

İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: Buhari yukarıdaki "Borçlu olarak ölen kimsenin cenaze namazı" konu başlığı ile, dinin, borçlu olmakla zayıflamadığını, borçluluktan Allah'a sığınmanın, bizatihi borçtan dolayı değil, borcun getireceği bir takım sıkıntı ve yükümlülükten endişe edilmesinden dolayı olduğunu belirtmek istemiştir. Bundan dolayı "geride borç bırakan biri olduğu zaman bana gelin" hadisine yer vermiştir. Hz. Nebi, borçlu olarak ölen kimsenin namazını bizzat kılmamakla geride kalanlara (borca girme konusunda) bir ikazda bulunmuştur. Ancak fetihler artınca borçlu olarak ölen kimselerin namazını da kılmıştır. Bu konudaki geniş açıklama, inşaallah, Ahzab suresinin tefsiri ve feraiz bölümlerinde yapılacaktır.
باب: مطل الغني ظلم. 12. ÖDEME GÜCÜ BULUNAN KİMSENİN BORCUNU GECİKTİRMESİ ZULÜMDÜR حدثنا مسدد: حدثنا عبد الأعلى، عن معمر، عن همام بن منبه، أخي وهب بن منبه: أنه سمع أبا هريرة رضي الله عنه يقول: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (مطل الغني ظلم). "Ödeme gücü bulunan kimsenin borcunu geciktirmesi, onun onurunu zedelemeyi ve cezalandırılmasını helal kılar" hadisi, söz konusu kimsenin, zalimlikle nitelenmesini caiz kılar anlamındadır.
Bu hadis, ödeme gücü bulunan borçlunun, sıkıştırıp borcunu ödemesi amacıyla hapsedilmesinin meşro. olduğuna dair delilolarak kullanılmıştır. Ödeme gücü bulunmayan (mu'sir) kimse hapsedilmez. Bundan dolayı, ödeme gücü bulunan (vikid) kelimesi kullanılmıştır. باب: إذا وجد ماله عند مفلس في البيع والقرض والوديعة فهو أحق به. 14. SATTIĞI, KARD VEYA VEDiA OLARAK VERDİĞİ MALIN MÜFLİSTE BULUNMASI HALİNDE SÖZ KONUSU KİŞİ DİGER ALACAKLILARA KARŞI ÖNCELİKLE HAK SAHİBİDİR وقال الحسن: إذا أفلس وتبين لم يجز عتقه ولا بيعه ولا شراؤه. وقال سعيد بن المسيب: قضى عثمان: من اقتضى من حقه قبل أن يفلس فهو له، ومن عرف بعينه فهو أحق به.
Hasen şöyle demiştir: İflas edip de bu durumu ortaya çıkan kimsenin, köle azad etmesi, satması ve satın alması geçerli olmaz. Saıd İbn el-Müseyyeb de şöyle demiştir: Bir kimse, alacağını iflas etmeden önce tahsil ederse kendinin olacağına ve malını (iflas eden kişide) bulup tanıyan kişinin de, diğer alacaklılara göre önceliği bulunduğuna hükmetmiştir. حدثنا أحمد بن يونس: حدثنا زهير: حدثنا يحيى بن سعيد قال: أخبرني أبو بكر بن محمد بن عمرو بن حزم: أن عمر بن عبد العزيز أخبره: أن أبا بكر بن عبد الرحمن بن الحارث بن هشام أخبره: أنه سمع أبا هريرة رضي الله عنه يقول: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم، أو قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: (من أدرك ماله بعينه عند رجل، أو إنسان، قد أفلس فهو أحق به من غيره).
İslam hukukuna göre müflis, borçları varlıklarından daha fazla olan kimsedir. Böyle kimseye, dirhem ve dinarlara sahip iken artık sadece değersiz füluse sahip duruma düştüğü için "müflis" denilmiştir. Ya da sadece çok az değere sahip mallar hariç tasarruf etmesi yasaklandığı için bu şekilde isimlendirilmiştir. Diğer bir görüşe göre, bir felse dahi sahip olamayacak duruma geldiği için "müflis" denilmiştir.
"Hasen şöyle demiştir: İflas edip de bu durumu ortaya çıkan kimsenin, köle azat etmesi, satması ve satın alması geçerli olmaz." Bu sözdeki, "ortaya çıkan" ifadesi, hakim hüküm vermeden önce müflisin tasarruflarının engellenmeyeceğine işaret etmektedir. Kişinin borcu bütün malını kaplamış ise ne azat etmesi ne hibesi ne de diğer teberruları geçerli olur. Satma ve satın almaya gelince, alimlerin sahih olan görüşüne göre, borcu ödeme kastı ile satılması durumu hariç, müflis kimsenin alım satımı geçerli olmaz.
Bazı alimler ise, söz konusu işlemin askıda (mevkuf) olduğunu belirtmiştir. Şafii bu görüştedir. Müflisin yaptığı ikrarın geçerliliği konusunda ihtilaf edilmiştir. Alimler çoğunluğuna göre müflisin ikrarı kabul edilir. Hadis, mal sahibinin, müflisteki malında hak iddia edebilmesi için, malının değişmeden aynen kalmasının şart olduğuna delildir. Mal eğer eksilerek zatı bakımından veya her hangi bir niteliği bakımından değişmiş ise, mal sahibi, diğer alacaklılar ile eşit derecede olur.
Mal sahibinin önceliği, hem mirasçılara hem de diğer alacaklılara karşıdır. Alimler çoğunluğu bu görüştedir. Hanefiler ise bu görüşe karşı çıkmış ve hadisi, asıllara aykırı olan bir haberi vahid olduğu için te'vll ederek, bu hadisin, vedıa, ariyet veya lukata (buluntu) mal ile ilgili olduğunu belirtmişlerdir. Bu görüş, "Eğer Hanefilerin anladığı gibi olsaydı, hadiste "iflas" kelimesi ve "önceliklidir" ifadesi kullanılmazdı" denilerek eleştiriimiştir. Çünkü öncelik, ancak iştirak halinde söz konusu olabilir.
باب: من أخر الغريم إلى الغد أو نحوه، ولم ير ذلك مطلا. 15. BORCUN BİR-İKİ GÜN GECİKTİRİLMESİNİN "GECİKME" (MATL) SAYILMAMASı وقال جابر: اشتد الغرماء في حقوقهم في دين أبي فسألهم النبي صلى الله عليه وسلم أن يقبلوا ثمر حائطي فأبوا، فلم يعطهم الحائط، ولم يكسره لهم، قال: (سأغدوا عليك غدا). فغدا علينا حين أصبح، فدعا في ثمرها بالبركة، فقضيتهم. Cabir şöyle anlatır: "Alacaklılar babamın borcunu tahsil etme konusunda şiddetli davrandılar. Hz. Nebi de onlardan hurma bahçemdeki hurmaları kabul etmelerini istedi. Onlar ise buna yanaşmadılar.
Bundan dolayı Resulullah hurmalığı onlara vermedi, mahsulü de kestirmedi. Bana "Yarın geleceğim" buyurdu. Sabah olunca geldi ve meyvelerin bereketli olması için dua etti. Ben de böylece borcumu ödedim." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, "Yarın geleceğim" sözü, borcun, borçlunun yararına olan bir durumdan dolayı bekletilmesi halinde bunun caiz olduğuna ve bu durumun "gecikme" sayılmayacağına delil olarak gösterilmiştir.
باب: من باع مال المفلس أو المعدم، فقسمه بين الغرماء، أو أعطاه حتى ينفق على نفسه. 16. MÜFLİSİN VEYA FAKİRİN MALINI SATIP BEDELİNİ ALACAKLILARA TAKSİM ETMEK YA DA HARCAMASI İÇİN MÜFLİSE VEYA FAKİRE VERMEK حدثنا مسدد: حدثنا يزيد بن زريع: حدثنا حسين المعلم: حدثنا عطاء بن أبي رباح، عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: أعتق رجل غلاما له عن دبر، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (من يشتريه مني).
فاشتراه نعيم بن عبد الله، فأخذ ثمنه فدفعه إليه. Müdebber: Köleye, "Ben öldükten sonra sen hürsün" şeklinde yapılan aza! etme şeklidir .. Alimlerin çoğunluğuna göre, bir kimsenin iflas ettiği açığa çıkınca hakimin o kimseyi hacretmesi gerekir. Böylece malı satılıp bedeli alacaklılar arasında, alacakları orana göre taksim edilir. باب: إذا أقرضه إلى أجل مسمى، أو أجله في البيع.
17. BELİRLİ BİR VADE İLE KARD VERMEK SATIM BEDELİNİN VADELİ OLMASI قال ابن عمر في القرض إلى أجل: لا بأس، وإن أعطي أفضل من دراهمه، ما لم يشترط. وقال عطاء وعمرو بن دينار: هو إلى أجله في القرض. İbn Ömer r.a. belirli bir vade ile kard verilmesi konusunda şöyle demiştir: "Bunda, şart koşulmadığı sürece, verilen dirhemlerden daha kaliteli ile ödense bile, bir beis yoktur." Ata ve Amr İbn Dinar ise, "Kard alan kimse vade gelinceye kadar aldığı kardı kullanır" demiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.