Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5823, sondan 414. ayet; 81. sure ve bu surenin 23. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 693 olarak hesaplanmıştır.
Ve lekad raâhu bil-ufuki-lmubîn(i)
Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
Kureyş’e mensup bazı kimseler, âhiret fikrine alışık olmadıkları için Hz. Peygamber’den bu inancı doğrulayan haberler işitince onu mecnunlukla itham etmişlerdi (Hicr
15:6; Kalem
68:51). “Arkadaşınız” nitelemesiyle Hz. Peygamber kastedilmiştir. O, Mekkeliler tarafından ahlâkî yapısı bakımından olduğu kadar, akıl ve zekâsının mükemmelliği ile de tanınıp bilindiği için kendilerine bu bilgileri hatırlatılmış, buna rağmen ona “mecnun” demelerinin bu bilgileriyle çeliştiği ortaya konmuştur (Şevkânî, V, 453). Ağırlıklı yoruma göre 23. âyetteki “gören” Resûlullah, “görülen” de Cebrâil’dir. Görenin Resûlullah, görülenin Allah olduğu yönünde bir görüş daha vardır. “Apaçık ufuk” ile ne kastedildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapılmıştır (bk. Şevkânî, V, 453-454). Müfessirler bu âyeti dikkate alarak Hz. Peygamber’in Cebrâil’i kendi sûretinde yani melek olarak yaratılmış olduğu sûrette gördüğünü söylemişlerdir (ayrıca bk. Necm
53:1-18). Hz. Peygamber Cebrâil’in kendisine vahiy getirdiğini söyleyince müşrikler onunla alay etmeye başlamışlar ve gördüğünün melek değil cin olduğunu veya böyle bir meleğin varlığını hayal ettiğini ileri sürmüşlerdi. İşte âyette onların bu iddiaları reddedilmiştir. “O, gayba ait bilgileri sizden esirgemez” ifadesi, Hz. Peygamber’in ilâhî vahyi insanlara duyurma, öğretme hususunda cimri davranmadığını, Allah’ın mesajlarını en mükemmel bir şekilde insanlara tebliğ etmek için her türlü eziyete katlandığını göstermektedir (gayb hakkında bilgi için bk. Bakara
2:3). Oysa müşriklerin Hz. Peygamber’i benzetmeye kalkıştıkları sihirbaz ve kâhinler ücret almadan ne sihir yaparlardı ne de bilgi verirlerdi. 24. âyet, dolaylı olarak din konusundaki tebliğ ve irşad faaliyetlerinde özverili çalışmanın önemini de göstermektedir. 24. âyetteki danîn kelimesini “zanîn” şeklinde okuyanlara göre meâl şöyledir? “Onu, gayb âleminden getirdiği bilgiler konusunda kimse yalancılıkla itham edemez.” 25. âyet yine öncekileri pekiştirmekte ve Kur’an’ın müşriklerin iddia ettiği gibi kovulmuş şeytanın sözü olmadığını ifade etmektedir. “Öyleyse nereye gidiyorsunuz?” sorusu, “Bu Kur’an’dan, onun gereklerini yerine getirmekten uzaklaşıp da nereye gidiyorsunuz?” veya “Size burada açıklanandan daha doğru bir yol var mıdır ki Kur’an’ın yolunu bırakıp da o yoldan gidesiniz” gibi farklı şekillerde açıklanmıştır. Âyetin, artık inkâr edemeyecekleri gerçeklerle karşı karşıya bulunan ve her yönden delillerle kuşatılmış olan müşriklerin, inkârlarına hiçbir mâkul gerekçe gösteremeyeceklerini ifade ettiği de belirtilmiştir.
Yemin olsun ki onu (Cebrail’i) apaçık ufukta görmüştü.
22,23,24. Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.
Ant olsun o, onu açık ufukta gördü.¹
1- Allah'tan vahyedileni; Allah'ın büyük tecellisini, hiçbir kuşku olmaksızın, apaçık bir şekilde kavradı.
Andolsun O (Peygamber), onu (Cebrail’i ve İlahi tecelliyi) apaçık bir ufukta (iken) görmüşlerdir.
Ve andolsun, onu, apaydın tanyerinde gördü.
Andolsun Muhammed vahiy getiren Cibrîl'î berrak bir ufukta gördü.
Andolsun o Cibril'i apaçık, ufukta gördü.
bk. Kur’ân-ı Kerim,
53:13-16.
Andolsun ki o, onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
And olsun ki, Peygamber, o Cebrâil'i açık ufukta gördü.
Andolsun! O, O’nu açık ufukta (maddi âlemin gayba açılan ufkunda) gördü.
Apaçık bir ufukta, evet O'nu görmüştür!
Şüphesiz (Muhammed) onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Bkz.
53:13-16 ve dipnotları.
And olsun ki, o, Cebrail'i apaçık ufukta görmüştür.
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.
Vallahi gördü onu açık ufukta
Andolsun ki O (saahibiniz) onu apaçık ufukda görmüşdür.
And olsun ki, onu (Cebrâîl'i) apaçık, ufukta gördü.
O, (daha önce) vahiy meleğini açık bir ufukta görmüştü.
O, elçiyi el ayak yetişmeyecek yüksek bir kenarda görmüştü.
Şüphesiz o (Peygamber), onu (Cebrail'i) apaçık bir ufukta görmüştür.
O, gerçekten de Cebrail’i görmüştü; hem de onu, güpegündüz berrak bir ufukta, 600 kanadıyla yerle gök arasını kaplamış bir hâlde, aslî şekliyle görmüştü. (53. Necm: 7-9)
And olsun, onu Açık Ufuk’ta gördü.
Yemin olsun o (Peygamber), Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.1
1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Necm: 5-18)
o gerçekten [meleği] gördü, berrak bir ufukta [gördü] onu; 8
Andolsun ki onu, berrak bir ufukta görmüştür. 53/1...15
Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür;[5603]
[5603] Vahyin geliş sıklığının henüz tecrübe edilmediği başlangıçta doğal bir molayı vahyin kesildiğine yoran Mekke’deki inkârcıların dedikodularını reddeden bir ifade (Vahiy kesintisiyle ilgili değerlendirmemiz için bkz: 74. sûrenin girişi). “Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü” (
53:13) âyeti, buraya atıf olarak okunmalıdır.
Andolsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
O, vahyi getiren elçi Cebrail'i, apaçık ufukta görmüştü. [53, 13-16]
Andolsun (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür.
Onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
And olsun, onu apaçık ufukta gördü.(10)
(10) Cebrail’i.
53:7 ve devamına bakınız.
Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
daħı bayıķ gördi anı yir gök ķıranında bellü.
Taḥḳīḳ gördi Cebrā’īli gökler ḳırañında.
And olsun ki, (Peyğəmbər!) onu (Cəbraili) açıq (ən uca) üfüqdə gördü.
Surely he beheld him on the clear horizon.
And without doubt he saw him in the clear horizon.(5991)*
5991 Read along with this the whole passage in
53:1-18 and notes there; specially n. 5092, where the two occasions are mentioned when there was a vision of inspiration: "For truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest" (
53:18).