

"Nebi İbrahim'in oğlu İshak'ın kıssası" ile ilgili olarak İbn İshak'ın naklettiğine göre Hacer, İsmail'e hamile kalınca Sara kıskandı, o da İshak'a hamile kaldı. Her ikisi birlikte doğurdu ve iki çocuk da beraber büyüdü. 14. "YOKSA SİZ ÖLÜM YAKUB'A GELİP ÇATTIĞI ZAMAN ORADA HAZIR MIYDINIZ? BİZ ONA TESLİM OLMUŞUZ."[Bakara, 133] AYETİ حدثنا إسحاق بن إبراهيم: سمع المعتمر، عن عبيد الله، عن سعيد بن أبي سعيد المقبري، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قيل للنبي صلى الله عليه وسلم: من أكرم الناس؟ قال: (أكرهم أتقاهم).
قالوا: يا نبي الله، ليس عن هذا نسألك، قال: (فأكرم الناس يوسف نبي الله، ابن نبي الله، ابن نبي الله، ابن خليل الله).قالوا: ليس عن هذا نسألك، قال: (فعن معادن العرب تسألونني). قالوا: نعم، قال: فخياركم في الجاهلية خياركم في الإسلام، إذا فقهوا). "Yoksa siz ölüm Yakub'a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız? Hani o oğullarına ... demişti" buyruğu ile ilgili olarak Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bu başlık ile bu hadisin uygunluğu, Yusuf aleyhisselam'ın nesebini serdetmesi bakımından hadisin ayet ile uyum arzetmesi cihetiyledir.
Ayetin muhtevasında Yakub'un vefatı esnasında çocuklarına hitapta bulunarak onları İslam üzere sebat göstermeye teşvik ettiği belirtilmektedir. Çocukları da kendisine: Onun ataları İbrahim, İsmail ve İshak'ın da ilahı olan bir tek ilahına ibadet edeceklerini söylediler. Yakub'un çocuklarından birisi de Yusuf aleyhisselam'dır. Buna göre hadis, Yusuf'un nesebini açıkça ifade etmekte, onun İbrahim'in oğlu, İshak'ın oğlu, Yakup'un oğlu olduğunu belirtmektedir. Ayrıca hadisin ifadeleri arasında bunların dördünün de birer nebi olduğunu fazladan ifade etmiş olmaktadır.
"Ey Allah'ın Nebii bizim sana sorduğumuz bu değildir dediler. O insanların en kerimi Yusuftur diye buyurdu." Bundan önceki ilk cevap, salih ameller ile erişilen şerefi açıklamakla ilgili idi. Buradaki ikinci cevap ise, salih nesep dolayısıyla erişilen şerefi açıklamakla alakalıdır. "Yoksa siz bana Arapların cevherleri hakkında mı soruyorsunuz?" Onların neseplerinin ulaştığı ve bunlar dolayısıyla birbirlerine karşı öğündükleri asılları demektir. Bunlara "cevherler (meadin: madenler)" denilmesi ise bunların farklı istidadlara sahip oluşlarından ötürüdür. Yahut da onları nasıl ki madenler, cevherleri ihtiva ediyor ise kendileri de şerefi ihtiva ettiklerinden ötürü onları madenlere benzetmiş olmaktadır.
"Cahiliye döneminde hayırlı olanlarınız fakih olmaları şartıyla İslam'da da hayırlılarınızdır. " "Hayırlılarınız" lafzının "hayır(lı)"nın çoğulu olma ihtimali olduğu gibi, üstünlük bildiren en hayırlılarınızı da kastetmiş olma ihtimali vardır. Buna göre dörtlü bir taksim ile karşı karşıya bulunuyoruz: En faziletliler, hem cahiliye döneminde, hem İslam döneminde şerefli olanlardır.
Bunların cahiliye dönemindeki şerefleri tabiata uygunluğu veya uygun olmayışı cihetiyle güzel özelliklere sahip olmak bakımından idi. Özellikle de aynı niteliklere sahip babaların nesebinden gelmekle ortaya çıkan bir üstünlüktür. Bundan sonra şerefi övülmeye değer hasletlerle İslamdaki şeref gelir. Aralarında mertebe itibariyle en yüksekleri ise buna dinde fakih olmak özelliğini katanlardır.
Bunun karşısında ise cahiliye döneminde şerefi daha aşağı mertebede olup, İslam geldikten sonra da bu hali devam eden kimsedir. İşte bu mertebelerin en aşağısıdır. Üçüncü kısım ise İslam döneminde şeref sahibi olup, dinde fakih olmakla birlikte cahiliye döneminde şerefli alandır. Bundan daha alt mertebede ise böyle• olmakla birlikte fakih olamayandır. Dördüncü kısım ise cahiliye döneminde şerefli olmakla birlikte, İslamda şerefi itibariyle daha alt mertebeye düşendir. Bu ise bir önceki mertebeden daha aşağıdadır. Eğer dinde fakih olursa, cahil fakat şerefli olan kimseden daha yüksek bir mertebede olur.
KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1386-2 {ولوطا إذ قال لقومه أتأتون الفاحشة وأنتم تبصرون. أئنكم لتأتون الرجال شهوة من دون النساء بل أنتم قوم تجهلون. فما كان جواب قومه إلا أن قالوا أخرجوا آل لوط من قريتكم إنهم أناس يتطهرون. فأنجيناه وأهله إلا امرأته قدرناها من الغابرين. وأمطرنا عليهم مطرا فساء مطر المنذرين} /النمل: 54 - 58/. 15. "LUT'U DA (NEBİ GÖNDERDİK). HANİ O KAVMİNE DEMİŞTİ Kİ: 'SİZ BU FUHŞU BİLE BİLE Mİ İŞLERSİNİZ? SİZ KADINLARI BIRAKIP, ŞEHVETLE ERKEKLERE Mİ YAKLAŞIRSINIZ? DOĞRUSU SİZ CAHİLLİK EDEN BİR KAVİMSİNİZ.' KAVMİNİN CEVABI: 'LUT''U DA, AİLESİNİ DE MEMLEKETİNİZDEN ÇIKARIN. ÇÜNKÜ ONLAR TEMİZLİK TASLAYAN KİMSELERDİR' DEMELERİNDEN BAŞKA BİR ŞEY OLMADI BİZ DE ONU VE AİLESİNİ KURTARDIK. KARISI MÜSTESNA. ONUN KALANLARDAN OLMASINI TAKDİR ETMİŞTİK .. BİZ ÜZERLERİNE BİR YAĞMUR YAĞDIRDIK. KORKUTULANLARIN YAĞMURU NE KÖTÜDÜR!"
[Neml, 54-58] AYETİ حدثنا أبو اليمان: أخبرنا شعيب: حدثنا أبو الزناد، عن الأعرج، عن أبي هريرة رضي الله عنه: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (يغفر الله للوط، إن كان ليأوي إلى ركن شديد). "Lut'u da (Nebi gönderdik). Hani o kavmine demişti ki: 'Siz bu fuhşu bile bile mi işlersiniz? .. Korkutulanların yağmuru ne kötüdür!"[Neml, 54-58] Denildiğine göre Lut, Haran'ın, o Tareh (Taruh)'in oğludur.
İbrahim aleyhisselam'ın kardeşinin oğludur. Yüce Allah onun kavmi ile kıssasını A'raf, Lut, Şuara, Nemi, Saffat ve daha başka Surelerde bize anlatmış bulunmaktadır. Bu kıssanın hulasası şudur: Onlar erkeklerle ilişki kurma sapıklığını başlatmışlardı. Lut kendilerini tevhide ve bu hayasızlıktan vazgeçmeye davet etti. Onlar ise vazgeçmemekte ısrar ettiler. Onlardan kimse de Lut'a yardımcı olmadı. Şehirleri Sedum diye adlandırılıyordu. Bu şehirler Şam (Suriye) topraklarında Gor Zahar'da bulunmaktadır. Yüce Allah onları helak etmek isteyince Cibril, Mikail ve İsrafil'i İbrahim'e gönderdi. Ona misafir oldular gittiler. Ona da misafir oldular. O kavminin bunlara zarar vereceğinden korktu, onlara dair haberi saklamak istedi. Ancak hanımı, ona misafirlerinin gelmiş olduğu haberini kavmine ulaştırdı. Kavmi yanına gelerek misafirlerin durumunu gizlediğinden ötürü ona çıkıştılar. Onları ele geçireceklerini sandıklarında yüce Allah Cibril vasıtası ile onları helak etti. Lut -karısı dışında- ailesi halkıyla onların yanından çıkıp gitti. Karısı ise kavmi ile birlikte geride kaldı, yahut da Lut ile beraber çıkmakla birlikte azap ona yetişti. Cibril şehirleri kanadının bir ucuyla alt üst etti. Şehirlerinin üstü altına geldi.
Şehirlerinin bulunduğu yerde, suyundan ve çevresinde bulunan hiçbir şeyden yararlanmaya imkan bulunmayan kötü kokan bir göloldu. "Allah Lut'a mağfiret buyursun. (Zaten) o şüphesiz pek güçlü bir yere sığınıyordu." O esasen yüce Allah'a sığınıyordu. Nebi (s.a.v.) bu sözleriyle yüce Allah'ın şu buyruğuna işaret etmektedir: "Keşke size yetecek gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim!" [Hud, 80] Denildiğine göre Lut kavmi arasında onunla aynı soyda birleşen hiç kimse yoktu. Onlar Sedum'lu idiler. Burası da Şam bölgesindendir. İbrahim ile Lut'un asıl menşeleri ise Irak'tır. İbrahim Şam'a hicret edince onunla beraber Lut da hicret etti. Yüce Allah da Lut'u Sedumlulara Nebi gönderince şöyle demişti: Keşke beni koruyacak kimselerim, akrabalarım ve aşiretim olsaydı. Misafirlerimi savunmaları için size karşı onların yardımını isteyecektim.
Nevevi der ki: Misafirlerinin durumu dolayısıyla dehşete kapılınca bu sözleri söylemiş olması yahut da o, içten içe Allah'a sığınmakla birlikte misafirlerine karşı mazeret olsun diye bu sözleri açıktan söylemiş olması da mümkündür. Aşirete burada rükün (mealde: yer) denilmesinin sebebi, rükne dayanılmasından ve onunla korunulmasından dolayıdır. Bununla aşireti, güçleri ve koruyuculukları dolayısıyla dağın rüknüne benzetmiş olmaktadır.
باب: {فلما جاء آل لوط المرسلون. قال إنكم قوم منكرون} /الحجر: 62/. 16. "NİHAYET LUT'A ELÇİLER GELİNCE, DOĞRUSU SİZ TANINMADIK KİMSELERSİNİZ DEDİ."

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.