

Bu başlık küçüklerin ergenlik çağına girme sınırları ve ergenlik öncesinde şahitlik etme yetkisine sahip olup olmadıkları konusundadır. Ergenlik yaşının ne olduğu konusu ise ileride açıklanacaktır. Alimlerin çoğunluğu küçüklerin şahitliğini kabul etmemiştir. İmam Malik, çocuklar arasındaki yaralama olaylarında, çocuklar dağılmadan ilk ifadelerinin alınması şartıyla küçüklerin şahitliğini kabul etmiştir.
Küçüklerin verdikleri haberleri alimlerin çoğunluğu, bir ip ucu da bulunması şartıyla kabul etmişlerdir. Buhari’nin konu başlığına, "küçüklerin şahitliği ile ilgili bir başlık koydu ama konu içinde zikrettiği hadislerde şahitlikle ilgili hiçbir unsur yok" diye itiraz edilmiş ve bu itiraza "Bu hüküm, alimlerin ergenlik çağına girdiğine hükmedilen çocuğun, diğer şartları da taşıdığında şahitliğinin kabul edileceği hususunda görüş birliği etmelerinden anlaşılmaktadır" diye cevap verilmiştir. Ömer b. Abdülaziz’in "Bu, küçükle büyük arasındaki sınırdır" sözü de bunu gösterir.
"Çocuklarınız ihtilam olduklarında ... " ayetinde hüküm, küçükleri n ihtilam olmalarına bağlanmıştır. Alimler erkeklerin ve kadınların ihtilam olmalarının ibadetleri, had cezalarını ve diğer hükümleri gerektirdiği konusunda görüş birliği etmişlerdir. İhtilam, uykuda veya uyanıkken cinsel ilişki veya herhangi bir yolla meni çıkarmaktır. Alimler rüyada görülen cinsel ilişkinin ancak boşalma gerçekleştiği zaman etkisi olacağı konusunda da görüş birliği etmişlerdir.
Alimler, adet görmenin kadınlar için ergenlik olduğu konusunda da görüş birliği etmişlerdir. Ancak kadının en erken hangi yaşta adet göreceği ve erkeğin ihtilam olacağı konusunda; ergenlik emarelerinin bunlarla sınırlı olup olmadığında ve erkek ve kız adet görmeden ve ihtilam olmadan doldurduklarında ergenliklerine hükmedilecek yaş konusunda görüş ayrılığı vardır.
Malik, Leys b. Sa'd, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve Ebu Sevr kasıklarda kıl bitmesini ergenlik emaresi saymıştır. Ancak şüphe gerekçesiyle, yalnızca kasığında kıl biten kişiye had cezası vermez. Şafii de bunu gayrimüslimler için ergenlik emaresi saymıştır. Müslümanlarda ise bunun ergenlik emaresi olduğu konusunda farklı görüşler nakledilmiştir. Ebu Hanife ergenlik yaşının erkek çocuk için on dokuz veya on sekiz yaş olduğunu, kız çocuk içinse on yedi yaş olduğunu söylemiştir.
MaliKilerin çoğunluğu kız çocuklarının ergenlik yaşının on yedi veya on sekiz yaş olduğu görüşündedir. Şafii, Ahmed b. Hanbel ve İbn Vehb, her ikisinde de ergenlik yaşının on beş olduğunu söylemişler ve bu başlık altında geçen İbn Ömer hadisini delil getirmişlerdir. Ömer b. Abdülaziz, İbn Ömer hadisine dayanıp valilerine bir ferman göndererek on beş yaşına girmiş olanlara ordu divanında maaş bağlamalarını emretmiştir. O dönemde savaşçı olanlar ve olmayanlar ayrılıyor ve savaşçı olanlara maaş veriliyordu.
İbn Ömer hadisi, on beş yaşına giren erkek çocuklarının, ihtilam olmasalar bile ergen hükmünde kabul edileceklerine delil getirilmiştir. Bu durumda ibadetlerle ve had cezaları ile yükümlü olurlar, ganimette pay sahibi olurlar, dinden çıkarak harp ülkesine iltica ettiklerinde öldürülürler ve reşit oldukları sezilirse malları üzerindeki kısıtlılık halleri kaldırılır.
Ergenlerle ilgili diğer bütün hükümler bunlar için de geçerlidir. Ömer b. Abdülaziz'in uygulaması böyle olmuştur. Bu hadis, devlet başkanının savaştan önce kendisiyle birlikte savaşa katılacakları kontrol etmesinin gerektiği anlaşılmaktadır. Savaşacak güce sahip olanları yanında götürür; diğerlerini geri çevirir. Malik! ve Hanefilere göre devlet başkanının savaşa katılmakla ilgili onayı ergenlik çağına girmiş olmaya bağlı değildir. Devlet başkanı, yeterli güç ve cesa. rete sahip olan çocukların savaşa katılmalarına, ergenlik çağına girmemiş olsalar bile onay verebilir. Çünkü henüz ergenlik çağına girmemiş öyle çocuklar vardır ki ergenlik çağına girmiş olan çoğu kişiden çok daha güçlüdür.
KİTABU’Ş-ŞEHADAT EK SAYFA – 1153-2 باب: سؤال الحاكم المدعي: هل لك بينة؟ قبل اليمين. 19. HAKİM DAVACIYA VEMİNDEN ÖNCE "BİR DELİLİN - BELGEN VAR MI?" DİYE SORAR حدثنا محمد: أخبرنا أبو معاوية، عن الأعمش، عن شقيق، عن عبد الله رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (من حلف على يمين، وهو فاجر، ليقتطع بها مال امرئ مسلم، لقي الله وهو عليه غضبان). قال: فقال الأشعث بن قيس: في والله كان ذلك، كان بيني وبين رجل من اليهود أرض، فجحدني، فقدمته إلى النبي صلى الله عليه وسلم، فقال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم: (ألك بينة). قال: لا، قال: فقال لليهودي: (احلف). قال: قلت: يا رسول الله إذن يحلف ويذهب بمالي، قال: فأنزل الله تعالى: {إن الذين يشترون بعهد الله وأيمانهم ثمنا قليلا} إلى آخر الآية.
Eş'as ve İbn Mesludlun rivayet ettikleri bu hadis ile ilgili bazı konular "Tefsir", "Yeminler ve Adaklar" bölümlerinde gelecektir. Bu hadis, "Davacı, delilim vardır, dediğinde davalıya yemin teklif edilmez" diyenlerin delilidir. باب: اليمين على المدعى عليه في الأموال والحدود. 20. BORÇ VE HAD CEZASI DAVALARINDA DAVALININ YEMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (شاهداك أو يمينه). [ر: 2525]وقال قتيبة: حدثنا سفيان، عن ابن شبرمة: كلمني أبو الزناد في شهادة الشاهد، ويمين المدعي، فقلت: قال الله تعالى: {واستشهدوا شهيدين من رجالكم فإن لم يكونا رجلين فرجل وامرأتان ممن ترضون من الشهداء أن تضل إحداهما فتذكر إحداهما الأخرى} /البقرة: 282/. قلت إذا كان يكتفى بشهادة شاهد ويمين المدعي، فما يحتاج أن تذكر إحداهما الأخرى، ما كان يصنع بذكر هذه الأخرى.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya iki şahit getirirsin, ya da o yemin eder" buyurmuştur. Kuteybe, Süfyan yoluyla İbn Şübrume'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Ebu'z-Zinad bana bir şahidin şahitliği ve davacının yemin etmesi ile hüküm verilebileceğini söylemişti. Ben: "Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın olsun" [Bakara, 282] ayetini okudum. Sonra bir kişinin şahitliği ve davacının yemini ile yetinilecekse birinin ötekine hatırlatmasına niye ihtiyaç duyulsun. O tek olan kadının bile hatırlamasına ne gerek olur ki!" dedim.
حدثنا أبو نعيم: حدثنا نافع بن عمر، عن ابن أبي مليكة قال: كتب ابن عباس رضي الله عنهما: أن النبي صلى الله عليه وسلم قضى باليمين على المدعى عليه. Yemin davacı ya değil, davalıya ait bir yükümlülüktür. Bu iki şey gerektirir. Birincisi, şahitleri desteklemek için davacının yemin etmesi gerekmez. İkincisi bir şahidin şahitliği ve davacının yemin etmesiyle hüküm verilemez; "
Şafii ve alimlerin çoğunluğu bu hükmün borç davaları, had cezası davaları, evlilik vb. davalar için geçerli olduğunu savunurlar. İmam Malik, evlilik, boşanma, azat etme ve fidye davalarını genel hükmün dışında tutarak şöyle der: "Bunlardan hiçbirinde, davacı bir şahit de olsa delil getirmediği sürece davalının yemin etmesi gerekmez." Alimler davacı ve davalının tanımında görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Yaygın olan iki tanım vardır: Birinci tanıma göre, davacı sözü görünüşe aykırı olan kişidir. Davalı ise böyle olmayandır. İkinci tanıma göre, davacı, sustuğunda kendisine ilişilmeyen kişidir. Davalı ise sustuğunda kendi haline bırakılmayan kişidir. Bu tanımlardan ilki daha meşhur olmakla birlikte, ikinci tanım daha eksiksizdir.
باب: إذا ادعى أو قذف، فله أن يلتمس البينة، وينطلق لطلب البينة. 21. KİŞİ DAVACI OLDUĞUNDA VEYA BİRİNE ZİNA SUÇLAMASI YÖNELTTİĞİNDE ŞAHİT ARAMAK İÇİN MAHKEMEDEN AYRILABİLİR حدثنا محمد بن بشار: حدثنا ابن أبي عدي، عن هشام: حدثنا عكرمة، عن ابن عباس رضي الله عنهما: أن هلال بن أمية قذف امرأته عند النبي صلى الله عليه وسلم بشريك بن سحماء، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (البينة أو حد في ظهرك). فقال: يا رسول الله، إذا رأى أحدنا على امرأته رجلا، ينطلق يلتمس البينة؟ فجعل يقول: (البينة وإلا حد في ظهرك).
فذكر حديث اللعان. Bu konu, ileride yeri geldiğinde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. (bkz. 4747. hadis) Bundan maksat, zina suçlaması yapan kişiye, kendisini had cezasından kurtarabilmesi için zina ile suçladığı kişinin zina ettiğine dair şahit getirme imkanı verilmesidir. "Bu hadis karı-koca hakkında söylenmiştir. Kocanın şahit getiremediği zaman lian yoluyla had cezasından kendini kurtarma şansı vardır.
Yabancı bir kişi ise böyle değildir" diye itiraz edilemez. Çünkü biz diyoruz ki: Bu, lian ayeti indirilmeden önce gerçekleşmiş bir olaydır. O zaman koca ile yabancı kişi arasında fark yoktu. Zina suçlaması yapan kişinin bu hakkı olduğuna göre diğer davacıların bu hakka sahip olması daha önceliklidir. باب: اليمين بعد العصر. 22. İKİNDİDEN SONRA YEMİN حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا جرير بن عبد الحميد، عن الأعمش، عن أبي صالح، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (ثلاثة لا يكلمهم الله ولا ينظر إليهم ولا يزكيهم ولهم عذاب أليم: رجل على فضل ماء بطريق يمنع منه ابن السبيل، ورجل بايع رجلا لا يبايعه إلا للدنيا، فإن أعطاه ما يريد وفى له، وإلا لم يف له، ورجل ساوم رجلا بسلعة بعد العصر، فحلف بالله لقد أعطى بها كذا وكذا، فأخذها).
Mühelleb şöyle demiştir: Hz. Nebi'in bu vakitte yalan yere yemin eden kişinin günahının büyüklüğünü özellikle vurgulaması gece ve gündüz meleklerinin onu görmesinden dolayıdır. Ancak bu tartışılması gereken bir konudur. Çünkü sabah namazı sonrasında da melekler onu görürler. Bununla birlikte ikindi vakti ile ilgili bu ifade sabah sonrası için de kullanılmamıştır. Özellikle ikindi vaktine dikkat çekilmesi o vakitte ameller göğe çıkarıldığı için de olabilir.
باب: يحلف المدعى عليه حيثما وجبت عليه اليمين، ولا يصرف من موضع إلى غيره. 23. DAVALI, YEMİN ETMESİ GEREKEN YERDE YEMİN EDER قضى مروان باليمين على زيد بن ثابت على المنبر، فقال: أحلف له مكاني، فجعل زيد يحلف، وأبى أن يحلف على المنبر، فجعل مروان يعجب منه.وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (شاهداك أو يمينه) . فلم يخص مكانا دون مكان. Ve yemin etmek için başka bir yere götürülmez. Mervan, Zeyd b.
Sabit'in minberde yemin etmesine hükmetti. Zeyd "Ben ona yerimde yemin ederim" dedi ve oracıkta yemin edivererek minberde yemin etmekten kaçındı. Mervan onun bu yaptığına şaşırmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya iki şahit getirirsin, ya da yemin eder" buyurarak yemin için özel bir yer belirtmedi. حدثنا موسى بن إسماعيل: حدثنا عبد الواحد، عن الأعمش، عن أبي وائل، عن ابن مسعود رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (من حلف على يمين ليقتطع بها مالا، لقي الله وهو عليه غضبان).
Davalının yemin etmesinin teklif edildiği yerde yemin etmesi Hanefi ve Hanbelilere göre kesin bir yükümlülüktür. Alimlerin çoğunluğuna göre ise gereken, davalının yemininin ağırlaştırılmasıdır. Medine'de bulunan kişi minberde yemin eder. Mekke'de rükün ile Makam-ı İbrahim arasında yemin eder. Diğer yerlerde ise merkez camisinde yemin eder. Alimler, bu özel yerlerde yemin edilmesinin küçük miktardaki borçlarla ilgili değil; büyük miktardaki borç davalarıyla ve kısas davalarıyla ilgili olduğu söylenmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.