Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4472, sondan 1765. ayet; 44. sure ve bu surenin 58. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 5, harf sayısı 29 ve toplam ebced değeri ise 2222 olarak hesaplanmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (2) bulunuyor.
فانما يسرناه بلسانك لعلهم يتذكرون
فانمايسرناهبلسانكلعلهميتذكرون
Fe-innemâ yessernâhu bilisânike le’allehum yeteżekkerûn(e)
(Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Sûre, Kur’an’ın önemine dikkat çekerek başlamış, yeri geldikçe onun müstesna niteliklerine temas etmişti. Son âyetlerinde yine aynı temayı işlemekte, insanların anlamak ve üzerinde düşünmek için Kur’an’a yönelmelerini tavsiye etmektedir. Onu anlamak kolaydır, Hz. Peygamber’in kavmiyle konuşup anlaştığı dilde vahyedilmiştir, içinde hedef kitlenin anlamakta güçlük çekecekleri çetrefil ifade ve kavramlar yoktur.
Kur’an tebliğ edildikten sonra ona inananlar da inanmayanlar da bekleyecekler, bildirdiği şeylerin dünyada ve âhirette bir bir gerçekleştiğini göreceklerdir.
Biz onu (Kur’an’ı gerçeği) hatırlasınlar diye senin diline kolaylaştırdık.
Böylece biz Kur'ân'ı senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
İşte Biz, onu senin dilinle kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
(Ey Resulüm!) Biz O (Kur’an’ı) Senin dilinle (indirdik ve açıklattık) ve (anlaşılmasını) kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar (böylece gerçeği ve görevlerini öğrensinler).
Gerçekten de öğüt alsınlar diye Kur'an'ı senin dilinle indirdik, okuyuşunu da kolaylaştırdık.
Böylece ey peygamber! Biz bu kitabı senin kendi dilinde, kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler.
Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki, onlar düşünüp öğüt alırlar.
Belki düşünüp öğüt alırlar diye onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık.
Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Biz Kur'an'ı senin dilinle indirib onu (okuyuşunu) kolaylaştırdık; olur ki anlar ve öğüd alırlar.
İşte Biz bu Kur’anı, ancak senin lisanınla kolaylaştırdık ki, idrak edip öğüt alsınlar.
«Öğüt alsınlar diye, Kur'anı senin dilince kolaylattık!»
(Ey Resul!) Biz o (Kur'an')ı (aklını işleterek anlamaya çalışanlar için) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
58,59. Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
Öğüt alsınlar diye senin dilinle onu kolaylaştırdık.
Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
Biz onu sâde senin dilinle müyesser kıldık gerek ki iyi düşünsünler
Biz onu, (iyi anlayıb) ibret alsınlar diye, ancak senin dilinle (indirerek) kolaylaşdırdık.
Artık onu (o Kur'ân'ı) sâdece senin dilinle (indirerek insanlara) kolaylaştırdık; tâ ki ibret alsınlar.
Biz Kur’an’ı senin dilinde, insanlar anlayıp düşünsünler diye kolaylaştırdık.
Biz Kur/an/ı, ancak «Anlayıp nasihat kabul etsinler» diye diline kolaylık verdik.
Belki onlar hatırlayıp kendilerine gelirler diye biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
Ey Muhammed! Bu tebliğin ulaştığı hiç kimse, ilâhî çağrıdan habersiz olduğunu öne süremez. Çünkü Biz bu Kur’an’ı, senin dilinde kolayca anlaşılır bir hâle getirdik ki, önce onun ilk muhatabı olan Araplar, sonra da kıyâmete kadar gelecek tüm insanlar onu düşünüp öğüt alabilsinler.
Onu, öğüt almaları için senin dilin ile kolaylaştırdık.
(Ey Muhammed!) Biz bu (Kur’an’ı) belki düşünüp (inanırlar) diye, senin dilinle (indirerek) kolaylaştırdık.
BÖYLECE [ey Peygamber,] Biz bu [ilahî kelâmı] senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler. 34
Düşünüp ibret alsınlar diye bu Kuran’ı senin dilin ile kolaylaştırdık. 19/97, 41/44
İŞTE böylece Biz, bu (vahyi) senin dilinle kolaylaştırdık ki düşünüp de ders alabilsinler.[4463]
[4463] Yani: Biz onda yer alan yüce hakikatleri ve cennet-cehennem gibi gaybî gerçekleri, beşer dilinin dünyasına indirdik ki, insan bu sayede idraki aşan hakikatler hakkında bilgi sahibi olsun. Kur’an vahyinin Arapça indirilmesinin sebebi, seçilen elçinin dilinin Arapça olmasıdır. Bu Allah’ın bir sünnetidir ve her elçi için geçerlidir. Amaç bellidir: Fıtrata nakşedilmiş olan ezeli hakikati hatırlayıp, öncekilerin tecrübesinden ders almak (tezekkur).
Şüphe yok ki, onu (Kur'an-ı Mübîn'i) senin lisanınla kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tefekkür ederler.
Biz Kur'ân'ı, insanlar iyi anlayıp ibret alsınlar diye, senin dilinle indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.
Biz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Bunu senin dilinle kolay anlaşılır hale getirdik ki akıllarını başlarına alsınlar.
Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.
İyice düşünüp öğüt alsınlar diye, Biz bu Kur'ân'ı senin dilinde indirdik ve kolaylaştırdık.
Biz o Kur'an'ı senin dilinle/senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
pes bayıķ geñez eyledük anı dilüñ-ile ya'nį 'arab dili-y-ile ola kim anlar ögütleneler.
Biz bu Ḳur’ānı geñez indürdük senüñ lüġatüñ üstine. Ola kim fehm idüpögütlenür.
Biz onu (Qur’anı ümmətin üçün) ancaq sənin dilinlə asanlaşdırdıq. Bəlkə, anlayıb öyüd-nəsihət qəbul edələr!
And We have made (this Scripture) easy in thy language only that they may heed.
Verily, We have made this (Qur´an) easy,(4734) in thy tongue, in order that they may give heed.*
4734 Easy: not only to understand, being in the Arabic tongue; but mellifluous, whose rhythm carries off our spirits to a higher spiritual plane. In another sense, it is difficult; for to get its deepest meaning, we shall have to strive hard, as the contents of this Surah alone will show.