

İbn Hacer Buharı’nin konu başlığında geçen "Kişinin vasiyeti başucunda yazılıdır" buyruğu ile ilgili şöyle der: Ben aynen bu ifadeyle bir hadise rastlamadım. Herhalde Buhari bunu manen rivayet etmiştir. .... lafzı, "adam" demektir. Fakat bu, bir genellemedir. Yoksa vasiyet konusunda kadınla erkek arasında fark yoktur. Müslüman olmak, reşit olmak, evlilik geçirmiş olmak ve kocasının iznini almak da şart değildir. Vasiyetin geçerli olması için vasiyet edecek kişinin aklı dengesi yerinde ve ergenlik çağına girmiş olması şartı aranır. Mümeyyiz küçüğün vasiyetinin geçerliliği konusu ise tartışmalıdır. Hanefiler ve sahih nakle göre Şafii bunu geçerli saymamıştır.
İmam Malik, imam Ahmed ve bir nakle göre İmam Şafii geçerli saymıştır. İlgili ayette geçen "geriye mal bırakıyorsa" ifadesi, mal bırakmadan ölecek kişinin mal vasiyet etmesinin farz olmadığını gösterir. (Mal diye çevirdiğimiz) .... sözcüğü ile "çok mal" anlamının kastedildiği görüşü de vardır. Buna göre az malı olan kişinin vasiyet etmesi gerekmez. İbn Abdilberr "Az miktarda malı olan kişinin vasiyet etmesinin mendup olmadığı konusunda görüş birliği edildi" demiştir. Ancak bu konuda görüş birliği olduğu doğru değildir. Çünkü Zührı'nin "Kişinin malı az veya çok olsun Allah vasiyet etmekle yükümlü tuttu" dediği nakledilmiştir. Şafii mezhebinde de, az ve çok mal arasında ayırım yapılmaksızın vasiyetin mendup olduğu belirtilmiştir. Ancak Şafii fıkıh bilginlerinden Ebü'l-ferec Serahsı "Malı az, aile fertleri kalabalıksa malının tamamını onlara bırakması müstehaptır" demiştir.
Vasiyet, mal dışında bir şeye yönelik de olabilir. Örneğin çocuklarının bakımını üstlenecek birini belirleyebilir veya çocuklarına, din ve dünyada kendileri için yararlı olacak bazı şeyler yapmalarını vasiyet edebilir. Hiç kimse bunun mendup olduğuna karşı çıkmaz. Vasiyet konusunda malın çokluğunun ölçüsünün ne olduğu konusu da tartışmalıdır. Hz. Ali'den yedi yüz (dirhemin), bir rivayete göre ise sekiz yüz (dirhemin) az olduğu nakledilmiştir. İbn Abbas'tan da bunun aynısı nakledilmiştir. Hz. Aişe'nin ise "Kalabalık bir aile bırakan için üç bin (dirhem) çok değildir" dediği nakledilmiştir. Özetle bu, kişiden kişiye, durumdan duruma değişen göreceli bir husustur.
Nebi s.a.v.'in vasiyet edecek kişiyi Müslüman vasfı ile nitelemesi bir genelleme olup, Müslüman olmayanın vasiyet etmesinin gerekmediğini göstermez. Ya da vasiyet etmeyen kişinin Müslümanlığının kalktığını sezdiren bir ifade kullanarak vasiyet emrini ivedilikle yerine getirmelerini teşvik etmek istemiştir. Yoksa gayrimüslimin yaptığı vasiyet de, ayrıntıları bir yana koyarsak geçerlidir. İbnü'l-Münzir bu konuda görüş birliği olduğunu nakletmiştir.
Sübkı bunu biraz irdeleyerek vasiyetin kişinin iyi işlerini artırmak amacıyla meşru kılındığını, gayrimüslimin ise ölümünden sonra hayırlı bir amelinin olamayacağını belirtmiş, sonra da alimlerin, vasiyeti azat etme gibi gördüklerini söyleyerek cevap vermiştir. Zimmet vatandaşlarının ve harp ülkesi vatandaşlarının ise kölelerini azat etmeleri geçerlidir.
Buhari, bu hadisle ayetin ilk bakışta anlaşılan (zahir) anlamını destekleyerek bunları vasiyetin farz olduğuna delil getirmiştir. Zühri'nin, İbn Miclez'in, Ata'nın ve Talha İbn Musarrif'in görüşleri de budur. Beyhakı Şafii'nin eski görüşünün de (kavl-i kadim) böyle olduğunu nakleder. İshak İbn Rahuye ve Davud ez-Zahirı'nin görüşleri de böyledir. Ebu Avane el-İsferaını, İbn Cerır (et-Taberı) ve diğer bazı fakihler de bu görüşü tercih etmişlerdir.
İbn Abdilberr ise, şazz kalan bir iki kişi dışında, vasiyetin farz olmadığı konusunda icma edildiğini nakletmiş ve bunu şu aklı delille desteklemiştir: Çünkü kişi vasiyet etmese bütün malı icma ile mirasçıları arasında paylaştırılır. Vasiyet farz olsaydı malından vasiyet yerine geçecek bir pay da ayrılırdı. Vasiyetin farz olduğunu savunanların çoğu vasiyetin genelolarak farz kılınmış olduğunu söylerken, Tavus, Katade, Hasen-i Basri ve Cabir İbn Zeyd gibi bazı alimler mirastan özel bir payalamayan yakınlara vasiyet etmenin farz olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre kişi, yakını olmayan kişilere vasiyet etmişse bu vasiyet geçerli olmaz ve malının üçte birinin tamamı yakınlarına verilir.
Bu görüştekilere karşı ileri sürülecek en güçlü delil, Şafii'nin delil getirdiği İmran İbn Husayn hadisidir. Şöyle ki birisi, ölümüne yakın, altı kölesini azat etmişti, başka malı da yoktu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O köleleri çağırdı ve onları altı paya ayırarak iki payı azat etti, dört payın ise köle olarak kaldığına hükmetti. Şafii diyor ki: "Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kişinin hastalığında gerçekleştirdiği bu azadı vasiyet saydı."
Konunun ilk hadisi, Abdullah İbn Ömer'in, Hz. Nebi'in sözlerine uymak için gayret ettiğini ve bu hususta devamlılığı olduğunu gösterir. Yine bu hadis, ölüme hazırlık yapmanın mendup olduğunu ve fırsat elden kaçmadan değerlendirmek gerektiğini gösterir. Çünkü kişi kendisine ölümün ne zaman geleceğini bilemez. Zira her yaşta çok sayıda insanın öldüğü malumdur.
Her bir kişinin içinde bulunduğu anda ölmesi mümkündür. Dolayısıyla buna hazırlıklı olması gerekir. Bu sebeple vasiyetini yazılı bulundurur. Vasiyetinde kendisine sevap getirecek, Allah haklarından ve kul haklarından kurtulmasını sağlayacak şeylere yer verir. Abdullah İbn Ebi Evfa "Hz. Nebi vasiyet etmiş miydi?" sorusuna sadece "Hayır" diye cevap vermiştir. Çünkü sorunun özel bir vasiyetle ilgili olduğunu anlamıştır. Yoksa Hz. Nebi'in hiçbir vasiyetinin bulunmadığı anlamında genel bir cevap vermiş değildir. Çünkü daha sonra "Hz. Nebi Allah'ın Kitabını vasiyet etti" demiştir.
Nebi s.a.v.'in yapmadığı bir şey, Müslümanlara nasıl farz kılınır? Nevevı der ki: "Bu hadiste İbn Ebu Evfa'nın söylemek istediği herhalde şudur: Hz. Nebi malının üçte birini vasiyet etmedi. Çünkü mal bırakmadı. Sahip olduğu toprakları hayatta iken Allah yoluna bağışlamıştı. Silah, katır vb. birkaç malının ise miras olamayacağını, bıraktığı her şeyin sadaka olduğunu haber verdi. Dolayısıyla geriye malolarak vasiyet edilecek bir şey kalmadı. İbn Ebu Svfa, "Hayır" derken bunun dışındaki vasiyetlerinin olmadığını kastetmedi."
Burada kastedilen, Hz. Nebi'in Ali'ye halifelikle ilgili bir hadisinde bu açıkça belirtilmiştir. İbn Ebu Evfa'nın "O, Allah'ın Kitabını vasiyet etti" sözü Allah'ın Kitabına tutunmayı ve onu uygulamayı vasiyet etti, anlamındadır. Herhalde o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Size, kendisine tutunduğunuzda asla yoldan çıkmayacağınız bir şeyi bırakıyorum: Allah'ın Kitabı" buyruğuna işaret etmiştir. Sahih-i Müs/im ve diğer hadis literatüründe nakledilen "Nebi s.a.v. vefat edeceği sırada üç şeyi vasiyet etti: Arap Yarımadasında iki din kalmasın -bir diğer rivayette "Yahudileri Arap Yarımadasından çıkartın"-; gelen heyetlere benim izin verdiğim gibi izin verin". Hadisin ravisi üçüncü vasiyetini söylememiştir. Nesai'de de "Hz. Nebi'in son konuştuğu şey namaz ve köleler olmuştu" diye nakledilir. Bunun dışında hadisler de vardır. Görünüşe göre İbn Ebu Evfa bunların olmadığını söylemek istemiş olmayıp, büyük ihtimalle en büyük ve en önemli vasiyet olması itibarıyla Allah'ın Kitabını vasiyet ettiğini söylemekle yetinmiştir. Ayrıca Kuran-ı Kerim'den açıkça veya ictihad yoluyla her şeye dair bilgi elde edilir. İnsanlar Kitaptakileri araştırdıklarında Hz. Nebi'in bütün emirleriyle de amel ederler. Çünkü Kuran-ı Kerim'de "Nebi size ne verirse onu alın" buyrulmuştur.
Hz. Ali’nin Halife Olarak Tayin Edilip Edilmediği Tartışması Kurtubi der ki: Şia, Hz. Nebi'in Hz. Ali'yi halife olarak atadığına dair bazı hadisler uydurmuşlardı. Sahabeden ve onlardan sonra gelenlerden bir grup bu hadisleri reddetti. Hz. Aişe'nin bu sözü de onlardan biridir. Bunu destekleyen bir diğer delil, Hz. Ali'nin halife olduktan sonra bile, kendi adına böyle bir iddiada bulunmamış olmasıdır. İnsanların halife seçimi için bir araya geldikleri Sakife gününde orada bulunan sahabeden hiçbiri de böyle bir konuya temas etmemiştir. Şia fırkası, bunu yaparak Hz. Ali'yi yüceltmek isterken aslında onu küçük düşürmektedir. Çünkü -büyük yiğitlik ve sağlam bir dini inanç sahibi olduğu halde- onun yağcılık ve takiye yaptığını, gücü olmasına rağmen kendi hakkını istemekten yüz çevirdiğini söylerler.
Ahmed İbn Hanbel ve İbn Mace sağlam bir senetle, İbn Abbas'ın da sahih gördüğü şu hadisi naklederler: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalığında Ebu Bekir'e insanlara namazı kıldırmasını emretmişti ... Bu hadisin sonunda şu ifade yer alır: "Hz. Nebi s.a.v. hiçbir şey vasiyet etmeden vefat etti." Hz. Nebi'in vefatı ile ilgili Hz. Ömer'in "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem halife tayin etmeden vefat etti"
dediğine dair rivayet de ileride gelecektir. Halifelik dışındaki konularla ilgili vasiyetlere dair hadisler ise vardır. Örneğin Ahmed İbn Hanbel'in Hz. Aişe'den rivayet ettiği bir hadise göre Hz. Nebi s.a.v. vefat ettiği hastalığında "Küçük altın parçasını ne yaptın" diye sormuş, "yanımda duruyor" cevabını almasının üzerine "onu birisine sadaka olarak ver" buyurmuştu.
İbn İshak'ın el-Meğazfsinde Ubeydullah İbn Abdullah İbn Utbe'nin şöyle dediği nakledilir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatına yakın, şu üç şeyden başka bir şeyi vasiyet etmemiştir: "Darı, Rehavı ve Eşarı kabilelerinden her birine Hayber'den yüzer ve sk hurma verilsin. Arap Yarımadasında iki din kalmasın. Üsame ordusu hazırlanıp gönderilsin."
Müslim'in, İbn Abbas'tan rivayet ettiği hadisteki ifade, "Gelen heyetlere benim izin verdiğim gibi siz de izin verin" şeklindedir. Bundan bir önce geçen İbn Ebu Evfa hadisinde ise "Hz. Nebi s.a.v. Allah'ın Kitabını vasiyet etti" ifadesi yer alır. Nesai'nin, Ahmed İbn Hanbel'in ve İbn Sa'd'ın rivayet ettiği bir hadiste ise -ki ifade bu sonuncusuna aittir- "Hz. Nebi'in vefatına yakın vasiyet ettiği şeyler, namaz ve kölelerdi" ifadesi yer alır.
KİTABU’L-VESAYA EK SAYFA – 1168-2 باب: أن يترك ورثته أغنياء خير من أن يتكففوا الناس. 2. KİŞİNİN MİRASÇILARINI ZENGİN BIRAKMASI İNSANLARA EL AÇMALARINDAN DAHA İYİDİR حدثنا أبو نعيم: حدثنا سفيان، عن سعد بن إبراهيم، عن عامر ابن سعد، عن سعد بن أبي وقاص رضي الله عنه قال: جاء النبي صلى الله عليه وسلم يعودني وأنا بمكة، وهو يكره أن يموت بالأرض التي هاجر منها، قال: (يرحم الله ابن عفراء).
قلت: يا رسول الله، أوصي بمالي كله؟ قال: (لا). قلت: فالشطر؟ قال: (لا). قلت: الثلث؟ قال: (فالثلث والثلث كثير، إنك إن تدع ورثتك أغنياء، خير من أن تدعهم عالة يتكففون الناس في أيديهم، وإنك مهما أنفقت من نفقة فإنها صدقة، حتى اللقمة التي ترفعها إلى في امرأتك، وعسى الله أن يرفعك، فينتفع بك ناس ويضر بك آخرون). ولم يكن له يومئذ إلا ابنة. Eş nafakası ile ilgili hükümler "Nafakalar" bölümünde gelecektir.
Aileye yapılan harcamanın vasiyet konusu ile ilgisi şudur: Sa'd'ın sorusundan malını sadaka olarak vasiyet ederek sevabını artırmak istediği anlaşılmaktadır. Hz. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem onun vasiyetinin üçte biri aşmasını yasaklayınca onun gönlünü hoş etmek amacıyla "Senin malından verdiğin her türlü sadaka ve farz olsa bile eşine ödediği n nafaka, Allah'ın rızasını diliyorsan sana sevap kazandırır" demiştir. Hz. Nebi burada özellikle kadının nafakasından söz etmiştir. Çünkü onun nafakası düzenli ve süreklidir. Diğer nafakalar ise böyle değildir.
İbn Dakiki'l-İyd şöyle der: Bu hadis, nafakadan sevap kazanmak için niyet etmek ve Allah rızasını dilemenin şart olduğunu gösterir. Kadına ödenen nafakada Allah rızasını dilemek zor bir iştir. Çünkü Allah rızasının karşısında, cinsel arzu (şehvet) saiki vardır. Kişi, Allah rızasını dilemedikçe ve bu amacını, diğer amaçlardan arındırmadıkça sevap kazanamaz. Bu hadis, yükümlülükler, Allah rızası istenerek yapıldığında sevap alınacağını da gösterir.
Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem bu hadiste Sad b. Ebi Vakkas/ın uzun süre yaşayacağına da işaret etmiş ve öyle de olmuştur. Bu olaydan sonra kırk yılı aşkın bir süre, hatta elli yıla yakın yaşamış ve h. 55 yılında, bir rivayete göre -ki meşhur olan budur- h. 58 yılında vefat etmiştir. Buna göre Sad b. Ebu Vakkas (olayın gerçekleştiği) Veda haccından sonra kırk beş veya kırk sekiz yıl yaşamıştır.
"Kimi insanlar senden yararlanacak, kimi de zarar görecekler": Yani senin elinde Allah birçok ülkenin fethini nasip edecek ve müslümanlar elde ettiğin ganimetlerden yararlanacaklar, senin elinle ölecek müşrikler ise senden zarar görecekler. Hadisten Çıkan Sonuçlar Bu hadisten yukarıda geçenler dışında şu sonuçlar çıkarılabilir: 1- Devlet başkanının ve diğerlerinin hasta ziyaret etmesi meşrudur.
2- Hastalığın ağırlığına göre bu meşruiyet de güçlenir. 3- Hasta ziyaret edenin, elini hastanın alnına koyması, yüzünü okşaması, ağrıyan organına dokunması ve "daha uzun süre yaşarsın" diye moral vermesi iyidir. 4- Hastanın, hastalığının ağırlığını ve çok acı duyduğunu söylemesi caizdir. Ancak bunun hastalıktan şikayet ve rıza göstermeme tavrıyla değil, dua ve tedavi istemek amacıyla olması gerekir. Hatta bu, yerine göre müstehap bile olabilir. Onun böyle yapması, sabırsızlık değildir.
5- Bu, hastalık sırasında caiz olduğuna göre iyileştikten sonra bunu haber vermek haydi haydi caizdir. 6- Bazı iyilikleri yapma fırsatı kaçırıldığı zaman diğer iyilikler onların yerini tutar, hatta sevabı daha çok da olabilir. Çünkü Sad, hicret ettiği toprakta ölüp de hicret sevabının bir kısmını kaybetmekten endişe ediyordu. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hicret ettiği topraktan ayrılıp hac ve cihad gibi hayırlı işler yapması durumunda diğer taraftan kaybettiği sevabı bu taraftan kazanabileceğini haber verdi.
7- Gereğini yerine getirmek şartıyla, mal biriktirmek mübahtır. Çünkü hadiste geçen ..... ifadesindeki tenvin çokluk ifade eder. Nitekim hadisin bazı rivayetlerinde ..... ifadesi de yer alır. 8- Bu hadiste, sıla-i rahim ve akrabaya iyilik etmeye teşvik vardır. 9- Yakın akrabaya iyilik, uzak akrabaya iyilikten daha güzeldir. 10- İyi işler için harcama yapmaya teşvik vardır. Çünkü mübah bir şeyle, Allah’ın rızası kastedildiğinde yapılan şey ibadete dönüşür. Hz.
Nebi (s.a.v.) buna günlük hayattan sıradan bir örnek verir. Bu, kişinin eşinin ağzına lokma koymasıdır. Bu gibi şeyler, genellikle' oynaşırken ve şakalaşırken olur. Bununla birlikte bunu yapan kişinin güzel bir amacı varsa sevap kazanır. 3öyle sıradan işlerde bile sevap kazanıldığına göre bundan çok daha önemli 'şleri varın siz düşünün. 11- Bu hadis, cenazeyi öldüğü yerden başka yere taşımanın da yasak olduğunu gösterir. Çünkü bu caiz olsaydı Hz. Nebi (s.a.v.) Sa'd İbn Havle'nin götürülmesini emrederdi. Bunu Hattabi söylemiştir.
12- Bu hadis, sedd-i zerıaya da delildir. Çünkü Hz. Nebi (s.a.v.), içlerinden biri, vatan sevgisi ağır basıp da hastalığını buna bahane etmesin diye "Allahım! Ashabımı gerisin geriye döndürme" diye dua etmiştir. Bunu İbn Abdilberr söylemiştir. 13- Bu hadis, Kuran'daki mutlak ifadenin sünnetle kayıtlanabileceğini de gösterir. Çünkü Allah (c.c.) "Edilen bir vasiyetten sonra ... " buyurarak vasiyete bir sınır koymamıştır. Sünnet ise vasiyeti malın üçte biriyle sınırlamıştır.
14- Yine bu hadis, Allah için bir şey bırakan kişinin tamamen veya kısmen bundan vazgeçmesinin doğru olmadığını gösterir. 15- Yine bu hadis, sevap getirecek bir şeyi yapamamaktan dolayı üzülmek gerektiğini gösterir. Bu konuda Hz. Nebi (s.a.v.) "Yaptığı bir kötülüğe üzülmek, iyiliğine sevinmek Müslüman olmanın işaretidir" buyurmuştur. 16- Yine bu hadis, bir iyiliği yapma fırsatını kaçıran kişinin bunu başka yollardan telafi etmeye çalışmasının güzelolduğunu gösterir.
17- Yine bu hadis, herhangi bir fırsatı kaçıran kişiyi daha önemli şeyleri elde ettiğini (veya edeceğini) hatırlatarak teselli etmek gerektiğini gösterir. Çünkü Hz. Nebi (s.a.v.) Sa'd'a daha sonra yapacağı iyi işleri hatırlatmıştır. 18- Sabretmeyi bilen ve nafakasını vereceği kimsesi bulunmayan kişilerin mallarının tamamını sadaka etmelerinin caiz olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim bu konu da "Zekat" bölümünde geçmiştir. 19- Yine bu hadis, mirasçıların yararını düşünmenin gerektiğini gösterir. 20- Mirasçılar arasında adaleti gözetmek gerektiğini gösterir. 21- Malın üçte birinin vasiyet için çok olduğuna işaret vardır. Bazı fakihler bunu vasiyet dışındaki konularda da dikkate almışlardır. باب: الوصية بالثلث. 3. MALINıN ÜÇTE BİRİNİ VASİYET ETMEK وقال الحسن: لا يجوز للذمي وصية إلا الثلث.وقال الله تعالى: {وأن احكم بينهم بما أنزل الله} /المائدة: 49/.
Hasen-i Basri, "Zimmet vatandaşının malının üçte birinden çoğunu vasiyet etmesi caiz olmaz" demiştir. Allah Teala, "Onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet" [Maide 49] buyurmuştur. حدثنا قتيبة بن سعيد: حدثنا سفيان، عن هشام بن عروة، عن أبيه، عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: لو غض الناس إلى الربع، لأن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (الثلث، والثلث كثير، أو كبير).
Malın üçte birinden fazlasını vasiyet etmenin caiz olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Fakat mirasçısı olan ve olmayan kişilerin vasiyeti konusunda görüş ayrılıkları vardır. "Mirasçıya vasiyet yoktur" konusunda mirasçısı olanlarla ilgili açıklama gelecektir . Belirli bir mirasçısı olmayan kişinin malının üçte birinden çoğunu vasiyet etmesine gelince alimlerin geneli bunu da caiz görmemişlerdir.
Hanefiler, İshak İbn Rahuye, Şerik, bir rivayete göre Ahmed İbn Hanbel ise bunu caiz görmüşlerdir. Hz. Ali'nin ve İbn Mes'ud'un görüşü de budur. Onlar bu görüşlerini şöyle temellendirmişlerdir. Ayette vasiyet için herhangi bir sınırlama yoktur. Sünnet ise mirasçısı olan kişi için bunu üçte birle sınırlamıştır. Bu durumda mirasçısı olmayan kişinin vasiyet i ile ilgili hüküm ayetteki gibi kalır. Bundan bir önceki konuda bu görüş, başka bir tarzda daha açıklanmıştır.
Bir diğer tartışma konusu da vasiyet sırasındaki malın mı, yoksa öldüğünde sahip olduğu malın mı üçte birinin dikkate alınacağı konusudur. Bu konuda iki görüş vardır. Şafii mezhebinde- her iki görüşü savunanlar da vardır. Ancak sahih olan ikincisidir. Malik ve Irak fakihlerinin çoğunluğu ise birinci görüşü tercih etmişlerdir. İbrahim en-Nehai'nin ve Ömer İbn Abdülaziz'in görüşü de budur. Ebu Hanife, Ahmed İbn Hanbel ve diğer fakihler ise ikinci görüşü benimsemişlerdir. Hz. Ali'nin ve Tabiın'den bir grubun görüşü de budur.
باب: قول الموصي لوصيه: تعاهد ولدي، وما يجوز للوصي من الدعوى. 4. KİŞİNİN VASİYETİNE "ÇOCUĞUMU GÖZET" DEMESİ VE VASiYE CAİZ OLAN DAVALAR حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن ابن شهاب، عن عروة ابن الزبير، عن عائشة رضي الله عنها، زوج النبي صلى الله عليه وسلم، أنها قالت: كان عتبة بن أبي وقاص عهد إلى أخيه سعد بن أبي وقاص: أن ابن وليدة زمعة مني، فاقبضه إليك، فلما كان عام الفتح أخذه سعد، فقال: ابن أخي قد كان عهد إلي فيه، فقام عبد بن زمعة فقال: أخي وابن أمة أبي، ولد على فراشه، فتساوقا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال سعد: يا رسول الله، ابن أخي، كان عهد إلي فيه، فقال عبد بن زمعة: أخي وابن وليدة أبي، وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (هو لك يا عبد بن ومعة، الولد للفراش وللعاهر الحجر). ثم قال لسودة بنت زمعة: (احتجبي منه). لما رأى من شبهه بعتبة، فما رآها حتى لقي الله.
"Mirasçıya vasiyet yoktur" hadisi şu hükümler için delil olarak kullanılmıştır: 1- Mirasçıya vasiyet etmek geçerli olmaz. 2- Üçte birlik bölümde geçerli sayılsa bile ne mirasçıya, ne de mirasçı olmayana, diğer mirasçılar onaylasa bile üçte bir üzerinde vasiyet geçerli olmaz. Müzeni'nin ve Davud ez-Zahiri'nin görüşü budur. Subki de bu görüşü desteklemiş ve İmran İbn Husayn'ın rivayet ettiği altı köle azadı ile ilgili hadisi buna delil getirmiştir. Çünkü bu hadisin Sahih-i Müslim'deki rivayetinde "Hz. Nebi bunu yapan kişiye çok ağır konuştu" buyurduğu nakledilmiştir. Bu hadiste geçen "ağır söz" bir başka rivayette "Sen Hz. Nebi'in ne dediğini duysaydın onun namazını bile kılmazdın"
denilerek açıklanmıştır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.