Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 756, sondan 5481. ayet; 5. sure ve bu surenin 87. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 18, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 3952 olarak hesaplanmıştır.
يا ايها الذين امنوا لا تحرموا طيبات ما احل الله لكم ولا تعتدوا ان الله لا يحب المعتدين
ياايهاالذينامنوالاتحرمواطيباتمااحلاللهلكمولاتعتدوااناللهلايحبالمعتدين
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehalla(A)llâhu lekum velâ ta’tedû(c) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lmu’tedîn(e)
Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
Müminlere, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için kendilerini ve başkalarını hayatın helâl olan güzelliklerinden mahrum bırakma yoluna girmemeleri çağrısının bu âyette yapılmış olması, 82. âyette kendini ibadete veren hıristiyan din adamlarından olumlu biçimde söz edilmesinin yanlış anlaşılmasını da önlemiş olmaktadır. Nitekim bu iki âyetin iniş sebebi olarak anılan olaylar, Resûlullah zamanında bile bazı müminlerin dünyadan el etek çekerek zâhidâne bir hayat sürdürme arzusu içine girdiklerini, özellikle yeme-içme, dinlenme, giyim-kuşam, evlenme ve evlilik hayatının icaplarını yerine getirme konularında mahrumiyeti temel hayat felsefesi haline getirmeye yöneldiklerini, hatta bazılarının zühd yarışına girdiğini, bunun sonucunda gerek kendilerinin gerekse aile fertlerinin zarar görmesi sebebiyle Hz. Peygamber tarafından uyarıldıklarını göstermektedir (bk. Buhârî, “Edeb”, 86, “Teheccüd”, 20; Müslim, “Sıyâm”, 186, 188; Taberî, VII, 8-11; Reşîd Rızâ, VII, 20-25).
Öteden beri insanların kendi iradeleriyle bazı yasaklar koyup bunları gelenek haline getirdikleri ve çoğu defa Tanrı’nın isteği imiş gibi takdim ederek onlara dinî bir renk verdikleri bilinmektedir (Câhiliye döneminde yaygın olan bu tür uygulamalardan bazı örnekler için bk. En‘âm
6:143-144; bu zihniyetin reddi için bk. A‘râf
7:32). Bu tür telakkilerin günümüzde de dünyanın birçok yerinde dinî inanç biçiminde yaşadığı ve modern toplumlarda da bireysel bâtıl inanışlar tarzında yaygın bulunduğu görülmektedir.
87. âyetteki “Haram saymayın” diye çevirdiğimiz “lâ tuharrimû” fiilini “Kendinizi yoksun bırakmayın” şeklinde çevirmek mümkün ise de (meselâ bk. Esed, I, 210), âyetin metninde bulunmayan “kendinizi” ilâvesiyle anlam daraltılmış olur. Çünkü âyetin kaçınılmasını istediği tutumun zararları çoğu zaman kişinin kendisi ile sınırlı kalmamaktadır. Bu bakımdan “yoksun bırakma” fiili kullanıldığında “kendinizi ve başkalarını” şeklinde bir açıklama konması isabetli olur. Diğer taraftan, âyetin ana hedefinin bilfiil mahrumiyetten değil, dinin yasaklamadıklarını beşerî irade ile ve dine mal ederek yasak saymaktan sakındırma olduğu anlaşılmaktadır. Zaten böyle bir zihniyet içine girilmediği takdirde gereksiz mahrumiyetlere katlanma yönüne de gidilmeyecektir. Bu sebeple “Haram saymayın” şeklindeki tercüme daha kapsamlı olmaktadır.
Muhammed Esed tayyibât kelimesini, Taberî’nin “insanın arzuladığı ve gönlünün çektiği zevk verici şeyler” şeklindeki (VII, 8) açıklamasına dayanarak “hayatın güzellikleri” diye çevirmiştir (I, 210). Bu anlayışa katılmakla beraber biz kelimeyi mutlak olarak “güzellikler” şeklinde çevirmeyi tercih ettik.
“Sınırı aşmayın” ifadesi “Helâli haram sayarak Allah’ın hükümranlık sınırına girmeyin” mânasında anlaşılabildiği gibi, “Başkalarının haklarına tecavüz etmeyin” veya “Helâl de olsa verilen nimetlerden yararlanırken mâkul sınırın ötesine geçmeyin, israftan kaçının” şeklinde de yorumlanmıştır. Birinci anlam esas alınırsa bu, “Allah’ın size helâl kıldığı güzellikleri yasak saymayın” cümlesini teyit etmiş olur. Diğer bir anlayışa göre ise burada maksat, “Haramın helâl sayılmasını yasaklayan” birinci fiilin yanlış anlaşılmasını önlemek ve aksi yönde davranmanın da yasak olduğunu hatırlatmaktır; bir başka anlatımla, burada kastedilen anlam şudur: “Helâllerin sınırını zorlayıp bazı haramları helâl haline getirmeyin” (İbn Atıyye, II, 228; Zemahşerî, I, 360-361).
Bu âyetler, İslâm’da, yasaklandığına dair bir delil bulunmadıkça insanın yararlanabileceği her şeyin kural olarak helâl olduğunu ifade eden “ibâha-i asliyye” ilkesi için güçlü bir dayanak oluşturmaktadır. İslâm bilginlerinin “istishâb” delili içinde inceledikleri bu ilkenin hayata geçirilmesinde müslümanların zaman zaman başarılı olamamalarının, İslâm dünyasının bilim, sanat vb. alanlarda gerilemesinde çok etkin bir rolü olmuştur. Bu ilkenin uygulanmasında fazlaca ihtiyatlı davranılmış olması, zamanla kişilerin zihnî ve bedenî potansiyellerini âzami ölçüde harekete geçirebilmelerine ve doğadaki imkânlardan olabildiğince yararlanabilmelerine engel teşkil eder hale gelmiş, atılacak her adım için özel bir meşruiyet delili aranır olmuştur. Bu tutum, hiçbir sınır tanımaksızın her türlü davranışı meşrû sayma şeklinde bir anlayışa sapma endişesiyle izah edilebilirse de, bunu yeterli ve haklı bir gerekçe olarak kabul etmek mümkün değildir. Zira âyette değinilen bu genişlik ve özgürlük, sınırın aşılmaması ve Allah’ın yasaklarından sakınma kaydına bağlanmıştır. Konan bu kaydın doğru uygulanışı ise, önce yasakçı bir zihniyeti hâkim kılmak, sonra özel istisnalar yaparak serbestlik getirmek değildir. Bu konuda izlenmesi gereken yol, insanın yeteneklerini olabildiğince ortaya çıkarmasına ve evrende insanın istifadesine sunulan imkânlardan âzami ölçüde yararlanmaya imkân veren bir anlayışın esas alınması, bunun yol açabileceği sapma ve kaymaların da iyi bir eğitimle ve yaptırımların sağlıklı biçimde işletilmesiyle, dolayısıyla bilinçli bireylerin oluşturduğu sosyal kontrol mekanizmalarıyla önlenmeye çalışılmasıdır.
Bu anlayışın toplumda hâkim olması halinde, bireysel hayatta –meşruiyet çerçevesi içinde– dünya nimetlerinden olabildiğince fakat ölçülü biçimde yararlanma alışkanlığı kazanılmış olacak, toplum düzeyinde de tüketim arzusunun zinde kalması sayesinde üretim artacak ve ekonominin canlılığı korunmuş olacak, fakat bütün bu faaliyetler daima temel inanç ve ahlâk değerlerinin murakabesi altında dengelenecektir.
İbn Âşûr da burada, haramlığına dair delilin bulunmadığında veya delili bu âyetteki yasaklık ifadesinden daha güçlü olmayan durumlarda haramlığa hükmetmekten kaçınmaları için müslüman din bilginlerine yönelik bir uyarının yer aldığına dikkat çeker (VII, 16).
88. âyette geçen “yiyin” ifadesi, “yeme, içme, giyinme, seyahat etme gibi yollarla dünya nimetlerinden yararlanın” anlamında olup insanın günlük yaşantısının vazgeçilmez gereklerinden ve dünya nimetlerinden istifade etmenin en belirgin yolu ve örneği olmasından ötürü “yeme” fiili esas alınmıştır (İbn Atıyye, II, 229). Nitekim Türkçe’de yemek fiili “ihtiyaçlarını karşılama amacıyla malını harcamak” anlamında da kullanılmaktadır.
Ehl-i sünnet bilginlerinin yorumuna göre rızık, yararlanılabilecek her şeyi kapsayan bir kavramdır. Mu‘tezile’ye göre ise, ancak helâl yoldan sahip olunan imkânlar rızık olarak adlandırılabilir (İbn Atıyye, II, 229; rızık konusunda ayrıca bk. Rûm
30:37-40; Sebe’
34:34-36; Şûrâ
42:27).
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve aşırı gitmeyin! Şüphesiz ki Allah aşırıları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayınız ve sınırı aşmayınız. Allah sınırı aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı tayyibat¹ olan şeyleri haram saymayın. Haddi aşmayın.² Allah, haddi aşanları sevmez.
1- Sağlıklı, yararlı, bakımlı, temiz, hoş. 2- Bu helaldir, bu haramdır diyerek kendi kendinize hüküm vermeyin.
Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri (takvalık taslayarak) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Öyle ise kendi zann ve kuruntularınıza değil, Kur’an’a ve Resulüllah’a sarılın.)
Ey inananlar, Allah'ın size helal ettiği tertemiz şeyleri haram etmeyin kendinize ve aşırı gitmeyin. Şüphe yok ki Allah, aşırı gidenleri sevmez.
Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı, dünyanın güzel nimetlerinden yararlanın ve bunları kendinize daha dindar olabilme sebebiyle haram kılmayın. Allah'ın nimetlerinden yararlanma hususunda aşırılığa kaçmayın. Çünkü Allah aşırı gidip sınırları aşanları sevmez.
Ey iman edenler, Allah'ın size helâl kıldığı şeylerin temizini, iyisini, sağlıklısını haram saymayın. Sınırı aşmayın, haddi tecavüz etmeyin. Allah haddi tecavüz edenleri sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.
87.Tirmizi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bir adam Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Ey Resulullah (a.s.)! Ben et yediğimde kadınlara düşkün oluyorum ve cinsel arzum artıyor. Bu yüzden kendime eti haram kıldım" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerime bazı sahabilerin kadınlara yaklaşmayı ve et yemeği kendilerine yasak etmeleri ve kendilerini tamamen ibadete verme kararı almaları üzerine indi. Bunu destekleyen daha başka rivayetlerde olay daha teferruatlı olarak anlatılmaktadır.
Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı nimetlerin temiz ve hoşlarını kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
Ey iman edenler! (Bazı Hıristiyanlar gibi) Allah’ın helal kıldığı güzel şeyleri (kendinize) haram etmeyin. Fakat aşırı da gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez.
Ey inanmış olanlar! Allahın sizlere helâl kıldığı iyi şeyleri, haram kılmayın, taşkınlık etmeyiniz, Allah sevmez taşkınları
Ey inananlar! Allah'ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın (onları kendinize haram etmeyin) ve Hakkın sınırlarını da aşmayın! Allah, aşırı gidenleri asla sevmez.
Bkz.
2:168, 172,
5:88,
16:114Allah, yarattığı helal ve temiz rızıklardan kulunun istifade etmesini emretmiş ve hangi sebeple olursa olsun insanın Allah’ın helal kıldığı bir şeyi -Allah’a yakınlaşma adına da olsa- kendisine yasaklamasını da haram kılmıştır.” “De ki: “Bana vahyedilenlerde leş, akıtılmış kan, iğrenç bir şey olan domuz eti, üzerinde Allah’tan başka bir ismin anıldığı kurban dışında yenmesi yasak olan hiçbir şey görmüyorum.” (En’am
6:145) Günümüzde özellikle deniz ürünleri gibi farklı sahalarda bu yasakların her geçen gün eklenerek çoğaldığını görmekteyiz. Ayrıca duygusal mülahazalarla da farklı yasaklar konmaktadır. Örneğin; “peygamberim bundan yememiş ya da yiyememişti, rahmetli annem-babam bunu çok severdi” gibi manasız ve gereksiz düşüncelerle hiçbir nimetin yasaklanmasına Allah müsaade etmez. Allah verdiği nimetleri bir sonraki ayette de görüldüğü gibi kulu üzerinde görmek ve gördüğü nimetlerin karşılığını almak ister. İnsana düşen, Allah’ın verdiği nimetlerden israf etmeden, savurganca davranmadan, şımarmadan istifade ederek kulluğunu ortaya koyması ve ihsan edilen nimetlerin şükrünü Kur’an’ın tarif ettiği şekilde eda etmesidir.
Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.
İnananlar, ALLAH'ın size helal yaptığı iyi şeyleri haram etmeyin. Sınırı aşmayın. ALLAH sınırı aşanları sevmez
Tanrı adına kurallar koyan din adamları insanların en kötüsü olarak tanıtılır Kuran'da. Tanrı'nın kolay olan dinini yaşanmaz bir angarya haline dönüştürmek isteyen şeytan, tarih boyunca din adamlarını kullanarak bu amacına ulaşmıştır. Bak:
6:21, 145;
7:17, 30-31, 37;
42:21.
Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
Ey o bütün iyman edenler, Allahın size halâl kıldığı ni'metlerin hoşlarını kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez
Ey îman edenler, Allahın size helâl etdiği o en temiz ve güzel şeyleri (nefsinize) haram kılmayın. Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
Ey îmân edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz şeyleri (kendinize) haramkılmayın ve haddi aşmayın! Şübhesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.(1)
(1)Bu âyet-i celîle, Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ali (ra) ile sekiz sahâbî hakkında nâzil olmuştur. Bir gün Peygamber Efendimiz (asm)’ın ashâbına kıyâmetin hâllerinden bahsetmesi üzerine, bu zâtlar Osman b. Maz‘ûn (ra)’ın evinde toplanıp, geri kalan ömürlerini geceleri ibâdetle, gündüzleri oruçla ve yatağa yatmamak, et ve yağlı yemekler yememek, âilelerine yaklaşmamak ve dünyayı terk etmek üzere aralarında yemîn ettiler. Bu haber Peygamber (asm)’a ulaşınca onlara şöyle buyurdular: “Ben bununla emrolunmadım. İyi bilin ki nefsinizin üzerinizde hakkı vardır. Kâh oruçlu olun, kâh iftâr edin! Geceleyin bazen uyuyun, bazen de uyanık olun! Zîrâ ben de hem oruç tutar, hem yerim. Ben, et ve yağlı yemekler yer ve helâlim olan kadınlara yaklaşırım. Kim benim sünnetime sarılırsa, o bendendir. Kim de benim sünnetime sarılmazsa, o benden (kâmil ümmetimden) değildir.” (Celâleyn Şerhi, c. 2, 267)
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri, niçin haram ediyorsunuz? Haddi aşmayın, zira Allah haddi aşanları sevmez. 88. Allah’ın temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, kendisine iman ettiğiniz Allah’dan korunun.
Ey iman edenler! Allah/ın sizlere helâl kıldığı pâk şeyleri haram kılmayın, hadden aşmayın, Allah hadden aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı o temiz ve hoş nîmetleri kendinize haram kılmayın; güya Allah’a yaklaşma adına kendinizi hayatın güzelliklerinden mahrum bırakmayın! Fakat dünya zevklerinden faydalanacağım diye başkalarının hakkını çiğneyerek sınırı da aşmayın! Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez.
Ey iman edenler!
Allah’ın size halâl kıldığı şeylerin iyilerini / temizlerini haram kılmayın, sınırı aşmayın!
Allah, Sınırı / Haddi Aşanlar’ı sevmez.
Ey îman edenler! Allah’ın size helal kıldığı tertemiz (nîmetleri) haram saymayın, sınırı da aşmayın. Çünkü Allah, sınırları aşanları sevmez.
SİZ EY imana ermiş olanlar! Allah'ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın, 100 ama hakkın sınırlarını da aşmayın: Allah, sınırları aşanları asla sevmez.
Ey iman edenler, Allah’ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın. (Haram ve helal koyarak) Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemeyin. Zira Allah, sınırları çiğneyenleri sevmez. 6/145, 16/116
SİZ ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın,[974] fakat sınırları da aşmayın; unutmayın ki Allah haddi aşanları sevmez.
[974] Ruhbanlığı ve Hıristiyan çileciliğini red (Krş:
7:32). Zımnen: Eşyanın konumunu belirlemek onu yaratanın hakkıdır, sizin değil.
Ey imân edenler! Allah Teâlâ'nın sizin için helâl kılmış olduğu temiz şeyleri haram kılmayınız, haddi de aşmayınız. Şüphe yok ki Allah Teâlâ haddi aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı o güzel ve temiz nimetleri kendinize haram kılmayın, haddi aşmayın. Çünkü Allah haddini aşanları asla sevmez. [7, 31-32; 25, 67]
Ey inananlar, Allah'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez.
Ey inanıp güvenenler (müminler)! Allah’ın size helâl kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize yasaklamayın. Aşırı da gitmeyin. Allah, aşırılık yapanları sevmez.
-Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın. Ve sınırı da aşmayın. Allah, sınırı aşanları sevmez.
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
iy anlar kim įmān getürdiler! ḥarām eylemeñ arularını anı kim ḥelāl! eyledi Tañrı size daħı [60b] haddan geçmeñ bayıķ Tañrı sevmez ḥaddan geçicileri.
İy īmān getüren kişiler, ḥarām eylemeñüz yaḫşılarını ol ni‘metlerüñkim ḥalāl eylemişdür Tañrı size. Daḫı ẓulm eylemeñüz, taḥḳīḳ Tañrı Ta‘ālāsevmez ẓulm eyleyenleri.
Ey iman gətirənlər! Allahın sizə halal buyurduğu pak ne’mətləri (özünüzə) haram etməyin və həddi aşmayın. Doğrudan da, Allah həddi aşanları sevməz!
O ye who believe! Forbid not the good things which Allah hath made lawful for you, and transgress not. Lo! Allah loveth not transgressors.
O ye who believe! make not unlawful the good things which Allah hath made lawful for you, but commit no excess:(791) for Allah loveth not those given to excess.*
791 In pleasures that are good and lawful the crime is excess. There is no merit merely in abstention or asceticism, though the humility or unselfishness that may go with asceticism may have its value. In
5:82 Christian monks are praised for particular virtues, though here and elsewhere monasticism is disapproved of. Use Allah's gifts of all kinds with gratitude, but excess is not approved of by Allah.