Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5760, sondan 477. ayet; 80. sure ve bu surenin 2. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 3, harf sayısı 12 ve toplam ebced değeri ise 213 olarak hesaplanmıştır.
1,2. Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.[571]
Hz.Peygamber, İslâm hakkında kendisinden bilgi almaya gelen kibirli bazı müşrik liderleriyle görüşürken sahabilerden gözleri görmeyen Abdullah b. Ummi Mektûm gelerek, “Ya Resûlullah, bana öğüt ver” demişti. Hz. Peygamber çok meşgul olduğu için yüzünü ekşitip öteye dönmüş, yanındakileri dinlemeye devam etmişti. İşte bu sûre bu olay üzerine inmiştir.
Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki defa gazâya çıktığında yerine Medine’de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah’ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir (Zemahşerî, IV, 217). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe
9:43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. “Kendini her şeye yeterli gören” diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke’nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çokluğu sebebiyle büyüklük taslayarak inkârcılıkta devam ediyor, Allah ve peygamberinin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur’an’ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.
1,2. Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
Yüzünü ekşitip arkasını dönen kişi”nin Mekke’nin ileri gelenlerinden biri olma ihtimali çok yüksektir. Buna göre, söz konusu kişi Velîd b. Muğâr’adır. Müddessir
74:22’de de geçen [‘abese] fiili ilgili şahıs için kullanılmaktadır. Bu ayet grubunda Hz. Muhammed’e yönelik hitap 3. ayette başlamaktadır.
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.
O gözleri görmeyen geldi diye.
Kendisine (dini konuları öğrenmek üzere) o âmâ (gözleri görmeyen kişi) geldi (ve kendisini meşgul etti) diye (böyle tepki gösterdi).
kör olan kimse geldi diye.
Demek kendisine âmâ geldi diye böyle yaptı.
Kendisine o kör kişi geldi diye.
Kendisine o kör geldi diye.
Kendisine o a'mâ geldi diye...
1, 2. Ona o kör geldi diye, surat astı ve yüz çevirdi.
Kör adam yanına geldi diye.
1,2. Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Kendisine âmâ geldi, diye.
kendisine o a'maa geldi diye.
1,2. Kendisine a'mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.(1)
(1)Bu sûreye isim olan “Abese” kelimesi “yüzünü ekşitti” anlamındadır. Birgün Resûlullah (asm)Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı teblîğ ederken, Ümm-i Mektûm (ra) meclise gelip: “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslenerek, bu sözü birkaç def‘a tekrâr etmesi üzerine, Efendimiz (asm)mübârek yüzünü diğer tarafa çevirmişti. (İbn-i Kesîr, c. 3, 599)
1, 2. Kendisine, âmânın, (Ümmü Mektum oğlunun) gelmesinden yüzünü ekşitip çevirdi.
Cahiliye döneminin değer yargılarına göre hem bireysel hem de ekonomik ve sosyal açıdan zayıf kabul edilen, aynı zamanda gözleri görmeyen bir mümin, Peygamberin yanına gelerek, onun çok önemli gördüğü bu konuşmasını yarıda kesti ve kendi ölçülerine göre “ayak takımı” olarak bildikleri kimseleri meclislerinde görmek istemeyen müşrikleri tedirgin edip, onların dâvete kulak vermelerini engelledi diye.
Kör / A’mâ yanına geldi diye!
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden1 hoşlanmadı2 ve yüzünü çevirdi.
1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56)2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.
çünkü kör bir adam o'na yaklaşmıştı! 1
Gözleri görmeyen kişi yanına geldi diye. 11/30
Elçi’ye âmâ geldi diye…[5565]
[5565] Veya: “O (rasul) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, yanına âmâ geldi diye…” Müteakip 3 ve 4. âyetlerin okunuşuna bağlı olarak ilk iki âyetin özneleri değişir. Bu âyetlerin öznesinin Allah Rasûlü olduğunu ittifakla söyleyen klasik tefsirin tercihinde, Muvatta ve Tirmizî’nin Sünen’inde nakledilen nüzul sebebi rivayeti belirleyici olmuştur. Fakat Tirmizî rivayeti sorunludur. Bununla beraber bu rivayetler bile tercihimizi dolaylı olarak onaylar. Tercihimizin birinci gerekçesi, “surat astı” (‘abese) fiilinin aynen (ayrıca “sırt dönüp uzaklaştı” anlamına gelen tevellâ ve edbera yakın anlamlılarının) geçtiği Müddessir 23-24. âyetler ve orada anlatılan tiptir. Nüzul sebebi rivayetlerine dikkatle bakınca, hem
74:23-24’teki hem de buradaki olayda aynı ismin geçtiği görülür: Velid b. Muğire. Tercihimizin ikinci gerekçesi de şudur: İlk iki âyette özneden “o” diye söz edilirken, müteakip âyetlerde “sen” diye söz edilmektedir. Bu da, ilk iki âyetle sonraki âyetlerin öznelerinin farklılığını teyit eder. Özetle; 1 ve 2. âyetteki muhatap (yani “o kibirli adam”) Velid b. Muğire b. Şube, 3 ve 4. âyetteki muhatap ise Allah Rasûlü’dür.
Kendisine âmânın gelmesinden dolayı.
1, 2. Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.
Hz. Aişe’den (r.a) şöyle dediği nakledilmiştir: “Abese diye başlayan ayetler, âma olan İbn Ümmi Mektum hakkında indi. O Resûlullah’a (a.s.m) gelip: “Beni irşad et” deyip duruyordu. Hz. Peygamberin yanında ise müşriklerin ileri gelenlerinden birisi vardı. O böyle derken Resulullah âmadan yüzünü çevirip diğerine döndü ve:‘Ne dersin, sana söylediğim sözlerde, sence mahzurlu bir taraf var mı? deyince o da: ‘Hayır, (böyle bir şey yok)’ dedi. İşte bu sûre, bu vesile ile indirildi.”Bu rivayeti kitabına alan Tirmizî, senedi yönünden bu hadisin “garîb” olduğunu söyler. Ayrıca Hz. Âişe’den olmaksızın başka bir rivayete de yer verir. Kütüb-i Sitte’den Tirmizî dışında bu rivayeti nakleden muhaddis yoktur. Fakat müfessirler, bu rivayete dayanarak, bu âyetlerin nüzul sebebinin, bu hadise olduğunu yazarlar. Abese sûresinin baş tarafındaki âyetler başka türlü tefsire de müsaittir. Fakat nüzul sebebi bu hadise olsa ve âyetler buna göre tefsir edilse dahi, burada Hz. Peygamber (a.s.)’a itab edildiğini söylemek doğru olmaz. Zira Hz. Peygamber görevi olan tebliğ işini yapmaktadır. Gelen kişi, sözün arasına girmekle âdaba aykırı davranmıştır. Peygamberimizin işine müdahale ederek, görgü kuralına aykırılığın ötesinde ma’siyet bile işlediği söylenebilir. Hz. Peygamber, onu azarlamamış, sadece can sıkıcı bir iş yaptığını yüz ifadesiyle belirtip onu eğitmiştir. Bu eğitme de onun hem hakkı, hem görevi idi. Dolayısıyla burada itap için hiçbir sebep yoktur.
O kör [1], sana geldi diye [2].
[1] Surenin iniş sebebi ile ilgili rivayet şudur: Abdullah b. Ümmü Mektum, Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme gelerek "Ya Muhammed, beni yanına al ve bilgilendir" dedi. Peygamberin yanında müşriklerin büyüklerinden biri vardı. Peygamber ondan yüz çevirip müşrike yöneliyor ve şöyle diyordu: 'Ey falanın babası, sözümde bir sakınca görüyor musun? O da, (putlara akıtılan) kanlar hakkı için hayır, sözünde bir sakınca görmüyorum diyordu.' (Muvatta, Kur'ân, 8; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, 72. (beni bilgilendir) ifadesi Tirmizî'de geçer.) [2] Bir yazıda veya konuşmada "Sen" veya "Siz " yerine "O" veya "Onlar" denmesi, Arap edebiyatında ifadeye güzellik katar. Buna iltifat denir. Burada da iltifat olduğundan "Yüzünü ekşitti ve sırtını döndü, o kör, ona geldi diye" ifadesinden sonra "Ne biliyorsun, belki o kendini geliştirecekti" denerek üçüncü şahıstan ikinci şahsa geçilmiştir. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme bu sanata göre değil, cümlenin akışına göre yapılmıştır.
Ona gözleri görmeyen kimse geldi diye.
Yanına kör adam geldi diye.
1-2. yüz burudı ya'nį peyġamber daħı yüz döndürdi kim geldi aña gözsüz.
Yanına korun (Abdullah ibn Ümmi-Məktumun) gəlməsindən dolayı.
Because the blind man came unto him.
Because there came to him the blind man (interrupting).