

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

Yemin davacı ya değil, davalıya ait bir yükümlülüktür. Bu iki şey gerektirir. Birincisi, şahitleri desteklemek için davacının yemin etmesi gerekmez. İkincisi bir şahidin şahitliği ve davacının yemin etmesiyle hüküm verilemez; " Şafii ve alimlerin çoğunluğu bu hükmün borç davaları, had cezası davaları, evlilik vb. davalar için geçerli olduğunu savunurlar. İmam Malik, evlilik, boşanma, azat etme ve fidye davalarını genel hükmün dışında tutarak şöyle der: "Bunlardan hiçbirinde, davacı bir şahit de olsa delil getirmediği sürece davalının yemin etmesi gerekmez."
Alimler davacı ve davalının tanımında görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Yaygın olan iki tanım vardır: Birinci tanıma göre, davacı sözü görünüşe aykırı olan kişidir. Davalı ise böyle olmayandır. İkinci tanıma göre, davacı, sustuğunda kendisine ilişilmeyen kişidir. Davalı ise sustuğunda kendi haline bırakılmayan kişidir. Bu tanımlardan ilki daha meşhur olmakla birlikte, ikinci tanım daha eksiksizdir.
باب: إذا ادعى أو قذف، فله أن يلتمس البينة، وينطلق لطلب البينة. 21. KİŞİ DAVACI OLDUĞUNDA VEYA BİRİNE ZİNA SUÇLAMASI YÖNELTTİĞİNDE ŞAHİT ARAMAK İÇİN MAHKEMEDEN AYRILABİLİR حدثنا محمد بن بشار: حدثنا ابن أبي عدي، عن هشام: حدثنا عكرمة، عن ابن عباس رضي الله عنهما: أن هلال بن أمية قذف امرأته عند النبي صلى الله عليه وسلم بشريك بن سحماء، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (البينة أو حد في ظهرك). فقال: يا رسول الله، إذا رأى أحدنا على امرأته رجلا، ينطلق يلتمس البينة؟ فجعل يقول: (البينة وإلا حد في ظهرك).
فذكر حديث اللعان. Bu konu, ileride yeri geldiğinde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. (bkz. 4747. hadis) Bundan maksat, zina suçlaması yapan kişiye, kendisini had cezasından kurtarabilmesi için zina ile suçladığı kişinin zina ettiğine dair şahit getirme imkanı verilmesidir. "Bu hadis karı-koca hakkında söylenmiştir. Kocanın şahit getiremediği zaman lian yoluyla had cezasından kendini kurtarma şansı vardır.
Yabancı bir kişi ise böyle değildir" diye itiraz edilemez. Çünkü biz diyoruz ki: Bu, lian ayeti indirilmeden önce gerçekleşmiş bir olaydır. O zaman koca ile yabancı kişi arasında fark yoktu. Zina suçlaması yapan kişinin bu hakkı olduğuna göre diğer davacıların bu hakka sahip olması daha önceliklidir. باب: اليمين بعد العصر. 22. İKİNDİDEN SONRA YEMİN حدثنا علي بن عبد الله: حدثنا جرير بن عبد الحميد، عن الأعمش، عن أبي صالح، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (ثلاثة لا يكلمهم الله ولا ينظر إليهم ولا يزكيهم ولهم عذاب أليم: رجل على فضل ماء بطريق يمنع منه ابن السبيل، ورجل بايع رجلا لا يبايعه إلا للدنيا، فإن أعطاه ما يريد وفى له، وإلا لم يف له، ورجل ساوم رجلا بسلعة بعد العصر، فحلف بالله لقد أعطى بها كذا وكذا، فأخذها).
Mühelleb şöyle demiştir: Hz. Nebi'in bu vakitte yalan yere yemin eden kişinin günahının büyüklüğünü özellikle vurgulaması gece ve gündüz meleklerinin onu görmesinden dolayıdır. Ancak bu tartışılması gereken bir konudur. Çünkü sabah namazı sonrasında da melekler onu görürler. Bununla birlikte ikindi vakti ile ilgili bu ifade sabah sonrası için de kullanılmamıştır. Özellikle ikindi vaktine dikkat çekilmesi o vakitte ameller göğe çıkarıldığı için de olabilir.
باب: يحلف المدعى عليه حيثما وجبت عليه اليمين، ولا يصرف من موضع إلى غيره. 23. DAVALI, YEMİN ETMESİ GEREKEN YERDE YEMİN EDER قضى مروان باليمين على زيد بن ثابت على المنبر، فقال: أحلف له مكاني، فجعل زيد يحلف، وأبى أن يحلف على المنبر، فجعل مروان يعجب منه.وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (شاهداك أو يمينه) . فلم يخص مكانا دون مكان. Ve yemin etmek için başka bir yere götürülmez. Mervan, Zeyd b.
Sabit'in minberde yemin etmesine hükmetti. Zeyd "Ben ona yerimde yemin ederim" dedi ve oracıkta yemin edivererek minberde yemin etmekten kaçındı. Mervan onun bu yaptığına şaşırmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya iki şahit getirirsin, ya da yemin eder" buyurarak yemin için özel bir yer belirtmedi. حدثنا موسى بن إسماعيل: حدثنا عبد الواحد، عن الأعمش، عن أبي وائل، عن ابن مسعود رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (من حلف على يمين ليقتطع بها مالا، لقي الله وهو عليه غضبان).
Davalının yemin etmesinin teklif edildiği yerde yemin etmesi Hanefi ve Hanbelilere göre kesin bir yükümlülüktür. Alimlerin çoğunluğuna göre ise gereken, davalının yemininin ağırlaştırılmasıdır. Medine'de bulunan kişi minberde yemin eder. Mekke'de rükün ile Makam-ı İbrahim arasında yemin eder. Diğer yerlerde ise merkez camisinde yemin eder. Alimler, bu özel yerlerde yemin edilmesinin küçük miktardaki borçlarla ilgili değil; büyük miktardaki borç davalarıyla ve kısas davalarıyla ilgili olduğu söylenmiştir.