

"Racil" kelimesi, saçları yağlı ve aşağı salınmış demektir. "Şenuelilerden bir adam gibi." Bunlar Yemen'den bir kabile olup, Şenue'ye nispet edilirler. Bunun da adı Abdullah b. Ka'b b. Abdullah b. Malik b. Nasr b. el-Ezd'dir. ed-Davudi dedi ki: Ezdliler uzun boylu olmakla tanınırlar. "İbrahim'in soyundan gelenler arasında İbrahim'e en çok benzeyen kişi de benim." Kastedilen kişi İbrahim Halilullah aleyhisselam'dır.
"Sonra bana iki kap getirildi." Buna dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle es-Siretu'n-Nebeviyye bahsinde, İsra hadisinde gelecektir. (Bakınız: Enbiya bölümü, 47. bab, 3437. hadis) باب: قول الله تعالى: {وواعدنا موسى ثلاثين ليلة وأتممناها بعشر فتم ميقات ربه أربعين ليلة وقال موسى لأخيه هارون اخلفني في قومي وأصلح ولا تتبع سبيل المفسدين. ولما جاء موسى لميقاتنا وكلمه ربه قال رب أرني أنظر إليك قال لن تراني - إلى قوله - وأنا أول المؤمنين} /الأعراف: 143/.
25. VÜCE ALLAH'IN: "MUSA İLE OTUZ GECE SÖZLEŞTİK VE BUNA AYRICA ON GECE DAHA KATTIK. BÖYLELİKLE RABBİNİN TAYİN BUYURDUĞU VAKİT KIRK GECEYE TAMAMLANDI' MUSA KARDEŞİ HARUN'A: 'KAVMİM İÇİNDE YERİNE GEÇ, ISLAH ET, FESADÇILARIN YOLUNA DA UYMA' DEDİ. MUSA TAYİN ETTİĞİMİZ VAKİTTE GELİP DE RABBİ ONUNLA KONUŞUNCA: 'RABBİM, BANA KENDİNİ GÖSTER DE SANA BAKAVIM' DEDi. BUYURDU Kİ: 'BENİ ASLA GÖREMEZSİN ... ' ' ... VE BEN İMAN EDENLERİN İLKİYİM' DEDİ."[A'raf, 142-143] AYETLERİ.
يقال: دكه زلزله، {فدكتا} /الحاقة: 14/: فدككن، جعل الجبال كالواحدة، كما قال الله عز وجل: {أن السماوات والأرض كانتا رتقا} /الأنبياء: 30/. ولم يقل كن، رتقا: ملتصقتين. {أشربوا} /البقرة:93/: ثوب مشرب مصبوغ. قال ابن عباس: {انبجست} /الأعراف: 160/: انفجرت. {وإذ نتفنا الجبل} /الأعراف: 171/: رفعنا. (142. ayette geçen): دكه "Dekke" sarstı, zelzeleye uğrattı, demektir. (Yüce Allah el-Hakka, 68/14 te dağların dekk edilmesinden tesniye (ikili olarak söz etmektedir.) Dağların birbirine dekk edilmesinden, tek bir dağmış gibi dimdik edilmeleri demektir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Göklerle yer birleşik ve yapışık idi. Biz onları (o ikisini) birbirinden ayırdık.
"[Enbiya, 30] Yüce Allah burada gökle ;er için çoğul, dişi! zamir kullanmayarak tesniye zamir kullanmıştır. حدثنا محمد بن يوسف: حدثنا سفيان، عن عمرو بن يحيى، عن أبيه، عن أبي سعيد رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (الناس يصعقون يوم القيامة، فأكون أول من يفيق، فإذا بموسى آخذ بقائمة من قوائم العرش، فلا أدري أفاق قبلي، أم جوزي بصعقة الطور). "Ve biz ona ayrıca on gece daha kattık" buyruğunda, bu sözleşmenin iki defa gerçekleşmiş olduğuna işaret vardır.
"Saik" baygın demektir. "Onlara içirildi, içirilmiş elbise, boyanmış elbise demektir. " O bununla bildiğimiz şu "içme"nin kastedilmediğine işaret etmektedir. Ebu Ubeyde Yüce Allah'ın: "Ve kalplerine buzağı içirildi."[Bakara, 93] buyruğu hakkında şunları söylemektedir: O(nun sevgisi) onlara baskın gelinceye kadar onlara içirildi, demektir. Bu da hazfli mecaz kabilindendir. Yani onların kalplerine buzağının sevgisi içirildi.
Buzağının yakıldıktan sonra külünün suya savrulduğunu, arkasından onların da bu suyu içtiklerini söyleyenler, Arapçayı bilmeyen kimselerdir. Çünkü su hakkında: Filana kalbinde içirildi, diye bir kullanım yoktur. باب: طوفان من السيل. 26. SELDEN (DOLAYI) TUFAN يقال للموت الكثير طوفان، القمل: الحمنان يشبه صغار الحلم. {حقيق} الأعراف: 105/: حق {سقط} /الأعراف: 149/: كل من ندم فقد سقط في يده.
Çokça ölüm hadisesine "tufan" da denilir. "el-Kummel" küçük kene demektir. "Hakikun" hak ve gerçek demektir. "Sukita" pişman olan herkes hakkında "sukita fi yedihi" tabiri kullanılır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.