

Zeccac, Meani'l-Kur'an adlı eserinde "Bu üç ayet, irab, hüküm ve anlam açısından Kur'an'ın çözülmesi en zor ayetlerindendir" demiştir. Ölenin akrabalarından olan bu iki kişinin yeminleri diğerlerinin yeminlerinden daha önceliklidir. Çünkü bunlar onun akrabaları ve aşiretidir. Yakınlık ve akrabalık bağlarından dolayı da onların bilgileri daha fazladır. Temım-i Dari, meşhur sahabidir. Bu olay, Temım müslüman olmadan önce olmuştur. Hadisin bazı rivayetlerinde, İbn Abbas bunu, Temım'in kendisinden nakletmiştir. el-Kelbı, bu rivayeti daha açık bir ifade ile şöyle nakleder: İbn Abbas aracılığı ile Temım-i Dari'den nakledilmiştir: Temım diyor ki: Benim ve Adiyy b. Beda'nın dışındaki bütün insanlar bu ayetten beridir ...
Bu ikisi Hıristiyan idiler ve İslam öncesinde Suriye'ye gidip gelirlerdi. Yine ticaret için Suriye'ye gittikleri bir yolculukta dönüşte Sehm oğullarının anlaşmalısı / müttefiki olan biriyle karşılaştılar. O kişi, yolda hastalandı ve terekesini ailesine götürmelerini istedi. Ölünce bunlar onun terekesinden en değerli malı olan vazoyu aldılar ve bin dirheme satıp aralarında paylaştılar.
İbn Cüreyc'in İkrime'den rivayetine göre bu adam, hastalanınca vasiyetini kendi eliyle yazıp eşyasının arasına saklamıştı. Sonra onlara (malını ailesine) götürmelerini vasiyet etti. Ölünce bu ikisi onun eşyasını açtılar. .. Sonra ailesine onun malları arasından dilediklerini verdiler. Ailesi eşyasını açtı ve vasiyeti buldu. Vasiyette yazılı olan bazı şeyleri bulamamışlardı. Bunun üzerine eşyayı getiren iki adama sordular, onlar da inkar ettiler. Ailesi, olayı Hz. Nebi'e anlattı. Bu olay üzerine bu ayetler indi ve Hz. Nebi onların yemin etmelerini istedi.
Kelbi'nin rivayetine göre Temım diyor ki: Müslüman olunca bu yaptığımı bir türlü kabullenemedim. Gidip ailesine olanı biteni anlattım ve onlara beş yüz dirhem verdim. Arkadaşımda da bu miktarda para bulunduğunu söyledim. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu hadis, yeminin davacıya da teklif edilmesinin caiz olduğunu gösterir. Davacı yemin eder ve malına sahip olur. Bu konu ileride gelecektir.
2- Bu hadis, gayrimüslimlerin şahitliğinin geçerli olduğunu gösterir. Çünkü ayetteki "ğayr" sözcüğü ile ğayrimüslimler kastedilmiştir. Ebu Hanife'nin ve öğrencilerinin görüşü de budur. Ancak Ebu Hanife, ayetin zahirine uymamakla eleştiriliniştir. Çünkü Ebu Hanife ğayrimüslimlerin Müslümanlar aleyhine şahitliğini kabul etmez. Ğayrimüslimlerin birbiri aleyhine olan şahitliklerini kabul eder.
Bu eleştiriye şu cevap verilmiştir: Ayet, açık ifadesi (mantuk) ile gayrimüslimin Müslüman aleyhine şahitliğinin kabul edildiğini gösterir. Buradan gayri müslimlerin birbiri aleyhine şahitliklerinin geçerli olduğu evleviyetle anlaşılır. Sonra gayrimüslimin Müslüman aleyhine şahitliğinin kabul edilmeyeceği konusunda başka bir delil gelmiştir. Gayrimüslimlerin birbirinin aleyhine şahitliğinin geçerliliği ise olduğu gibi kalmıştır.
Bazı fakihler, bu şahitliğin kabul edilmesini, şahidin ehl-i kitaptan olması, vasiyet edilmesi ve olay sırasında Müslümanın bulunmaması şartına bağlamışlardır. İbn Abbas'ın, Ebu Musa el-Eş'arı'nin, Said İbnü'I-Müseyyeb'in, Şureyh'in, İbn Sirin'in, Evzai'nin, Sevri'nin, Ebu Ubeyd'in ve Ahmed İbn Hanbel'in görüşü budur. Bu fakihler, ayetin zahirini esas almışlar ve yukarıda geçen hadisle bunu desteklemişlerdir. Çünkü hadisteki olayın akışı ayetin zahirine uygundur.
Bazı fakihler ise şöyle demişlerdir: Ayetteki "gayr" sözcüğü ile ölenin aşireti kastediimiştir. Buna göre ayetin anlamı "sizden veya aşiretinizden veya sizin dışınızdan ya da aşiretiniz dışında iki kişi" demektir.' Hasen-i Basrı'nin görüşü de budur. Bazı müctehidler ise bu ayetin "Razı olduğunuz şahitlerden ... " ayeti ile neshedildiğini savunmuşlar ve fasıkın şahitliğinin reddedileceği hususunda icma edildiğini belirterek gayrimüslimin fasıktan daha kötü olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Birinci görüş sahipleri buna şu cevabı vermişlerdir: İhtimalle ayet neshedilmiş sayılmaz. İki delili uzlaştırmak birini büsbütün hükümsüz kılmaktan iyidir. Kaldı ki Maide suresi en son inen surelerden biri olup, İbn Abbas'tan, Aişe'den, Amr İbn Şurahbil'den ve selef alimlerinden bir gruptan "Maide suresinin tamamen muhkem olduğu"na dair sözler nakledilmiştir.
İbn Abbas'tan bu ayetin, yanında hiçbir Müslüman olmaksızın yolculuk sırasında ölen bir kişi hakkında indirildiği nakledilmiştir. Ahmed İbıı Hanbel de bu ayetin neshedildiğini savunanlara karşı çıkmıştır. Ebu Musa el-Eş'arı'den sağlam bir yolla naklediimiştir ki bu ayetin hükmü, Hz. Nebi'in Sallallahu aleyhi ve sellem vefatı sonrasında uygulanmıştır. Ebu Davud, Şa'bi'den şöyle nakletmiştir: Müslümanlardan biri Dekuka adlı mevkide ölmüştü. Yanında Müslümanlardan hiç kimse yoktu. (Ölmeden önce) ehl-i kitaptan iki kişiyi şahit tuttu. Onlar onun terekesini ve vasiyetini Kufe'ye getirdiler. Eş'arı böyle bir olayın Hz. Nebi dönemindeki olaydan sonra ta o güne kadar yaşanmadığını bildirdi. (Onları ikindi vaktine kadar bekletti). İkindiden sonra onlara "hıyanet etmedik, yalan söylemedik, saklamadık, değiştirmedik" diye yemin ettirdi. Sonra onların şahitliğini geçerli saydı.
باب: قضاء الوصي ديون الميت بغير محضر من الورثة. 36. VASİNİN ÖLENİN BORÇLARINI MİRASÇILAR YANINDA YOKKEN ÖDEMESİ حدثنا محمد بن سابق، أو الفضل بن يعقوب عنه: حدثنا شيبان أبو معاوية، عن فراس قال: قال الشعبي: حدثني جابر بن عبد الله الأنصاري رضي الله عنهما: أن أباه استشهد يوم أحد، وترك ست بنات، وترك عليه دينا، فلما أحضر جداد النخل، أتيت رسول الله صلى الله عليه وسلم فقلت: يا رسول الله، قد علمت أن والدي استشهد يوم أحد، وترك عليه دينا كثيرا، وإني أحب أن يراك الغرماء، قال: (اذهب فبيدر كل تمر على ناحيته).
ففعلت، ثم دعوته، فلما نظروا إليه أغروا بي تلك الساعة، فلما رأى ما يصنعون أطاف حول أعظمها بيدرا ثلاث مرات، ثم جلس عليه، ثم قال: (ادع أصحابك). فما زال يكيل لهم حتى أدى أمانة والدي، وأنا والله راض أن يؤدي الله أمانة والدي، ولا أرجع إلى أخوتي بتمرة، فسلم والله البيادر كلها، حتى أني أنظر إلى البيدر الذي عليه رسول الله صلى الله عليه وسلم كأنه لم ينقص تمرة واحدة. قال أبو عبد الله: أغروا بي: يعني هيجوا بي. {فأغرينا بينهم العداوة والبغضاء}.
Vasi’nin ölenin borçlarını mirasçılar yanında yokken ödemesi konusunda Davudı, Alimler arasında bu konuda bir görüş ayrılığının olmadığını ve bunun caiz olduğunu söylemiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.