

"Yüce Allah'ın: 'Anneler çocuklarını iki bütün yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir.'(Bakara, 233) buyruğu dolayısıyla iki yıldan sonra süt emmek yoktur, diyenler." Buhari bununla süt emme süresi azami otuz aydır diyen Hanefilerin görüşlerine işaret etmektedir. Onların bu husustaki delilleri de yüce Allah'ın: "Onun taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. "(Ahkaf, 15) buyruğudur. Yani sözü geçen süre hem hamilelik, hem de sütten kesilme süresidir. Ancak bu oldukça garip bir tevildir.
Cumhurun kabul ettiği meşhur görüş ise, bunun asgari hamilelik süresi ile azami süt emme süresinin toplam miktarını ifade ettiğidir. Nitekim Ebu Yusuf ve Muhammed İbn el-Hasen de bu görüşü benimsemişlerdir. Bunu: Ebu Hanife'nin hamileliğin azami süresinin ikibuçuk yılolduğunu söylemediği gerçeği desteklemektedir. Fakat bunun dışında bu sürenin miktarını tespit hususunda ihtilaf etmişlerdir. Yarım sene (altı ay) göz önünde bulundurulmaz denildiği gibi, iki ay göz önünde bulundurulmaz, bir ay ve ona yakın bir süre göz önünde bulundurulmaz da denilmiştir. İki seneye herhangi bir süre eklenmez de denilmiştir. Bu aynı zamanda İbn Vehb'in, Malik'ten naklettiği bir rivayettir. Cumhur da bu görüştedir. Cumhura göre süt emmek, iki yıldan sonra bir an süre dahi meydana gelmişse herhangi bir hüküm ifade etmez. Zufer de: Eğer süt ile yetiniyor, yemek ile yetinmiyor ise bu süre üç yıla kadar devam eder, demiştir. İbn Abdilberr'in ondan naklettiğine göre Züfer bununla birlikte süt ile yetinmesi şartını koştuğunu nakletmektedir.
"Az olsun, çok olsun, haram kılan süt emmek." Bu ifadeler Buhari'nin bu başlıktaki ve başka yerlerdeki hadiste olduğu gibi, çeşitli haberlerde geçmiş bulunan genel hükümlere bağlı kalışını göstermektedir. Bu da Malik'in, Ebu Hanife'nin, es-Sevrı'nin, el-Evzaı'nin ve el-leys'in de görüşüdür. Ahmed'in meşhur görüşü de budur. Başkaları ise haram kılan emmenin bir emmeden fazlası olduğu kanaatindedir. Daha sonra da aralarında ihtilaf etmişlerdir. Aişe'den bunun on defa emmek olduğuna dair rivayet gelmiştir.
Bunu Malik, Muvatta'da rivayet etmistir. Hafsa'dan da böyle bir rivayet gelmiştir. Yine Aişe'den yedi defa süt emek rivayeti nakledilmiştir. Bunu da İbn Ebi Hayseme sahih bir sened ile Abdullah İbn ZUbeyr'den, o Aişe'den diye rivayet etmiştir. Abdurrezzak da sahih bir sened ile ondan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bilinen beş defa süt emmekten aşağısı haram kılmaz."
Şafii de bu görüşü benimsemiştir. Aynı zamanda Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. İbn Hazm da bu görüşü benimsemiştir. "Kardeşlerinizin kim olduğuna dikkat ediniz." Yani bu hususta gerçekleşmiş olanı iyice tesbit ediniz. Acaba o, süt emme zamanı ve emme miktarı bakımından şartlarına uygun sahih bir süt emme midir, değil midir? Çünkü süt emmekten dolayı sözkonusu olan hüküm, ancak öngörülen şartlara göre meydana gelen süt emme halinde ortaya çıkar.
Mühelleb dedi ki: Yani bu kardeşliğin sebebinin ne olduğunu iyice düşününüz. Çünkü süt emmek yoluyla haramlık, ancak küçük yaşta meydana gelen haramlık hakkındadır ki, süt emme, açlığı giderebilsin. Ebu Ubeyd dedi ki: Bunun anlamı şudur: Acıkan çocuğu doyuran ve açlığını gideren, eğer süt emmek yoluyla alınan sütse bu kardeşlik ortaya çıkar. Yoksa sütanne olmaksızın başka gıdalar ile besleniyorsa olmaz.
"Süt emmek açlıktan dolayı olandır." Bu buyruk, süt annenin sütü ile beslenildiği takdirde haramlığın ortaya çıkacağına delil gösterilmiştir. Bu süt ister içmek, ister yemek suretiyle olsun, fark etmez. Çünkü bu, açlığı gideren bir haldir. Bu da sözü geçen bütün şekillerde bulunan bir vasıftır. O halde habere ve haberin anlamına da uygun bir kanaattir. Cumhur da böyle demiştir ama Hanefiler hukne yoluyla alınmasını istisna etmişlerdir. Fakat bu hususta el-leys ile Zahiriye'ye mensup olanlar muhalefet etmiş ve şöyle demişlerdir: Haram kılan süt emmek, ancak memenin ağza alınması ve memeden sütün emilmesi yoluyla olur.
Ancak İbn Hazm'a karşı şu görüş ileri sürülmüştür: Onların bu açıklamalarına göre Salim'in kendisine yabancı bir kadın olan Sehle'nin memesini ağzına almasını kabul etmek, açıklanması zor bir durum olur. Kadı !yad bu açıklanması zor duruma şu şekilde cevap vermiştir: Sehle'nin sütünü bir kaba sağdıktan sonra onun memesine dokunmadan sütü içmiş olı:na ihtimali vardır.
Nevevi der ki: Bu güzel bir ihtimaldir. Fakat bunun İbn Hazm'a bir faydası yoktur. Çünkü İbn Hazm süt emmek hususunda meme ağza alınmadıkça yeterli kabul etmez. Ama Nevevi onun adına böyle bir şey ihtiyaçtan ötürü affedilmiştir, diye cevap vermiş ve bunu süt emmenin ancak küçük yaşta iken muteber olacağına delil göstermiştir. Çünkü süt ile açlığın giderilmesi mümkün olan hal, küçüklük halidir. Büyüklük hali değildir. Bunun ölçüsü ise başlıkta geçtiği üzere tam iki yıldır. Daha önce zikredilmiş bulunan İbn Abbas yoluyla gelen hadis ile Ümmü Seleme'nin hadisindeki şu ifadeler de buna delildir: "Bağırsaklara ulaşıp onların içinden vücuda yayılan ve sütten kesilmeden önce olan dışında süt emmek, sözkonusu değildir." Tirmizi ve İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir.
Kurtubi dedi ki: Hadis-i şerifteki: "Süt emmek açlıktan dolayı olandır" buyruğunda küçük çocuğun süt ile yetinip, yemeğe ayrıca ihtiyacının bulunmadığı sürede süt emmenin göz önünde bulundurulacağına dair açık ve külli bir kaide tespit edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu husus yüce Allah'ın: "Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir" buyruğu da bunu desteklemektedir. Çünkü bu buyruk, bu sürenin adeten ihtiyaç duyulan ve şer'an muteber olan azami süt emme süresini göstermektedir. Bundan sonra ise çocuğun adeten süt emmeye ihtiyacı olmadığından şer'an muteber değildir. Çünkü nadiren görülen olayların bir hükmü yoktur. Yaşı büyük bir kimseye süt emzirmenin itibara alınması ise yabancının ondan süt emmesi suretiyle kadının hürmeti (saygınlığı ve açılmaması gereken avreti açılmak suretiyle) çiğnenmiş olur. Çünkü onun memesini ağzına almak suretiyle dahi olsa kadının avretini görmüş olur.
Derim ki: Bu son açıklama çoğunlukla görülen hal ile ilgili ve süt emmekte memenin ağza alınmasını şart koşanların görüşlerine yöneliktir. Hadisten aynı şekilde kadının kendisi ile birlikte süt emdiğini itiraf ettiği kimselerin, kadının yanına girmesinin caiz olduğu, böylelikle o erkeğin kadının kardeşi olacağı, itiraf ettiği kimseler hakkında görüşünün kabul edileceği, kocanın karısına erkekleri evine almasının sebebini soracağı, bu hususta ihtiyatlı davranılıp, iyice düşünülmesi gerektiği de anlaşılmaktadır.
باب: لبن الفحل. 22. FAHL'İN SÜTÜ حدثنا عبد الله بن يوسف: أخبرنا مالك، عن ابن شهاب، عن عروة بن الزبير، عن عائشة: أن أفلح أخا أبي القعيس جاء يستأذن عليها، وهوعمها من الرضاعة، بعد أن نزل الحجاب، فأبيت أن آذن له، فلما جاء رسول الله صلى الله عليه وسلم أخبرته بالذي صنعت، فأمرني أن آذن له. "Fahl'in Sütü." Fahl'den kasıt erkektir. Sütün erkeğe izafe edilmesi mecazidir. Çünkü sütü n oluşmasına sebep odur.
"Ona izin vermemi emir buyurdu." Ashabın, tabiınin, Şam halkından Evzaı, es-Sevrı ve Küfe ahalisinden Ebu Hanife ve iki arkadaşı, Mekke ahalisi arasında İbn Cüreyc'in, Medine ahalisinden Malik'in, Şafiı'nin, Ahmed'in, İshak'ın, Ebu Sevr'in ve ona tabi olan İslam diyarının çeşitli bölgelerindeki fukahanın büyük çoğunluğunun kanaatine göre Fahl sütü dolayısıyla haramlık sözkonusudur.
Delilleri de bu sahih hadistir. باب: شهادة المرضعة. 23. SÜT EMZiREN KADININ ŞAHiTLiĞi حدثنا علي بن عبد الله :حدثنا إسماعيل بن إبراهيم: أخبرنا أيوب، عن عبد الله بن أبي مليكة قال: حدثني عبيد بن أبي مريم، عن عقبة ابن الحارث قال: وقد سمعته من عقبة لكني لحديث عبيد أحفظ، قال: تزوجت امرأة فجاءتنا امراة سوداء، فقال: أرضعتكما، فأتيت النبي صلى الله عليه وسلم فقلت: تزوجت فلانة بنت فلان، فجاءتنا امراة سوداء فقالت لي: إني قد أرضعتكما، وهي كاذبة فأعرض عني، فأتيته من قبل وجهه، قلت: إنها كاذبة، قال: (كيف بها وقد زعمت أنها قد أرضعتكما، دعها عنك).
وأشار إسماعيل بإصبعيه السبابة والوسطى، يحكي أيوب. "Süt emziren kadının" tek başına "şahitliği." Bu husustaki görüş ayrılığı şehadetler bölümünde (2660.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Burada İbn Battal garip bir iddiada bulunarak tek başına bir kadının süt emzirmek ve benzeri hususlarda şahitliğinin caiz olmadığı hususunda İCma' bulunduğunu nakletmektedir. Ancak bu, onun hayret etmeyi gerektiren bir iddiasıdır. Evet bu seleften bir topluluğun görüşüdür.
Hatta Malikilerdeki bir rivayete göre tek başına kadının şahitliği dahi kabul edilir. Ancak bunun komşular arasında yaygınlık kazanmış olması da şarttır. KİTABU’N-NİKAH EK SAYFA – 1799-2 باب: ما يحل من النساء وما يحرم. 24- (KENDİLERİ İLE EVLENİLMESİ) HELAL OLAN KADINLAR İLE HARAM OLAN KADINLAR وقوله تعالى: {حرمت عليكم أمهاتكم وبناتكم وأخوتكم وعماتكم وخالاتكم وبنات الأخ وبنات الأخت - إلى أخر الآيتين إلى قوله - أن الله كان عليما حكيما}.
/النساء: 23، 24/ Ve yüce Allah'ın: "Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, hemşire kızları ... " buyruğundan itibaren iki ayetin sonu olan: "Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. "(Nisa, 23-24) buyruğuna kadar. وقال أنس: {والمحصنات من النساء} ذوات الأزواج الحرائر حرام {إلا ما ملكت أيمانكم} لا يرى بأسا أن ينتزع الرجل جاريته من عبده.
وقال: {ولا تنكحوا المشركات حتى يؤمن}. /البقرة: 221/. Enes dedi ki: "Evli kadınlar da"; kocaları bulunan hür evli kadınlar da haramdır. "Sağ ellerinizin malik oldukları müstesna." Kişinin (efendinin) cariyesini kölesinden almasında bir beis görmezdi. Yüee Allah buyurdu ki: "Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikahlamayın. "(Bakara, 221) وقال ابن عباس: ما زاد على أربع فهو حرام كأمه وابنته وأخته.
İbn Abbas dedi ki: Dörtten fazlasını nikahı altında tutmak annesini, kızını, kızkardeşini nikahlaması gibi haramdır. وقال لنا أحمد بن جنبل: حدثنا يحيى بن سعيد، عن سفيان: حدثني حبيب، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس: حرم من النسب سبع، ومن الصهر سبع. ثم قرأ: {حرمت عليكم أمهاتكم}. الأية. "Abdullah İbn Cafer" İbn Ebi Talib "Ali'nin (başka bir kadından olma) kızı ile hanımını bir nikah altında bulundurmuştur." Buhari bununla iki kızkardeşi aynı nikah altında bulundurmaktaki illetin, aralarında akrabalık bağının koparılması olduğunu düşünerek, bunu sıhrı akrabalık dahi olsa yakın her iki akraba kadını da kapsayacak şekilde genelleştirmeyi düşünenlerin kanaatlerinin reddedildiğine işaret etmek istemiş gibidir. Bu şekilde sıhri akrabalık yoluyla aynı nikah altında bulundurma şekillerinden birisi de bir kadın ile kocasından olma üvey kızının aynı nikah altında bulundurulmasıdır. (Bunun caiz olmayacağını söyleyenlerin aksine seletten bu şekilde evlenenlerin bulunduğuna işaret ederek caiz olduğunu söylemek istemiştir.) "İkrime, İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Hanımının kızkardeşi ile zina edecek olursa, hanım ı ona haram olmaz." Bu, İbn Abbas'ın iki kızkardeşin aynı nikah altında bulundurulmasının yasaklanmasındaki maksadın, evlilik olduğu neticesine vardığını göstermektedir. Cumhurun görüşü budur. Fakat ileride geleceği üzere bir kesim bu hususta muhalefet etmiştir.
İmran İbn el-Husaynldan, el-Hasen'den, Cabir İbn Zeydiden ve bazı Iraklılardan kadının ona haram olduğu rivayet edilmiştir. İmran'ın görüşünü Abdurrezzak, el-Hasen el-Basri 'nin ondan yaptığı rivayet yoluyla mevsul olarak rivayet etmiştir. O, karısının annesi ile zina eden kimse hakkında her ikisinin de ona haram olduklarını söylemiştir. Senedinde bir beis yoktur.
Ayrıca Muğire yoluyla İbrahim ve Amir -eş-Şa'bi'den- karısının annesi ile zina eden kişi hakkında şöyle dediği rivayet edilmektedir: Her iki kadın da ona haram olur. Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşü de budur. Onlar derler ki: Bir kadın ile zina edecek olursa o kadının annesi de, kızı da ona haram olur. Iraklı olmayan alimler arasında bu görüşü kabul edenlerden Ata, el-Evzaı, Ahmed ve İshak da vardır. Malik'ten gelen bir rivayet de böyledir, ama cumhur bu kanaati kabul etmeyerek şunu delil göstermişlerdir: Şeriatte nikah, mücerred cinsel ilişki hakkında değil, kendisi ile nikah akdi yapılan kadın hakkında kullanılır. Aynı şekilde zinada mehir de yoktur, iddet de yoktur, miras da yoktur.
İbn Abdilberr der ki: Çeşitli bölgelerde fetva vermek ehliyetine sahip olanlar ittifakla zinakar erkeğin zina ettiği kadın ile evlenmesinin haram olmayacağını kabul etmişlerdir. Buna göre annesini ya da kızını nikahlamak daha da caiz bir iştir. "Ebu Hureyre dedi ki: Yere yatırmadıkça, yani onunla cima' etmedikçe o kadın ona haram olmaz." Bu ibarelerle Hanefilerin benimsedikleri kanaatin aksine işaret etmektedir. Çünkü Hanefiler şöyle demiştir: Karısının annesine (kayınvalidesine) mücerred (şehvetle) dokunması ve fercine bakması sebebi ile dahi hanımıana haram olur.
Hulasa, Ebu Hureyre'nin sözünün zahirinden anlaşılan, böyle bir haramlık cima' erçekleşmedikçe sözkonusu olmaz. Bu durumda bu mesele ile ilgili üç farklı görüş ortaya çıkmaktadır: Cumhurun görüşüne göre ancak akitle beraber dma' ile haram olur. Hanefilere -ki bu Şafil'den de gelen bir görüştür- göre ise şehvetle dokunmak da dma' gibi değerlendirilir. Çünkü o da bir çeşit faydalanmadır. Bunun sözkonusu edileceği yer ise bu dokunmanın mubah bir sebep ile olması halidir. Haram olan bir sebep ile olursa zina, gibi bunun da tesiri olmaz. Üçüncü görüş ise dma' helal veya zina yolu ile gerçekleştiği takdirde -onu hazırlayan sebeplerin aksine- haramlık etkisi ortaya çıkar.
باب: {وربائبكم اللاتي في حجوركم من النساء اللاتي دخلتم بهن} /النساء: 23/. 25. "VE KENDİLERİ İLE ZİFAFA GİRDİĞİNİZ EŞLERİNİZDEN HİMAYENİZDE BULUNAN ÜVEY KIZLARINIZ SİZE HARAM KILINDI."(Nisa,23) BUYRUĞU وقال ابن عباس: الدخول والمسيس واللماس هو الجماع. ومن قال: بنات ولدها من بناته في التحريم. لقول النبي صلى الله عليه وسلم لأم حبيبة: (لا تعرضن علي بناتكن). وكذلك حلائل ولد الأبناء هن حلائل الأبناء.
وهل تسمى الربيبة وأن لم تكن في حجره. ودفع النبي صلى الله عليه وسلم ربيبة له إلى من يكفلها، وسمى النبي صلى الله عليه وسلم ابن ابنه ابنا. İbn Abbas dedi ki: Duhul, mesis ve limas, cima' demektir. "Kadının çocuğunun kızları da haram oluş bakımından kadının kızları gibidir" diyenler ve buna Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Habibe'ye söylemiş olduğu: "Bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi de evlenmek üzere teklif etmeyiniz" sözünü delil gösterenler. Aynı şekilde oğulların oğlunun helali olan kadınlar da oğulların helali olan kadınlar gibidir.
Üvey kızı kendi himayesinde bulunmasa dahi ona "Rabibe" adı verilir mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir üvey kızını, bakımını üst1enecek birisine vermiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kız çocuğunun oğluna "oğul" adını vermiştir. حدثنا الحميدي: حدثنا سفيان: حدثنا هشام، عن أبيه، عن زينب، عن أم حبيبة قالت: قلت: يا رسول الله، هل لك في بنت أبي سفيان ؟ قال: (فأفعل ماذا). قلت: تنكح، قال: (أتحبين). قلت: لست لك بمخلية، وأحب من شركني فيك أختي، قال : (إنها لا يحل لي). قلت: بلغني أنك تخطب، قال: (ابنة أم سلمة). قلت: نعم، قال: (لو لم تكن ربيبتي ما حلت لي، أرضعتني وأباها ثويبة، فلا تعرضن علي بناتكن ولا أخواتكن).
وقال الليث: حدثنا هشام: درة بنت أبي سلمة. "İbn Abbas dedi ki: DuhCıI, mesıs ve limas hep dma' anlamındadır." Abdurrezzak, Bekr İbn Abdullah el-Müzenı yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: İbn Abbas dedi ki: DuhCıI, teğaşşı, ifda, mübaşeret, refes ve lems, (hep) dma' demektir. Bunun sebebi de şu ndan ibarettir. Şam yüce Allah çok hayalı ve pek kerimdir. Dilediği şeyleri dilediği lafızlar ile kinayeli olarak söyler.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.