

(İsrâ Gecesi Namaz Nasıl Farz Kılındı?) İmam Buharı bu şekilde başlık atmak suretiyle, miracın isrâ gecesinde gerçekleştiğini belirtmek istemiştir. Ancak bu konuda ihtilaf vardır. Anlatıldığına göre isrâ ile miraç, Nebi s.a.v.'in uyanık olduğu bir sırada, aynı gecede gerçekleşmiştir. Çoğunluk nezdinde meşhur olan görüş de, budur. Beyt-i Makdis'e olan isrânın Nebi s.a.v.'in uyanık halinde meydana geldiği konusunda İhtilaf olmaması gerekir. Çünkü Kur'an'ın zahiri bunu göstermektedir. Ayrıca Kureyşliler bu olayı yalanlamışlardı. Eğer isrâ, rüyada gerçekleşmiş olsaydı, bu durumu, hatta bundan daha olağanüstü durumları yalanlamazlardı.
Namazın neden miraç gecesi farz kılındığının hikmeti şu şekilde izah edilir: Nebi s.a.v. hikmet dolu zemzem suyuyla yıkanınca hem zahiren hem de batınen arındırılmıştı. Namaz için de, mutlaka temizliğin olması gerekir. Hal böyle olunca Nebi s.a.v.'in bu durumu, namazın farz kılınmasına uygun oldu. Ayrıca onun değerinin melei a'lâ'da ortaya çıkması ve burada bulunan melekler ile peygamberlere namaz kıldırması münasip oldu. Bir de Rabbine münacatta bulunması uygun oldu. Nitekim namaz kılan kişi Rabbine münacatta bulunuyor demektir.
İbn Abbâs'tan gelen hadisin bâb başlığı ile ilgisi: Hadise göre namaz, hicretten önce Mekke döneminde farz kılınmıştır. Çünkü Ebu Süfyan Herakleios'la görüştüğü zamana kadar Nebi (s.a.v.) ile hiç karşılaşmamıştı. Bu durumda, gerçekten Nebi s.a.v.'in ona, bir takım hususları emreden konumunda olması mümkün değildir. İsrânın hicretten önce gerçekleştiği konusunda zaten ihtilaf yoktur.
Dolayısıyla burada namazın ne zaman farz kılındığı belirtilmiştir. Bunun da, namazın ne şekilde farz kılındığı ile bir ilgisi yoktur. Fakat ondan önce meydana gelen hadiselerden biridir. Nitekim İmam Buhârî'nin buna benzer bir uygulaması "Vahiy Nasıl Başladı" başlığı altında geçmişti. Orada da, gayesiyle ilgili meseleleri zikretmişti. Bu şekilde, bu rivayetin bab başlığı ile uyumu ortaya çıkar.
"Evin tavanı açıldı" derken buradaki hikmet, meleğin gökyüzünden bir anda herhangi bir şeye iltifat etmeden aniden evin içine düşer gibi dalmasıdır. Böyle olmasının nedeni Cebrail'in Allah'a münacatta mübalağa etmek ve bu konudaki İsteğin daha önceden söz konusu olmayan bir şey olduğu hususunda bir uyarı olmasıydı. Bundaki sır ve hikmet İsraya bir giriş mahiyetinde olan Resûlullah'ın göğsünün yarılmasıyla yapılan hazırlık da olabilir. Sanki Melek, evin tavanının aniden açılması ve tekrar aniden kapanmasıyla, göğsünün yarılmasını gerçekleştirmeden önce Resulullah'a olan şefkati ve O'nu sakinleştirmeyi hedeflediğini göstermek istemişti.
(Göğsümü yardı); Kâdî Iyâz, burada bahsi geçen Nebi s.a.v.'in göğsünün yarılma hadisesinin, küçükken süt annesi Halime'nin yanında olduğu sırada gerçekleştiği şekilde ileri sürülen görüşü tercih etmiştir. Ancak Süheylî buna itiraz ederek, Nebi s.a.v.'in göğsünün iki defa açıldığını ifade etmiştir. Doğru olan da budur. "Kitâbu't-tevhîd'in Tevhid Bölümünde Şüreyk'ten gelen hadisi açıklarken, bu meseleyi ayrıntılı bir şekilde ele alacağız. Burada özetle ifade edelim ki, göğsün ilk kez yarılması, olay sırasında kendisine "Bu, şeytanın sendeki payı" denen parçanın alınması için Nebi s.a.v.'in hazır hale getirilmesi gayesine yönelikti. İkinci kez yarılması ise, o gecede gerçekleşecek buluşmaya hazır hale gelmesi İçindi.
(iman ve hikmetle) Nevevî şöyle demiştir: "Hikmetin tarifi hakkında birbiriyle çelişen pek çok görüş vardır. Bize göre en isabetlisi şudur: Hikmet, Allah'ı bilmeye dair ne varsa hepsini kapsayan ilimdir. Tabiî bu ilimle birlikte kişinin, hakkı İyice öğrenip onunla amel edip, onun dışındakilere bulaşmaması, nefsini güzel özelliklerle süslemesi ve basiretli davranması da gerekir. Hikmetli kişi ise, bu vasıfları taşıyan kimsedir."
Kur'ân'a da, hikmet denir. Çünkü Kur'an, bu anlatılanları tamamen içerir. Aynı şekilde peygamberliğe de, hikmet denir. Bazen sadece İlim için, bazen sadece marifet İçin ve bazen de bunlara benzer şeyler için, hikmet lafzı kullanılır. (aç) Bu ifade kapının kapalı olduğunu gösterir. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Kapının kapalı olmasındaki hikmet, semanın kapısının ancak Hz. Peygamber için açıldığının kesin olarak bilinmesidir. Eğer Allah Resulü (s.a.v.) kapıyı açık bulsaydı, böyle bir mana ortaya çıkmazdı,"
(Cebrail' diye cevap verdi) Burada içeri girmek için izin isteyen kimsenin ne şekilde davranması gerektiğinin bir örneği vardır. Zira hadiste izin isteyen melek, başkalarıyla karıştırılmasın diye kendi ismini söylemiştir. (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin çıkardığı sesi duyuyordum) Hz. Peygamber kalemlerin yazarken çıkardığı sesi itmiştir. Burada meleklerin Allah Teâlâ'nın takdir ettiği kaza ve kaderi yazdıkları kasdedilmiştir.
İbnü'l-Müneyyir, Nebi s.a.v.'in namaz beş vakte indikten sonra kendisinden tekrar Rabbi'ne müracaat etmesini isteyen Hz. Musa'ya 'Rabbimden utanır oldum' demesi hakkında çok güzel bir açıklama yapmıştır: Muhtemelen Allah Resulü namaz vakitlerinin beşer beşer azaltılmasına bakarak, namazın beş vakit haline gelmesinden sonra yeni bir tahfif istemesi, namazın kalkması anlamına geldiği için utanmıştır."
(inciden gerdanlıklar) Bu ifade ile, cennette inciden yapılmış kolyeler ve gerdanlıkların bulunduğu kasdedilmiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.