

Zincir musanniften sözün kaynağına doğru okunur; her halka bir sonrakinden aktarır. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir.

Buhari bu başlık altında 11 hadis zikretmiş bulunmaktadır. Birinci hadis olan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste: "Allah Adem'i 70 zira' (arşın) boyunda yaratmıştır" diye buyurmaktadır. Bu hadisi Abdurrezzak, Ma'mer'den: "Allah Adem'i sureti üzere ve 60 zira' olarak yaratmıştır" şeklindedir. Bu rivayet ileride isti'zan (izin alma) bölümünün baş taraflarında gelecektir. ltk (kölelikten azad etme) bölümü esnasında da bu lafzın anlamı ile ilgili açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Bu rivayet buradaki ("Sureti" anlamındaki lafızdaki) zamirin Adem'e ait olduğunu kabul edenlerin görüşlerini desteklemektedir. Yani yüce Allah, onu suretlendirirken yarattığı şekliyle var etmiştir. Soyundan gelenler gibi yaratılışında ne halden hale geçmiştir, ne de rahimden rahime.
Aksine Allah onu kendisine ruh üflediği ilk andan itibaren eksiksiz ve her şeyi yerli yerinde tam bir adam olarak yaratmıştır. Bunun akabinde "boyunun altmış zira' olduğu"nu belirtmektedir. Burada da zamir Adem'e aittir. "Sureti üzere" buyruğunun, tabiatçıların görüşünü çürütmek amacı ile, yaratılışında kimse Allah ile ortak olmamıştır, anlamında olduğu da söylenmiştir. Özellikle sözkonusu edilmesi ise, daha üst mertebede olanın zikredilmesi ile daha alt mertebede bulunana dikkat çekmek içindir.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Cennete girecek olan herkes Adem'in Sureti" yani onun nitelikleri "üzere girecektir." Bu da kusur olarak kabul edilen siyahlık ve daha başka niteliklerin cennete girileceği vakit ortadan kalkacağına delildir. "Hilkat (yaratılış) şu ana kadar eksilip durmaktadır." Yani her bir nesil kendisinden önceki nesilden daha kısadır, boy. kısalması bu ümmete kadar devam edip gelmiştir ve bu şekilde kısalık karar kılmış (sona ermiş)dir.
İbnu't-Tin der ki: "Hilkat hala eksilip durmaktadır" ifadesinin anlamı şudur: Kişi nasıl azar azar artış gösteriyor ve bu, bir iki saat ve bir iki günde fark edilemiyor ancak zamanla anlaşılabiliyor ise, eksilmekteki durum da bu şekildedir. Ancak bu açıklamaya göre Semud halkının diyarı gibi geçmiş ümmetlerden kalan ve şu anda görülen eserlerin izahını yapmak zor bir durumdur.
Çünkü onların kalmış oldukları meskenler, boylarının sözü geçen bu tedrici kısalmanın gerektirdiği şekilde ileri derecede kısa olmadıklarını göstermektedir. Onların yaşadıkları dönemin eski olduğunda şüphe yoktur. Aynı şekilde onlar ile Adem arasında geçen sürenin de kendileri ile bu ümmetin ilkieri arasında geçen süreden daha az olduğunda da şüphe yoktur. Şu ana kadar ben açıklanması zor olan bu durumu izah edebileceğim güçlü bir açıklama şekli bulabilmiş değilim.
"şayet İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı." Denildiğine göre bunun Asıl sebebi şudur: İsrailoğulları selva (bıldırcın) etlerini sakladılar. Halbuki bu daha önce kendilerine yasaklanmıştı. Bundan dolayı bu şekilde cezalandırıldılar. Bunu Kurtubi nakletmiş, başkaları da bunu Katade'den diye rivayet etmiştir. Kimi ilim adamının da dediğine göre bunun anlamı şudur: Eğer İsrailoğulları kokana kadar eti saklama işini başlatmamış olsaydı, et saklama cihetine gidilmez ve dolayısıyla kokmazdı.
"Havva" Adem'in hanımıdır. Her bir hay (canlı insan)ın annesi olduğundan dolayı ona bu ismin verildiği de söylenmiştir. "Hiçbir dişi kocasına ihanet etmezdi" buyruğu ile Havva'nın Adem'e yasak ağacın meyvesinden yemeyi güzel göstererek sonunda onu bu işi yapmaya kadar ittiğine işaret edilmektedir. Onun ihanet etmesinin anlamı, İblis'in ona güzel gösterdiğini kabul edip, sonunda bunu da Adem'e güzel göstermesidir. O Adem'in kızlarının annesi olduğundan ötürü, ondan doğmuş olmaları sebebiyle kızları da annelerine benzemiştir ve bu damar onlara da sirayet etmiştir. Fiiliyle yahut da sözüyle kocasına hainlik etmekten kurtulan hiçbir kadın hemen hemen yoktur.
Burada sözü geçen hainlikten maksat, fuhşiyat işlemek değildir, Asla! Ancak Havva'nın, ağaçtan yemek hususunda arzusu doğrultusunda hareket etmek iste yip, bunu da Adem'e güzel göstermesi ona bir hıyanet olarak sayılmıştır. Ondan sonra gelen kadınların her birisinin hainliği ise kendi durumuna göre değişiklik gösterebilir. Şu hadis de (bu yönüyle) buna yakındır: "Adem inkar etti, bu sebeple onun soyundangelenler de inkar etti"
Hadis, aynı şekilde erkeklere, onların ilk annelerinin yapmış oldukları hatırlatılarak zevcelerinden gördükleri hususlar için bir tesellidir. Bunun, onların tabiatlarının bir gereği olduğu hatırlatılmaktadır. O halde, kasıt kusurları kınamakta aşırıya gitmemelidir. Onların da bu kabilden işleri alabildiğine çoğaltarak böyle bir huyun kendilerinde yer etmemesine dikkat etmeleri, hatta nefislerini dizginlemeleri arzu ve isteklerine karşı da mücadele etmeleri gerekir. Yardımı Allah'tan dileriz.
"Tavsiyemi kabul ediniz." Onlar hakkındaki tavsiyemi kabul ediniz, gereğince uygulama yapınız, onlara yumuşak davranınız, onlarla güzel geçininiz, demektir. "Kaburga kemiğinin en eğri tarafı, onun üst kısmıdır" buyruğunda denildiğine göre kadında en eğri tarafının dili olduğuna işaret edilmektedir. "Onu düzeltmeye kalkışırsan kırarsın." Denildiğine göre bu, boşamaya bir misaldir. Eğer sen ondan eğriliğini terk etmesini isteyecek olursan sonunda durum ondan ayrılmaya kadar gider, demektir. Bunu da Müslim'de yer alan el-A'rec'in, Ebu Hureyre'den diye naklettiği rivayetteki şu ifadeler desteklemektedir: "Eğer sen onu (kadını) düzeltmeye kalkışırsan kırarsın, onu kırmak ise onu boşamaktır."
"Yüce Allah cehennemlikler arasında azabı en hafif olan kimseye ... diyecektir" buyruğunda sözkonusu edilen kişinin, Ebu Talib olduğu söylenmiştir. İleride yüce Allah'ın izniyle er-Rikaak adlı bölümün sonlarında açıklaması gelecektir. Bunun konu başlığı ile ilişkisi ise "Sen henüz Adem'in sulbünde iken" şeklindeki ifadedir. Bunda da yüce Allah'ın: "Hani, Rabbin Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak ben sizin Rabbiniz değil miyim diye buyurmuştu.
" [A'raf, 172] buyruğuna işaret edilmektedir. Onun cu hadis ise, Abdullah b. Mes'ud'un rivayet ettiği hadis olup: "Zulmen öldürülen her bir nefis dolayısıyla mutlaka ilk Ademoğluna kanından da bir pay verilir" hadisi olup, ileride kısas bölümünde açıklaması gelecektir. KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1371-2 2. RUHLAR BİR ARAYA GETİRİLMİŞ KAFİLELERDİR قال: قال الليث، عن يحيى بن سعيد، عن عمرة، عن عائشة رضي الله عنها قالت: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: (الأرواح جنود مجندة، فما تعارف منها ائتلف وما تناكر اختلف). وقال يحيى بن أيوب: حدثني يحيى ابن سعيد: بهذا.
"Ruhlar özelliklerine göre bir araya getirilmiş kafilelerdir" buyruğu hakkında Hattabi şunları söylemektedir: Bunun hayır, şer, salah ve fesad hususları arasında benzerlik olduğuna ve hayırlı bir kimsenin kendisi gibilerine karşı bir şevk duyduğuna, şerli bir kimsenin de aynı şekilde kendisi gibi olanlara meylettiğine bir işaret olması ihtimali vardır. Ruhların tanışmaları, tabiatıarındaki hayır ve şerre göre gerçekleşir. Bu hususta aralarında ittifak olursa tanışırlar, ayrılık olursa birbirlerinden uzaklaşırlar.
"Bir araya getirilmiş kafileler" yani cinslerine, türlerine göre bir araya getirilmiş yahut bir araya getirilip toplanmış topluluklar demektir. İbnu'l-Cevzi der ki: Bu hadisten anlaşıldığı üzere insan, içinde faziletli bir kimseye ya da salih bir zata karşı bir nefret duyacak olur ise, bunu gerektiren hususun ne olduğunu araştırmalıdır. Böylelikle bu iyi olmayan nitelikten kurtulabilmesi için onu ortadan kaldırmaya çalışma imkanını bulabilir.
KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1371-3 3. YÜCE ALLAH'IN: "ANDOLSUN BİZ NUH'U KAVMİNE GÖNDERMİŞTİK."[Hud, 25] AYETİ HAKKINDA قال ابن عباس: {بادئ الرأي} /هود: 27/: ما ظهر لنا. {أقلعي} /هود: 44/: أمسكي. {وفار التنور} /هود: 40/: نبع الماء، وقال عكرمة: وجه الأرض. وقال مجاهد: {الجودي} /هود: 44/: جبل بالجزيرة. {دأب} /المؤمن: 31/: مثل حال. {واتل عليهم نبأ نوح إذ قال لقومه يا قوم إن كان كبر عليكم مقامي وتذكيري بآيات الله - إلى قوله - من المسلمين} /يونس: 71 - 72/.
İbn Abbas dedi ki: "İşin başından görüyoruz" [Hud, 27], baştan itibaren bize görünen demektir. "Tandır kaynayınca" [Hud, 40] oradan su fışkırınca demektir. İkrime bunu yerin yüzü diye açıklamıştır. Mücahid dedi ki: "Cudi" Cezire'de bir dağın adıdır. [Hud 44] "Gerçekten biz Nuh'u kavmine: Kendilerine çok acıklı bir azap gelmeden önce kavmini korkutup uyar diye gönderdik" buyruğundan itibaren Surenin sonuna kadar Nuh, 1-28; "Onlara Nuh'un haberini de oku. Hani o kavmine şöyle demişti: 'Ey kavmim!
Eğer aranızda kalmam ve Allah'ın ayetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa ... Bana Müslümanlardan olmam emrolundu."Yunus, 71,72 حدثنا عبدان: أخبرنا عبد الله، عن يونس، عن الزهري: قال سالم: وقال ابن عمر رضي الله عنهما: قام رسول الله صلى الله عليه وسلم في الناس، فأثنى على الله بما هو أهله، ثم ذكر الدجال فقال: (إني لأنذركموه، وما من نبي إلا أنذره قومه، لقد أنذر نوح قومه، ولكني أقول لكم فيه قولا لم يقله نبي لقومه: تعلمون أنه أعور، وأن الله ليس بأعور).
"Andolsun biz Nuh'u kavmine (Resulolarak) gönderdik. " [Hud, 25] buyruğu ile ilgili olarak İbn Cerir'in naklettiğine göre, Nuh'un doğumu Adem'in vefatından 126 yıl sonra olmuştur. 350 yaşında iken Nebi olarak gönderilmiştir. Başka görüşler de ileri sürülmüştür. Tufandan sonra 350 yıl yaşadığı söylendiği gibi, onun Nebi olarak gönderilmeden önce, gönderildikten sonra ve tufandan sonra 950 yıl yaşadığı da söylenmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
İbn Hibban'ın Sahih'inde Ebu Umame yoluyla gelen hadiste belirtildiği ne göre: "Bir adam, ey Allah'ın Resulü dedi. Adem bir nebi mi idi? Allah Resulü, evet diye cevap verdi. Peki onun ile Nuh arasında ne kadar vardı, diye sorunca Allah Resulü: On karn (nesil), diye buyurdu." "Kıyamet gününde ben insanların efendisiyim" sözlerinde özellikle efendi (seyyid) oluşunu sözkonusu etmesi, o gün onun bu özelliğinin açıkça ortaya çıkacak olacağından dolayıdır. Çünkü bütün nebiler onun sancağı altında olacaklardır. İleride Rikak bahsinde geleceği üzere Allah onu Makam-ı Mahmud'a ulaştıracaktır. Orada hadisin geri kalan bölümlerinin açıklaması da -yüce Allah'ın izniyle- gelecektir. Bu başlıkta hadisin asıl dikkat çekilmek istenen bölümü, "Ey Nuh, sen yeryüzündekilere gönderilen ilk Resulsün ve Allah senden şükreden bir kul diye söz etmiştir" bölümüdür. Onun ilk Resuloluşu, Adem'in bir nebi oluşu dolayısıyla açıklanması zor görülmüştür.
Çünkü zorunlu olarak şunu biliyoruz ki, o belli bir şeriate göre ibadet ediyordu. Onun çocukları da bunu ondan öğrenmişlerdi. Buna göre o, çocuklarına gönderilmiş bir Resuldü. Bu durumda ilk Resul, Adem olmaktadır. O halde hesap için Mevkıfde bekleyecek olanların Nuh'a "yeryüzündekilere" kaydı ile hitap etmelerinin gerekçesi şu olabilir: Adem zamanında yeryüzünde yerleşik insanlar yoktu. Yahut da Adem'in çocuklarına Resul olarak gönderilmesi, bir bakıma çocuklarını terbiye etmek kabilinden idi.
Nuh'un risaletinden kastın şu olma ihtimali de vardır: O hem kendi çocuklarına, hem de çeşitli ülkelere dağılmış bulunan diğer ümmetlere de Resulolarak gönderilmişti. Adem ise sadece kendi çocuklarına Resulolarak gönderilmişti ve çocukları tek bir ülkede (şehirde) bir arada bulunuyorlardı. 4. "MUHAKKAK İLYAS DA GÖNDERİLMİŞ RESULLERDENDİ. HANİ KAVMİNE: KORKMAZ MISINIZ? DEMİŞTİ. .. SONRA GELENLER ARASINDA ÜZERİNE (GÜZEL ÖVGÜ) BlRAKTIK." [Saffat,123-130] {وإن إلياس لمن المرسلين.
إذ قال لقومه ألا تتقون. أتدعون بعلا وتذرون أحسن الخالقين. الله ربكم ورب آبائكم الأولين. فكذبوه فإنهم لمحضرون. إلا عباد الله المخلصين. وتركنا عليه في الآخرين} قال ابن عباس: يذكر بخير {سلام على أهل ياسين. إنا كذلك نجزي المحسنين. إنه من عبادنا المؤمنين} /الصافات: 123 - 132/. يذكر عن ابن مسعود وابن عباس: أن إلياس هو إدريس. İbn Abbas dedi ki: Ondan hayırla söz edilmektedir. "İlyas'a selam olsun. Biz ihsan edicileri muhakkak böyle mükafatlandırırız. Gerçekten o iman eden kullarımızdandı. "[Saffat,130] İbn Mes'ud ile İbn Abbas'dan zikredildiğine göre İlyas, İdris'in kendisidir.
5. NUH'UN BABASININ DEDESİ OLAN İDRİS ALEYHISSELAM, -Kİ NUH'UN DEDESİ OLDUĞU DA SÖYLENİR (İKİSİNE DE SELAM OLSUN)- VE YÜCE ALLAH'IN: "BİZ ONU YÜCE BİR MAKAMA YÜKSELTTİK."[Meryem, 57] AYETİ قال عبدان: أخبرنا عبد الله: أخبرنا يونس، عن الزهري (ح). حدثنا أحمد بن صالح: حدثنا عنبسة: حدثنا يونس، عن ابن شهاب قال: قال أنس: كان أبو ذر رضي الله عنه يحدث: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (فرج سقف بيتي وأنا بمكة، فنزل جبريل ففرج صدري، ثم غسله بماء زمزم، ثم جاء بطست من ذهب، ممتلئ حكمة وإيمانا، فأفرغها في صدري، ثم أطبقه، ثم أخذ بيدي فعرج بي إلى السماء، فلما جاء إلى السماء الدنيا قال جبريل لخازن السماء: افتح، قال: من هذا؟ قال: هذا جبريل، قال: معك أحد؟ قال: معي محمد، قال: أرسل إليه؟ قال: نعم فافتح، فلما علونا إلى السماء إذا رجل عن يمينه أسودة وعن يساره أسودة، فإذا نظر قبل يمينه ضحك، وإذا نظر قبل شماله بكى، فقال: مرحبا بالنبي الصالح والابن الصالح، قلت: من هذا يا جبريل؟ قال: هذا آدم، وهذه الأسودة عن يمينه وعن شماله نسم بنيه، فأهل اليمين منهم أهل الجنة، والأسودة التي عن شماله أهل النار، فإذا نظر قبل يمينه ضحك، وإذا نظر قبل شماله بكى، ثم عرج بي جبريل حتى أتى السماء الثانية، فقال لخازنها: افتح، فقال له خازنها مثل ما قال الأول ففتح).
قال أنس: فذكر أنه وجد في السماوات إدريس وموسى وعيسى وإبراهيم، ولم يثبت لي كيف منازلهم، غير أنه قد ذكر: أنه وجد آدم في السماء الدنيا، وإبراهيم في السادسة. وقال أنس: (فلما مر جبريل بإدريس قال: مرحبا بالنبي الصالح والأخ الصالح، فقلت: من هذا؟ قال: هذا إدريس، ثم مررت بموسى، ثم مررت بعيسى، فقال: مرحبا بالنبي الصالح والأخ الصالح، قلت: من هذا؟ قال: عيسى، ثم مررت بإبراهيم فقال: مرحبا بالنبي الصالح، والابن الصالح، قلت: من هذا؟ قال: هذا إبراهيم).
قال: وأخبرني ابن حزم: أن ابن عباس وأبا حبة الأنصاري كانا يقولان: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (ثم عرج بي، حتى ظهرت لمستوى أسمع صريف الأقلام). قال ابن حزم وأنس بن مالك رضي الله عنهما: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (ففرض الله علي خمسين صلاة، فرجعت بذلك، حتى أمر بموسى، فقال موسى: ما الذي فرض على أمتك؟ قلت: فرض عليهم خمسين صلاة، قال: فراجع ربك، فإن أمتك لا تطيق ذلك، فرجعت فراجعت ربي فوضع شطرها، فرجعت إلى موسى، فقال: راجع ربك، فذكر مثله فوضع شطرها، فرجعت إلى موسى فأخبرته فقال: راجع ربك، فإن أمتك لا تطيق ذلك، فرجعت فراجعت ربي، فقال: هي خمس وهي خمسون، لا يبدل القول لدي، فرجعت إلى موسى، فقال: راجع ربك، فقلت: قد استحييت من ربي، ثم انطلق حتى أتى السدرة المنتهى، فغشيها ألوان لا أدري ما هي، ثم دخلت الجنة، فإذا فيها جنابذ اللؤلؤ، وإذا ترابها المسك).
"Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik" buyruğunda yüce Allah'ın ondan "kardeşleri" diye söz etmesi, onların kabilesinden oluşundan dolayı idi. Yoksa din kardeşliği cihetiyle böyle buyurmamıştır. "Hani o kavmini Ahkaf denilen yerde ... Biz günahkarlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız."[Ahkaf,21-25] buyruğunda geçen "el-Ahkaf' kelimesi "hıkf"in çoğulu olup, eğriliği bulunan kum yığınları demektir. Burada kasıt, Ad kavminin meskenleridir.
İkinci hadis, Ebu Saıd el-Hudri'nin rivayet ettiği ve Haricileri söz konusu eden bir hadistir. (Hadisin senedinin başında yer alan) "İbn Kesir, Süfyan'dan naklen dedi ki ... " ile ilgili olarak, yüce Allah'ın izniyle Meğazi bölümünde yeteri kadar açıklamalar gelecektir. Burada hadisin konu ile ilgili olan kısmı: "Eğer onlara yetişecek olursam andolsun onları A.d'ın öldürüldüğü gibi öldürürüm" bölümüdür. Yani onlardan kimse geri kalmayacak şekilde öldürürüm. Bununla yüce Allah'ın: "Şimdi onlardan geriye kalanı görüyor musun?"[Hakka, 8] buyruğudur. Yoksa onları Ad' ın öldürüldüğü aracın aynısıyla onları öldüreceğini kastetmiş değildir.