Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5160, sondan 1077. ayet; 60. sure ve bu surenin 10. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 56, harf sayısı 257 ve toplam ebced değeri ise 14145 olarak hesaplanmıştır.
يا ايها الذين امنوا اذا جاءكم المؤمنات مهاجرات فامتحنوهن الله اعلم بايمانهن فان علمتموهن مؤمنات فلا ترجعوهن الى الكفار لا هن حل لهم ولا هم يحلون لهن واتوهم ما انفقوا ولا جناح عليكم ان تنكحوهن اذا اتيتموهن اجورهن ولا تمسكوا بعصم الكوافر وسـلوا ما انفقتم وليسـلوا ما انفقوا ذلكم حكم الله يحكم بينكم والله عليم حكيم
ياايهاالذينامنوااذاجاءكمالمؤمناتمهاجراتفامتحنوهناللهاعلمبايمانهنفانعلمتموهنمؤمناتفلاترجعوهنالىالكفارلاهنحللهمولاهميحلونلهنواتوهمماانفقواولاجناحعليكمانتنكحوهناذااتيتموهناجورهنولاتمسكوابعصمالكوافروسـلواماانفقتموليسـلواماانفقواذلكمحكماللهيحكمبينكمواللهعليمحكيم
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ câekumu-lmu/minâtu muhâcirâtin femtehinûhun(na)(s) (A)llâhu a’lemu bi-îmânihin(ne)(s) fe-in ‘alimtumûhunne mu/minâtin felâ terci’ûhunne ilâ-lkuffâr(i)(s) lâ hunne hillun lehum velâ hum yahillûne lehun(ne)(s) ve âtûhum mâ enfekû(c) velâ cunâha ‘aleykum en tenkihûhunne iżâ âteytumûhunne ucûrahun(ne)(c) velâ tumsikû bi’isami-lkevâfiri ves-elû mâ enfaktum velyes-elû mâ enfekû(c) żâlikum hukmu(A)llâh(i)(s) yahkumu beynekum(c) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de müslüman hanımlara helâl olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikâhlarına tutunmayın. (Zira bu nikâhlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm’ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[539]
Hudeybiye antlaşmasıyla ortaya çıkan durumu tanzim eden bu âyete göre, müslümanlara sığınan mü’min kadınlar, Mekke’ye (müşriklere) iade edilmeyecek, kendilerine âyette belirlenen esaslar uygulanacaktır. Çünkü Hudeybiye antlaşmasına göre, müşriklerden kaçıp gelen mü’minler kadın olsun erkek olsun, onlara iade edilecekti. Buna göre âyet, iade edilecek olanların sadece mü’min erkekler olduğunu, mü’min kadınların ise, kâfirlerin nikâhında kalamayacakları için, antlaşmaya dahil olamayacaklarını açıklamaktadır.
Hicretin 6. yılında Hz. Peygamber ile Kureyşliler (Mekke müşrikleri) arasında yapılan Hudeybiye Antlaşması’nın 5. maddesinde şu hüküm yer alıyordu: “Velisinin izni olmadan Kureyş’ten Muhammed’e geleni o kendilerine iade edecek, Muhammed’in beraberindekilerden Kureyş’e geleni ise onlar kendisine iade etmeyecektir” (bk. Muhammed Hamîdullah, Mecmû‘atü’l-vesâiki’s-siyâsiyye li’l-‘ahdi’n-Nebevî ve’l-Hılâfeti’r-Râşide, s.77; İslâm tarihinin dönüm noktalarından biri olan Hudeybiye barışı ve sonuçları hakkında bk. Bakara
2:194, Fetih
48:1-7).
Müslümanlara oldukça ağır gelen bu şarta Hz. Peygamber titizlikle riayet ediyordu. Fakat iki kadının Mekke’den kaçıp Resûlullah’a sığınması, yeni bir problem ortaya çıkarmıştı. Zira antlaşmada sadece erkek göçmenler konuşulup hükme bağlanmıştı. Bu âyetler kadın göçmenlerin –belli bir sınamadan sonra– kabul edilmesi ve inkârcı tarafa iade edilmemesi hükmünü getirdi. Hz. Peygamber kadınların antlaşma kapsamında olmadıklarını hatırlatarak bu hükmü uygulayınca Kureyşliler bir itirazda bulunmadılar (Muhammed Hamîdullah, “Hudeybiye Antlaşması”, DİA, XVIII, 299). Bu durum da antlaşmaya aykırılık bulunmadığını gösteriyordu. Kaldı ki Resûlullah’ın aşağıda açıklanacak tatbikatı göz önüne alındığında, getirilen bu düzenlemeyle, müslümanların güvenliğini sağlamak kadar ahde vefa prensibine tam olarak uyulduğunun açık biçimde hissettirilmesinin de amaçlandığı anlaşılmaktadır. Zira bu, inançları dolayısıyla karşı karşıya gelmiş iki topluluğun on seneliğine barış ilân etmesi temeline dayalı bir antlaşmaydı; kadınları kapsamıyor gerekçesine dayanılarak hangi sâikle gelmiş olurlarsa olsunlar bütün göçmen kadınların kabul edilmesi ve iade edilmemesi antlaşmanın ruhuna aykırılık iddialarını harekete geçirebilirdi.
Göçmen olarak gelen kadınların karşı tarafça istense dahi iade edilmemesi uygulamasının haklılık taşıması ve antlaşmaya gölge düşürmemesi için kendilerinden açık bir beyan alınması ve bu kararlarının inançla ilgili bir tercihe dayandığından emin olunması gerekirdi. Öte yandan bir inceleme yapmadan mutlak bir göçmen kabul uygulaması müslümanlar açısından önemli sakıncaları beraberinde getirebilirdi. Casusluk yapmak, müminler arasına nifak sokmak, bu toplumda gayri ahlâkî davranışları yaymak gibi yıkıcı amaçlarla gelmeleri ihtimal dışı değildi ve bunun doğuracağı tehlike açıktı. Hatta, iman sâikiyle değil de sırf kocasıyla geçimsizlik içinde olma veya daha müreffeh bir hayat sürme gibi kişisel sebeplerle gelmiş olmaları halinde bile bu, o günün şartlarında müslüman toplum için önemli sorunlara yol açabilirdi. Nitekim bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber muhacir olarak gelen kadınlara kocasından nefret ettiği, başka yere göçmek istediği veya dünyevî bir arzuya erişmek istediği için değil sırf Allah ve peygamber sevgisi uğruna geldiğine dair yemin ettiriyordu. Bazı rivayetlerde bu sınama kelime-i şehâdet getirmelerini istemekten ibaretti. Hz. Âişe’nin verdiği bilgiye göre ise Resûlullah onları 12. âyetteki şartları içeren bir sözleşmeyle sınıyordu (Taberî, XXVIII, 67-68, 70). 10. âyet, dikkate değer anlam incelikleri taşıyan bir ifadeyle, bu konuyu şöyle düzenliyordu: Göçmen kadınların geliş maksatları hakkında bir inceleme yapılmalıdır, ama bu inceleme gerçekten iman edip etmediklerine ilişkin kesin bir tesbit anlamında değildir, çünkü bunu en iyi bilen Allah Teâlâ’dır. Onların mümin olduklarına kanaat getirmek (zann-ı galib) yeterlidir. Âyette Allah Teâlâ hakkında onların “iman”larını bilmekten, müslümanlar hakkında ise onların “mümin” olduklarını bilmekten söz edilmiş olması bu noktaya açıklık getirmektedir. 12. âyette değinilen sözleşme bu hükmün devamı olarak düşünüldüğünde, anılan kadınların burada belirtildiği şekilde daha ayrıntılı bir beyan ve taahhütte bulunmaları öngörülmüş demektir; fakat bu da gerçek iman araştırması anlamı taşımamaktadır. 10. âyetin başında, muhacir olarak gelen kadınların “mümin kadınlar” şeklinde nitelenmesi ise ilk beyanlarından iman ettiklerinin anlaşıldığını ve aksi yönde bir işaret taşımadıklarını yahut yakında sınanarak bu durumlarının anlaşılacağını belirtmektedir (Zemahşerî, IV, 88, 89). Gelen kadınların mümin olduklarına kanaat getirmek şu açıdan da ayrı bir önem taşıyordu: Mekke’de kalan ve açıkça yahut gizli biçimde İslâmiyet’i kabul etmiş bulunan bir müslüman erkek, şirk inancını korumak isteyen karısını mevcut kurallara göre kolayca boşayabilirdi. Bu durumdaki müslüman kadın için ise aynı imkân bulunmadığından, iman ettiğine kani olunan bir kadının müşriklere iadesi onu gayri meşru bir ilişkiye itmek gibi bir sonucu beraberinde getirmiş olacaktı.
Öte yandan, birçok müfessir Hudeybiye Antlaşması’nın kadınları da kapsadığı fakat bu âyetlerin sınırlayıcı hüküm getirdiği kanaatindedir (İbn Atıyye, V, 297; Şevkânî, V, 248). Bu ihtimal doğru olsa da hükmün –müslümanlar açısından– yukarıda açıklanan haklılık gerekçeleri değişmemekte, sadece müslüman tarafın sözleşme hükümlerinin değiştirilmesini istediği ve diğer tarafın da bunu kabul ettiği gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Mekke’den bu şekilde göç ederek Medine’ye gelen ilk mümin kadınların kimler olduğu hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Yaygın rivayete göre ilk gelen kadın, Ukbe b. Ebû Muayt’ın kızı Ümmü Gülsüm veya Sübey‘a bint el-Hâris’tir.
Âyetin “Bunlar onlara helâl değildir, onlar da bunlara helâl olmazlar” diye çevrilen kısmında helâl olmama hükmünün, iki taraf ayrı ayrı zikredilerek tekrarlanması bazı müfessirlerce şöyle açıklanmıştır: Birincisinde müslüman kadınların artık müşrik erkeklerle evlilik bağının kalmadığı, ikincisinde ise –müşrik oldukları sürece– onlarla yeniden evlenemeyecekleri belirtilmiş olmaktadır (Şevkânî, V, 248).
İnanç farklılığı ve kadının hür tercihiyle meydana gelen böyle bir ayrılığı takiben o günkü şartlarda ortaya çıkabilecek en önemli sorun kadının iktisadî güvencesini oluşturan mehir konusuydu. Bu ayrılık kocanın onayı olmadan gerçekleştiğinden, kendisinin bu evlilik için yaptığı harcamaları istemesini haklı kılacak ve kadın o esnada bunu ödeme gücüne sahip değilse onu minnet altında bırakacaktı. Dahhâk’tan yapılan bir rivayete göre Hz. Peygamber ile müşrikler arasında (Hudeybiye Antlaşması’ndan ayrı olarak) şöyle bir mutabakat vardı: Müslüman olmayan Mekkeli bir kadın Hz. Peygamber’e sığınırsa onu müşriklere iade edecek, şayet bu kadın müslüman ise ve Mekke’de kocası varsa kadını iade etmeyecek fakat erkeğin harcadığı mehiri ona ödeyecekti. Bunun mukabili durumlarda da benzer hükümler Hz. Peygamber lehine uygulanacaktı (Zemahşerî, IV, 89). Konumuz olan âyetlerin inmesi veya daha önceki ilâhî bildirim üzerine Resûlullah müşriklerle bu yönde –yazılı veya sözlü– ayrı bir antlaşma yapmış olabilir. Her hâlükârda âyetlerin getirdiği düzenlemeyle bir yandan iade etmemenin bir istismar izlenimi bırakması önlenmiş, diğer yandan da –müşrik tarafa karşı minnet altında bırakılmamak suretiyle– göç eden müslüman kadınların onuru korunmuştur. Ayrıca “Mehirlerini ödediğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde sakınca yoktur” buyurularak, bu özel durumla, söz konusu kadınların müslüman erkeklerle yeni evlilik yapmaları halindeki hakları arasında bir ilinti kurulmamış, genel kurallar çerçevesinde malî hakları güvence altına alınmıştır.
Tarafların birbirine helâl olmadığının belirtilmesinin ardından, müşriklerin ödemiş oldukları mehirden söz ederken “ecr, mehr, sadâk” gibi bir kelimeye yer verilmeyip “harcadıklarını geri verin” anlamında bir cümle kullanılmış olması özel bir anlam taşımaktadır; böylece, artık onlarla müslüman olmuş kadınlar arasında evlilik bağının kalmamış olduğu hususu farklı bir üslûpla bir daha belirtilmiş oluyordu. Nitekim sözün devamında bu kadınlarla müslümanların evlenmeleri hali düzenlenirken “mehir” kelimesini içeren bir ifade kullanılmıştır (İbn Âşûr, XXVIII, 158). Daha sonra evlilik bağının sona erdiği durumlar için “mehir” anlamına gelen bir kelimenin kullanılmamış olması da bu yorumu desteklemektedir.
Âyetin “Kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın” diye tercüme edilen kısmında müslüman bir erkeğin İslâmiyet’ten dönen karısıyla veya müslüman olan bir erkeğin şirk inancında ısrar eden karısıyla evlilik hayatını sürdüremeyeceği belirtilmektedir. Âlimlerin bir kısmı bu ifadenin müşrik olan inkârcı kadınlar hakkında olduğu ve Ehl-i kitap’tan olanların bu kapsamda bulunmadığı kanaatindedir. Bazılarına göre ise onlar da ifadenin kapsamındadır, fakat Ehl-i kitap kadınlarıyla evlenilebileceğine ilişkin delillerle hükmü sınırlandırılmıştır (Şevkânî, V, 248). Bir fakihten, “kâfir kadınlar” anlamındaki “kevâfir” kelimesinin her iki cinsi kapsadığından hareketle bu cümlenin hem erkekler hem kadınlar hakkında olduğu yorumu nakledilirse de (bk. İbn Atıyye, V, 298), İbn Âşûr cümlenin diğer ögeleri dikkate alındığında bu yorumun isabetli sayılamayacağını belirtir (XXVIII, 159-160). Bakara sûresinin 221. âyetiyle, erkek olsun kadın olsun müslüman bir kimsenin müşrik biriyle evlenemeyeceği bildirilmişti. Belirtilen yasağın müslüman olduktan sonrasını kapsadığı ve önceki evlilikleri etkilemediği şeklinde anlaşıldığı ve bazı müslümanların bu âyet gelinceye kadar inkârcı olan hanımlarını nikâhları altında tuttukları görülmektedir (Derveze, XII, 22; bu âyetin inmesi üzerine Mekke’deki hanımlarını boşayan sahabîler hakkında örnekler için bk. Taberî, XXVIII, 72).
Müslüman olarak gelen kadınların bireysel hakları yukarıda belirtildiği şekilde koruma altına alınmakla beraber, olayın iki taraflı cereyan etmesi halinde bu konunun müslüman topluma getireceği malî yükün hafifletilmesi için mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesinin uygulanması istenmiştir. 10. âyetin “Siz harcadığınızı isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler” şeklinde çevrilen kısmı ve 11. âyet bu hususu düzenlemektedir. 11. âyetin “böylece (tazminat ödemek için) sıra size gelmiş olursa” diye tercüme edilen kısmı “ve siz bir ganimet elde ederseniz” şeklinde de anlaşılmıştır. Her iki yorum, bir müslümanın karısının inkârcı tarafa kaçması halinde, onun bu sebeple uğradığı maddî zararın karşı tarafça tazminini sağlayacak bir münasebet doğduğunda bu hakkın kendisine verilmesi gerektiği noktasında birleşmektedir. Birinci anlama göre alacağın takas edilmesi, yani 10. âyette geçen “Onlara harcadıklarını (mehirleri) geri verin” buyruğu uyarınca inkârcı tarafa yapılacak ödemeden mahsup yapılması, bu şekilde söz konusu erkeğin zararının karşılanması öngörülmektedir. İkinci anlama göre ise kadının kaçtığı tarafla çarpışmaya girmeyi gerektiren bir durum ortaya çıkıp müslümanlar zafer ve ganimet elde ederlerse bu gelirlerden o erkeğin zararını karşılayacaklardır (muhacir müminlerin hanımlarından müşriklere iltihak eden altı kadın hakkında bk. Zemahşerî, IV, 90). Hatta Taberî karşı taraftan elde edilecek gelirin, –savaş yoluyla ele geçirilen ganimetlerle ve ilgili toplulukla sınırlandırılmaksızın– malî hukuk kuralları çerçevesinde gayri müslimlerden elde edilen gelirler şeklinde anlaşılması gerektiği yorumunu tercih eder (XXVIII, 75-77).
Müslümanlar “Siz harcadığınızı isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler” buyruğunu uyguladıkları halde müşriklerin bunu kabul etmediklerini bildirmeleri üzerine 11. âyet inmiştir. Bazı müfessirlere göre ise 11. âyette, Kureyş değil, Hz. Peygamber’le aralarında antlaşma bulunmayan topluluklar söz konusudur (Taberî, XXVIII, 73-75). Bu âyetin “şayet eşlerinizden biri kâfirlere kaçarsa” diye çevrilen kısmının lafzî karşılığı “şayet eşlerinizden bir şey kâfirlere kaçarsa” şeklindedir. Burada “şey” kelimesi, “biri, bazıları” anlamındadır ve İslâm’dan yüz çevirmekle kişinin kendi değerini düşürmüş olacağına dair bir îma söz konusudur (İbn Âşûr, XXVIII, 161, 162).
Bu âyetlerde –o dönemde müslümanlarla müşrikler arasındaki karmaşık ilişkiler ve bu iki kesim arasındaki antlaşmayla bağlantılı olarak– yer alan mehirlerin mübadelesi hükümlerinin o zamana mahsus olduğu hususunda âlimler fikir birliği içindedirler; Ebû Bekir el-Cessâs, İbnü’l-Arabî ve Kurtubî bunu açıkça ifade etmişlerdir (İbn Âşûr, XXVIII, 161). Tabii ki bu tesbit, söz konusu düzenlemelerden bazı mesajlar ve genel ilkeler çıkarılmasına engel değildir. Özellikle böylesine iç içe geçmiş ilişkiler ortamında dahi ahde vefa prensibine hassasiyetle uyulması, sözleşme hükümlerinin dürüst biçimde yorumlanıp uygulanması ve her hak sahibine hakkının verilmesinin telkin edildiği, bu âyetlerden kolayca anlaşılmaktadır. 11. âyetin sonunda yer alan şu cümle, Allah’a imanın birey ve toplum olarak müslümanlara hak ve hukuka riayette duyarlı olmak hususunda ne büyük bir sorumluluk yüklediğini hatırlatma açısından oldukça etkileyici bir ifadedir: “İnandığınız Allah’a karşı gelmekten sakınınız.”
“Eğer mümin olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere iade etmeyiniz” cümlesi, müşrik bir topluma yapılacak, üstelik kadının istemediği bir erkekle yaşamaya mecbur bırakılması sonucunu doğuracak bir iade işlemi bağlamında yer almakla beraber, –başka bazı delillerle de desteklenerek– burada “kâfirler” kelimesi geçtiği için müslüman bir kadının Ehl-i kitap’tan bir erkekle dahi evlenemeyeceği ve evliliğini sürdüremeyeceği sonucuna ulaşılmıştır (bk. Bakara
2:221). Fıkıhçıların çoğu bu sonuca varmış olmakla beraber özellikle Hz. Peygamber ve Hz. Ömer devirlerine ait uygulamalara dayanan bazı fıkıhçılar, baştan evlenmenin câiz olmadığını, ancak müslüman olmadan önce gayri müslim ile evli bulunan tarafın, ihtidâ yüzünden nikâhının bozulmayacağını ileri sürmüşlerdir (İbn Kayyim el-Cevziyye, Ahkâmü ehli’z-zimme, Dımaşk 1961, I, 317 vd., 340 vd.). Çağdaş âlimlerden Kardâvî de bu ictihadı benimsemiştir.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin (sorgulayın)! (Elbette) Allah onların imanlarını çok iyi bilendir. Siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz, onları kâfirlere geri göndermeyin! (Çünkü) bunlar onlara helal değildir; onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) verdiklerini (mehirleri kocalarına geri) verin! mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size herhangi bir vebal yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın! Verdiklerinizi (mehirlerinizi) isteyin; onlar da verdiklerini (mehirlerini) istesinler! İşte Allah’ın hükmü budur. O aranızda (böyle) hükmetmektedir. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Bu cümle küfrün yani eşlerden birisinin dinden çıkmasının nikâha engel olduğunun apaçık delilidir.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan ediniz. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarının farkına varırsanız, onları kâfirlere geri göndermeyiniz. Bunlar kâfirlere helâl değildir. Kâfirler de bu hanımlara helâl değildir. Hicret eden kadınlara, kâfir kocalarının sarfettiklerini geri veriniz. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde onlarla evlenmenizde bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayınız ve sarfettiğinizi isteyiniz; onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. O, aranızda hükmeder. Allah bilendir; hikmet sahibidir.[632]
[632] Hicret eden kadınların kabulü ve biat esasları hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 220-229.
Ey iman edenler! Sığınmak üzere size gelen Mü'min¹ kadınların hicret nedenlerini sorgulayın. Allah, onların gerçekten inanıp inanmadıklarını çok iyi bilmektedir. Eğer gerçekten Mü'min olduklarını anlarsanız, onları gerçeği yalanlayan nankörlere geri göndermeyin. Onlar, gerçeği yalanlayan nankör erkeklere helal değildir. Gerçeği yalanlayan nankör erkekler de onlara helal değildir. Gerçeği yalanlayan nankörlerin bu kadınlara verdiklerini² iade edin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde onlarla nikâhlanmanızda bir sakınca yoktur. Ve gerçeği yalanlayan nankör kadınları³ nikâhınızda tutmayın. Ve ne infak⁴ ettiyseniz geri isteyin. Onlar da infak ettiklerini geri istesinler. İşte bu Allah'ın aranızda verdiği hükmüdür. Allah; Her Şeyi Bilen'dir, En Doğru Karar Veren'dir.
1- İnandıklarını söyleyen. 2- Mehir ve harcamalar. 3- Kafirlere katılan kadınlara. 4-Mehir ve harcamalar.
Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. (Gerçi) Allah, onların imanlarını daha iyi Bilendir. Şayet (hakikaten) mü'min kadınlar olduklarını (dini gayretle ve iyi niyetle yola çıktıklarını) bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kâfirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helâldir, ne onlar bunlara helâldir. Onlara (kâfir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikâhlamanızda da artık size bir günah ve sıkıntı yoktur. Kâfir (kadın) ların ismetlerini (nikâhlarını kendi üzerinizde) tutmayın (onları bırakın) ve (onlar için) harcadıklarınızı (mehir miktarını geri) isteyin. Onlar (kâfirler) de (mü'min kadınlara veya kocalarına) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda (adaletle) hükmeder. Allah Bilen’dir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Ey inananlar, size, yurtlarından göçmüş olan iman sahibi kadınlar geldi mi onları sınayın artık, Allah, onların inançlarını daha iyi bilir; siz de onların inanmış olduklarını bilince onları gerisingeriye kafirlere göndermeyin; ne onlar, kafirlere helaldir, ne kafirler, onlara helal ve onlara, kocalarının vereceği nikah parasını verin ve nikah paralarını verdikten sonra onları, kendinize nikahlamanızda da bir vebal yoktur size; kafir kadınlarıysa nikahlamayın, nikahınızın altında tutmayın onları ve sarfettiklerinizi isteyin ve kafirler de, size gelen inanmış kadınlara sarfettiklerini istesinler; işte budur size Allah'ın hükmü, o hükmeder aranızda ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Mü'min kadınlar her ne zaman zulüm ve kötülük diyarını terkederek size gelirlerse, Allah onların imanlarını bildiği halde, siz yine de onları sınayın. Eğer mü'min olduklarına tam emin olursanız, onları inkârcılara geri göndermeyin. Çünkü onlar, artık eski kocalarına helal değildirler, ötekiler de onlara helal değildirler. Ayrıca onlar hanımlarına mehir olarak ne verdilerse, hepsini iade edin. Ve ey mü'minler! Siz bu kadınlarla mehirlerini verdiğiniz takdirde evlenirseniz, bir günah işlemiş olmazsınız. Diğer taraftan Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye devam eden kadınlarla, evlilik bağınızı sürdürmeyin ve onlara mehir olarak ne verdiyseniz, iade etmelerini isteyin. Aynı şekilde hanımları size gelmiş olanlar da, harcadıkları herşeyin iadesini talep etme hakkına sahiptirler. Bu Allah'ın hükmüdür, O sizin aranızda adaletle hükmeder, O herşeyi bilendir ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.
Ey iman edenler, mü'min kadınlar özgürce Allah'a kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret ederek size geldiği zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını iyi bilir. Eğer siz de onların mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz, onları kâfirlere geri göndermeyin. Mü'min kadınların kâfirlerle, ehl-i kitap ve müşriklerle evlenmeleri helâl ve meşrû değildir. Kâfirlerin mü'min kadınlarla evliliklerini devam etttirmeleri, evlenmeleri de meşrû değildir. Onların kocalarının sarfettikleri mehirleri geri verin. Mehirlerini geri verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınlarla fiilen biten evlilik ilişkilerinizi hukuken devam ettirmeyin. Kâfirlere gitmeyi tercih eden kadınlar için harcadıklarınızı onlardan isteyin. Onlar da size gelen mü'min kadınlar için harcadıklarını geri istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda Allah hüküm verir. Allah her şeyi bilir, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size hicret ederek geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların gerçekten mü'min kadınlar olduklarını bilirseniz artık onları kâfirlere geri çevirmeyin. Ne bunlar onlara helâldirler, ne de onlar bunlara helâl olurlar. (Kâfir eşlerinin mehir olarak) sarfettiklerini kendilerine verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde sizin o kadınları nikâhlamanızda bir sakınca yoktur. İnkârcı kadınları da nikâhınız altında tutmayın. Siz (mehir olarak) sarfettiklerinizi isteyin, onlar (hanımları iman edip mü'minlerin tarafına geçen kâfirler) da (mehir olarak) sarfettiklerini istesinler. İşte bu Allah'ın hükmüdür. Aranızda hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
10.Buhari ve Müslim`in Misver ve Mervan bin Hakem`den rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.)`ın Hudeybiye anlaşmasını yapmasından sonra bazı kadınlar Müslüman olarak Resulullah (a.s.)`a geldiler. Bu ayeti kerime de onların hakkında indi.Hudeybiye anlaşması müşriklerden Müslümanların tarafına geçenlerin geri verilmesini şart koşuyordu. Müşriklerin tarafından bazı kadınlar Müslümanların tarafına geçince müşrikler gelerek anlaşma uyarınca onları istediler. Ancak anlaşmanın ilgili maddesi kadınları kapsamıyordu. Ayrıca Yüce Allah bu ayeti kerimesi ile onların imandaki samimiyetlerinin incelenmesini ve gerçekten iman etmiş olmalarının anlaşılmasından sonra artık onların müşriklere iade edilmemelerini emretti. Bunun üzerine Resulullah (a.s.) müşriklerin tarafından Müslümanların tarafına geçen kadınları iade etmedi.İbnu Ebi Hatim`in Yezid bin Ebi Habib`den rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Ebu Hassan Dahdaha`nın eşi hakkında inmiştir. Mukatil`den rivayet ettiğine göre de Sayfi bin Rahib`in eşi Saide hakkında inmiştir. Bu kadın anlaşma döneminde Müslüman olarak Resulullah (a.s.)`a geldi. Kocası iade edilmesini istedi. Ancak ayeti kerime hükmünce iade edilmedi. Taberani`nin zayıf bir senedle rivayet ettiğine göre de Ukbe bin Ebi Mu`ayt`ın kızı Ummu Külsüm hakkında inmiştir.Bu konudaki rivayetler hep mana yönünden nakledilmiş olduğundan bazı karışıklıklar olmuştur. Karışıklık ise genelde anlatıldığı şekilde anlaşma döneminde Müslüman olarak Resulullah (a.s.)`ın yanına gelen kadınların kimler olduğu konusundadır. Adı geçen kadınların birbirlerinin ardından Müslüman olarak hicret etmiş olmaları mümkündür. Rivayetleri nakledenlerin her biri de bu konuda kendi tesbitini vermiş olabilir. Ancak yaygın olan kanaate göre bu dönemde ilk hicret eden kadın Ukbe bin Ebi Mu`ayt`ın kızı Ümmü Külsüm`dür.
Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Size, mümin kadınlar muhacir olarak geldikleri vakit, kendilerini imtihan edin; imanlarını Allah (sizden) daha iyi bilir. (Yaptığınız) imtihan üzerine, onları mümin hanımlar bilirseniz, artık kendilerini kâfirlere geri çevirmeyin. Mümin hanımlar, kâfirlere helâl değildir; kâfirler de mümin hanımlara helâl olmazlar. Bununla beraber (kâfirlerin, İslâmı kabul eden karılarına) sarf etmiş oldukları mehri, o kâfirlere verin. Sizin o mümin hanımları nikâh etmenizde de, mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur. (İslâm dininden çıkan) kâfir zevcelerinizi nikâhınızda tutmayın; (onlara) harcadığınız mehri, (varmış oldukları kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm'ı kabul eden ve sizinle evlenen karılarına) sarf etmiş oldukları mehri (sizden) istesinler. Bunlar, size Allah'ın hükmüdür. Aranızda hüküm veriyor. Allah Alîm'dir= her şeyi bilir. Hakîm'dir= hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar size muhacir olarak geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlı olup olmadıklarını çok daha iyi bilir. Onların imanlı olduklarını bildiğiniz takdirde, onları kâfirlere geri göndermeyin. Onlar o kâfirlere helal olmadıkları gibi, o kâfirler de onlara helal değildir. (İman-küfür ayrımıyla boşanma gerçekleşmiştir.) Ve o kâfirlerin verdikleri nafakaları (mehirleri) onlara geri verin. Onların mehirlerini verdikten sonra, o kadınlar ile evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın. Onlara verdiğiniz nafakayı (mehri) isteyin. O kâfirler de verdikleri mehirleri istesinler. İşte Allah’ın hükmü budur. O, aranızda hükmünü veriyor. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
Ey inanmış olanlar! Size inanmış göçmen kadınlar gelirlerse, onları sınayınız, Allah bilir inanlarını onların, inanlı oldukların anlayacak olursanız, kâfirlere onları geri göndermeyiniz, ne kadınlar onlara, ne de onlar kadınlara artık helâldir, onları besleyiniz, mihirlerin verirseniz, bunları almakta bir günah yoktur, kâfir olan kadınları tutmayın, isteyiniz verdiğiniz nesneyi, onlar da harcadıklarını istesinler, Allahın hükmü budur, aranızda böylecene hükmeder; Allah bilicidir, Allah bilgedir
Ey inananlar! Mü'min kadınlar hicret ederek size gelirlerse, Allah onların inancından tam haberdar (olduğu halde) siz yine de onları deneyin. Eğer inandıklarına tam emin olursanız, onları inkârcılara geri göndermeyin, (çünkü) onlar (artık) eski kocalarına helal (değiller) ve onlar da bunlara helal (değildir). Ayrıca, onlar (hanımlarına mehir olarak) ne verdilerse hepsini iade edin! Ve siz bu kadınlarla mehirlerini verdikten sonra evlenirseniz bir günah işlemiş olmazsınız. Diğer taraftan, hakikati inkâr (etmeye devam) eden kadınlarla evlilik bağınızı sürdürmeyin ve onlara (mehir olarak) ne verdiyseniz (iade etmelerini) isteyin. Aynı şekilde ötekiler (hanımları size gelmiş olanlar da) harcadıkları her şeyi talep etme hakkına sahiptir. Bu, Allah'ın hükmüdür. Zira Allah her şeyi hakkıyla bilen, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Hudeybiye antlaşmasıyla ortaya çıkan durumu tanzim eden bu âyete göre, müslümanlara sığınan mümin kadınlar, kâfirlere iade edilmeyecek, kendilerine âyette belirtilen esaslar uygulanacaktır. Çünkü Hudeybiye antlaşmasına göre kâfirlerden gelen müminler, onlara iade edilecekti. Âyet iade edilecek olanların sadece mümin erkekler olduğunu, mümin kadınların kâfirlerin nikâhında kalamayacakları için, antlaşma şümulüne giremeyeceklerini açıklamaktadır.
Ey inananlar, inanan göçmen kadınlar size sığındığında onları sorgulayın. ALLAH onların inançlarını çok iyi bilir. İnançlı olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri göndermeyin. Ne bunlar o inkarcılara helaldir, ne de onlar bunlara helaldir. İnkarcıların harcadığı mehirlerini onlara geri verin. Mehirlerini ödediğiniz taktirde bunlarla evlenmenizde bir sakınca yoktur. İnkarcı kadınları sorumluluğunuzda tutmayın. Onlara harcadığınız mehirlerinizi isteyebilirsiniz, onlar da verdikleri mehirlerini isteyebilirler. Bu, ALLAH'ın hükmüdür. O, aranızda yargıda bulunur. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Savaş halinde olan bir toplumun bireylerinin hukukuna karşı gösterilen bu titizlikten ders almalı.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlarda sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O, hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Ey o bütün iyman edenler! Size mü'mine kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman kendilerini imtihan edin, iymanlarını Allah bilir, imtihan üzerine onları mü'mine bilirseniz artık kendilerini kâfirlere geri çevirmeyin, mü'mineler hâfirlere halâl değil, kâfirler de mü'minelere halâl olmazlar: Maamafih sarfettikleri mehri o kâfirlere verin, sizin o mü'mineleri nikâh etmenizide de, kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur, kâfirlerin ise ısmetlerine yapışmayın ve sarfettiğinizi isteyin, kâfirler de sarfettiklerini istesinler, bunlar, size Allahın hukmüdür, aranızda hukmediyor ve Allah alîmdir hakîmdir
Ey îman edenler, (kendi ifâdelerince) mü'min kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihaan edin. Allah onların îmanlarını daha iyi bilendir ya. Fakat siz de mü'min kadınlar olduklarına bilgi edinirseniz onları kâfirlere döndürmeyin. Bunlar onlara halâl değildir. Onlar da bunlara halâl olmazlar. (Kâfir zevcelerinin bu kadınlara) sarfetdikleri (mehri) onlara (kâfirlere) verin. Sizin onları nikâhla almanızda, mehirlerini verdiğiniz takdîrde, üzerinize bir günâh yokdur. Kâfir zevcelerinizi (nikâhınız altında) tutmayın. Sarfetdiğiniz (mehir) i isteyin. (Kâfirler de size hicret eden mü'min kadınlara) harcadıkları (mehri) istesinler. Bu, Allahın hükmüdür. Aranızda O hükmeder. Allah hakkıyle bilendir, tam hukûm ve hikmet saahibidir.
Ey îmân edenler! Mü'min kadınlar, hicret etmiş kimseler olarak size geldikleri zaman, artık (îmanları husûsunda) onları imtihân edin! Allah, onların (o mümtehıne olan, imtihâna tâbi' tutulan kadınların) îmanlarını daha iyi bilendir. Böylece onların mü'min kadınlar olduklarını bilir (de kanâat eder)seniz, artık onları kâfirlere geri döndürmeyin! Ne bunlar onlara helâldir, ne de onlar bunlara helâl olurlar. (O müşrik kocaların) sarf ettiklerini(bu kadınlara verdikleri mehirleri) de, kendilerine (geri) verin! Bununla birlikte kendilerine (anlaşarak, ayrıca) mehirlerini verdiğiniz takdirde onlarla evlenmenizde, size bir günah yoktur. Hem kâfir kadınların ismetlerini (nikâh akidlerini)tutmayın; sarf ettiğinizi (verdiğiniz mehri) de (geri) isteyin; ve (o kâfirler de hicret eden mü'min kadınlara) sarf ettiklerini (geri) istesinler!Size Allah'ın hükmü budur; aranızda (böyle) hüküm veriyor. Çünki Allah, Alîm (herşeyi bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.(2)
(2)Burada kâfir kadınlardan murad, Müslümanla evlenmesi şer‘an câiz olmayan putperest kadınlardır. Ehl-i kitâbın kadınları ise, bu hükme dâhil olmayıp Müslümanların onlarla evlenmeleri câizdir. (Celâleyn Şerhi, c. 7, 484)
Ey İman edenler! İnanmış hicret eden kadınlar size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını en iyi bilen olduğu halde, eğer siz gerçekten onların iman ettiklerini anlamışsanız, onları inkârcılara geri göndermeyin. O inanan kadınlar, inkâr eden erkeklere helal değildir. İnkâr eden erkeklerde, inanan kadınlara helal değildir. Size sığınan kadınlar için harcadıklarını nafaka miktarını inkârcı eşlerine verin. Bundan sonra o kadınlarla evlilik sözleşmesi içerisinde ücretlerini verip evlenmenizde sakınca yoktur. İnkârcılara sığınan kadınları nikâhlarınız altında tutmayın (boşayın) ve onlardan harcadıklarınızı isteyin. Onlarda size sığınan kadınlara harcadıklarını istesinler. Bu Allah’ın koyduğu hükümdür. Aranızda hükmü Allah verir. Allah her şeyi bilen ve her şeyin hükmünü verendir.
Mü/minler! Mü/min kadınlar size muhaceretle gelirlerse onları, sınayın [⁵]. Allah onların imanlarını herkesten iyi bilir. Onların imana geldiklerini anlarsanız artık onları kâfirler tarafına döndürmeyin; ne bu kadınlar onlara [⁶], ne onlar bu kadınlara helâl olmaz. Onlara harcettiklerini verin [⁷], mehirlerini kendilerine [⁸] verdiğiniz takdirde onları nikâh etmenizde sizin için bir beis yoktur. Kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın, onlara verdiğiniz mehri onları tezevvüç edenlerden isteyin. Onlar dahi mü/minlere iltihak eden zevcelerine verdiklerini onlarla izdivaç eden mü/minlerden istesinler. Allah/ın hükmü budur. Allah aranızda bu suretle hükmeder. Allah hakkıyle âlimdir, hâkimdir.
[5] Hakikaten iman edip etmediklerini anlamak için onlara zevcelerimize dargın olup gelmedik veya başka bir garezimiz yoktur diye yemin verdirin.[6] Kâfir olan kocalarına.[7] Kâfirlerin mü'min olan kadınlara verdikleri mehri o kâfirlere geri verin.[8] Mü'min olarak gelen kadınlara.
Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) harcadıklarını (mehirleri kocalarına) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde size bir sakınca yoktur. Küfre sapan kadınları nikâhınızda tutmayın. Harcadığınızı isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Mümin olduklarını söyleyen kadınlar, sizinle savaş halinde olan ülkelerinden İslâm diyarına hicret ederek size sığındıkları zaman, gerçekten mümin olup olmadıklarını anlamak için onları imtihan edin. Ama unutmayın: Aslında onların inançlarını en iyi bilen elbette Allah’tır.İmtihan sonucunda, bu kadınların mümin olduklarına karar verirseniz, onları kâfirlere geri vermeyin. Çünkü artık onlar kâfirlere helâl olmadıkları gibi, kâfirler de onlara helâl değildir! Fakat kâfirlerin hicret eden hanımlarına vaktiyle verdikleri evlilik bedeli olan mehirlerini kendilerine geri ödemelisiniz. Çünkü bu durumda evliliği sona erdiren erkek değil, kadındır. Bu kadınlarla evlenmenizde, —evlilik bedeli olan mehirlerini kendilerine ödediğiniz taktirde— hiçbir sakınca yoktur. Öte yandan, dinden dönüp müşriklere sığınan kâfir kadınlarla evlilik bağınızı sürdürmeyin, onları derhal boşayın! Fakat onlara verdiğiniz evlilikbedelini onlardan geri isteyin; aynı şekilde, müşriklerden kaçıp size sığınan mümin kadınların Mekke’deki eski kocaları da, eşlerine verdikleri mehirlerini geri istesinler. Siz de onu vermek zorundasınız. Dikkat edin, bunlar Allah’ın koyduğu hükümlerdir. İşte Allah, aranızdaböyle adâletle hüküm veriyor. Çünkü Allah, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.
Ey iman edenler!
Kadın Müminler, hicret etmiş olarak size geldiği zaman onları İMTİHAN edin!
Onların imanını Allah çok iyi bilir.
Onları, iman etmiş bildiyseniz, İnkârcı / Küffar’a geri döndürmeyin!
Ne o kadınlar onlara halâldir, ne onlar bu kadınlara halâldir.
(Kadınlar için) Harcadıklarını onlara verin!
Mehirlerini verdiğiniz zaman o kadınları nikâhlamanızda size bir günah yoktur.
İnkârcı Kadınlar’ı nikâh bağı ile tutmayın!
Harcadığınız şeyleri isteyin!
Onlar da harcadıkları şeyleri istesin!
Bu, aranızda hüküm veren Allah’ın hükmüdür.
Allah hakîm alîmdir.
Ey îman edenler! Müslüman kadınlar göç ederek size geldikleri zaman, -her ne kadar onların îmanlarını Allah daha iyi bilirse de- onları (siz de) imtihan edin.1 Eğer onların (gerçekten) îman etmiş olduklarını anlarsanız,2 sakın onları kâfirlere geri göndermeyin. (Çünkü) bu (kadınlar) onlara helal olmadığı gibi, onlar da bu (kadın)lara helal değildir. Onların (kâfir kocalarına) mihirlerini iade edin.3 Kendilerine mihirlerini verdiğiniz takdirde, onları nikâhlamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Ey îman edenler!) kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın ve (siz de onlara) verdiğiniz mihirlerinizi isteyin. Onlar da (size katılan kadınlarının) mihirlerini istesinler. İşte bütün bunlar, Allah’ın aranızda hükmetmek için koyduğu kanunlarıdır. (Çünkü) Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.4
1 İbnu Abbas’tan; Rasulullah (s.a.v) bu kadınları önce kelime-i şehadetleri üzere imtihan eder ve: “Bir eş buğzundan dolayı çıkmadığına, bir yerden bir yere rağbetten dolayı çıkmadığına ve Allaha ve Rasulüne muhabbetten başka bir maksat için çıkmadığına yemin eder misin?” diye de yemin ettirirdi. Ayrıca bu âyetten, İslâm Yurdunda; “îman ettik” diyenlerin îmanlarını, yaşayışlarıyla ispat etmelerinin gerektiği, anlaşılmaktadır.2 Hz. Aişe: Rasulullah mü’mineleri sadece bu sûrenin 12. ayeti ile imtihan ederdi. (Buharî) Her ne kadar gerçekten mü’min olup olmadıklarını tamamıyla Allah bilirse de imanın asıl rüknü kalpteki tasdiktir. Bu imtihanın sebebi ise; zahiren bir imtihan ile denemek suretiyle zahirî bir bilgi edinebilmektir. Zira her selâm verene, mü’minim diyene, mü’min değilsin diyerek kâfir muamelesi yapmak doğru olmazsa da küfür yurdundan yeni hicret ederek gelenlerin sadece mü’minim demeleriyle bir inceleme ve deneme yapmaksızın derhal hür mü’minlerin her türlü hukuk ve muamelesine mazhar kılınıvermelerinde de mü’minlere bir zarar getirmesi mümkün olan bir ihtiyatsızlık vardır. İslâm Yurdunda “beraet-i zimmet” asıl ise de imanın aslı olan tasdik gizli işlerden bulunması yönüyle zâhirde görünen alâmet olan ikrarın ona delâletini takviye edecek bir müeyyide lâzımdır ki o da ancak zikrolunduğu üzere bir imtihan ile tecrübe olunabilir. Onun için hicretlerinin başka bir maksatla değil, halis iman ile husn-i niyete mebni olduğu bir dereceye kadar olsun bilinmek üzere denenmeleri gerekir. (Elmalılı)3 Fiilin çoğul olmasından bu kadınlar mihirlerini ödeyemezlerse, İslâm Devletinin ödeyeceği anlaşılabilir.4 Bu âyet; Ukbe b. Ebi Muayt’ın, Medîne’ye hicret edip mihri ödenip Zeyd b. Hârise ile evlenen kızı Ümmü Gülsüm ve Sayfiyy b. Rahib’in, Medîne’ye hicret edip, mihri ödendikten sonra Hz. Ömer ile evlenen eski eşi Sübey’a hakkında, nâzil olmuştur.
SİZ EY imana ermiş olanlar! Mümin kadınlar her ne zaman zulüm ve kötülük diyarını terk ederek 10 size gelirlerse, Allah onların inancından tam haberdar [olduğu halde] siz yine de onları sınayın; 11 eğer mümin olduklarına tam emin olursanız, onları inkarcılara geri göndermeyin, [çünkü] onlar [artık] eski kocalarına 12 helal [değiller], ve ötekiler de bunlara helal [değiller]. Ayrıca, onlar [hanımlarına mehir olarak] ne verdilerse hepsini iade edin. 13 Ve [ey müminler,] siz bu kadınlarla mehirlerini verdikten sonra evlenirseniz bir günah işlemiş olmazsınız. Diğer taraftan, hakikati inkar [etmeye devam] eden kadınlarla 14 evlilik bağınızı sürdürmeyin ve onlara [mehir olarak] ne verdiyseniz [iade etmelerini] isteyin, aynı şekilde ötekiler, [hanımları size gelmiş olanlar da,] harcadıkları her şeyi[n iadesini] talep etme hakkına sahiptirler. 15 Bu, Allah'ın hükmüdür: O, sizin aranızda [adaletle] hükmeder; çünkü Allah, her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Hicret edip size gelen mümin kadınları bir sınavdan geçirin. Gerçi onların iman edip etmediklerini en iyi Allah bilir. Eğer onların gerçekten iman sahibi olduğuna kanaat getirirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Artık bu kadınlar kâfir kocalarına helal olmayacağı gibi, o kâfirler de bunlara helal değildir. Kâfir kocalarının bunlara verdiği mehri kendilerine iade edin. Mehirlerini verdiğiniz sürece bu kadınlarla evlenmenizde bir sakınca yoktur. Kâfir kadınlarla da evliliğinizi sürdürmeyin. Onlara verdiğiniz mehri evlendikleri kâfir kocalarından isteyin. Size gelen mümin kadınların kocaları da verdikleri mehri sizden isteyebilirler. İşte Allah’ın hükmü budur. O aranızda böyle hükmediyor. Zira Allah her hükmü doğru olandır. 2/221, 24/26
SİZ ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiği zaman -her ne kadar Allah onların inancını çok iyi biliyorsa da- siz (yine de) onları sorgulayın;[5065] sonuçta eğer onların mü’min olduğundan emin olursanız, artık onları kâfirlere geri göndermeyin: ne o kadınlar (kâfir) eşlerine helâldir ne de eşleri o kadınlara helâldir.[5066] Onların verdiklerini de kendilerine iade edin! Ve siz bu kadınların mehirlerini verdiğiniz sürece, onlarla nikâhlanmanızda bir beis yoktur. Beri yandan, inkârda ısrar eden kadınların nikâhına yapışmayın; onlara verdiğinizi isteyin, aynı şekilde (eşi Medine’ye kaçan kâfir kocalar) da verdiklerini sizden isteyebilirler.[5067] İşte bunlar Allah’ın hükmüdür; aranızdaki hükmü O verir: zira Allah her şeyi bilendir, hikmetle hükmedendir.[5068]
[5065] İbn Abbas, muhacir kadınlardan kocalarına kızgınlık, yer değiştirme arzusu, dünyalık bir menfaat, başka bir erkeğe olan ilgi veya buna benzer bir nedenden dolayı değil de, Allah ve Rasûlüne olan sevgi, Âhiret Günü’ne imandan dolayı terk-i diyar ettiklerine dair yemin alındığını ifade eder. Bu yeminin ardından Allah Rasûlü kadının mehrini kocasına yollamış ve kaçan kadınları iade etmemiştir (Taberî).
[5066] Yasaklığı ifade için ilk cümle yeterli olduğu halde ikinci cümlenin gelmesi, hem yasağın kesinliğini, hem yasağın karşılıklı oluşunu, hem de sadece ayrılmanın yetmeyip yeniden birleşmenin de yasaklandığını ifade eder.
[5067] Kâfir kadınların nikâhına yapışmama, küfrü tercih etmelerinden dolayı onların inanç özgürlüğünü kısıtlamamayı içerir. Hz. Ömer bu âyet indiği gün iki müşrik karısını (Kureybe ve Ummu Cervel) muhayyer bırakmıştı. Onlar da, nikâhları ellerine verilir verilmez Mekke’ye döndüler. Biri Ebu Süfyan ile, diğeri de Saffan b. Ümeyye ile evlendi (Buhârî, Şurût 15). Burada dikkat çekici olan şu: Mümtehane sûresi 6. yılda indi. Demek ki iki müşrik kadın, Ömer’in nikâhı altında 6. yıla kadar kalabildi. Ne Ömer’in ne de bir başkasının aklına onları zorla Müslüman etmek gelmedi. (Ayrıca, müşriklerle evliliği yasaklayan Bakara 221. âyete bkz.)
[5068] Bu âyet, Hudeybiye anlaşmasının ardından yaşananlarla ilgili hükümler içermektedir. Ebu Cendel anlaşma sırasında Mekke’den kaçarak mü’minlere kavuşmuş, fakat Rasulullah onu anlaşma gereği babasına teslim etmek zorunda kalmıştı. Aynı dönemde, bu kez müşrik kocalarını terk ederek Medine’ye kaçan kadınlar sorunu çıktı. Bu çığırın öncüsü İslâm’ın can düşmanı Yahudi kökenli ‘zındık’ Ukbe b. Ebi Muayt’ın kızı Ummu Kulsum’dur. Kocası ‘Amr b. As’tan kaçarak Medine’ye sığınmış, sonradan Zeyd b. Harise ile evlenmiştir. Bir başka rivayete göre, bu çığırı açan Subey‘atu’l-Eslemiyye’dir. Kocası Sayfi b. er-Râhib’ten (veya Musafir el-Mahzumî) kaçarak Hudeybiye’ye gelmiş, kendisini istemek için gelen kocasına mehri verilmiş, sonradan Hz. Ömer ile evlenmiştir. Umeyme bt. Bişr, kocası Sabit b. Şimrah’tan kaçarak Medine’ye sığınmış, sonunda Suheyl b. Sayfî ile nikâhlanmıştır. Kanaatimizce, Ummu Kulsum’un kaçışı âyetin nüzul sebebi olmuştur. Âyetin anlaşmanın ilgili maddesini lehlerine çözdüğünü ve kocalarının nikâhı altında kalmalarını yasakladığını öğrenen aynı durumdaki hanımlar, bu örneği izlemişlerdir. Daha önce gerçekleşen Allah Rasûlü’nün kızı Zeyneb’in kocası Ebu’l-Âs’tan ayrılıp Medine’ye gelişini de bu örneklere ilave edebiliriz. Bu âyet, kaçan hanımlarını talep eden müşrik kocalara bir red cevabı oldu. Burada şu soru akla gelebilir: Bu âyet anlaşmanın iade maddesini geçersiz mi kılmaktadır? Bunun cevabı anlaşma maddesinin “erkek ve kadını” açıkça beyan edip etmediğine bağlı olarak değişir. Eğer maddede erkek-kadın açıkça anılmışsa, bu âyet maddeyi iptal etmiştir. Değilse, anlaşmadaki bir boşluğun lehe yorumlanması kabilindendir. Rasulullah’ın yorumu da budur. Kendisine bu konu sorulduğunda Rasulullah “Şart erkekler içindi, kadınlar için değil” demiştir. Buna Kureyş tarafından bir itiraz gelmediğine göre, ikinci şık geçerli olmalıdır.
Bu âyette birbiriyle savaş halinde olan iki ayrı devlette yaşayan karı-kocanın durumu ele alınmaktadır. Mekke’de küfrü tercih eden kadın var, Medine’deki kocasının yanına bilinçli olarak hicret etmemiş. Tersi de sözkonusu. Âyet bu tür kadınların nikâhının müslüman kocaları tarafından elde tutulmaması gerektiğini söylüyor ve zımnen şunu diyor: ‘Bırakın, küfrü tercih eden eşleriniz, kendileri gibi küfrü tercih eden yeni eşlerle evlenebilsinler.’ Allahu a’lem.
Ey imân etmiş olanlar! Size imân etmiş kadınlar, hicret etmiş olarak geldikleri vakit onları imtihan edin. Allah, onların imânlarına bihakkın âlimdir. İmdi siz onları mü'mineler bildiğiniz takdirde artık onları kâfirlere geri döndürmeyiniz. Ne bunlar onlar için helâldir ve ne de onlar bunlar için helâl olurlar. Ve onlara infak etmiş oldukları şeyi verin ve kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde o kadınlar ile evlenmekten dolayı sizin için bir günah yoktur. Ve kâfirlerin ismetlerine yapışmayın, ve ne infak ettiniz ise isteyin, onlar da ne infak etmişler ise istesinler. İşte bu, Allah'ın hükmüdür. Aranızda hükmeder ve Allah alîmdir, hakîmdir.
Ey iman edenler! Mümin hanımlar size katılmak üzere hicret etmiş olarak geldiklerinde onları imtihan edin. Gerçi Allah onların imanlarını pek iyi bilir. Ama siz de onların mümin olduklarını anlarsanız, artık onları kâfirlere geri göndermeyin. Bundan böyle bu hanımlar kâfir kocalarına, kâfir kocaları da bu hanımlara helal olmazlar. Bununla beraber kocalarına da vermiş oldukları mehirleri, siz iade ediniz. Kendilerine mehirlerini vererek bu kadınlarla evlenmenizde bir sakınca yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın. Onlara harcadığınız mehri, varacakları kâfir kocalarından isteyin. Kâfirler de İslama girip sizinle evlenen eşlerine sarfetmiş oldukları mehri sizden geri istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Zira Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Hudeybiye anlaşmasına göre İslâmı kabul edip Medine’ye gelecek olanların Mekke müşriklerine geri gönderilmeleri gerekiyordu. Fakat bir Müslüman hanım, kâfir kocasının nikâhı altında kalamayacağından âyet onları koruyor, ancak gelişlerinin kocadan kurtulmak değil, sırf dinlerini kurtarmak gayesiyle olduğunu teyid etmelerini şart koşuyordu. Hudeybiye anlaşmasına göre Mekke’den Medine’ye giden müminler Mekke’ye geri gönderileceklerdi. Fakat anlaşma metninde herhangi bir kişi değil, recul kelimesi kullanıldığından, bu sadece erkekleri kapsıyordu. Onun için Ukbe b. Ebî Muayt’ın kızı Ümmü Gülsüm hicret edip Medine’ye gelince kardeşleri onu geri istemişler, Peygamberimiz recul kaydını hatırlatarak geri vermemiş, onlar da hiçbir itirazda bulunamamışlardı.
Ey inananlar, mü'min kadınlar göç ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların (gerçekten) inanmış olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri döndürmeyin. Ne bu(kadı)nlar onlara helaldir; ne de onlar bunlara helal olurlar. Onların (bu kadınlara) harcadıkları(mehirleri)ni onlara verin. Ücretlerini kendilerine verdiğiniz takdirde bu(kadı)nlarla evlenmenizde sizin için bir günah yoktur. Kafir kadınların ismetlerini (nikah bağlarını) tutmayın (onları salıverin ve kafirlere katılan kadınlara) harcadığınız(mehri)i isteyin. Onlar da (size katılan kadınlarına) harcadıklarını istesinler. Bu size Allah'ın hükmüdür. Aranızda (böyle) hükmediyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey inanıp güvenenler (Müminler)! Mümin kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihandan geçirin. Onların imanlarını en iyi Allah bilir. Eğer mümin olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri çevirmeyin. Bu kadınlar onlara helal olmazlar. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların bunlara harcadıklarını geri verin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize engel yoktur. Ayrılmak isteyen kafir kadınları engellemeyin; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da harcadıklarını istesinler. Bu, Allah’ın size hükmüdür; aranızda o hükmeder. Allah bilir, doğru karar verir.
-Ey iman edenler! Mümin kadınlar, hicret edip size gelirlerse, onları imtihan edin. Allah, onların imanını daha iyi bilir. Eğer onların iman ettiğini anlarsanız onları kafirlere iade etmeyin. O kadınlar, onlara helal değildir, onlar da o kadınlara helal değildir. Onlara, kadınlar için harcadıklarını verin. Mehir vererek o kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kafir kadınları da nikahınızda tutmayın. Onlara sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Bu Allah'ın hükmüdür. Aranızda o hüküm verir. Allah, alimdir, hakimdir.
Ey iman edenler! Mü'min kadınlar hicret ederek size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Siz de onların inanmış kimseler olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne onlar o kâfirlere helâldir, ne de o kâfirler onlara. Yalnız, müşrik kocalarının onlara vermiş oldukları mehirleri kendilerine iade edin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde mü'min kadınları nikâhlamanızda hiçbir sakınca yoktur. Kâfir kadınları ise nikâhınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri geri isteyin. Kâfirler de mü'min kadınlara verdikleri mehri geri istesinler. İşte Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Çünkü Allah herşeyi bilir, herşeyi hikmetle yapar.
Ey iman sahipleri! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir ya! Eğer onların mümin hanımlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere döndürmeyin. Ne bu mümin kadınlar o kâfirlere helaldir ne de o kâfirler bunlara helaldir. Bu kadınlar için harcadıklarını o kâfirlere geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde, bu kadınları nikâhlamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Kâfirlerin iffet ve nikâhlarına yapışmayın. Kâfirlere gitmeyi yeğleyen kadınlar için harcadıklarınızı onlardan geri isteyin; onlar da size gelen mümin kadınlar için harcadıklarını geri istesinler. Bu, Allah'ın hepinize buyruğudur. Aranızda hüküm veriyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
iy anlar kim įmān getürdiler! ķaçan gele size mü’mine 'avratlar» illerinden ayrılıcılarken [292b] śınañ anları. ya'nį anlardan Tañrı bilürirekdür įmānlaruñ anlaruñ. pes eger bilürseñüz anları mü’mine 'avratlar girü döndürmeñ anları kāfirlerdın yaña. degül anlar ya'nį 'avratlar ḥelāl anlara daħı degül anlar ḥelāl olalar anlara. daħı virüñ anlara anı kim nafaķa eylediler daħı yazuķ yoķdur sizüñ üzere kim nikāh eyleyesiz anları ķaçan vire siz anlara kirilerini ya'nį kābinlerin. daħı yapışmañ kāfire 'avratlaruña śaķlamaķlarına daħı dileñ anı kim nafaķa eyledüñüz daħı dilesünler anı kim nafaķa eylediler. Tañrı hükmidür hükm eyler arañuzda. daħı Tañrı bilicidür dürüst işlüdür dürüst sözlüdür.
İy mü’minler, ḳaçan gelse size mü’min ‘avratlar hicret idüp pes anlarıṣınañuz. Tañrı Ta‘ālā bilicidür anlar īmānlarını. Pes eger anlaruñ mü’minolduġın bilseñüz, anları kāfirler[e] ḳaytarmañuz. Anlar anlara ḥalāl degül,anlar daḫı anlara ḥalāl degüldür. Daḫı anlara virüñüz ḫarc itdüklerini. Daḫıyazuḳ yoḳdur üstüñüze anları evlenmekde mehrlerin virseñüz. Daḫı dut‐mañuz kāfirler ‘iṣmeti üstine, daḫı isteñüz siz ḫarc eylegeni, anlar daḫı istesün‐ler ḫarc itdüklerini. Ol Allāh ḥakīmdür ki arañuzda ḥükm eyler. TañrıTa‘ālā her nesneyi bilicidür, ḥakīmdür.
Ey iman gətirənlər! Mö’min qadınlar sizin yanınıza mühacir kimi gəldikləri zaman onları imtahana çəkin. Allah onların imanını çox gözəl bilir (onları yoxlayıb bilmək sizə lazımdır). Əgər bunların (bu qadınların həqiqi) mö’min olduqlarını bilsəniz, artıq onları kafirlərin yanına qaytarmayın. Nə bunlar (bu qadınlar) onlara (kafirlərə), nə də onlar bunlara halaldır. Onların (kafirlərin həmin qadınlara) xərclədiklərini (mehri) özlərinə qaytarıb verin. Bunların (bu qadınların) mehrlərini özlərinə verdiyiniz təqdirdə onlarla evlənməyinizdən sizə heç bir günah gəlməz. Kafir qadınları öz kəbininiz altında saxlamayın. (Həmin qadınlara) verdiyiniz mehri (onların ərə getdiyi kafirlərdən) istəyin. (Kafirlər də islamı qəbul edib mö’minlərlə evlənən qadınlara) sərf etdikləri mehri (sizdən) istəsinlər. Allahın hökmü budur. O sizin aranızda (belə) hökm edər. Allah (hər şeyi) biləndir, hikmət sahibidir!
O ye who believe! When believing women come unto you as fugitives, examine them. Allah is best aware of their faith. Then, if ye know them for true believers, send them not back unto the disbelievers. They are not lawful for the disbelievers, nor are the disbelievers lawful for them. And give the disbelievers that which they have spent (upon them). And it is no sin for you to marry such women when ye have given them their dues. And hold not to the ties of disbelieving women; and ask for (the return of) that which ye have spent; and let the disbelievers ask for that which they have spent. That is the judgment of Allah. He judgeth between you. Allah is Knower, Wise.
O ye who believe! When there come to you believing women refugees,(5422) examine (and test) them: Allah knows best as to their Faith: if ye ascertain(5423) that they are Believers, then send them not back to the Unbelievers. They are not lawful (wives) for the Unbelievers, nor are the (Unbelievers) lawful (husbands) for them. But pay the Unbelievers what they have spent (on their dower), and there will be no blame on you if ye marry them(5424) on payment of their dower to them. But hold not to the guardianship of(5425) unbelieving women: ask for what ye have spent on their dowers, and let the (Unbelievers) ask for what they have spent (on the dowers of women who come over to you). Such is the command of Allah. He judges (with justice) between you. And Allah is Full of Knowledge and Wisdom.*
5422 Under the treaty of Hudaybiyah [see Introduction to S. 48, paragraph 4, condition (3)], women under guardianship (including married women), who fled from Quraysh in Makkah to the Prophet's protection at Madinah were to be sent back. But before this Ayah was issued, Qurash had already broken the treaty, and some instruction was necessary as to what the Madinah Muslims should do in those circumstances. Muslim women married to Pagan husbands in Makkah were oppressed for their Faith, and some of them came to Madinah as refugees. After this, they were not to be returned to the custody of their Pagan husbands at Makkah, as the marriage of believing women with non-Muslims was held to be dissolved if the husbands did not accept Islam. But in order to give no suspicion to the Pagans that they were badly treated as they lost the dower they had given on marriage, that dower was to be repaid to the husbands. Thus helpless women refugees were to be protected at the cost of the Muslims. 5423 The condition was that they should be Muslim women. How were the Muslims to know? A non-Muslim woman, in order to escape from her lawful guardians in Makkah, might pretend that she was a Muslim. The true state of her mind and heart would be known to Allah alone. But if the Muslims, on an examination of the woman, found that she professed Islam, she was to have protection. The examination would be directed (among other things) to the points mentioned in verse 12 below. 5424 As the marriage was held to be dissolved (see n. 5422 above), there was no bar to the remarriage of the refugee Muslim woman with a Muslim man on the payment of the usual dower to her. 5425 Unbelieving women in a Muslim society would only be a clog and a handicap. There would be neither happiness for them, nor could they conduce in any way to the healthy life of the society in which they lived as aliens. They were to be sent away, as their marriage was held to be dissolved; and the dowers paid to them were to be demanded from the guardians to whom they were sent back, just as in the contrary scase the dowers of believing women were to be paid back to their Pagan ex-husbands (n. 5422 above).