Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5128, sondan 1109. ayet; 59. sure ve bu surenin 2. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 41, harf sayısı 186 ve toplam ebced değeri ise 14595 olarak hesaplanmıştır.
هو الـذي اخرج الذين كفروا من اهل الكتاب من ديارهم لاول الحشر ما ظننتم ان يخرجوا وظنوا انهم مانعتهم حصونهم من الله فاتيهم الله من حيث لم يحتسبوا وقذف في قلوبهم الرعب يخربون بيوتهم بايديهم وايدي المؤمنين فاعتبروا يا اولي الابصار
هوالـذياخرجالذينكفروامناهلالكتابمنديارهملاولالحشرماظننتمانيخرجواوظنواانهممانعتهمحصونهممناللهفاتيهماللهمنحيثلميحتسبواوقذففيقلوبهمالرعبيخربونبيوتهمبايديهموايديالمؤمنينفاعتبروايااوليالابصار
Huve-lleżî aḣrace-lleżîne keferû min ehli-lkitâbi min diyârihim li-evveli-lhaşr(i)(c) mâ zanentum en yaḣrucû(s) ve zannû ennehum mâni’atuhum husûnuhum mina(A)llâhi fe-etâhumu(A)llâhu min hayśu lem yahtesibû(s) ve każefe fî kulûbihimu-rru’b(e)(c) yuḣribûne buyûtehum bi-eydîhim ve eydî-lmu/minîne fa’tebirû yâ ulî-l-ebsâr(i)
O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.[531]
Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince, Yahudiler’den Nadîroğulları ile tarafsız kalmaları konusunda bir antlaşma yapmıştı. Bunlar, Bedir zaferinden sonra, Hz.Peygamber’i kastederek “Bu zat, Tevrat’ta geleceği haber verilen peygamberdir” demelerine rağmen Uhud savaşından sonra, yaptıkları antlaşmayı bozdular. Liderleri Ka’b b.Eşref kırk atlı ile birlikte Mekke’ye giderek müslümanlara karşı Ebu Süfyan ile ittifak yaptı. Durumu öğrenen Hz.Peygamber, Muhammed b.Mesleme’yi görevlendirerek Ka’b’ı öldürttü. Bununla da kalmayıp Nadîroğullarının bulunduğu bölgeyi kuşattı. Çıkıp başka yere gitmelerini istedi. Nadîroğullarının münafıklardan bekledikleri yardım bir türlü gelmedi. Sonunda yaşadıkları yerden ayrılıp gitmeye razı oldular. Bunun üzerine kuşatma kaldırıldı. Ayrılırken geride bıraktıkları eşyaları imha ettiler, evlerini de yıktılar. Âyette bu olaya değinilmektedir.
Hicretten kısa bir süre sonra Hz. Peygamber Medine’ye yakın bir mahallede oturan Nadîroğulları ile bir tarafsızlık antlaşması yapmıştı. Uhud Savaşı’na kadar Nadîroğulları bu antlaşmaya uydular. Hatta müslümanların Bedir zaferine sevindiklerini ve Tevrat’ta anılan âhir zaman peygamberinin Hz. Muhammed olduğuna kanaat getirdiklerini söylemeye başladılar; ama Uhud savaşının müslümanlar aleyhine sonuçlanması üzerine fikir değiştirdiler ve antlaşmayı bozdular. Reisleri Kâ‘b b. Eşref, yanına bazı adamlarını alarak gizlice Mekke’ye gidip müşriklerin reisi Ebû Süfyân ile bir ittifak antlaşması yaptı. Bu ihaneti haber alan Hz. Peygamber, onları hiç beklemedikleri bir anda kuşatma altına aldı. Bir rivayete göre Hz. Peygamber bir diyet konusunu görüşmek üzere Nadîroğulları’na gittiğinde onların kendisini güler yüzle karşılayıp o arada hakkında suikast düzenlemeye kalkmaları (ki bunu kendisi fark ettiği gibi vahiyle de teyit edilmişti) bardağı taşıran son damla olmuştu. Her hâlükârda âyetlerden kolayca anlaşıldığı üzere yüce Allah müslümanlar için yakın bir tehlike oluşturan bu topluluğun bulunduğu yerden uzaklaştırılmasını mukadder kılmış, müslümanların da tahmin etmediği biçimde kıskıvrak yakalanmalarını sağlamıştı. Nadîroğulları ise, muhkem kalelerine (ki altı kaleleri vardı), evlerinin çok sağlam olmasına ve münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl ile Mekke müşriklerinden ve diğer yahudi kabilelerinden gelecek yardımlara güveniyorlardı. Ama hiçbir yerden yardım gelmedi, Allah onların yüreklerine korku düşürdü ve müslümanların bu kuşatması karşısında çaresiz kalıp yurtlarını terk etmeye razı oldular. Silâhları dışındaki eşyalarını yanlarına almalarına müsaade edildi, 600 deve yüküyle kuzey yönünde yola çıktılar; Hayber, Hîre ve Şam (Suriye) bölgesindeki bazı şehir ve kasabalara yerleştiler (bilgi için bk. Zemahşerî, IV, 78-79; İbn Âşûr, XXVIII, 65-72; Emin Işık, “a.g.m.”, XVI, 425).
“İlk sürgünde” diye çevrilen li-evveli’l-haşr ifadesindeki haşr kelimesi “toplanma ve bir yere doğru toplu olarak sevk etme” demektir; kelimenin bu bağlamda neyi ifade ettiği hususunda değişik yorumlar yapılmıştır. Bunlar içinde, daha makul görüneni, Nadîroğulları’nın veya Hz. Peygamber’in ashabının savaş için toplanmalarının kastedildiği yorumlarıdır. Bu yaklaşıma göre, savaş için toplanmanın hemen başında sonuç alındığına işaret edilmiş olur. Yahudilerin Arap yarımadasından çıkarılmak üzere toplanmalarının kastedildiği yorumuna göre ise haşr kelimesini “sürgün” anlamıyla karşılamak ve bu kısma “ilk sürgünde” mânasını vermek uygun olmaktadır. Öte yandan bazı müellifler, bu kelimeyle kıyamet gününde, mahşer yerindeki toplanmanın kastedildiği yorumunu eleştirirler (bk. İbn Atıyye, V, 283-284; İbn Âşûr XXVIII, 68-69; Derveze, VIII, 210-211).
Olayla ilgili bazı rivayetlere göre Nadîroğulları, müslümanların yararlanmaması için veya kendi yanlarında götürmek üzere kapı ve eşik gibi unsurlarla evlerin iç kısımlarından bazı parçaları söküyorlardı. 2. âyetin “evlerini hem kendi elleriyle ... harap ediyorlardı” diye çevrilen kısmıyla bu durumun kastedilmiş olması muhtemeldir. Burada geçen fiilin “bir şeyi âtıl ve metruk hale getirmek” anlamı (Beyzâvî, VI, 217) esas alındığında ise bu ifadeyi “evlerini ... ıssız ve terkedilmiş bir hale getiriyorlardı” şeklinde açıklamak mümkündür. Bu sonucun meydana gelmesinde hem kendilerinin hem müminlerin katkısından söz edilmesini “müslümanlar dışarıdan kendileri içeriden” şeklinde açıklayan, bunu kısmen veya tamamen mecazî ifade olarak değerlendiren yorumlar da yapılmıştır (bk. Zemahşerî, IV, 79; İbn Âşûr, XXVIII, 71-72).
2. âyetin son cümlesinde “ibret alın” diye çevrilen fiilin kökünde “bir yerden bir yere veya bir durumdan bir duruma geçme” anlamı bulunmaktadır. Esasen kıyas işlemi de, hükmü bilinen bir olay ile yeni bir olay arasında gerekçe birliği açısından kurulan fikrî bağ (illet) sebebiyle bilinen hükmü yeni olaya geçirmekten ibaret olduğu için, genellikle fıkıh usulünde kıyasın muteber bir delil (hüküm çıkarma metodu) olduğunun Kur’an’daki dayanakları arasında bu âyete yer verilir. Bunun izahı kısaca şöyledir: Yüce Allah, bir hıyanet olayını ve buna bağlanan hükmü (verilen cezayı) açık bir örnek olarak göstermiş, sonra akıl ve muhâkeme sahiplerini düşünmeye ve yeni olaylara zihnî geçişler yapmaya yani benzer durumların benzer sonucu hak edeceğini dikkate almaya çağırmıştır. Bu olayda Nadîroğulları’nın asıl mahkûm edilen davranışı, ahdi bozma ve antlaşma yaptıkları müslümanları arkadan vurma çabası içine girmeleridir. Bunun yanı sıra, mevcut durumlarına (kalelerinin ve evlerinin sağlamlığına) ve iki yüzlü davrandıkları defalarca görülmüş olan münafıkların vaadlerine güvenip hiçbir hazırlık yapmamaları yani rehavete kapılmaları da burada dolaylı olarak eleştirilip akıl sahibi herkes ve özellikle müminler bundan ders çıkarmaya davet edilmiştir. Râzî, inkârcılık ve hıyanet yapanların hep burada belirtilen sonuçla karşılaşmadıkları, buna mukabil Hz. Peygamber ve ashabının –bu durumda olmadıkları halde– birçok mihnete maruz kaldıkları gerekçesine dayanılarak kıyas delili için yapılan istidlalin yanlışlığı ileri sürülecek olursa şöyle cevap verilebileceğini belirtir: Asıl sonuç ve hüküm, bu davranış içinde olanların mutlaka cezayı hak edecekleri hususudur; bunun dünyada veya âhirette olması, dünyadakinin de şu veya bu şekilde gerçekleşmesi esas sonucu etkilemez (XXIX, 281-282).
3. âyete göre Allah Teâlâ (müslümaların savaşa girip kayıp vermemeleri gibi) bazı hikmetlerle bu yahudi topluluğunun sürgün edilmesi sonucunu mukadder kılmıştır. Şayet bunu yapmasaydı onlar belirtilen hıyanetleri sebebiyle zaten başka cezalara çarptırılacaklardı, ama her hâlükârda âhiretteki azaptan da kurtulacak değillerdir.
4. âyette yer alan “Allah ve resulüne karşı gelme, cephe alma” ifadeleriyle daha çok yukarıda izah edilen ihanet ve suikasta işaret edildiği belirtilir. Öncelikli amaç bu olsa da, siyer kaynaklarındaki bilgiler bu topluluk mensuplarının Hz. Peygamber ve arkadaşlarına karşı zaman zaman çirkin davranışlar ortaya koyduklarını, özellikle Kâ‘b b. Eşref’in Resûlullah’ı ve müslümanları şiirlerinde ağır biçimde hicvederek küçük düşürmeye çalıştığını gösterdiğinden, bu ifadeyi daha genel yorumlamak, onların bu kapsamdaki bütün eylemlerine ve tavırlarına yapılmış bir gönderme olarak düşünmek uygun olur (Derveze, VIII, 211).
5. âyette müslümanların kuşatma sırasında bazı hurma ağaçlarını kestikleri fakat bunun meşruiyet temelinden yoksun olmadığı belirtilmektedir. Savaş sırasında tabiat varlıklarının korunmasını; sivillerin, kendilerini ibadete vermiş din bilginlerinin, kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmemesini ilke haline getirme konusunda insanlık tarihinde öncü konumunda bulunan müslümanların bizzat rahmet peygamberi Hz. Muhammed’in yönetiminde gerçekleştirilen bir kuşatmada ağaçları özel bir haklılık gerekçesi olmadan hoyratça kesmeleri düşünülemez. Hatta bir rivayete göre bu âyet, yahudiler tarafından, getirdiği vahiyde böyle bir buyruk mu bulunduğu yönünde Resûl-i Ekrem’e yöneltilmiş hayret ve hicivle karışık bir soru üzerine inmiştir. Askerî strateji açısından gerekli görülmesi üzerine Hz. Peygamber’in onayı, dolayısıyla Allah’ın müsaadesiyle gerçekleşen ağaç kesme olayına değinilen bu âyette, bir yandan müslümanların bu sınırlı eyleminin töhmet altında tutulamayacağı belirtilirken, diğer yandan da Kur’an’ın –kuşatma şartları altında da olsa– birkaç ağacın kesilmesine bile kayıtsız kalmadığına ve çevrenin korunmasına büyük önem verdiğine dikkat çekilmiş olmaktadır. Hatta “kökleri üzerinde ayakta bırakmanız” ifadesindeki tasvirin, onların doğal durumundaki güzelliğe işaret eden edebî bir üslûp olduğu da söylenmiştir. Bu olayla ilgili rivayetlerde yakma eyleminden söz edilmesi ağaçlara zarar verilmesini anlatan mecazi bir ifade olabileceği gibi kesilen ağaçlar yemek pişirme veya geceleyin ısınma amacıyla yakılmış da olabilir. Bazı âlimlerin bu âyete dayanarak savaş sırasında zafer açısından gerekliliği anlaşıldığında düşman yurdundaki ağaçların yakılabileceği sonucuna ulaşmalarını da yukarıdaki izah çerçevesinde değerlendirmek uygun olur (konuyla ilgili rivayetler ve farklı yorumlar için bk. Taberî, XXVIII, 32-35; Zemahşerî, IV, 80; İbn Âşûr, XXVIII, 75-78).
Kitap ehlinden kâfir olanları, ilk sürgünde yurtlarından çıkartan O’dur. Siz onların (yurtlarından) çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. (Ancak) Allah onlara beklemedikleri yerden (azabıyla) geldi ve yüreklerine korku düşürdü. (Onlar) evlerini (yurtlarını) hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle tahrip ediyorlar(dı). Ey öngörü sahipleri! İbret alın!
Benzer mesaj: Nahl
16:26.
Kitap ehlinden inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. Allah, yüreklerine korku saldı. Evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey ileriyi görenler, bu olayı değerlendiriniz.[621]
[621] İlk sürgün edilenler hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 139-143.
Kitap Ehli'nden, gerçeği yalanlayan nankörleri, sürgün için yurtlarından çıkaran O'dur. Siz, onların yurtlarından çıkacaklarını sanmamıştınız. Ve onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan¹ koruyacağına inandılar. Oysa Allah'ın buyruğu onlara hesaba katmadıkları yerden geldi. Allah, onların yüreklerine evlerinin kendi elleriyle ve inananların elleriyle harap edileceği korkusunu saldı. Ey basiret² sahipleri! Artık ibret alın.
1- Allah'tan korunmaktan kasıt, Nebi ve inananlardır. Zira Kitap Ehli, kalelerini Allah'tan korunmak için değil, düşmanlarından, yani Nebi ve Mü'minlerden korunmak için yapmışlardı. 2- Gerçeği görme, derinliğine kavrama yeteneğine sahip kimseler.
Kitap ehlinden olan kâfirleri (Beni Nadir Yahudilerini ve kıyamete kadar benzerlerini) ilk haşirde=sürgünde (Asr-ı Saadet döneminde) yurtlarından çıkaran O (Allah’tır. Oysa) Siz, onların (zulüm yaptıkları diyardan sürülüp) çıkacaklarını hiç sanmamıştınız; onlar da kalelerinin (ve teknolojik üstünlüklerinin) kendilerini Allah’ın (gazabından) koruyacağını zannedip durmuşlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, hiç hesaba katmadıkları bir yönden (ve şimdi harika yöntemlerle) gelip onları kuşattı ve yüreklerine korku saldı, öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü’minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın! (Bugünkü zalim ve fesatçı bazı Yahudilerin ve müşriklerin de aynı akıbete -sürgüne ve zillete-uğrayacaklarını bilin.)
Öyle bir mabuttur ki kitap ehlinden kafir olanları, ilk defa toplanmaları için ülkelerinden çıkardı; siz, onların çıkacaklarını hiç sanmazdınız, onlar da şüphesiz ki kaleleri, kendilerini Allah'tan korur sanırlardı. Derken Allah, onların hesaplamadıkları yerden gelip çattı da yüreklerine dehşetli bir korku düşürdü, evlerini, kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkmadalar, artık ibret alın ey can gözü açık olanlar.
Uhud savaşından altı ay sonra Medine'de oturan Nadıroğulları, müşriklerle gizlice birlik oldukları için Medine'den sürüldüler, buna işarettir.
O Allah ki, bize de kitap gönderildi diyen, gerçekleri örtbas edenleri, ilk defa toplu halde yurtlarından çıkarandır. Ey mü'minler! Siz onların hiçbir direnme göstermeden, bırakıp gideceklerini düşünmediniz. Onlar da kalelerinin kendilerini, Allah'a karşı koruyacağını sandılar. Ama Allah'ın azabı, onlara ummadıkları bir yerden geliverdi ve kalplerine korku saldı. Böylece onlar yurtlarını kendi elleriyle, ve de mü'minlerin elleriyle yıktılar. Öyleyse bundan ders alın; ey derin kavrayış sahipleri!
O, ehl-i kitaptan inkârda ısrar edenleri, kâfirleri müslümanlara karşı savaşmak için ilk defa bir araya gelerek müttefik güç kurduklarında, yurtlarından çıkarıp sürgüne gönderendir. Siz, onların direnmeden çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, Allah'ın orduları, onlara beklemedikleri, hesap edemedikleri yerden yüklendi, akıllarına, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini, hem kendi elleriyle harap ediyorlar, hem de mü'minlerin elleriyle harabına sebep oluyorlardı. Ey dünyadaki olayları tahlil edip anlayabilen akıl ve basiret sahipleri ibret alın!
bk. Kur’ân-ı Kerim,
16:26.
Kitap ehlinden inkar edenleri ilk sürgün için yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, [1] hiç ummadıkları yerden kendilerine geldi ve kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın ey basiret sahipleri!
1.Yani Allah`ın hükmü veya azabı.
Kitap Ehlinden inkâr edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, onlara hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(Peygamberi inkâr eden ve O'na verdikleri sözden cayan Medine'deki Yahûdi kabilesi Nadir Oğulları'ndan ibaret) ehl-i kitabdan kâfir olanları, ilk sürgünde yurdlarından çıkaran O'dur. Siz, çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da, tahkimatlarının (kalelerinin), kendilerini (Allah'ın azabından) koruyacağını zannetmişlerdi. Fakat Allah, onları, hesab etmedikleri tarafdan bastırdı ve kalblerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini, hem kendi elleriyle, hem müminlerin elleriyle harab ediyor, yıkıyorlardı. Düşünün de ibret alın, ey basîret sahibleri!...
Kitap ehlinden (Peygamber’i) inkâr edenleri, ilk sürgünde memleketlerinden çıkartan O’dur. Onların (oradan) çıkacağını hiç sanmazdınız. Onlar da kalelerinin Allah’a karşı kendilerini koruyacağını sandılar. Allah’ın (azabı) hiç ummadıkları bir yerden başlarına geldi. Allah, onların kalbine korku koydu. Evlerini kendi elleriyle ve Müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. İşte ey göz sahipleri, ibret alınız!..
Kitaplı olanlardan kâfirlik edenleri, yurtlarından ilk çıkaran O; onların çıkacaklarını siz sanmıyordunuz; barınaklarını, Allaha karşı koruyacak sanırlardı, ummadıkları yerden Allah onların başına neler getirdi, Allah yüreklerine korku düşürdü; kendi elleriyle, inanlılar eliyle de, kendi evlerini yıkıp gittiler; gönül gözü planlar! İmdi örnek alınız
Ehl-i Kitap'tan (peygambere suikast tertipleyip) küfre sapanları, (savaş için) ilk toplanmalarında yurtlarından çıkaran O'dur. Siz, çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini (Allah'ın azabından) koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onları ummadıkları bir yerden vurdu ve kalplerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem de mü'minlerin elleriyle yıkıp yok etti. Artık bundan ders alın, ey derin kavrayış sahipleri!
Hz. Muhammed Medine’ye geldiği zaman, Yahudilerden Nadiroğulları ile tarafsızlık konusunda antlaşma yapmıştı. Bedir savaşında Müslümanlar galip gelen taraf olunca Yahudiler Hz. Peygamber için “Bu Tevrat’ta geleceği haber verilen peygamberdir” diyerek sözde ona inandıklarını ve her konuda anlaşabileceklerini ortaya koymuşlardı. Fakat Uhud savaşında Müslümanlar geçici bir yenilgi alınca hemen değişerek imzaladıkları tarafsızlık antlaşmasını bozmuşlardı. Liderleri olan Kâ’b b. Eşref kırk süvari ile Mekke’ye giderek Müslümanlara karşı Ebu Süfyan ile iş birliği yapmıştı. Durumu öğrenen Hz. Peygamber Nadiroğullarının bulunduğu bölgeyi abluka altına aldı. Ablukaya dayanamayan Nadir oğulları göç etmek zorunda kaldılar.
Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.
Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah (O'nun azabı), onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
Allah’ın Resûlü Medine’ye geldiği zaman, yahudilerden Nadîroğullarıyla tarafsız kalmaları hükmünü taşıyan bir antlaşma yapmıştı. Bedir savaşında müslümanlar galip gelince, yahudiler: Bu, Tevrat’ta kendisine zafer vâdedilen peygamberdir, dediler. Fakat Uhud savaşından sonra tamamen değiştiler ve antlaşmayı bozdular. Bunların lideri Ka’b b. Eşref, kırk süvari ile Mekke’ye gidip müslümanların aleyhine Ebu Süfyan’la ittifak yaptı. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Ka’b’ın süt kardeşi Muhammed b. Mesleme’ye emir vererek bir gece onu evinde öldürttü. Bundan sonra Allah’ın Resûlü bir kıta asker ile Nadîr oğullarının köylerini kuşattı. Yurtlarını bırakıp gitmelerini emretti. Hz. Peygamber’le anlaşma yapmak istemeleri üzerine kuşatma kaldırıldı. Çokları Şam’a, Eriha’ya, Ezreât’a, Hire’ye birkaç ev de Hayber’e gittiler. İşte sûrenin başından 6. âyetin sonuna kadar olan kısmın nüzul sebebi budur.
O ki, kitap halkından inkarcı olanları ilk sürgün için ülkelerinden çıkarmıştır. Onların çıkacağını hiç beklemiyordunuz. Kalelerinin kendilerini ALLAH'tan koruyacağını sandılar. Ancak ALLAH onlara ummadıkları bir yerden geldi ve kalplerine korku saldı. Böylece evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlar. Ey görüş sahipleri ibret alınız.
Ehli kitaptan inkar edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
O ki Ehli kitabdan o küfredenleri ilk haşriçin diyarlarından çıkardı. Siz çıkacaklarını zannetmediniz onlar da zannettilerki kendilerini Allahdan koruyacak manialarıdır kal'aları, istihkâmları, fakat Allah onları hisab etmedikleri cihetten bastırdı ve kalblerinin içine korku düşürdü, öyleki evlerini bir taraftan kendi elleri bir taraftan da mü'minlerin elleriyle harab ediyorlardı, düşünün de ıbret alın ey görecek gözleri olanlar!
O, ehl-i kitabdan küfür edenleri ilk sürgünde yurdlarından çıkarandır. Siz çıkacaklarını sanmamışdınız. Onlar da kal'alarının (Allahın azabına) hakıykaten mâni olacağını zannetdilerdi. İşte onlara hisâba katmadıkları cihetden Allah (ın emr-ü azâbı) geliverdi. O, bunların yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem mü'minlerin elleriyle harab ediyorlardı. İşte ey akıl ve basıyret saahibleri, siz (bundan) ibret alın.
O (Rabbiniz), kitab ehlinden (yahudilerden) inkâr edenleri(n bir kısmını) ilk haşir'de(bu ilk sürgünlerinde) yurtlarından çıkarandır. (Siz o yahudilerin oradan kolayca)çıkacaklarını sanmamıştınız; ve (onlar da) sanmışlardı ki gerçekten kendilerini Allah'dan(koruyacak olan) engelleri, kaleleridir. Fakat Allah('ın azâbı) onlara hesâb etmedikleri yerden geliverdi ve kalblerine korku saldı; (öyle ki) evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerinelleriyle harâb ediyorlardı. Artık ey basîret sâhibleri! İbret alın!
Ehli kitaptan inkâr edenler, savaş için ilk defa toplandıkların da, onları yurtlarından çıkaran Allah idi. Siz onların çıkmayacaklarını zannediyordunuz ve onlarda sağlam kaleler ve engellerin onları Allah’dan koruyacağını zannetmişlerdi. Allah, onların hiç hesap etmedikleri bir yerden kalplerine şüphe atmış, kendi elleriyle ve inananların elleriyle evlerini harabe haline getirmişlerdi. Ey Akıl sahipleri! Bunları düşünüp ibret alın.
Ehl-i Kitaptan kâfir olanları yurtlarından ilk defa toplayıp çıkaran O/dur. Siz onların çıkacaklarını zannetmemiş miydiniz. Onlar dahi kalelerinin Allah azabına karşı mâni olacağını zannetmişlerdi. Hatırlarına gelmeyen bir yerden onlara Allah/ın buyurultusu geldi. Allah kalplerine dehşetli bir korku düşürdü, hanelerini kendi elleriyle [⁶] ve mü/minlerin elleriyle harap eylerlerdi. Ey kalbi açık kimseler! Bunların bu hallerinden ibret alın.
[6] Uhut'tan sonra muahedeyi bozan Yahudiler beraber götürmek üzere keresteleri, kapılan, o güzelim ağaçları koparmışlardı.
Kitap ehlinden küfre sapanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah da onlara hesaba katmadıkları bir yönden geldi ve yüreklerine korku salıverdi de evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle tahrip ettiler. Artık ey basiret sahipleri, İbret alın!
Müslümanlarla yaptıkları antlaşmaya ihânet eden Medîneli Yahudilere karşı başlatılan ilk büyük taarruzda, Kitap Ehlinden olduklarını öne süren, fakat Son Elçiyi inkâr eden Nadir Oğulları kabîlesine mensup kâfirleriMedîne yakınlarındaki yurtlarından sürüp çıkaran O’dur! Oysa sizey müminler, tam teçhizatlı yüzlerce savaşçıya sahip olmalarına rağmen, onların hiçbir direniş göstermeden kalelerinden çıkıp size teslim olacaklarını hiç beklemiyordunuz; zaten onlar da o sağlam ve korunaklı kalelerinin, kendilerini Allah’ın hükmünü yerine getiren İslâm ordusunun taarruzundan koruyacağını sanıyorlardı. Fakat Allah, bu küstah zâlimlerin kalplerine müthiş bir korku salarak, onları hiç ummadıkları bir yerden bastırdı ve en can alıcı noktadan, tam yüreklerinden vurdu onları! Öyle ki, onlar bu korkunun tesiriyle evlerini bizzat kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıp tahrip ediyorlardı. Müslümanlara sağlam bir şey bırakmamak ve giderken alabildikleri her şeyi götürebilmek için kendi elleriyle evlerinin duvarlarını yıkıyor, kapı ve pencerelerini söküyor, kereste ve eşyalarını tarumar ediyorlardı. Bu arada Müslümanlar da, kuşatma sırasında onlar tarafından siper olarak kullanılan duvarların bir kısmını çökerterek yıkıntı hâline getiriyorlardı. Sonunda, sayı ve silah bakımından İslâm ordusundan üstün olan bu büyük kabîle, savaşmaya cesaret bile edemeden Müslümanlara teslim oldu.Öyleyse, ey akıl sahipleri, Allah yolunda yürüyen bir toplumun ne büyük lütuf ve yardımlara nâil olacağını görerek bundan dersler çıkarın ve ey kâfirler, bu zâlimlerin başına gelenlerden ibret alın da, onların düştüğü hatâya düşmeyin!Peki, onlar savaşmayı tercih etselerdi acaba sürgünden kurtulabilecekler miydi? Hayır!
Kitap ehlinden inkâr edenleri İlk HAŞR / Bir ArayaToplanma için yurtlarından çıkaran O’dur.
Çıkacaklar zannetmediniz.
Zannettiler ki onların kaleleri Allah’tan (geleceklere) engeldir.
Allah onlara hesap etmedikleri bir yerden geldi.
Elleriyle ve Müminler’in elleriyle evlerini tahrip eden Ürküntü’yü kalblerine düşürdü.
Görüp ibret alın, ey Görme Duyusu sahipleri!
Kendilerine kitap verilenlerin, kâfir olanlarını1 ilk sürgünde yurtlarından çıkaran, O (Allah)’tır.2 Siz, onların çıkacaklarını zannetmediğiniz gibi onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat sonunda Allah onlara, yüreklerine korku salmak sûretiyle beklemedikleri şekilde geliverdi de onlar, kendi evlerini hem kendi elleriyle hem de Müslümanların elleriyle yok ettiler. Ey görebilecek gözü olanlar! (Bundan) ibret alın.3
1 Bu âyette, kendilerine daha önce kitap verilen Yahûdî ve Hıristiyanların, tevhit inancını bozanlarının kâfir olarak nitelendirilmesi, kitab ehlinin tamamının gerçekten “kitap ehli” olmadığını açıkça ifâde etmektedir. Konuyla ilgili olarak Bk. (Bakara: 105, Haşr: 11, Beyyine: 1, 6) Bunlar, Medîne Yahûdîlerinden Beni Nadîr kabilesidir.2 Kıyamet gününe “yevm’ül-ba’s ve yevm’ün-neşr” denildiği gibi “yevm’ül-haşr” dahi denilir. Bu Suredeki haşr ise kıyamet günü olacak olan son haşr değil, onun küçük bir numunesi olmak üzere Haşr: 2. ayette zikrolunan “ilk haşirdir” ki bu da; Benî Nadir Yahudilerinin Medine’den çıkarılıp sürülmesidir. Zira haşr, bir cemaati bir mekândan diğer bir mekâna çıkarmak demektir. Buna “ilk haşr” denilmesinin sebebini beyanda ise bir kaç görüş vardır. 1. İbnu Abbas ve müfessirlerin çoğunluğuna göre, bu haşr, Ehl-i kitab’ın ilk haşridir. Yani bunda kitap ehli Arap yarımadasından ilk defa olarak çıkarılmak suretiyle haşrolunmuşlardır. Bundan evvel burada böyle bir zillete düşmemişlerdi. 2. Allahu Teâlâ bunların Medine’den çıkarılmalarına haşr demiş ve bunu ilk haşr yapmıştır. Veya kıyamet haşri ki, kıyamet gelince insanlar haşrolunacaklar, orada da kıyamet mahşeri olacaktır. 3. Bu ilk haşrleridir, sonraki de Hz. Ömer’in onları Hayber’den Şam’a sürmesidir. 4. İlk haşr demek ilk harpte yurtlarından çıkarılmaları demektir. Çünkü Rasulullah’ın Eh-li kitab’la yaptığı ilk harptir.3 H. 3. yılın Şevval ayında Bedir’in intikamını almak amacıyla Kureyşliler Medîne’ye saldırmak için büyük bir hazırlık yaparlar. Kureyş’in üç bin askerine karşı Hz. Peygamber’in (s.a.v) bin asker çıkarabildiğini ve bunlardan üç yüz münafığın geri döndüğünü gören Yahûdîler, Müslümanlara yardım etmeyerek aralarındaki antlaşmaya uymazlar. Uhud savaşı sonrası da ahitlerini bozarlar. Ve Rasulullah (s.a.v)’e bir suikastta bulunurlar. Reisleri Ka’b b. Eşref kırk süvari ile Mekke’ye gider, Ebu Süfyan ile yeminleşerek bir ittifak yapar. Cebrail bunu Rasulullah (s.a.v)’e vahy ile haber verir. Rasulullah da Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed b. Mesleme’yi, onu katletmekle görevlendirir, o da onu öldürür. Sonra da Rasulullah (s.a.v), köylerini muhasara eder ve: “Medine’den çıkın gidin” der. O sırada Kâ’b için matem tutuyorlardı: “bizi on gün bırak da felâketimize ağlayalım” diye on gün mühlet isterler, müsaade edilir. Bu müddet zarfında harb için hazırlığa koyulurlar. Abdullah b. Übey gibi münafıklar da gizlice haber göndererek: “çıkmayın, çarpışın, çarpışırsanız biz de sizinle beraber size yardım ederiz. Çıkarılırsanız beraber çıkarız” diye teşvik ederler. Yine bu müddet zarfında Rasulullah (s.a.v)’e iki defa daha suikast tertip ederler. İçlerinden bir kadın Müslüman olan biraderiyle Rasulullah’a onlardan evvel gizlice haber yetiştirir, Rasulullah da muhasarayı kuvvetlendirir. Nihayet kalplerine korku düşer ve Münafıkların yardımından da ümidi keserler. Sonunda her üç ev bir deveye silâhtan başka yükletebildikleri metaı yükletip götürmek ve çıkıp gitmek üzere anlaşırlar. Çokları Şam’a, Eriha’ya, Ezreat’a, ba’zıları Hiyre’ye, bir kaç hane de Hayber’e gider. Bıraktıkları mallarını ve silâhlarını Rasulullah (s.a.v) ganimet olarak alır. (Elmalılı)
Hakikati inkara şartlanmış olan geçmiş vahyin mensuplarını [savaş için] ilk toplanmalarında yurtlarından çıkaran O'dur. 1 Siz [ey müminler,] onların [hiçbir direnme göstermeden] bırakıp gideceklerini düşünmediniz; onlar da kalelerinin kendilerini Allah'a karşı koruyacağını sandılar: ama Allah onlara hiç beklemedikleri bir tarzda vurdu 2 ve kalplerine korku saldı; onlar [böylece] yurtlarını kendi elleriyle ve müminlerin eliyle yok ettiler. 3 Öyleyse bundan ders alın siz ey derin kavrayış sahipleri!
Kitap ehlinden kâfir olanları/anlaşmayı bozanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Hâlbuki siz onların yurtlarından çıkıp gideceklerine ihtimal vermemiştiniz. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’a karşı koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah onlara darbeyi ummadıkları yerden vurdu ve kalplerine korku saldı. Öyle ki evlerini bir taraftan kendi elleriyle diğer taraftan müminlerin elleriyle yıkıyor harap ediyorlardı. Bundan ibret alın ey akıl sahipleri! 33/9...27
O’dur kitap ehlinden nankörlük edenleri daha ilk sevkiyat ve içtimada yurtlarından çıkaran. Siz onların bırakıp gideceklerine zerrece ihtimal vermemiştiniz, onlar da kalelerinin kendilerini Allah’a karşı savunacağını sanmışlardı. Allah onların (üzerine) hiç beklemedikleri yerden geldi ve kalplerine korku saldı: hanelerini kendi elleriyle ve mü’minler eliyle harap ettiler.[5006] Şu halde, ibret alın ey basiret sahipleri![5007]
[5006] Nadîroğulları kabilesinin geçmiş ve geleceğine dair çok özel ve özgün bilgi için bkz: İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr.
[5007] İ’tibar, iftiâl babının yapısı gereği, eşyanın hakikatini, sebep, sonuç ve gerekleriyle birlikte kavrayıp icabını yerine getirmek demektir. Bir başka açıdan, lafzı meale, meali mânaya, mânayı maksada, maksadı hakikate perde yapmamak, satırların sadırlarına geçmektir.
O, o zât-ı akdesdir ki ehli kitaptan kâfir olanları ilk sürgün için yurtlarından çıkardı. Onların çıkacaklarını siz zannetmez idiniz, onlar da şüphe yok zannettiler ki, kendilerini Allah'tan koruyacak olan, kal'alarıdır. Fakat Allah, onlara hiç hesaba almadıkları bir cihetten geldi ve yüreklerine korku düşürdü, öyle ki evlerini hem kendi elleriyle ve hem de mü'minlerin elleriyle harap eder oldular. Artık ey basiret sahipleri! İbret alınız.
Nitekim Ehl-i kitaptan olan kâfirleri ilk defa O, yurtlarından bir çırpıda çıkardı. Halbuki siz onların çıkacaklarını asla düşünemezdiniz. Onlar da kalelerinin, kendilerine Allah tarafından takdir edilen azabı önleyeceğini sanırlardı. Ama Allah hiç ummadıkları yerden onları bastırdı ve kalplerine korku saldı. Öyle ki evlerini bizzat kendi elleriyle yıkıyorlardı. Bir taraftan da müminlerin elleriyle yıktırıyorlardı. Düşünün de ibret alın ey akıl sahipleri! [16, 26]
Fiilin kendilerine isnad edilmesi, bu yıkıma kendilerinin sebeb olmalarındandır.
Kitap sahiplerinden inkar edenleri, hemen ilk haşirde (müslümanların, kaleleri önünde toplanmalarında) yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Allah onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri ibret alın.
Ehl-i Kitaptan[1] ayetleri görmezlikten gelenleri(kafirleri), ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur[2]. Siz, çıkacaklarını sanmıyordunuz; onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanıyorlardı. Allah, kalplerine korku salarak onlara beklemedikleri yerden geldi[3]. Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı[4]. Ey ileri görüşlüler; bundan ders alın.
[1] Kitaplarında uzman olan kişiler [2] Allah'ın onayı olmadan hiç bir şey meydana gelmez. Bkz: En'am
6:59, Hadid
57:22 [3] Allah, kişi ile kalbinin arasına girer. Bkz Enfal
8:24 [*] Geri dönme umutlarını yitirdikleri için böyle yapıyorlardı.
Kitap ehlinden inkarcıları ilk toplanmalarında yurtlarından çıkaran O'dur. Siz, onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmıştı. Allah'ın azabı onlara hesap etmedikleri bir yerden geldi. Onların kalplerine korku sardı. Kendi elleriyle ve müminler in elleriyle evlerini yıktılar. Bundan ibret alın ey akıl sahipleri!
Kitap Ehlinden kâfir olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran Odur. Siz onların çıkacağına ihtimal vermiyordunuz; onlar ise kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onları hiç ummadıkları bir yerden bastırdı ve kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin eliyle yıkmaya başladılar. Görecek gözü olanlar, ibret alın!
Ehlikitap'tan küfre sapanları, ilk toplanma gününde yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız; onlarsa kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını zannetmişlerdi. Ama Allah onlara hiç ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; kendi evlerini kendi elleriyle ve iman sahiplerinin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın, ey gözleri olanlar!
ol oldur kim çıķardı anları kim kāfir oldılar kitāb ehli’nden illerinden öñdingi ķoparmaķ vaķtında śanmaduñuz kim çıķalar daħı śandılar bayıķ anlar yıġıcıdur anlaruñ ḥisārları Tañrı’dan pes geldi anlara Tañrı 'aźābı ol yirden kim śanmadılar. daħı bıraķdı göñülleri içine ķorķuyı ħarāb eylerler evlerini elleri-y-ile daħı mü’minler elleriyile. [290a] pes i’tibār eyleñ iy gözler isleri!
Oldur çıḳaran ol kişileri ki kāfir oldılar Yehūdilerden, iḳlīmlerinden evvel ḥaşrda cezīre ‘Arabından. Siz anları çıḳalar ṣanmazduñuz ve anlar ṣan‐dılar ki özlerini ḳal‘aları men‘ ider Tañrı ‘aẕābından. Pes geldi kendülereTañrı ‘aẕābı sizmedükleri yirden. Daḫı yüreklerinde ḳorḳu bıraḳdı.Yıḳarlar evlerini elleri‐y‐ile ve mü’minler eli‐y‐le. Pes i‘tibār eyleñüz yābaṣīret ehli.
Kitab əhlindən kafir olanları (Mədinə ətrafında yaşayıb Muhəmməd əleyhissəlamın peyğəmbərliyini inkar edən Bəni Nəzir qəbiləsini) ilk dəfə (bir yerə) toplayıb öz yurdundan çıxardan (Şama sürgün edən) Odur. (Ey mö’minlər!) Siz onların (öz yurdundan) çıxacaqlarını güman etmirdiniz. Onlar isə öz qalalarının onları Allahdan (Allahın əzabından) qoruyacağını zənn edirdilər. Amma Allah (Allahın əzabı) onlara gözləmədikləri yerdən gəlib ürəklərinə qorxu saldı. Belə ki, onlar evlərini həm öz əlləri, həm də mö’minlərin əlləri ilə uçurdub dağıdırdılar. Ey bəsirət sahibləri! (Bəni Nəzir qəbiləsinin başına gələnlərdən) ibrət alın!
He it is Who hath caused those of the People of the Scripture who disbelieved to go forth from their homes unto the first exile. Ye deemed not that they would go forth, while they deemed that their strongholds would protect them from Allah. But Allah reached them from a place whereof they reckoned not, and cast terror in their hearts so that they ruined their houses with their own hands and the hands of the believers. So learn a lesson, O ye who have eyes!
It is He Who got out the Unbelievers among the People of the Book(5369) from their homes at the first gathering (of the forces). Little did ye think that they would get out:(5370) And they thought that their fortresses would defend them from Allah. But the (Wrath of) Allah Came to them from quarters(5371) from which they little expected (it), and cast terror into their hearts, so that they destroyed their dwellings by their own(5372) hands and the hands of the Believers, take warning, then, O ye with eyes (to see)!*
5369 This refers to the Jewish tribe of Banu al Nadir whose intrigues and treachery nearly undid die. Muslim cause during the perilous days of the battle Uhud in Shawwal, A.H. 3. Four months after, in Rabi' al Awwal, A.H. 4, steps were taken against them. They were asked to leave the strategic position which they occupied, about three miles south of Madinah, endangering the very existence of the Ummah in Madinah. At first they demurred, relying on their fortresses and on their secret alliances with the Pagans of Makkah and the Hypocrites of Madinah. But when the Muslim army was gathered to punish them and actually besieged them for some days, their allies stirred not a finger in their aid, and they were wise enough to leave. Most of them joined their brethren in Syria , which they were permitted to do, after being disarmed. Some of them joined their brethren in Khaybar: see n. 3705 to
33:27. Banu al Nadir richly deserved punishment, but their lives were spared, and they were allowed to carry away their goods and chattels. 5370 That is, without actual hostilities, and the shedding of precious Muslim blood. 5371 They had played a double game. Originally they were sworn allies of the Madinah Muslims under the Prophet, but they secretly intrigued with the Makkah Pagans under Abu Sufyan and the Madinah Hypocrites. They even tried treacherously to take the life of the Prophet while he was on a visit to them, breaking both the laws of hospitality and their own sworn alliance. They thought the Pagan Quraysh of Makkah and the Hypocrites of Madinah would help them, but they did not help them. On the contrary the eleven day siege showed them their own helplessness. Their supplies were cut off: the exigencies of the siege necessitated the destruction of their outlying palm trees; and the unexpected turn in their fortunes disheartened diem. Their hearts were struck with terror and they capitulated. But they laid waste their homes before they left: see next note. 5372 Their lives were spared, and they were allowed ten days in which to remove themselves, their families, and such goods as they could carry. In order to leave no habitations for the Muslims they demolished their own houses and laid waste their property, to complete the destruction which the operations of war had already caused at the hands of the besieging force of the Muslims.