

Alimlerin çoğunluğuna göre düşman ülkesinde/topraklarında iken onlara ait evler ve ağaçlar yakılıp yıkılabilir. Ancak Evzai, Leys ve EbU Sevr gibi alimler Hz. Ebu Bekir'in ordularına verdiği: "evleri ve ağaçları yakıp yıkmayın!" şeklindeki talimatına dayanarak bu uygulamanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Taberi bu görüşe şu ifadeleri ile karşı çıkmıştır: "Hz. Ebu Bekir'in bu yasağı evleri ve ağaçları özellikle yakıp yıkmaya kalkışmayın şeklinde anlaşılmalıdır. Fakat savaş sırasında asıl amaç evleri ve ağaçları yakıp yıkmak olmadığı halde açılan ateş sonucunda yanmaları veya yıkılmaları söz konusu olabilir. Nitekim Taif'e mancınıklada saldırıldığı zaman işaret ettiğimiz durum gerçekleşmiştir."
Taberi’nin bu cevabı daha önce geçen ve kadınlar ile çocukların öldürülmesi konusunda dile getirilen cevaba benzemektedir. Alimlerin çoğunluğunun görüşü de zaten bu doğrultudadır. Suda boğarak öldürme hakkındaki hüküm de aynıdır. Hz. Ebu Bekir'in ordularına yakıp yıkmayı yasaklamasıyla ilgili olarak şöyle bir yorum da yapılmıştır: "Hz. Ebu Bekir bu bölgelerin fethedileceğini biliyordu. Bu yüzden oranın mamur bir şekilde Müslümanların eline geçmesini istemişti. Böylece Müslümanların herhangi bir masraf yapmadan oraları kullanmasını sağlayacaktı."
باب: قتل النائم المشرك. 155. UYUMAKTA OLAN MÜŞRİĞİ ÖLDÜRMEK حدثنا علي بن مسلم: حدثنا يحيى بن زكرياء بن أبي زائدة قال: حدثني أبي، عن أبي إسحاق، عن البراء بن عازب رضي الله عنهما قال: بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم رهطا من الأنصار إلى أبي رافع ليقتلوه، فانطلق رجل منهم فدخل حصنهم، قال: فدخلت في مربط دواب لهم، قال: وأغلقوا باب الحصن، ثم إنهم فقدوا حمارا لهم، فخرجوا يطلبونه، فخرجت فيمن خرج، أريهم أنني أطلبه معهم، فوجدوا الحمار فدخلوا ودخلت، وأغلقوا باب الحصن ليلا، فوضعوا المفاتيح في كوة حيث أراها، فلما ناموا أخذت المفاتيح، ففتحت باب الحصن، ثم دخلت عليه فقلت: يا أبا رافع، فأجابني، فتعمدت الصوت فضربته فصاح، فخرجت ثم جئت، ثم رجعت كأني مغيث، فقلت: يا أبا رافع، وغيرت صوتي، فقال: ما لك لأمك الويل، قلت: ما شأنك؟ قال: لا أدري من دخل علي فضربني، قال: فوضعت سيفي في بطنه، ثم تحاملت عليه حتى قرع العظم، ثم خرجت وأنا دهش، فأتيت سلما لهم لأنزل منه فوقعت، فوثئت رجلي، فخرجت إلى أصحابي فقلت: ما أنا ببارح حتى أسمع الناعية، فما برحت حتى سمعت نعايا أبي رافع تاجر أهل الحجاز، قال: فقمت وما بي قلبة، حتى أتينا النبي صلى الله عليه وسلم فأخبرناه.
İmam Buharl'nin bu başlık altında yer verdiği rivayetin geniş açıklaması ileride gelecektir. (Meğazı, 16.bab) Nakledilen rivayet ile konulan başlık arasındaki uyum açıktır. Çünkü Abdullah İbn Atık, Ebu Rafi'i uyurken öldürmek istemiştir. İçeriye girdiğinde öldürmek istediği yahudinin adını söylemesinin sebebi ise yanlışlıkla başka birisini öldürmemek içindir. Ebu Rafi' adının söylendiğini duyunca cevap verdiğine göre artık uyanmış demektir. Fakat uykusunun mahmurluğunu henüz üzerinden atamamıştır. Çünkü Abdullah İbn Atık'in ilk saldırısından sağ kurtulduğu halde yerinden kaçmamış orada öylece kalakalmıştır. Nitekim Abdullah İbn Atık de tekrar dönüp onu öldürmüştür.
Hadislerden Çıkarılan Dersler 1. Düşman hakkında bilgi toplamak üzere istihbarat / casusluk yapılabilir. 2. Düşmanın gaflette olduğu anlardan yararlanmak gerekir. 3. Müslümanlara çok fazla sıkıntı veren azılı düşmanların ve önde gelen kafirlerin suikast yoluyla öldürülmesi mümkündür. Bu olayda söz konusu edilen Ebu Rafi', Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem karşı büyük bir düşmanlık gütmüş ve insanları ona karşı kışkırtarak onun aleyhinde bir kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır.
4. Daha önce kendisine İslam daveti ulaşmış olan bir müşrik bu davet tekrar yapılmadan öldürülebilir. Uyurken öldürülmesi ise ancak inkarında devam edeceğinin bilinmesi halinde söz konusu olur. Bunu bilmenin yolu ise vahiy veya karinelerdir. KİTABU’L-CİHAD VE’S-SİYER EK SAYFA – 1266-2 باب: لا تمنوا لقاء العدو. 156. DÜŞMANLA KARŞI KARŞıYA GELiP SAVAŞMAYI ARZULAMAMAK حدثنا يوسف بن موسى: حدثنا عاصم بن يوسف اليربوعي: حدثنا أبو إسحاق الفزاري، عن موسى بن عقبة قال: حدثني سالم أبو النضر، مولى عمر بن عبيد الله كنت كاتبا له، قال: كتب إليه عبد الله بن أبي أوفى، حين خرج إلى الحرورية، فقرأته فإذا فيه: إن رسول الله صلى الله عليه وسلم في بعض أيامه التي لقي فيها العدو، انتظر حتى مالت الشمس، ثم قام في الناس فقال: (أيها الناس، لا تمنوا لقاء العدو، وسلوا الله العافية، فإذا لقيتوهم فاصبروا، واعلموا أن الجنة تحت ظلال السيوف.
ثم قال: اللهم منزل الكتاب، ومجري السحاب، وهازم الأحزاب، اهزمهم وانصرنا عليهم). وقال موسى بن عقبة: حدثني سالم أبو النضر: كنت كاتبا لعمر بن عبيد الله، فأتاه كتاب عبد الله بن أبي أوفى رضي الله عنهما: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (لا تمنوا لقاء العدو). Düşmanla savaşmayı arzulamanın yasaklanmasının sebebi hakkında şu açıklamalar yapılmıştır: 1. İbn Battal şöyle demiştir: "Düşmanla karşı karşıya gelip savaşmayı arzulamanın yasaklanmasının hikmeti şudur: Kişi savaşın ne şekilde sonuçlanacağını bilemez. Burada Hz. Nebi'in (s.a.v.) "Allah'tan afiyet isteyin!" şeklindeki tavsiyesi fitnelerden korunmak için "Allah'tan afiyet istenmesi" ile benzer niteliktedir. Hz. Ebu Bekir'in bu konuyla ilgili olarak söyledikleri bize ışık tutmaktadır: "MusibetIere uğrayıp sabırla bunlara göğüs germektense afiyet içinde olup Allah'a şükretmek bence daha güzeldir."
2. Düşmanla karşı karşıya gelmeyi arzulamak kişinin kendisini beğenmesi, gücüne ve kuwetine güvenip böbürlenmesi, düşmanın gücünü göz ardı etmesi gibi bazı sakıncalar taşımaktadır. Tüm bunlar ise tedbirsiz davranmaya ve ihtiyatı elden bırakmaya yol açar. 3. Bu yasak savaştan iyi bir sonuç alınamayacağının veya savaşın faydadan çok zarar getireceğinin bilindiği durumlar için geçerlidir. Yoksa Allah yolunda savaşmak çok faziletli bir amel ve itaattir.
4. İbn Dakiki'l'iyd konu hakkındaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: "Ölüm insanın en fazla çekindiği ve korktuğu bir hadisedir. Geleceğin neler getireceğini hiç kimse bilemez. Bu bakımdan gelecekte gerçekleşecek olaylar ile gerçekleşmiş olan ve bilinen olaylar asla birbirine benzemez. İnsanın gelecekle ilgili beklentileri de tam istediği gibi meydana gelmeyebilir. Bu yüzden düşmanla karşı karşıya gelme arzusu yasaklanmıştır.
Bununla birlikte insan düşmanla karşı karşıya geldiği zaman kendi kendisine verdiği sözü unutup sözünden cayabilir. İşte Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunu önlemek için de düşmanla mücadele ederken kararlı ve dirençli bir şekilde sabretmeyi emretmiştir." 1. Teke tek kavga için düşmandan birisini mübarezeye çağırmak doğru değildir. Hasan-ı Basri'nin görüşü de bu yöndedir. Hatta Hz. Ali konu hakkında şunları söylemiştir: "Teke tek kavga için düşman tarafından karşına rakip çıkarılmasını isteme. Fakat seni rakip olarak kavgaya çağırırlarsa çık meydana' Böyle yaparsan rakibini yere serersin. Çünkü böyle bir kavga için ilk çağrıda bulunan kimse saldırgan olan (bagiy) kişidir."
2. Düşmanla karşı karşıya gelince dua etmek ve Allah 'tan zafer dilemek müstehaptır. 3. Savaşçılara doğru yolu, düşünceyi ve uygulamayı göstermek üzere tavsiyelerde bulunmak ve onlara ihtiyaç duyacakları bilgiyi vermek gerekir. 4. Allah Teala'dan isterken onun güzel isimlerini ve sıfatlarını zikretmek, daha önce vermiş olduğu nimetleri anmak güzel bir davranıştır.
5. Herhangi bir ibadet ve itaati yaparken bedenin dinç olduğu zamanları dikkate almak gerekir. 6. Edepten ayrılmamak teşvik edilmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.