Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6056, sondan 181. ayet; 91. sure ve Şems Suresinin 13. ayetidir. Şems Suresi 13. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 30 ve toplam ebced değeri ise 1062 olarak hesaplanmıştır. Şems Suresinin toplam ebced değeri 19092 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Başka sûrelerde örnekleri görüldüğü gibi burada da geçmiş bir kavmin hikâyesinden konuyla ilgili bir kesit verilmiştir. 8-10. âyetlerde insanın hayır veya şer yollarından birini seçebileceği, bu imkâna sahip olarak yaratıldığı bildirildikten sonra nihaî kurtuluşun da yıkımın da bu seçime bağlı bulunduğu uyarısı yapılmıştı. İşte 11-15. âyetlerde bu seçimi yanlış yapanlardan bir örnek ve insanlara bir ibret olmak üzere geçmişten bir topluluğun, Semûd kavminin yanlış seçimi ve bu yüzden başlarına gelen büyük felâket hatırlatılmıştır (bilgi için bk. A‘râf 7:73-79; Hûd 11:61-68).
Mehmet Okuyan
Allah’ın elçisi (Salih) onlara “Allah’ın devesine ve onun su hakkına (dokunmayın)” demişti.
11, 12, 13, 14, 15. Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resûlü onlara: «Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!
Allah Semûd kavmine Sâlih Peygamber’i göndermişti. Kendisinden mucize istediler. Allah ona pek güzel bir dişi deve gönderdi. Bu devenin otlaklarda serbestçe dolaşması, belli bir günde sulanması, deveye kimsenin kötülük etmemesi emredildi. Kudar b. Sâlif adında birisi, Hz. Sâlih’i yalanladı. Sonra deveyi kestiler. Allah, onların memleketlerini başlarına yıktı ve onları helâk etti. Onlardan kalan harabeler hâla mevcuttur.
Edip Yüksel
ALLAH'ın elçisi, onlara, "ALLAH'ın devesine ve onun suyuna dokunmayın," demişti.
12,13. Hani onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı da Allah'ın peygamberi (Sâlih) onlara: “Allah'ın devesi(ni kesmekten) ve onun su içmesi(ni engellemekten sakının)!” demişti.
Allah’ın Elçisi onlara, “Allah size, bir mûcize ve imtihân olarak şu deveyi gönderdi. Bu sahipsiz deveye karşı tavrınız, kaba kuvvete baş vurarak zayıf ve çaresiz insanları ezme huyundan vazgeçip geçmediğinizi ortaya koyan bir ölçü olacaktır. Şöyle ki, şu pınardan bir gün onun, bir gün de sizin ve hayvanlarınızın su içme hakkınız olacak ve bu sıra hiç bozulmayacaktır. Öyleyse, Allah’ın sizi imtihân etmek üzere gönderdiği bu deveye ve onun su hakkına dokunmayın! Aksi hâlde, bunun cezasını en ağır biçimde ödersiniz!” demişti.
[5756] “Allah’ın devesi” (nâkatullah) ifadesi tıpkı “Allah’ın arzı” (arzullah) ifadesi gibi, “kamu malını ifade etse gerektir. Aynı zamanda, sahipsiz canın sahibinin Allah olduğunu gösterir. Nâka, beş yaşına ulaşmış dişi deve için kullanılır. Hamile olduğu imasını taşır. “Allah’ın devesi” ifadesi eskiden beri Araplarda yaygın olan bir geleneği hatırlatır. Muhtemelen kökleri Semud’a kadar uzanan bu geleneğin cahiliyyede yaşatıldığını Mâide 103’ten öğreniyoruz. Semud kavmi, Mâide 103’te sayılan sebeplere benzer bir nedenden dolayı bir dişi deveyi “Allah’ın devesi” ilan edip “kutsallaştırmış”, sonra da o hayvana “Allah baksın” dercesine suyu bile çok görmüştür. Buradaki yaman çelişki şudur: Hem bir hayvanı yaratılış amacı dışına iterek “Allah’ın devesi” ilan etmişler hem de onu susuzluktan ölüme terk etmişlerdir. Âyetteki “haddini aşma” bu olsa gerektir (Krş: 11:64, not 80).
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlara Allah'ın ResûIu demişti ki: «Allah'ın dişi devesine ve onun sulanışına (dokunmayınız).»
[*] "Semud kavmine de kardeşleri Salih'i elçi gönderdik; dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kul olun; sizin başka ilahınız yoktur. Bakın size Rabbinizden bir belge geldi. Mucize olmak üzere İşte Allah'ın dişi devesi; bırakın Allah'ın toprağında otlasın. Ona kötü niyetle dokunmayın; yoksa sizi acıklı bir azap çarpar." (Araf 7:73)
Şaban Piriş
Oysa Allah'ın Resûlü, onlara:-Allah'ın devesine ve su hakkına riayet edin! demişti.