

Bu konu başlığı altında nakledilen Hz. Fatıma ile ilgili rivayette, Hz. Fatima’nın ölünceye kadar Hz. Ebu Bekir'den ayrıldığı ifade edilmektedir. Ma'mer'in naklettiği rivayette ise Hz. Fatıma'nın ölünceye kadar Hz. Ebu Bekir ile konuşmadığı söylenmektedir. Beyhaki'nin Şa'bi yoluyla naklettiği bir rivayete göre: "Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma'yı ziyarete gelmişti. Hz. Ali, Hz. Fatıma'ya: "Ebu Bekir geldi, seni ziyaret etmek için izin istiyor!" diye haber verdi. Hz. Fatıma: "Sen ona izin vermemi ister misin?" diyerek kocasının görüşünü almak istedi. Hz. Ali de: "Evet" diye karşılık verince Hz. Fatıma izin verdi. İçeriye giren Hz. Ebu Bekir onun gönlünü aldı ve birbirlerinden hoşnut bir şekilde ayrıldılar." Bu rivayet her ne kadar mürselolsa da Şa'bı'ye kadar olan senedi sahihtir. İşte bu rivayet Hz.
Fatıma'nın hayatının sonuna kadar Hz. Ebu Bekir'e dargın durmadığını açıklamakta ve konu hakkında doğabilecek kuşkuları da gidermektedir. Bazı bilginler bu konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmışlardır: "Hz. Fatima'nın Ebu Bekir'i terkedip gitmesi haram olan darılma ve küsme şeklinde değildir. Fatıma onunla bir arada bulunmayı ve kendisiyle karşılaşmayı istememektedir; içinde bir ukde oluştuğu için onun yanına gitmeyi arzulamamaktadır. Bu ise haram olan dargınlık ve kırgınlık halde birbirlerinden yüz çevirmeleridir. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Fatıma öfkeli ve kızgın bir şekilde Hz. Ebu Bekir'in yanından ayrıldıktan sonra uzun bir süre bunun etkisinden kurtulamamış ve kendi üzüntüsüyle baş başa kalmıştır.
Hastalandıktan sonra da evinden ayrılamamıştır." Hz. Fatıma'nın kendisine cevap olarak arz edilen hadise rağmen öfkelenmesinin sebebi ise söz konusu hadisi Hz. Ebu Bekir'in anladığından daha farklı bir şekilde yorumlamasıdır. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Fatıma, Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir kayıt koymaksızın genel bir tarzda ifade ettiği "Biz miras bırakmayız, bize kimse mirasçı olmaz"
hükmünün tahsis edildiğine inanmaktadır. Onun bu yorumuna göre Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem geride bıraktığı arazi ve gayri menkullerin bizatihi kendileri miras olarak kalmaz ancak bunların kullanım hakları miras kalabilir. Halbuki Hz. Ebu Bekir bu hadisi genel anlamda almıştır. Dolayısıyla Hz. Ebu Bekir ile Fatıma arasındaki görüş ayrılığı yoruma açık bir rivayetten kaynaklanmaktadır. İşte Hz. Fatıma kendi görüşünün doğru olduğu kanaatine vardığı için Hz. Ebu Bekir ile bir araya gelmek istememiştir. Aslında Şa'bı'den nakledilen rivayet sabit ise tüm bu açıklamalara gerek kalmayacak ve uzun süre dargın kalma problemi çözülmüş olacaktır. Zaten akıl ve dindarlık bakımından çok ileri bir düzeyde olan Hz. Fatıma'ya yakışan da budur.
("Ben Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem uygulamakta olduğu hiçbir şeyi terk edecek değilim; O sallallahu aleyhi ve sellem ne yaptıysa ben de onu yaparım.") "Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hayatta iken kendi payını hangi alanlara harcıyor idiyse O'nun vefatından sonra halife söz konusu payı aynı alanlara harcar. Bu harcamalardan arta kalan ise kamu yararı için sarf edilir" diyenler Hz. Ebu Bekir'in bu sözüne dayanırlar. İmam Şafii ise bu tür malların kamu yararı için harcanacağını söylemiştir. Ancak İmam Şafiı'nin görüşü ile bu görüş arasında herhangi bir çelişki yoktur. İmam Şafii'den nakledilen başka bir görüş de bu konudaki karar yetkisinin devlet başkanına ait olduğu yönündedir. İmam Malik ile Sevrı: "Söz konusu pay hakkında nasıl bir uygulanıaya başvurulacağı konusu devlet başkanının idihadına bırakılmıştır" demişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'e göre bu pay, silah ve at alımı için kullanılır. İbn Cerir bu payın ganimet ayetinde [Enfal, 41] sayılan dört gruba harcanacağı görüşündedir. İbnü'l-Münzir, (İbn Cerir'in görüşüyle ilgili olarak): "Bu görüşü arz eden kimseler, zekatın ayette sayılan kesimlerin tamamına harcanacağını söyleyen görüş sahipleri ile aynı kimseler olmalıdır. Buna göre eğer zekatı ya da ganimeti hak eden söz konusu kesimlerden biri bulunmayacak olursa kalan diğer kategorilere harcama yapılır" demiştir. Bu sözü ile kasdettiği kimseler de Şafiilerdir. Ebu Hanife: "Bunlar yakın akrabanın payları ile birlikte diğer üç gruba harcanır" demiştir. Ganimetin 1/25'inin (beşte birinin beşte biri) savaşçılara, savaş olmaksızın elde edilen düşmana ait malların 1/25'inin ise kamu yararını ilgilendiren alanlara harcanacağını söyleyenler de olmuştur.
(Hz. Ömer, Resulullah'ın (s.a.v.) Medine'deki sadakalarını Hz. Ali ile Abbas'a verdi. Hayber ve Fedek'teki arazileri ise kimseye vermeyip yönetici olarak kendi elinde tuttu.) Bu açıklama Hz. Nebi'in (s.a.v.) sadaka olarak bıraktığı mallarının Nadıroğulları Yahudilerinden elde edilen araziler olduğunu göstermektedir. Hayber ve Fedek'teki payı hakkındaki uygulama ise ondan sonra ümmetin işini üstlenen halifelere kalmıştır. Hz. Ebu Bekir kendi döneminde Resulullah'ın (s.a.v.) eşlerinin ve O'nun (s.a.v.) hayatta iken pay verdiği diğer kimselerin ihtiyaçlarını gidermek amacını güttüğü için Hayber ve Fedek gelirlerini bunlara harcamıştır. Arta kalanı ise kamu yararı için kullanmıştır. Hz. Ömer de bu uygulamayı aynen devam ettirmiştir.
(Allah Teala savaşslZ olarak ele geçirilen bu malların (feyı) bir kısmını sırf Hz. Nebi'e (s.a.v.) vermiştir; ondan başka hiç kimseye böyle bir ayrıcalık tanımamıştır. Hz. Ömer'in bu sözü bazı rivayetlerde farklı şekillerde gelmiştir: Amr İbn Dinar'ın İbn Şihab'tan naklettiği rivayet: "Allah Nadıroğulları Yahudilerine ait malları, Resulü'ne fey (savaşsız olarak elde edilen düşman malları) olarak lutfetmiştir. Bu, sadece ona has bir uygulamadır.
Resulullah (s.a.v.) buradan elde edilen gelirden ailesinin bir yıllık nafakasını ayırır sonra geriye kalan kısmı da Allah yolunda cihada hazırlık olması için silah ve at alımı, bakımı vs. için kullanırdı." Ebu Davud'un Usame İbn Zeyd yoluyla İbn Şihab'tan naklettiği rivayet ise şöyledir: "Resulullah s.a.v.'in üç arazisi vardı: Nadiroğullarından elde edilen araziler, Hayber arazileri ve Fedek toprakları.
Nadiroğullarından alınan topraklar Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) ihtiyaçlarının giderilmesi için, Fedek topraklarından elde edilen gelir ise yolda kalmışlar (ibnü's-sebıl) için ayrılıp tahsis edilmişti (habs). Hz. Nebi (s.a.v.) Hayber'deki arazileri Müslümanlar arasında paylaştırır, kendi ailesinin ihtiyaçları için bir bölümünü ayırıc ve arta kalan kısmı da muhacirlerden yoksuVfakir olanlara dağıtırdı." Bu son iki rivayet arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü hem yoksul muhacirlere hem de savaş malzemesi alımına kullanılmış olması mümkündür.
Ebu Davud yukarıda nakledilen Ebu'l-Buhteri rivayetinde şöyle bir ek bilgiye de yer vermektedir: "Resulullah (s.a.v.) bu malların gelirlerinden ailesine harcar ve arta kalan kısmını da tasadduk ederdi/sadaka olarak verird: Bu rivayet ile Hz. Aişe'nin naklettiği: "Resul-i Ekrem (s.a.v.) vefat e:tiğinde zırhı satın almış olduğu bir miktar arpa karşılığında rehin olarak satıcıda kalmıştı" şeklindeki rivayet arasında herhangi bir çelişki bulunmamaktadır. Çünkü bu iki rivayetin arasını bulmak için şöyle bir yorum yapılabilir: "Resulullah (s.a.v.) başlangıçta ailesinin geçimi için bir yıllık nafaka ayırır. Sonra sene boyunca kapısına dayanıp ondan bir şey isteyen ihtiyaç sahipleri için harcama yapardı. Bu yüzden bazen ihtiyacı olan şeyleri de bir borc olarak buradan aldığı oluyordu.
İslam alimleri arasında savaşmaksızın ele geçirilen düşman mallarının (fey') hangi alanlara harcanacağı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Malik'e göre bu tür mallar ile düşmandan savaş sonrasında ganimet olarak alınan malların beşte biri arasında hüküm açısından bir fark yoktur;yani fey' ve humus aynı şeylerdir. Bunlar devlet hazinesine bırakılır ve devlet başkanı ictihadına göre Hz. Nebi'in (s.a.v.) akrabaları na harcar.
Alimlerin çoğunluğu ise savaşsız ele geçirilen düşman malları ile ganimetin beşte biri (fey' ve humus) arasında harcama yapılacak alanlar bakımından fark bulunduğunu söylemiştir. Buna göre ganimetin beşte biri Enfal suresindeki ayette [Enfal, 41] zikredilen sınıflar dışında hiçbir alana harcanamaz. Fey' ile ilgili uygulama ise devlet başkanının ictihadına bırakılmıştır. O bu konuda kamu yararı, müslümanların genel menfaati doğrultusunda karar verecektir.
İbnü'l-Münzir ve diğer bazı alimlerin işaret ettiği gibi bu konuda İmam Şafii herkesten farklı bir görüş arz etmiş ve tek kalmıştır: "Savaşsız ele geçirilen mallar beşe bölünür. Bunun beşte dörtlük kısmı Resulullah'a (s.a.v.) aittir. Ayrıca ganimet olarak elde edilen mallarda olduğu gibi feyin 1I25'i (beşte birin beşte biri) de Hz. Nebi'e (s.a.v.) verilir. Beşte birin beşte birinden geriye kalan beşte dörtlük kısım (4/25'lik pay) ise yine ganimette söz konusu edilen kesimlere harcanır."
Buna karşılık alimlerin çoğunluğu şöyle demiştir: "Savaşsız ele geçirilen düşman mallarının tamamı Resul-i Ekrem'e (s.a.v.) aittir." Bu alimler görüşlerine delil olarak Hz. Ömer'in fey ayetini zikrettikten sonra söylediği şu sözü gösterirler: "Bu, sırf Resulullah'a (s.a.v.) hastır." İmam Şafii ise Hz. Ömer'in bu sözünü şöyle yorumlamıştır: "Hz. Ömer'in burada kasdettiği söz konusu malların 4/5'lik kısmıdır."
Hadisten Çıkarılan Dersler 1. Her kabilenin lideri kendi toplumunda meydana gelen olaylarla ilgilenmek ve bunları çözüme bağlamakla yükümlüdür. Çünkü en bilgili olan ve kimin daha fazla hak sahibi olduğunu bilen odur. 2. Devlet başkanı bir kabilenin ileri gelenlerini yanına çağırtabilir ve kendilerine adlarıyla veya adlarını kısaltarak hitap edebilir. 3. Bir kimse kendisine verilen işi üstlenmek istemediği için görevi veren kişiden affını talep edebilir.
4. Devlet başkanı bazı işlerin yerine getirilmesi için görevli atarken yumuşak davranmalıdır. 5. Devlet başkanı gelip gidenleri karşılaması ve uğurlaması için sekreter (hacip) görevlendirebilir. 6. Devlet başkanı ile yüzyüze oturup görüşerek herhangi bir olayla ilgili kararın bir an önce verilmesi için aracılık yapmakta bir sakınca yoktur. 7.Hakim kararını verince bu kararın gerekçesini de açıklar.
8. Devlet başkanı kendisinin vekili olarak vakıf işlerini yürütmek üzere bir yönetici tayin edebilir, bu konuda iki kişiyi ortak kılabilir. 9. Bazı aşırıya giden zahidlerin aksine uzun süreli olarak erzak depolamak, biriktirmek mümkündür. Bu da tevekkül anlayışıyla asla çelişmez. 10. Gayri menkul edinmek, bunun gelirinden istifade etmek kişiye yarar sağlar. Ayrıca ziraat, ticaret ve diğer mesleklerle ilgilenerek gelir elde etmek de iyidir.
11. Devlet başkanı herhangi bir karar vereceği zaman konu hakkında bir delil varsa bunu esas almakla ve gereği ile hükmetmekle yükümlüdür. 12.Hakim konu hakkında sahip olduğu bilgilere dayanarak karar verebilir. 13. (Devlet başkanı, lider vs. gibi) Herhangi bir kimsenin yönetimi ve bakımı altında olanlar bağlı bulundukları kişinin bir işle meşgulolduğunu görecek olurlarsa o sözü açmadan konuşmaya başlamazlar.
14. Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem feyden ve ganimetierin beşte birinden ancak kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyacı kadarını alırdı. Kalan kısım üzerinde de dilediği gibi tasarrufta bulunurdu. Bazı bilginlere göre ise Allah Teala bu malların kendisinin (rakabe) mülkiyetini Nebiine vermemiş sadece bunların gelirlerinden ve yararlarından ihtiyacı kadarını alma hakkını vermiştir. Ondan sonra bu malların yönetimini ve idaresini üstlenen kimseler için de aynı hüküm geçerlidir.
2. GANİMETİN BEŞTE BİRİNİ VERMEK DİNDENDİR (DiNi BİR GÖREVDİR) حدثنا أبو النعمان: حدثنا حماد، عن أبي حمزة الضبعي قال: سمعت ابن عباس رضي الله عنهما يقول: قدم وفد عبد القيس، فقالوا: يا رسول الله، إنا هذا الحي من ربيعة، بيننا وبينك كفار مضر، فلسنا نصل إليك إلا في الشهر الحرام، فمرنا بأمر نأخذ به وندعو إليه من وراءنا، قال: (آمركم بأربع، وأنهاكم عن أربع، الإيمان بالله: شهادة أن لا إله إلا الله - وعقد بيده - وإقام الصلاة، وإيتاء الزكاة، وصيام رمضان، وأن تؤدوا لله خمس ما غنمتم.
وأنهاكم عن الدباء، والنقير، والحنتم، والمزفت). Hadiste geçen amil kelimesinin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler vardır. Bu konuda itimat edilen açıklamaya göre kasdedilenler halifelerdir. Taberi ile İbn Battal ise "kasdedi!enler bağışlanan hurmalıkları idare edenlerdir" demişlerdir. 4- HZ. NEB'İN EŞLERİNİN EVLERİYLE İLGİLİ OLARAK NAKLEDİLEN RİVAYETLER VE ONLARA NİSBET EDİLEN EVLER وقول الله تعالى: {وقرن في بيوتكن} /الأحزاب: 33/. و: {ولا تدخلوا بيوت النبي إلا أن يؤذن لكم} /الأحزاب: 53/.
Allah Teala Nebi hanımlarına hitaben şöyle buyurmuştur: "Evlerinizde oturunf"[Ahzab,33] Başka bir ayet de şöyledir: "Ey iman edenler, size izin verilmediği sürece Nebiin evlerine girmeyinf"[Ahzab, 53] حدثنا حبان بن موسى ومحمد قالا: أخبرنا عبد الله: أخبرنا معمر ويونس، عن الزهري قال: أخبرني عبيد الله بن عبد الله بن عتبة بن مسعود: أن عائشة رضي الله عنها زوج النبي صلى الله عليه وسلم قالت: لما ثقل رسول الله صلى الله عليه وسلم، استأذن أزواجه أن يمرض في بيتي، فأذن له.
Araplar bir şey’e şaşırınca ‘Sübhanallah’ derler, Ashabın aklının ucundan bile Nebi s.a.v. hakkında kötü bir düşünce geçmez, bununla beraber şeytan’ın boş durmayacağını muhteşem uslubu ile Nebi s.a.v. bu şekilde bize öğretti. حدثنا إبراهيم بن المنذر: حدثنا أنس بن عياض، عن عبيد الله، عن محمد بن يحيى بن حبان، عن واسع بن حبان، عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: ارتقيت فوق بيت حفصة، فرأيت النبي صلى الله عليه وسلم يقضي حاجته، مستدبر القبلة، مستقبل الشأم.
Kitabü'l-fıten bölümünde yapılacaktır. حدثنا عبد الله بن يوسف: أخبرنا مالك، عن عبد الله بن أبي بكر، عن عمرة بنت عبد الرحمن: أن عائشة زوج النبي صلى الله عليه وسلم أخبرتها: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان عندها، وأنها سمعت صوت إنسان يستأذن في بيت حفصة، فقلت: يا رسول الله، هذا رجل يستأذن في بيتك، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (أراه فلانا - لعم حفصة من الرضاعة - الرضاعة تحرم ما تحرم الولادة).
İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "İmam Buhari bu başlık altında söz konusu evlerin hayatta oldukları sürece Resulullah'ın sallaııahu aleyhi ve sellem hanımlarına ait olduğunu açıklamak istemiştir. Zira evler onlara nispet edilerek zikredilmiştir. Çünkü onların geçimleri için gerekli nafakanın ve barınma ihtiyaçlarının daha sonra da karşılanması Hz. Nebi'e sallaııahu aleyhi ve sellem has özelliklerden birisidir. Zira Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem eşleri ondan sonra başka hiç kimse ile evlenemezler. "

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.