

"el-Hasen dedi ki: el-Afv: Arta kalan demektir." İbn Ebi Hatim'in mürsel olarak Yahya. b. Ebi Kesirlden ona kadar ulaşan sahih bir sened ile rivayet ettiğine göre ona şu haber ulaşmıştır: Muaz b. Cebel ile Sarlebe Rasulullah s.a.v.'e şunu sordular: Bizim kölelerimiz ve aile halkımız vardır. Mallarımızdan neleri infak edelim? Bunun üzerine bu ayeF nazil oldu.
Böylelikle Buharl'nin bu ayet-i kerimeyi bu başlıkta zikretmekteki maksadı da açıkça anlaşılmış olmaktadır. İbn Abbas'tan ve bir topluluktan rivayet edildiğine göre "el-Afv" ile kastedilen, aile halkının ihtiyacından arta kalan maldır. Bunu da İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Mücahid yoluyla da (İbn Abbas'ın): el-Afv farz olan sadakadır, dediği rivayet edilmiştir. Ali b. İbn Talha yoluyla İbn Abbas'tan da:el-Afv, mal arasında açık seçik belli olmayandı'", dediği rivayet edilmiştir. Bu hüküm sadaka (zekat) farz kılınmadan önce idi.
Bu husustaki görüşler arasında ihtilaf olduğuna göre, -mürsel dahi olsaayetin nüzul sebebi ile ilgili olarak gelen rivayetin kabul edilmesi daha uygun görünmektedir. "Ebu Mestid el-Ensari'den, ben ona: Nebiden diye mi bunu rivayet edersin, diye sordum. O: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, dedi." Meğazi bölümünde Müslim b. İbrahim'den, onun Şube'den, onun Adiyrden, onun Abdullah b. Yezid'den rivayet ettiğine göre o Ebu Mesud el-Bedri'nin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye ... buyurduğunu rivayet etmiştir" deyip, metni muhtasar olarak zikretmiş bulunmaktadır. Orada "ecrini Allah'tan umarak" ibaresi yoktur. Bti. fazlalık, aileye yapılan harcamanın infak olduğunu belirten bu başlıktaki Sa'd'den rivayet edilen dördüncü hadiste olduğu gibi, mutlak ifadelere kayıt getirmektedir.
Çünkü sözü geçen bu dördüncü hadiste: "Her ne infak edersen o senin için bir sadakadır" diye buyurulmuştur. "Eerin Allah'tan beklenmesi (ihtisab)" ise, ecrin istenmesi maksadı ile amel işlemesi demektir. Bundan anlaşıldığına göre ecir ancak niyet ile birlikte yapılan amel ile gerçekleşir. Bundan dolayı Buhari sözü geçen Ebu Mesud'un bu hadisini "amellerin niyetler ile ve ecrinin beklenmesi ile olduğuna dair gelen rivayetler" başlığı altında da zikretmiş bulunmaktadır.
Taberi özetle şöyle söyler: Aile halkına infak vaciptir. Onun infak olmak üzere verdiklerinden ecir alması, maksadına göredir. Bu infakın vacip olması ile sadaka olarak adlandırılması arasında da bir aykırılık yoktur. Aksine bu infak (aile halkına yapılan harcama) nafile sadakadan daha faziletlidir. el-Mühelleb dedi ki: Aile halkına infak icma' ile vaciptir. Şeriat koyucunun buna sadaka adını vermesinin sebebi, onların bu vacibi yerine getirmelerinde kendileri için bir ecir bulunmadığını zannetmeleri korkusu iledir. Çünkü onlar sadakanın ecrinin ne kadar büyük olduğunu biliyorlardı.
Böylece onlara aile halkına yapılan harcamanın da bir sadaka olduğunu öğretmiş oldu, ta ki onlar aile halklarının yeterli ihtiyaçlarını karşılamadan ailelerinden olmayan kimselere sadaka vermesinier. Böylelikle vacip olan sadakaya nafile olan sadakaya göre öncelik vermeleri için teşvik edilmiş oldular. İbnu'I-Müneyyir dedi ki: Nafakaya sadaka adının verilmesi sadak (mehir)e nihle (gönül hoşluğuyla verilen şey) adının verilmesi kabilindendir.
Çünkü lezzet, ünsiyet, iffetin korunması, çocuk sahibi olmak isteği gibi hususlarda kadının erkeğe olan ihtiyacı, erkeğin kadına olan ihtiyacı gibi olduğundan ötürü, asıl olanın kadına bir şey vermenin gerekmemesidir. Ancak şanı yüce Allah erkeğe kadına karşı lütufta bulunmak gibi bir özellik vermiş ve bundan dolayı da onu kadından bir derece yükseltmiş bulunmaktadır. Bu sebeple de sadak (mehir) hakkında "nihle" adının, nafaka hakkında da "sadaka" adının kullanılması uygun düşmüştür.
KİTABU’N-NAFAKA EK SAYFA – 1843-2 باب: وجوب النفقة على الأهل والعيال. 2. EHİL VE IYALE NAFAKANIN VACİB OLUŞU حدثنا عمر بن حفص: حدثنا أبي: حدثنا الأعمش: حدثنا أبو صالح قال: حدثني أبو هريرة رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: (أفضل الصدقة ما ترك غنى، واليد العليا خير من اليد السفلى، وابدأ بمن تعول). تقول المرأة: إما أن تطعمني، وإما أن تطلقني، ويقول العبد أطعمني واستعملني، ويقول الابن: اطعمني إلى أن تدعني.
فقالوا: يا أبا هريرة، سمعت هذا من رسول الله صلى الله عليه وسلم؟ قال: لا، هذا من كيس أبي هريرة. "Ehil ve ıyale nafakanın vüco.bu." Zahiren anlaşıldığına göre başlıkta geçen "ehi!"den kasıt zevcedir. "Iyal" de özelden sonra genelin atfedilmesi kabilindendir ya da "ehil"den maksat zevce ve akrabafar,' "ıyal"den kasıt ise zevce ve hizmetçilerdir. Böylelikle zevcenin hakkı, tekid edilmesi için iki defa zikredilmiş olmaktadır.
Zevceye nafakanın vacip oluşunun delili Nafakalar bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Sünnetten delili de Müslim'in zikrettiği Cabir yoluyla gelen şu hadistir: "Zevcelerinizin de sizin üzerinizde rızıklarını ve giyimlerini maruf bir şekilde sağlamanız hakları vardır." Mana cihetiyle deliline gelince, kadın kocasının hakkı dolayısı ile kazanç sağlama yollarına gidememektedir. Kadının nafakasının kocasına ait olduğu üzerinde icma' olmuştur. Fakat bunun miktarını tespit etmekte farklı görüşler vardır. Cumhur bunun yetecek kadar olacağı kanaatindedir. Şafil ve bir kesim de -İbnu'lMünzir'in dediği gibi- bunun miktarının müdlerle belirleneceği ni söylemişlerdir. Şafıllerin cumhuru ise İbn Huzeyme ve İbnu'l-Münzir gibi hadis ashabına uygun kanaat belirtmişlerdir.
"En faziletli sadaka geriye zenginlik bırakandır." Buna dair açıklamalar Zekat bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir der ki: Erkek çocuklardan büluğa erişip, malı ve kazancı olmayan kimselerin nafakası hususunda görüş ayrılığı vardır. Bir kesimin kanaatine göre eğer çocukların kendilerini ihtiyaçtan kurtaracak kadar malları yoksa küçük yahut büluğa ermiş olsunlar erkek ya da dişi olsunlar, hepsine nafaka vaciptir.
Cumhurun kanaatine göre ise vacip olan nafaka, erkek için büluğ yaşına ulaşıncaya kadar, dişi için de evleninceye kadardır. Bundan sonra da babanın bunlara nafaka yükümlülüğü -kötürüm olmaları hali dışında- yoktur. Eğer bunların malları varsa babanın nafakalarını vermek vücubu da kalmaz. Şafil bu hususta istediği kadar aşağıya insin çocuğun çocuğunu da buna katmıştır.
Sözü geçen, el-İsmam yoluyla gelen rivayette şu ibareler yer almaktadır: "Ey Ebu Hureyre, sen bunu kendi görüşüne göremi söylüyorsun yoksa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği sözlerden midir, diye sordular. O: Bu benim kendi çıkarımımdır, diye cevap verdL" Ebu Hureyre'nin: "Bu benim çıkarımımdır (min klsl)" sözü kefin kesresi ile okunur. Yani bu onun çıkardığı bir sonuçtur. Bununla onun merfu hadisten vakıayı da göz önünde bulundurarak anladıklarından Çıkardığı, istinbat ettiği bir sonuçtur. el-Asm yoluyla gelen rivayette ise "kef' harfi üstün olarak okunmuştur ki, onun zekasından çıkarttığına işarettir.
Rivayetteki "ya bana yedirirsin yahut beni boşarsın" sözü de erkek, karısının nafakasını karşıiamakta zorlanır, kadın da ondan ayrılmayı seçtiği takdirde erkek ile karısının ayrılmasına hüküm verilir, diyenler tarafından. delil gösterilmiştir. Bu, alimlerin cumhurunun görüşüdür. Kufeli alimler ise: Bu durumda kadının sabretmesi gerekir; ama nafaka da kocanın zimmetinde bir borç olur demişlerdir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.