’nun “sınırsız yüceliğine” hem de “bereket kaynağı oluşuna” delâlet eder. Fiilin yapısı gereği, bu bereket Allah’a nisbetle sürekli ve kesintisiz, kula nisbetle ameline bağlı olarak değişkendir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı gün içinde yarattı. Sonra Arş üzerine istiva buyurdu. Geceyi gündüze örtüverir, onu çabuk çabuk arar, takip eder, güneşi de, ayı da, yıldızları da emrine musahhar olarak yaratmıştır. İyi bilmelidir ki, yaratmak da, emir de ona mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ pek muazzemdir.
Rabbiniz o Allah'tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra da arşa istiva buyurdu. O Allah ki geceyi, durmadan onu kovalayan gündüze bürür. Güneş, ay ve bütün yıldızlar hep O'nun buyruğu ile hareket ederler. İyi bilesiniz ki yaratmak da, emretmek yetkisi de O'na mahsustur. Evet o Rabbülâlemin olan Allah ne yücedir! [10, 3; 11, 7; 25, 59; 71(tamamı) 36, 37-40] {KM, Tekvin 2, 2-3}
İstiva: Sözlükte istikrar etmek, yani karar kılmak, kurulmak, yükselmek gibi mânalara gelebilir. Arş ise hükümdarların oturdukları taht demektir. Selef-i Salihin böylesi müteşabih âyetleri tevil etmeksizin olduğu gibi kabul eder, yalnız Allahı mahlûklara benzetmekten, o kelimelerin kullar hakkında ifade ettiği noksan sıfatlardan tenzih ederler. Müteahhirun ise, avam benzetme tehlikesine düşmesin diye muhkem âyetlerin ışığında tevil edip hakimiyet, istîla, mülk anlamına alırlar. Bu âyet Allah’ın kâinattaki sınırsız icraatlarını gökleri ve yeri altı günde yaratmasını, Güneş’i, Ay’ı, yıldızları çekip çevirmesini anlatırken, kâinatı yönetmede O’nun rububiyet mertebesini, bir sultanın saltanat tahtında durup etrafa emirler yağdırmasını, böylece işleri düzenlemesini bu tarzda beyan buyurmuştur. Arşa çıkıp hükmetmek ekseriya bu mânada kullanılır. Müteahhir alimlerin bu izahları makbul olmakla beraber, selefin tutumu daha eslem bir yol sayılır.
Süleyman Ateş
Rabbiniz o Allah'tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istiva etti (tahta kuruldu. O), geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O'dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne uludur!
Sizin Rabbiniz Allah’tır; gökleri ve yeri altı günde[1] yaratmış, sonra yönetime (arşa[2]) geçmiştir. O, gündüzü kendini sürekli kovalayan gece ile örter. Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak yaratmıştır. Bil ki yaratmak da emretmek[3] de O’nun işidir. Varlıkların Rabbi[4] olan Allah, pek yücedir.
Süleymaniye Vakfı A'raf Suresi 54. Ayet Açıklaması
[*] Burada sözü edilen gün, dünya günü olamaz. Çünkü göklerin ve yerin yaratılışı henüz tamamlanmamıştır. Allah katındaki bir gün, bize göre bin yıl kadar olduğu için (Hac 22:47) bu ayetteki altı gün altı bin yıla karşılık gelir. [*] إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ [*] Sahibi
Şaban Piriş
Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada yaratmış, sonra arşı istiva etmiştir. Gece ile kendisini kovalayan gündüzü örter; Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak (yaratmıştır). Dikkat edin, yaratma, emir ve idare yalnızca O'naaittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
Sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan,(10) sonra da Arş üzerine kurulan(11) Allah'tır. O, gecenin örtüsünü, onu peşi sıra kovalamakta olan gündüzün üstüne atar.(12) Güneşi, Ayı ve yıldızları da O emrine boyun eğmiş olarak yarattı. Bilin ki, herşeyin yaratılışı da, idaresi de Ona aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı ne yücedir!
(10) Göklerin ve yerin var olmadığı bir zamanda söz konusu olan “gün” kavramının, bugünkü dünyamızın yirmi dört saatlik günleriyle bir ilgisinin bulunmayacağı açıktır. Burada, göklerin ve yerin yaratılışındaki altı ayrı aşamaya işaret edilmektedir ki, bu konuda Fussılet Sûresinin (41) başlarında daha fazla bilgi gelecektir.(11) Bu deyim, bir hükümdarın tahtına yerleşerek egemenliğini icra etmesini ifade etmektedir. Kur’ân’da yer yer geçen buna benzer deyimler, Âl-i İmrân Sûresinin başında da geçtiği gibi, “müteşabihat” içinde yer alırlar ki, bunların “muhkem âyetler” adı verilen âyetlere göre anlamlandırılmaları gerekir. (Bk. 3:7 ve dipnotu.) Muhkem âyetler ise, Allah’ın hiçbir şeye benzemediğini, her türlü eksiklik ve kusurdan yüce olduğunu açıkça bildirmektedir. Bu bakımdan, âyetteki ifadenin, bizim dünyamızın cinsinden bir tahtı ve bizim bildiğimiz şekilde bir tahta çıkma işlemini anlatmadığı açıktır. Şu kadar var ki, Allah’ın sıfatlarını ve fiillerini anlayabilmemiz için, bizim elimizde ölçü teşkil edebilecek ve bir fikir verebilecek şeyler de, bizim dünyamıza ait kavramlar olacaktır; aksi takdirde biz hiçbir şey anlayamayız. Allah’ın herşeyi işittiğini biliriz; ama bu bizim işitmemiz gibi değildir. Allah’ın herşeyi gördüğünü biliriz; ama bu bizim görmemiz gibi değildir. Allah’ın Arşa kurulması da böyledir; Kur’ân bununla bize, Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan sınırsız egemenliğini anlatmaktadır. Tahtına kurulmuş bir hükümdar kendi ülkesinde nasıl saltanatını icra ederse, Allah da bütün göklerde ve yerde, bütün kâinatta, dünyada ve âhirette, görünen ve görünmeyen âlemlerde, herşeyi kuşatan sonsuz ilim, irade ve kudretiyle hükmünü icra etmektedir. Bununla beraber, Arş sözcüğünün sadece temsilî bir kavramdan ibaret olmadığı ve bir hakikatinin bulunduğu da dikkatten uzak tutulmamalıdır. İlk dönem bilginleri bu konuda yoruma girmez, “Kur’ân ve Hadiste geçen arş veya Allah’ın eli gibi sözcüklerin bir hakikati vardır; ancak bunların ne olduğunu bilemeyiz” derlerdi. Daha sonraki dönemlerde, Allah’ı diğer varlıklara benzeten ve Ona bizim anladığımız mânâda el, ayak, cisim gibi şeyler yakıştıran sapık akımların meydan bulması karşısında, halkın inançlarını sağlama almak isteyen bilginler ise, müteşabih âyetler konusunda tevil yolunu açmışlar, meselâ “arş” sözcüğünün egemenlik anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bu da, hiç kuşkusuz, geçerli bir yorumdur; ancak, Kur’ân’ın anlatımındaki canlılığı yansıtamadığı da bir gerçektir.(12) Kur’ân bu âyetinde bize Dünyayı uzaydan seyrettirmekte ve Dünyanın bir tarafında geceyi kovalamakta olan gündüzün, başka bir tarafta da gece tarafından örtülüşünü göstermektedir. Gece ile gündüzü ayıran iki ayrı hat, Dünya döndükçe onun etrafını böylece birbirinin peşi sıra dolaşır, durur. Bu konuda 36:37’de ayrıntı gelecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O'nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O'nundur, emir veriş de/yaratış da O'nun içindir, emir veriş de. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.