

Buhari'nin bu ayeti burada zikretme amacı, yemini sıfatlar ekleyerek ağırlaştırmanın farz olmadığını ifade etmektir. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Alimler bu konuda farklı görüşler belirtmişlerdir. Kimi alimler "Hakim yalnızca Allah adına yemin ettirir ve başka bir şey eklemez" demişlerdir. İmam Malik ise "Billahi'l-lezi la ilahe illa hüve" diye yemin ettirir, demiştir. Kufelilerin ve İmam Şafii'nin görüşü de budur. İmam Şafii şöyle demiştir: Hakim davalıdan kuşkulanırsa yemin ifadesini daha da ağırlaştırır ve "ve alimi'l-gaybi ve'ş-şehade, er-Rahmani'r-Rahim ellezi ya'lemu mine's-sirri ma ya'lemu mine'l-alaniyeh" vb. ifadeleri ekler: İbnü'l-Münzir şöyle devam etmiştir: Bu yemin ifadelerinden hangisi ile yemin ettirirse yeterli olur. Bu konuda temel kural şudur: Kişi Allah adına yemin ederse onun hakkında "bu kişi yemin etti" sözü doğru olur.
باب: من أقام البينة بعد اليمين. 27. YEMİNDEN SONRA ŞAHİT GETİRİLMESİ وقال النبي صلى الله عليه وسلم: (لعل بعضكم ألحن بحجته من بعض)وقال طاوس وإبراهيم وشريح: البينة العادلة أحق من اليمين الفاجرة. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Belki bazılarınız meramını daha iyi anlatır" buyurmuştur. Tavus, İbrahim ve Şureyh "Adil şahit, yalan yere yeminden (elbette ki) daha iyidir"
demişlerdir . حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن هشام بن عروة، عن أبيه، عن زينب، عن أم سلمة رضي الله عنها: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (إنكم تختصمون إلي، ولعل بعضكم ألحن بحجته من بعض، فمن قضيت له بحق أخيه شيئا بقوله، فإنما أقطع له قطعة من النار، فلا يأخذها). Davacı, davaiının ettiği yemine razı olsun veya olmasın, davaimm yemininden sonra şahit getirdiğinde alimlerin çoğunluğuna göre bu şahitlik kabul edilir.
Malik, Müdevvene'de şöyle demiştir: Şahit olup olmadığını bilmeden davaImm yemin etmesini istese sonra şahidi olduğunu öğrense bu şahitlik kabul edilir ve onun lehine hükmedilir. Şahidi olduğunu bilmesine rağmen davaiının yemin etmesine rıza göstermesi durumunda ise hiçbir hakkı kalmaz. İbn Ebı Leyla ise "Davacı, davaiının yeminine razı olduktan sonra şahitlik kabul edilmez" demiş ve şu gerekçeyi ileri sürmüştür: Çünkü davalı, yemin ederek davadan kurtulmuştur. Davadan kurtulduktan sonra artık hakkını elinden almanın bir yolu kalmaz."
Ancak onun bu görüşü şöyle eleştirilmiştir: O, gerçekte değil, görünüşte davadan kurtulmuştur. "Belki bazılarınız ... '' hadisi "Hükümler" bölümünde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. Bu hadiste, İbn Ebı Leyla'nın görüşünün isabetli olmadığına ve görüşüne göre verilen hükmün gerçekte hak olan bir şeyi batıla; batılı da hakka dönüştürmeyeceğine bir ima vardır.
KİTABU’Ş-ŞEHADAT EK SAYFA – 1155-2 باب: من أمر بإنجاز الوعد. 28. VERİLEN SÖZÜN YERİNE GETİRİLMESİNİN EMREDİLMESİ وفعله الحسن. وذكر إسماعيل: {إنه كان صادق الوعد} /مريم: 54/. وقضى ابن الأشوع بالوعد، وذكر ذلك عن سمرة بن جندب. وقال المسور ابن مخرمة: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم، وذكر صهرا له، قال: (وعدني فوفى لي).قال أبو عبد الله: ورأيت إسحاق بن إبراهيم يحتج بحديث ابن أشوع. Hasen (-i BasrI) bunu yapmıştır (yani sözün yerine getirilmesini emretmiştir). Allah Teala "Kitapta İsmail'i de an. O, sözünde dururdu" [Meryem. 54] buyurmuştur. İbnü'l-Eşva', sözün yerine getirilmesine hükmetmiştir. Semura b. Cündeb'in de böyle yaptığı nakledilmiştir. Misver b. Mahreme Hz. Nebi'in, bir yakını için "Bana söz vermişti. Sözünü yerine getirdi" buyurduğunu nakletmiştir. Ebu Abdullah (Buhari) şöyle der: Ben İshak b.
İbrahim'in, İbn Eşva' hadisini bu konuda delil getirdiğini gördüm. حدثنا إبراهيم بن حمزة: حدثنا إبراهيم بن سعد، عن صالح، عن ابن شهاب، عن عبيد الله بن عبد الله: أن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما أخبره قال: أخبرني أبو سفيان: أن هرقل قال له: سألتك ماذا يأمركم؟ فزعمت: أنه أمركم بالصلاة، والصدق، والعفاف، والوفاء بالعهد، وأداء الأمانة، قال: وهذه صفة نبي. Bu konunun şahitlik konularıyla ilgisi şudur: Kişinin söz vermesi kendi aleyhine şahitlik etmesi gibidir. Kirmani böyle söylemiştir.
Mühelleb ise şöyle der: Sözün yerine getirilmesi, bütün alimlerce emredilmiş ve teşvik edilmiş olmakla birlikte farz değildir. Çünkü alimler, kendisine bir mal verileceği sözü alan kişinin söz verilen bu mal ile borçluları ile mudarebe (sermaye-emek ortaklığı) yapmasının caiz olmadığı konusunda görüş birliği etmişlerdir. Ancak bu konuda görüş birliği (icma) edildiğine dair nakil doğru değildir.
Çünkü görüş ayrılığı meşhurdur. Fakat sözün bağlayıcılığı görüşünü savunan az fakih vardır. İbn Abdilber ve İbnü'I-Arabi şöyle demişlerdir: Evet, Ömer b. Abdülaziz vaadin bağlayıcı olduğunu söylemiştir. Bazı Malikilerden, söz bir sebeb e bağlandığında yerine getirilmesi gerekir, sebebe bağlı değilse gerekmez, dedikleri nakledilmiştir. Örneğin bir kimse diğerine "Evlen, sana şunu vereyim" dese, o da bu söze güvenerek evlense söz verenin sözünü yerine getirmesi gerekir. Bazı alimler bu konudaki tartışmayı, bağışa teslim almakla mı yoksa, teslim almadan önce mi sahip olunduğu tartışmasina dayandırmışlardır.
KİTABU’Ş-ŞEHADAT EK SAYFA – 1155-3 باب: لا يسأل أهل الشرك عن الشهادة وغيرها. 29. ALLAH'A ŞİRK KOŞANLARIN (GAYR-İ MÜSLİMLERİN) ŞAHİTLİK ETMELERİ İSTENMEZ وقال الشعبي: لا تجوز شهادة أهلل الملل بعضهم على بعض، لقوله تعالى: {فأغرينا بينهم العداوة والبغضاء} /المائدة: 14/.وقال أبو هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم: (لا تصدقوا أهل الكتاب ولا تكذبوهم، وقولوا: {آمنا بالله وما أنزل}. الآية) Şa'bi "Farklı dinlerden olanların birbiri aleyhine şahitlik etmeleri caiz olmaz. Çünkü Allah Teala "Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık" [Maide 14] buyurdu" demiştir. Ebu Hureyre r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Ehl-i kitabı ne doğrulayınız, ne de yalanlayınız. "Allah'a ve indirilene inandık" deyiniz"
buyurduğunu nakletmiştir. حدثنا يحيى بن بكير: حدثنا الليث، عن يونس، عن ابن شهاب، عن عبيد الله بن عبد الله بن عتبة، عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: يا معشر المسلمين، كيف تسألون أهل الكتاب، وكتابكم الذي أنزل على نبيه صلى الله عليه وسلم أحدث الأخبار بالله، تقرؤونه لم يشب، وقد حدثكم الله أن أهل الكتاب بدلوا ما كتب الله وغيروا بأيديهم الكتاب، فقالوا: هو من عند الله ليشتروا به ثمنا قليلا، أفلا ينهاكم ما جاءكم من العلم عن مساءلتهم، ولا والله ما رأينا منهم رجلا قط يسألكم عن الذي أنزل عليكم.
Bu başlık, gayrimüslimlerin şahitliklerinin hükmünün açıklanması için açılmıştır. Selef alimlerinin bu konuda başlıca üç görüşü vardır: Alimlerin çoğunluğu gayrimüslimlerin şahitliğinin kesinlikle kabul edilmeyeceği görüşünü benimsemişlerdir. Bazı tabiin alimleri Müslümanların aleyhine olmayan bütün durumlarda gayrimüslimlerin şahitliğinin geçerli olduğu görüşündedir. Kufe ehlinin görüşü de böyledir. Onlar "Gayrimüslimlerin birbiri hakkındaki şahitlikleri kabul edilir" demişlerdir. Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. Ancak bazı Hanbel! alimleri bu görüşü kabul etmezler.
Ahmed b. Hanbel, yolculuk halini genel hükmün kapsamı dışında tutmuş ve yolculukta ehl-i kitabın şahitliğini geçerli görmüştür. Nitekim "Vasiyetler" bölümünün sonlarında bu konu açıklanacaktır. Hasen-i Basri, İbn Ebı Leyla, Leys b. Said ve İshak b. Rahuye "Farklı din müntesiplerinin birbiri aleyhine şahitlikleri kabul edilmez" demişlerdir. Çünkü Allah Teala "Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık" buyurmuştur. Bu görüş, töhmetten uzak olduğu için adalete en uygun görüştür. Alimlerin çoğunluğu ise "beğendiğiniz şahitlerden ... " ayetini ve bunun dışındaki bazı ayet ve hadisleri delil getirmişlerdir.
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisteki "ehl-i kitabı doğrulamayınız" ifadesinden maksat, başkaları tarafından doğruluğu bilinmeyen konularda ehl-i kitabı doğrulamanın yasaklanmasıdır. Dolayısıyla bu yasak, alimler çoğunluğunun dediği gibi, onların şahitliklerinin kabul edilmeyeceğini gösterir. KİTABU’Ş-ŞEHADAT EK SAYFA – 1155-4 باب: القرعة في المشكلات. 30. ANLAŞMAZLIK DURUMUNDA KUR'A وقوله: {إذ يلقون أقلامهم أيهم يكفل مريم} /آل عمران: 44/. وقال ابن عباس: اقترعوا فجرت الأقلام مع الجرية، وعال قلم زكرياء الجرية، فكفلها زكرياء.وقوله: {فساهم} أقرع {فكان من المدحضين} /الصافات: 141/: من المسهومين.وقال أبو هريرة: عرض النبي صلى الله عليه وسلم على قوم فأسرعوا، فأمر أن يسهم بينهم: أيهم يحلف.
Allah Teala "İçlerinden hangisi Meryem'in himayesini alacak diye aralarında kalemle kur'a çekerlerken sen yanlarında değildin" [AI-i İmran, 44] buyurmuştur. İbn Abbas şöyle demiştir: "Kur'a çektiler ve kalemlerini akan suya bıraktılar. Zekeriya'nın kalemi suyu yenerek kıyıya vurdu. Bunun üzerine Meryem'in himayesini Zekeriya üstlendi. Yine Allah Teala "Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çekti de kaybedenlerden oldu"
[Saffat 144] buyurmuştur. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir topluluğa yemin teklif etmiş ve onlar bir ağızdan yemin etmişlerdi. Bunun üzerine Nebi s.a.v. hangi sıraya göre yemin edeceklerini belirlemek için kur'a çekmelerini emretti. حدثنا عمر بن حفص بن غياث: حدثنا أبي: حدثنا الأعمش قال: حدثني الشعبي: أنه سمع النعمان بن بشير رضي الله عنهما يقول: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (مثل المدهن في حدود الله والواقع فيها، مثل قوم استهموا سفينة، فصار بعضهم في أسفلها وصار بعضهم في أعلاها، فكان الذي في أسفلها يمرون بالماء على الذين في أعلاها، فتأذوا به، فأخذ فأسا، فجعل ينقر أسفل السفينة، فأتوه فقالوا: ما لك، قال: تأذيتم بي ولا بد لي من الماء، فإن أخذوا على يديه أنجوه ونجوا أنفسهم، وإن تركوه أهلكوه وأهلكوا أنفسهم).
Kur'a konusunun şahitlikler bölümünde zikredilmesinin gerekçesi bunun da hakları sabit kılan delillerden biri olmasıdır. Anlaşmazlık şahitlik yoluyla giderildiği gibi kur'a yoluyla da giderilir. Kur'anın meşru olup olmadığı konusu alimler arasında tartışmalıdır. Alimlerin çoğunluğu kur'ayı genelolarak caiz görmüşler, bazı Hanefi alimleri ise kabul etmemişlerdir. İbnü'l-Münzir, Ebu Hanife'nin kur'ayı caiz gördüğünü nakletmiştir.
Buhari kur'a çekilmesini gerektiren ölçüyü anlaşmazlık bulunan herhangi bir konu olarak belirlemiştir. Diğer alimler ise iki ve daha çok kişinin hakkı bulunduğu için anlaşmazlığa düşülen konu olarak belirlemişlerdir. Böyle bir durumda anlaşmazlığı sona erdirmek için kur'a çekilir. Anlaşmazlık ya herkesin sahip olduğu eşit haklarda, ya da mülkiyetin kime ait olduğunu belirlemekte söz konusu olur. Birincisinin örneği, devlet başkanlığı niteliğini birden çok kişi taşıdığı zaman halifenin kim olacağının belirlenmesidir. İmamlık, müezzinlik, ölüyü yıkama ve cenaze namazını kıldırma konusunda ölünün aynı derecede yakınlarının olması, çocuğun bakımını üstlenecek aynı derecede yakınlığına sahip kadınlar olması, evlendirme konusunda velilerin birden çok olması, birinci safta namaz kılmak için yarışmak, ölü araziyi canlandırmak, maden taşımacılığı, pazarda mal satacak yer, mahkemede dava önceliği, kayıp çocuğu alacak birkaç kişinin bulunması, yol üzerindeki bir kervansarayda konaklamak, yola hanımlarından biri ile çıkmak, payların taksimine kimden başlanacağı, yeni evlilik durumunda zifaf, efendileri tarafından azat edilmeleri vasiyet edilen, fakat malının üçte birinin yetmediği köleler vb. de eşit hakkın sabit olduğu ve kur'a çekmeyi caiz kılan sebeplerdendir. Bu sonuncusu ikinci kısım olan mülkiyeti belirleme örneklerine de dahildir. Mülkiyeti belirleme bir diğer örneği de, mal paylaşımında ortakların payları eşit olduğu zaman hangi ortağa neyin düştüğünü belirlemek için kur'a çekmektir.
"Gemide bulunanlarla karşılıklı kur'a çekti ve kaybedenlerden oldu" [Saffat 141] ayetinin kur'anın caiz olduğu konusunda delilolarak kullanılabilmesi, bizden öncekilerin din kurallarının bizim de din kurallarımızdan olduğunun kabul edilmesine bağlıdır. Bizim dinimizde aykırı bir hüküm bulunmadığı sürece öncekilerin din kuralları bizim için de delildir. Bu konu da bu türdendir. Çünkü onların dininde (denizde geminin batma tehlikesi olduğunda) gemidekilerin bir bölümünün kurtulabilmesi için bazı kişilerin denize atılmaları caizdi. Bizim dinimizde ise bu caiz değildir. Çünkü insanlar can güvenliği konusunda birbirine eşittir. Bu sebeple ne kur'a yoluyla, ne de başka bir yolla onlardan birkaçını denize atmak caiz olmaz.
2686 nolu hadisin şerhi: "Ellerini tutarlar" ve onun gemiyi delmesine engel olurlarsa "kendileri de kurtulurlar, onları da kurtarırlar": Allah'ın sınırlarının (koyduğu kuralların) korunması da böyledir. Koruyanlar kurtulduğu gibi, diğerleri de kurtulur. Aksi halde günah işleyenler günahları sebebiyle; susanlar da günaha ses çıkarmamaları sebebiyle helak olurlar.
Mühelleb ve diğer bazı alimler "Bu hadis, birkaç kişinin işlediği suçla toplumu cezalandırmanın caiz olduğunu gösterir" demişlerdir. Ancak bu tartışılır. Çünkü zikredilen azap, dünyada azabı hak etmeyenlerin başına geldiği zaman bu onların günahları için keffaret olur veya derecelerinin yükselmesini sağlar. Bu hadis, iyiliği emri terk etmenin cezayı hak etme sebebi olduğunu; alimin hükmü bir darb-ı meselle (örnek bir olay zikrederek) açıklamasının caiz olduğunu; komşuların daha büyük zarar göreceklerinden korktuklarında birbirlerinin küçük sıkıntılarına sabretmeleri gerektiğini, alt kattaki komşunun üst kattakine zarar verecek bir şey yapmasının caiz olmadığını, alt kat komşusu üst kattakine zarar veren bir şey yaptığında bunu düzeltmesi gerektiğini; üst kattaki komşusunun alt kattakinin zarar vermesine engelolma hakkının bulunduğunu gösterir.
ŞEHADAT BİTTİ.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.