

(Aşırı derecede sıcak olunca) Eğer hava aşırı derecede sıcak olmazsa, namazı serinlikte kılmak da din tarafından onaylanmaz. Kışın ise namazı bu vakte kadar geciktirmek hiç caiz olmaz. (serinlikte kılın) Buradaki emir, bu hükmün müstehap olduğuna delalet eder. Bu emrin irşad İçin, hatta vücub için olduğu da söylenmiştir. Bu görüşü Kadı Iyâz ve daha başkaları nakletmiştir. Alimlerin çoğu ise şu kanaattedir: "Aşırı sıcaklarda öğle namazını, güneşin etkisi kırılıp serinlik çökünceye kadar ertelemek müstehaptır." (Çünkü havanın aşırı derecede sıcak olması) Hadisin bu kısmı, kendisinden önce zikredilen namazı erteleme hükmünün dinen uygun olduğunun gerekçesini teşkil etmektedir. Bu hükmün hikmeti, huşûu ortadan kaldıran bir duruma son verilmesi midir? Yoksa öğlen sıcaklığının azabın yayıldığı bir zaman olması mıdır? İlk görüş daha mantıklı gibi görünüyor. Ancak ikinci görüşü, İmam Müslim'in eserinde geçen Amr İbn Abese hadisi destekler: "Güneş tam tepe noktasında iken namazı kısa kıldırırdı. Çünkü bu vakit cehennemin tutuşturulduğu andır." (Yani gündüzün en sıcak saatidir). Namazın rahmet olduğunu, namaz kılanın da azabdan kurtulacağının umulduğu belirtilerek bu rivayet problemli görülmüş ve namazın terk edilmesi anlaşılamamıştır. Ebu'l-Feth el-Ya'merî bu itiraza şu şekilde cevap vermiştir: "Bir hükmün gerekçesi, Şâri' tarafından belirtilmişse, manası anlaşılmasa bile kabul edilmesi gerekir."
(cehennemin kaynamasından ileri gelir) «-İ sözcüğü, cehennemin genişle yip yayılmasını ifade eder. Bu tabir, kinaye olarak cehennem ateşinin çok tutuştuğunu ve belli saatlerde çok sıcak olduğunu ifade etmek için kullanılır. حدثنا ابن بشار قال: حدثنا غندر قال: حدثنا شعبة، عن المهاجر أبي الحسن: سمع زيد بن وهب، عن أبي ذر قال: أذن مؤذن النبي صلى الله عليه وسلم الظهر، فقال: (أبرد أبرد). أو قال: (انتظر انتظر).
وقال: (شدة الحر من فيح جهنم، فإذا اشتد الحر فأبردوا عن الصلاة). حتى رأينا فيء التلول. (şikayette bulundu) Söz konusu şikayet, söz ile mi yoksa lisan-ı hâl ile mi olmuştur? İşte bu konuda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu iki İhtimali de benimseyen âlimler olmuştur. İbn Abdilberr şöyle demiştir: "Her iki görüşün de hem haklı hem de eleştirilen yönleri vardır. Ancak ilki daha çok tercihe şayandır." Kadı lyâz birinci görüşün daha çok akla yatkın olduğunu belirtmiştir. Kurtubî ise şöyle demiştir: "Buradaki şikayeti hakikate hamletmede hiçbir çelişki yoktur. Eğer Sâdik Peygamber gerçekleşmesi mümkün olan bir şeyi haber vermişse, onu tevil etmeye gerek kalmaz. Bu durumda gerçek ve zahiri, yani ilk anda akla gelen anlamı ile anlaşılması daha uygundur."
Nevevî de buna benzer şeyler söyledikten sonra "Şikayeti hakikati üzere hamletmek, doğrunun ta kendisidir" demiştir. Zemherİr ise, soğuğun en şiddetli olduğu zamandır. Ateşte zemherinin bulunması problemli görülmüştür. Oysa bunda bir sorun yoktur. Çünkü ateşten maksat, onun yeridir. Ateşin yeri olan cehennemde de, zemherir tabakası vardır. Ayrıca bu hadis, cehennemin ancak kıyamet günü yaratılacağını söyleyen Mutezile ve onlar gibi düşünenlere bir cevap mahiyetindedir.
(öğle namazını) Bu ifade, Cuma namazının da serinlik düşünce kılınabileceğine delil getirilmiştir. Nitekim Şâfİî mezhebinden bazıları bu görüştedir. İmam Buhârî'nin tertibinden de bu anlaşılır. Nitekim yeri gelince bundan bahsedilecektir. Ancak cumhur ileride açıklanacağı gibi bu görüşün tam aksi görüşü benimsemiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.