Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5102, sondan 1135. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 27. ayetidir. Hadîd Suresi 27. ayetinin kelime sayisi 39, harf sayısı 192 ve toplam ebced değeri ise 13713 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ثم قفينا على اثارهم برسلنا وقفينا بعيسى ابن مريم واتيناه الانجيل وجعلنا في قلوب الذين اتبعوه رأفة ورحمة ورهبانية ابتدعوها ما كتبناها عليهم الا ابتغاء رضوان الله فما رعوها حق رعايـتها فاتينا الذين امنوا منهم اجرهم وكثير منهم فاسقون
Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa[528] gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
Ruhbanlık, insanlardan uzaklaşıp riyazata çekilerek dünya zevklerini terk etmek ve kendini aşırı bir şekilde ibadete vermek demektir. Baştan beri hak dinler böylesi bir aşırılığı onaylamamaktadır. Ruhbanlığı Hıristiyanlar icad etmişlerdir. Hz. İsa’dan sonra, gördükleri baskı ve zulüm sebebiyle bir kısım hıristiyanlar toplumsal hayattan soyutlanarak, edindikleri özel mekânlara çekilmişler ve kendilerini ibadete adamışlardı. Zamanla, bir yaşayış biçimi olarak, Hıristiyanlığın bünyesinde yerleşen bu uygulamaya “ruhbanlık”, uygulayanlara da “ruhban” adı verilir.
Önceki âyette peygamberler gönderilmesinden söz edilmişti; bu âyetlerde de insanlığın ikinci atası olarak bilinen Hz. Nûh ve sonrasındaki peygamberler tarihine genel bir bakış yapılması sağlanmaktadır. Kur’an’da peygamberler zinciri ve birçok peygamber hakkında daha ayrıntılı bilgiler verilmiş olup burada bu sürecin nasıl tamamlandığı hususu öne çıkarılmaktadır. Pek çok peygamber gönderildikten sonra nihayet Hz. Muhammed öncesinde Hz. Îsâ’ya kutsal kitap İncil verilmiştir. Ona uyanlar, yani Hz. Îsâ’nın örnek ahlâkını, İncil öğretisine hâkim olan hoşgörü vb. ahlâkî erdemleri özümseyenler kalpleri şefkat ve merhamet dolu insanlar oldular. Allah onlara ruhbanlık gibi bir görev yüklememişti; fakat Hıristiyanlığın başlangıcında samimi müminler ağır sosyal ve siyasî baskılara mâruz kaldılar. Bu durum karşısında onlardan bir kısmı sırf bu katliam ve çatışmalarda eriyip gitmemek ve böylece dinlerini koruyabilmek amacıyla dağlara, ücra yerlere çekilip kendilerini ibadete verdiler. Fakat zaman içinde bu hareket amacından saptırıldı ve dinin istismar aracı olmasını kurumlaştıran hatta toplum içi ve toplumlar arası çatışmaları körükleyen bir örgütlenmeye dönüştü (Hz. Îsâ hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:45; İncil hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:3; ruhbanlık hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Tevbe 9:31, 34; hıristiyanların Kur’an tarafından olumlu bulunan nitelikleri hakkında bk. Mâide 5:82-85). 26. âyetin son cümlesindeki “onlar” zamiri genellikle “Nûh ve İbrâhim’in soyundan gelenler” şeklinde açıklanmıştır; fakat bunu “bildirimde bulundukları insanlar” diye yorumlamak da mümkündür. Yine, buradaki “yoldan çıkmışlar” anlamı verilen fâsık kelimesi –Kur’an’daki kullanımlar ve bağlam dikkate alınarak– hem “günahkâr” hem de “kâfir” anlamlarıyla izah edilmiştir (Taberî, XXVII, 237-238; Râzî, XXIX, 244). “Onlar” zamiri konusunda birinci yorum esas alındığında burada, peygamber soyundan gelmenin iman etme veya iyi mümin olma garantisi sağlamadığına işaret edildiği söylenebilir.
Mehmet Okuyan
Sonra bunların izinden art arda elçilerimizi göndermiştik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından göndermiş, ona İncil’i vermiştik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirmiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu onlara biz yazmamıştık. Fakat kendileri, Allah rızasını kazanmak için yapmış, (ancak) buna da gerektiği gibi uymamışlardı. Biz de onlardan iman edenlere ödüllerini vermiştik. İçlerinden çoğu yoldan çıkmıştı.
“Korkmak” anlamındaki [rehebe] kökünden türetilen [rahbâniyyeh] kelimesi, çok korkanların korkusu anlamında bir mübalağa anlamı içermektedir ki Bakara 2:143’te belirtildiği üzere “vasat ümmet” kılınışı nedeniyle bu ümmetin böyle bir aşırılığa müsait bir tarafı olmamalı, “tefrit”i reddettiği gibi “ifrat”ı da reddetmeli, itidali esas almalıdır.,Hz. İsa’ya uyanların Yüce Allah’ın emretmediği, ancak kendilerinin meydana getirdiği [rahb] denen “korkuya dayalı aşırı dindarlığın” gereğini de hakkıyla yerine getirmedikleri ifade edilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Sonra onların ardından da peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk. Ruhbanlığı ise kendileri uydurdular. Biz onu kendilerine yazmadık. Ancak onlar Allah'ın rızasını kazanmak arzusu ile bunu yaptılar; ama buna gereği gibi de uymadılar. Onlardan da inananlara ödüllerini verdik. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.[613]
[613] İncîl kelimesi ve ruhbanlık hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 69-72.
Erhan Aktaş
Sonra onların izleri üzerinde artarda resûllerimizi gönderdik. Ve Meryem oğlu Îsâ'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyan kimselerin kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Allah'ın rızasını kazanmak için uydurdukları ve fakat gereği gibi de uymadıkları ruhbanlık¹ Bizim buyruğumuzdan kaynaklanmış değildir. Onlardan iman edenlere ödüllerini verdik. Ne var ki onların çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.
1- Sözcüğün kök anlamı, korkmak demektir. Bu korku, sakınma, önlem alma, ihtiyatlı olma, tedirgin olma anlamında bir korkmadır. İsm-i fail olan “rahip” sözcüğü; sakınan, çekinen, ihtiyatlı olan, önlem alan kimse demek olup, “ruhban” rahip sözcüğünün çoğuludur. Ruhbanlık, çekingen bir hayat sürmek, dünyadan el etek çekip, yalnızca ibadetle ilgilenerek ruhu yüceltmek demektir. Ne var ki Ruhbanlık Allah'ın dini yerine kendi yanından uydurduğu dini din edinmeye dönüştürülmüştür.
Ahmet Akgül
Sonra onların peşinden ve izleri (eserleri) üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca yollayıverdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; Ona İncil'i verdik ve Ona tâbi (ve talebe) olanların kalplerinde şefkat ve merhamet duyguları yerleştirdik. (Hristiyanların sonradan bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik) . Ancak (güya) Allah'ın rızasını aramak için (kendileri uydurup türetmişlerdi), ama buna da gerektiği gibi riayet etmemişlerdi. Bununla birlikte onlardan iman edenlere (yine de) ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olan (Hakk yoldan çıkan) kimselerdi.
Sonra izlerinden peygamberler gönderdik ve onların izince de Meryem oğlu İsa'yı yolladık ve ona İncil'i verdik ve ona uyanların gönüllerinde fazla bir yumuşaklık ve merhamet yarattık; ve rahipliği, onlara biz farzetmediysek de onlar ancak Allah rızasını kazanmak için icat ettiler, derken onun hakkına da gereği gibi riayet edemediler, derken onlardan inananlara, mükafatlarını verdik ve onların çoğuysa buyruktan çıkmış olanlardır.
Ve sonra onların ardından, öteki elçilerimizi gönderdik ve zaman içinde arkalarından kendisine İncil verdiğimiz, Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, O'na sadık bir şekilde uyanların kalplerine, şefkat ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz onlara gerekli kılmamıştık. Yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için, O'nu kendileri uydurdular. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onların da bir çoğu yoldan çıkmışlardı.
Sonra bunların izinden ardarda Rasullerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsâ'yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil'i verdik. Ona, onun sünnetine tâbi olanların kafalarına, kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığı-zâhidliği biz onlara yazılı olarak farz kılmadık. Bunu, Allah rızasını kazanmak için yaptılar, ama buna gereği gibi, bihakkın, samimiyetle riayet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. Onların çoğu doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan fâsıktı, âsi ve bozguncu idi.
Sonra onların izleri üzere elçilerimizi ardarda gönderdik. Arkalarından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik ve ona uyanların kalplerine bir şefkat ve merhamet duygusu yerleştirdik. Kendilerinin çıkardıkları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmamıştık. Bunu sırf Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için (çıkardılar) ama ona da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere ecirlerini verdik. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu fasık olanlardır.
Sonra (Nûh ile İbrahîm'in) arkalarından peygamberlerimizi ard arda gönderdik. Bir de arkalarından Meryem'in oğlu İsa'yı yolladık; ve ona İncil'i verdik. Kendisine bağlı kalanların kalblerine ince bir duygu ve bir merhamet ihsan ettik. Bir de (insanların fitnesinden kaçıb sırf ibadete koyulmaktan ibaret olan) Ruhbaniyyet ki, bunu onlar icad ettiler; biz onu, üzerlerine farz kılmamıştık. Ancak Allah rızasını aramak için (bu icadı) yaptılar. Sonra da ona gereği üzre riayet etmediler, (Ruhbaniyyete teslisi, ittihadı ve küfrü ilâve etmek suretiyle hakkını gözetmediler, onu zayi ettiler). Biz de içlerinden iman etmiş olanlara mükâfatlarını verdik. Çokları ise yoldan çıkmış fâsıklardır, (kâfirlerdir).
Sonra bunların izinde ard arda elçilerimizi gönderdik. Onların da ardından Meryemoğlu İsa’yı gönderdik, ona İncili verdik. Ona tabi olanların kalbine bir şefkat ve rahmet koyduk. Ve kendilerinin uydurduğu, onlara farz kılmadığımız, kendilerinin yalnızca Allah’ın rızası için uyguladıkları bir ruhbanlığı (yaşama imkânını) da onlara verdik. Fakat gereği gibi ona riayet etmediler. Biz, onlardan gerçekten inananlara mükâfatlarını verdik. Ve çokları da yoldan çıkmış fasıklardır.
Sonra, artlarınca peygamberler gönderdik, Meryem oğlu İsa'yı da gönderdik, ona İncil verdik, İsa'ya uyanların gönüllerine esirgeme verdik de, acınmak dahi verdik; keşişliği kendileri çıkardı, biz onlarçin Tanrının hoşnutluğundan başka bir şey farzetmemiştik, onu iyi bir güdümle gütmediler, içlerinden inanmış bulunanlara, sevaplarını verdik, birçokları onların, buyrumdan dıştır
Sonra bunların ardından peş peşe resullerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanca riyazete (aşırı sofuluğa) gelince, biz onlara bunu emretmedik. Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla onu kendileri uydurdu. Ama sonra ona da gerektiği gibi uymadılar (teslis inancına ve riyakârlığa saptılar). Biz de içlerinden iman edenlere karşılığını verdik, fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardı.
“Ruhbanlık”, semavi dinlerde yeri olmayan, Hıristiyan din adamlarının icat ettiği bir anlayış ve yaşayış tarzıdır. Ruhbanlıkta, insanlar riyazete çekilerek dünyevi zevkleri terk eder ve ruhu yüceltmek maksadıyla kendilerini sadece ibadete verirler. Böylece Allah’ın dini yerine kendilerinden istenmeyen adeta Allah’a yaranma dini uydururlar. Günümüzde maalesef daha çok tasavvuf ekolleri insanlara bu hayatı tavsiye edip özendirmektedirler. Oysa İslâm’da insanın dünyadan el etek çekmesi ve dünyadaki ilahi nimetlerden uzak durması diye bir şey yoktur. Dünyada yaşayan insan, dünyanın şartlarına uymalı, hayatın gereklerini yerine getirmeli, çalışmalı, çalışmayı ibadete dönüştürmeli, mücadele vermeli, mücadeleyi hayat olarak görmeli, zorluklarla boğuşarak sabretmesini öğrenmeli ve kemale ermeli, Allah’ın helal kıldığı nimetlerden istifade ederek kulluğunu ortaya koymalıdır.
Diyanet İşleri (Eski)
Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.
Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
Ruhbanlık, hıristiyanların ortaya çıkardığı bir anlayış ve yaşayış tarzıdır. Rivayetlere göre Hz. İsa’dan sonra, müminler inkârcı zorbalarca yok edilmeye çalışılmış, girişilen üç savaşta müminler ağır kayıplar vermişler, sağ kalan iman ehli, kendilerinin de ölümü halinde dine davet edecek kimsenin kalmayacağı gerekçesiyle savaş yapmama kararı almış, sadece ibadetle meşgul olmaya başlamışlardı. İşte bu suretle fitneden kaçarak, dinlerinde ihlâs ve samimiyet gösteren bu insanlar dünyanın bütün zevklerinden, fazla yeyip içmekten ve evlenmekten vazgeçmişler, dağlar, mağaralar, oyuklar ve hücrelerde ibadetle meşgul olmuşlardır. Ama bir çoğu buna riayet etmeyerek, Hz. İsa’nın dinini inkâr ettiler; hükümdarlarının dinine girdiler; teslis akîdesini ortaya attılar, Hz. Muhammed’i inkâr ettiler ve benzeri sapıklıklara düştüler.
Edip Yüksel
Sonra onların peşinden, ard arda elçilerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da gönderdik ve ona İncil'i verdik. Onu izleyenlerin gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Fakat, bizim kendileri için onaylamadığımız bir ruhbanlık uydurdular. Halbuki onlardan sadece ALLAH'ı hoşnut edecek hususlara uymalarını istemiştik. Üstelik ruhbanlığa hakkıyla da uymadılar. Aralarından inananlara ödüllerini verdik; ancak çokları yoldan çıkmışlardı.
Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
Sonra onların izleri üzerinde Resullerimizle ta'kıyb ettik, bir de Meryemin oğlu Isa ile ta'kıyb ettik ve ona İncili verdik ve ona tabi' olanların kalblerinde bir rıkkat bir merhamet yarattık, bir de rehbaniyyet ki onu onlar ibda' ettiler, biz onu üzerlerine yazmamıştık, ancak Allah rızasını aramak için yaptılar, sonra da ona hakkıyle riayet etmediler, biz de içlerinden iyman etmiş olanlara ecirlerini verdik, çokları ise yoldan çıkmış fâsıklardır
Sonra bunların izleri üzerinde, ardı ardınca peygamberlerimizi yolladık. Arkalarından da Meryem oğlu îsâyı gönderdik. Ona incîli verdik. Kendisine tâbi olanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Onların (yeni bir âdet olmak üzere) ihdas etdikleri ruhbanlığa (gelince:) Onu üzerlerine biz farzetmedik. Ancak (onlar bunu sırf) Allahın rızaasını aramak için yapdılar. Fakat buna hakkıyle riaayet de etmediler. Biz de içlerinden (gerçek) îman edenlere mükâfatlarını verdik. Onlardan bir çoğu ise (doğru yoldan) çıkanlardı.
Sonra onların izleri üzerinde ard arda peygamberlerimizi gönderdik; (o peygamberlerin) ardından da Meryemoğlu Îsâ'yı gönderdik; ona İncîl'i verdik ve ona tâbi' olanların kalblerinde bir şefkat ve bir merhamet kıldık.Bir de (kendilerinin) ortaya çıkardıkları ruhbâniyet(2) ki, onu üzerlerine (biz) farz kılmamıştık, sâdece Allah'ın rızâsını kazanmak için (kendileri yaptılar); fakat ona (da) hakkıyla tâbi' olarak riâyet etmediler. Artık onlardan îmân edenlere mükâfâtlarını verdik. Fakat onlardan çoğu (yoldan çıkmış) fâsık kimselerdir.
(2)Burada zikredilen “ruhbâniyet”ten murad, ibâdet için dünya lezzetlerini terk edip insanlardan uzaklaşmak, nefsin isteklerinden elini çekmekte aşırılık göstermektir. (Beyzâvî, c. 2, 471)
İlyas Yorulmaz
Onların izlerini takip eden elçilerimizi göndermiştik. Sonra Meryem’in oğlu İsa’yı elçi olarak gönderdik ve ona İncil’i verdik. İncil’e tabi olanların kalplerine bir yumuşaklık, merhamet verdik ve biz kendilerine emretmediğimiz halde, Allah’ın rızasını kazanmak için ilk defa ruhbanlığı kendileri icat ettiler. Ancak kendilerinin meydana getirdikleri bu göreve (ruhbanlığa) kendileri uymadılar. Onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. Ancak onlardan pek çoğu da, Allah’ın yolundan uzaklaştılar.
Sonra onların arkalarından peygamberimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa/yı da ardı sıra gönderdik, ona İncil verdik, İsa/ya tâbi olanların kalblerine birbirlerine karşı şefkat ve merhamet duyguları koyduk. Ruhbaniyyeti [⁴] de kendileri ortaya koymuşlardı. Biz onu onlara farz etmedik. Şu kadar ki onlar Allah/ın hoşnutluğunu elde etmek uğrunda yapmışlardı. Böyleyken yine O/nun ahkâmına gereği gibi riayet etmediler [⁵]. İçlerinden hakikaten iman getirenlere mükâfatlarını verdik. Çokları ise dinden çıktılar.
İsmail Hakkı İzmirli Hadîd Suresi 27. Ayet Açıklaması
[4] Bir bucakta eğleşip herkesten çekilerek ibadet etmeyi veya ibadette mübalâğayı.[5] Pek ileri gittiler de teslise kail oldular, peygamberimizi tanımadılar.
Kadri Çelik
Sonra onların izleri üzerinde peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. Türettikleri ruhbanlığı ise, biz onlara yazmadık. Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler), ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
Ve onların ardından, peş peşe elçilerimizi yolladık. Onlardan sonra da Meryem oğlu İsa’yı mûcizelerimizle gönderdik ve ona İncil’i verdik. Onu samîmiyetle izleyenlerin kalplerine derin bir şefkat ve merhamet duygusu yerleştirdik. Sonraki Hıristiyanların icatları olan bu dünyayı tamamen terk ederek hiç evlenmeden, çilehânelerde inzivâya çekilme esâsına dayanan ruhbanlığa gelince, Biz onlara böyle bir şey emretmedik ama onlar, güya Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla bunuuydurdular; ne var ki, insan fıtratına ters düşen bu sözde ibâdete gereği gibi de uymadılar. Biz de içlerinden, gönderdiğimiz mesaja gerçek anlamda iman eden ve ona göre hayat programlarını çizen kimselere mükâfâtlarını verdik fakat onların çoğu, Hz. İsa’nın getirdiği tevhid dinini özünden saptırarak yoldan çıkmışlardı. İşte şimdi, bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri, fakat daha sonra özünden saptırılıp tanınmaz hâle getirilen o saf tevhid inancını yeniden canlandırıp bütün berraklığıyla insanlığa sunan Son Elçimizi gönderdik. O hâlde:
Sonra rasûllerimizi onların izi sıra ardarda gönderdik.
Meryem oğlu İsa’yı da ardı sıra gönderdik.
Ona İncil’i verdik.
Ona tâbi’ olanların kalblerinde şefkat / rikkat ve merhamet yerleştirdik.
Allah’ın rızasını aramak dışında kendilerine yazmadığımız, uydurdukları ruhbanlığı da (yerleştirdik)!
Yine de ona hakkıyla riayet etmediler.
Onlardan iman edenlere ücretlerini / ödüllerini verdik.
Onlardan birçoğu yoldan çıkıp sapmış / fâsıklardır.
Sonra onların ardından Peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. (Daha sonra da) kendisine İncil’i1 verdiğimiz Meryem’in oğlu İsa’yı (Rasul olarak) gönderdik. Ona uyanların kalplerine de şefkat ve merhamet yerleştirdik. Bizim, kendilerine emretmediğimiz halde uydurdukları ruhbanlığa2 gelince; onlar onu, güya Allah’ın rızasını kazanmak için uydurdular ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Biz de onlardan îman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu hak yoldan saptılar.
1 Bugün Hıristiyanların ellerinde bulunan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna isimli kitaplar, isimlerinden de anlaşıldığı üzere “incilciler tarafından” sonradan Hz. İsa (a.s)’ın hayat hikâyesi olarak yazılmış uyduruk kitaplardır.2 Ruhbanlık; büyük bir korku hissiyle çekilip, Dünya zevklerini terk ederek, züht ve riyazat ile ibâdette aşırılığa kaçmak, demektir. Yani kendilerini ibadete adayan Hıristiyan veya diğer dinlere mensup rahiplerin, Allah adına uydurdukları yaşayış biçimidir. Arapça “râhib” kelimesinin çoğulu olan “ruhbân”, yoğun bir dinî kaygı ve korku ile kendini ibadete veren kimse anlamındadır. Râhib de; “Allah’tan korkan ve uzlet halinde ibadet eden kişiyi” ifade eder. Ruhban ve ruhbâniyyet kelimeleri Kur’an’da Hristiyan geleneğine atıfla dört yerde geçer. (Mâide: 82, Tevbe: 31, 34, Hadîd: 27) Tefsirlerdeki açıklamalara göre ruhbanlık, bir grup Hristiyan’ın dinde ortaya çıkan fitneden uzaklaşıp dağlara çekilerek ibadet etme ve nefis tezkiyesinde bulunmanın yanı sıra, kuytu köşelerde yalnız yaşama gibi meşakkatli bir hayat tarzına katlanmasını ifade etmektedir. Rivayete göre Hz. Îsâ ile Hz. Muhammed’in peygamberlikleri arasındaki fetret döneminde Hristiyanlara zalim krallar hükmetmiş, bunlar Tevrat’ı ve İncil’i değiştirmiştir. Bunun üzerine bazı Hristiyanlar zalim yöneticilere karşı mücadele etmiş, dinlerinde fitne ortaya çıkmasından korkunca da dağlara çekilip uzlet hayatı yaşamaya başlamıştır. (Zemahşerî, Râzî) Hristiyanlıkta iki ayrı ruhban sınıfı mevcuttur. 1. Manastırlarda uzlet hayatı yaşayan ve “keşiş” diye isimlendirilen ruhbanlar. 2. Kiliselerde görev yapan rahipler veya papazlar. Hristiyanlıkta seçilme yoluyla elde edilen rahiplikte bekârlık esas olsa da (Katolik kilisesi) bekârlığın zorunlu olmadığı uygulamalar da mevcuttur. (Doğu Hristiyan kiliseleri) Hz. Peygamber (s.a.v) bazı Müslümanların ruhban hayatı yaşamaya başlaması üzerine: “Hem oruç tutun hem yiyin, hem ibadet edin hem uyuyun. Ben hem oruç tutuyorum hem iftar ediyorum, hem ibadet ediyorum hem uyuyorum; ben et de yiyorum kadınlarla da evleniyorum; benim sünnetimden uzaklaşan benden değildir” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim) Buradan, Allah’ın emretmediği ve birilerinin Allah adına uydurduğu her türlü aşırılığa kaçan ibâdet türlerinin, Müslümanlık adına bile olsa ruhbanlığa girdiği anlaşılmaktadır. Bilhassa H. 1. Asırdan itibaren zalim sultanların saltanatlarını güvence altına almak, Hristiyan, Mecûsi ve Hindû papazların Müslüman gibi görünerek toplum mühendisliği yaparak, İslam’ı bozmak için uydurduğu çeşitli mezhep, tarikat ve meşrepler, hala bu ruhbanlıklarını din diye pazarlamaktadırlar. Bilhassa evlenmeme, çile, rabıta, kırk bekleme, kilise koroları türünden güya din içerikli müzikli ayinler, sema, semah ve benzerleri ruhbanlığın İslam’a sokulan batıl uygulamalarından başka bir şey değildir.
Muhammed Esed
Ve sonra onların ardından öteki elçilerimizi gönderdik; ve [zaman içinde] arkalarından kendisine İncil verdiğimiz 46 Meryem oğlu İsa'yı gönderdik; o'na [sadık bir şekilde] uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Ruhbanca riyazete gelince, 47 Biz onlara bunu emretmedik: Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla onu kendileri uydurdu. 48 Ama sonra ona, [her zaman,] gerektiği gibi 49 uymadılar: böylece Biz, [gerçekten] iman etmiş olanlara karşılığını verdik, ama onların çoğu yoldan çıkmışlardı. 50
Sonra onların peşinden elçilerimizi peş peşe gönderdik. Onların ardından Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona İncil’i verdik, ona tabi olanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik ama ruhbanlığı biz emretmediğimiz halde Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri uydurdular. Fakat bunun da icaplarını yerine getirmediler. Biz onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik ama onların çoğu yoldan çıkıp fasık oldu. 19/58, 42/13
Sonra onların peşinden (başka) elçilerimizi de getirdik; peşlerinden de Meryem oğlu İsa’yı getirdik ve ona İncil’i verdik; ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Ama ruhbanlık başka…[4971] Onu kendilerine emretmediğimiz halde onlar uydurdu, gerekçesi de Allah’ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya...[4972] Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan birçoğu yoldan saptılar.
Mustafa İslamoğlu Hadîd Suresi 27. Ayet Açıklaması
[4971] Rahbâniyyeten, ce‘ale fiilinin üçüncü mef’ulü olarak da okunmuştur. Bu durumda mâna “kalplerine şefkat, merhamet ve ruhbanlık yerleştirdik” olur. Fakat bu hemen arkadan gelen “onu biz emretmediğimiz halde onlar uydurdu” cümlesiyle çelişir. Metin her iki okumaya da açıktır ve tercihimiz vahyin genel karakteriyle tam bir uyum arzeder (Krş: Keşşâf).
[4972] Hıristiyan ruhbanlığı konusunda bkz: Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an.
Ömer Nasuhi Bilmen
Sonra onların izleri üzerine peygamberlerimizi yolladık ve Meryem'in oğlu İsâ'yı da gönderdik ve O'na İncil'i verdik ve O'na tâbi olanların kalblerinde bir şefkat ve merhamet vücuda getirdik ve bir ruhbaniyet ihdas ettiler ki, onu onların üzerlerine yazmamıştık, ancak Allah'ın rızasını aramak için onu iltizam ettiler). Sonra ona bihakkın riâyette bulunmadılar, artık onlardan imân edenlere mükâfaatlarını verdik ve onlardan birçokları ise fâsık kimselerdir.
Sonra bunların ardından peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Özellikle Meryem'in oğlu Îsâ'yı arkalarından gönderdik, kendisine İncîl'i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat, ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığı ise Biz kendilerine farz kılmadık, lâkin Allah'ın rızasına nail olmak için kendileri icad ettiler. Kaldı ki ona gereği gibi de riâyet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik, onların çoğu ise büsbütün yoldan çıkmışlardır.
Hz. Peygamber (a.s.m) “İslâm’da ruhbanlık yoktur.” der. “Ruhbanlık” meşrû dünya zevklerini de terkedip, aile kurmaksızın bütün ömrünü manastırda geçirmektir. Bu âyet, aslında Hz. Îsâ’nın dininde de bunun şart olmadığını bildirmektedir. Fakat bunu haram saymamakla birlikte İslâm’ın evrensel idealinin, Allah’ın insanın fıtratına yerleştirdiği maddî ve manevî bütün kabiliyetlerinin geliştirilmesi olduğunu vurgular.Hıristiyanlık zuhur ettiğinde dünya hırsı, şehvet ve kötü ahlâk yaygın olduğundan Hıristiyanlık aşırı bir tepki göstererek, özellikle 3. asra girerken bekâr kalmayı, yoksulluğu ve zühdü ideal haline getirdi. Dini yayarken, bu dönem Hıristiyanları, bazı şirk motiflerinin sızmasına sebep oldular. Ölçüler kaybolunca, helaller haram hale getirilince, fıtrat onlardan intikam aldı, maddeye, şehvet ve ihtirasa en fazla gömülenler, onların soylarından gelenler oldular.
Süleyman Ateş
Sonra bunların peşinden ardarda elçilerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsa'yı da onların ardına kattık; ona İncil'i verdik ve ona uyanların kalblerine şefkat ve merhamet koyduk. İcadettikleri ruhbanlığı, biz onlara yazmamıştık, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için kendiliklerinden uyguladılar ama ona gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da yoldan çıkmıştır.
Sonra onların izlerini takip eden elçilerimizi peş peşe gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da onların ardından gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyanların gönüllerine şefkat ve iyilik duyguları yerleştirdik. Ama kendilerine yazmadığımız bir ruhbanlık uydurdular. Niyetleri sadece Allah’ın rızasını kazanmaktı fakat onu gereği gibi yapmadılar. İçlerinde inanıp güvenmiş olanlara ödülünü veririz ama çoğu yoldan çıkmıştır.
Sonra onların izi sıra peygamberlerimizi ardarda gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil'i verip, ona tabi olanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Onların uydurdukları ruhbanlığı ise biz farz kılmadık. Yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaptılar. Fakat ona da hakkıyla riayet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmıştır.
Sonra onların izinden peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Kendisine İncil'i vererek Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik. Onun izinden gidenlerin kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Onlar ise, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için, kendiliklerinden bir de ruhbanlık(19) icad ettiler ki, Biz onlara bunu farz kılmamıştık. Sonra onun da hakkını vermediler. Onlardan iman edenleri ödüllendirdik; birçoğu ise yoldan çıkmış kimselerdi.
(19) Dünyadan tamamen el etek çekerek manastırlara kapanmayı öngören yaşama tarzı.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem'in oğlu İsa'yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid'at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır.
Andan anlaruñ ardınca viribidük peyġamber [...] oġlı ‘Īsāyı ve aña İncīlivirdük [...] [...] Tañrı Ta‘ālā rıżāsın istemeg‐içün. Pes anı ri‘āyetitmediler, ri‘āyeti ḥaḳḳınca. Pes virdük ol kişilere ki īmān getürdiler anlar‐dan, müzdlerini ve anlaruñ çoġı fāsıḳlardur.