

"Avladığı hayvan iki ya da üç gün kaybolursa", yani avcı onu bulamazsa ... Bu hadiste Said b. Cubeyr'in, Adiy b. Hatim'den diye naklettiği Tirmizi, Nesai ve Tahavı'deki lafzında şu fazlalık da zikredilmiştir: "Okunu o avda bulup da o avda bir başka yırtıcı hayvanın bir izini görmez ve senin okunun onu öldürdüğünü bilirsen ondan ye." er-Ram dedi ki: Bundan anlaşıldığına göre oku av hayvanını yaraladıktan sonra hayvan kaybolur, sonra gelip onu ölmüş olarak bulursa o av'ı yemek helal olmaz. Şafii'nin el-Muhtasar'da zikredilen ifadesinin zahirinden de anlaşılan budur. Nevevı, helal olacağına dair delil daha sahihtir, demiştir. el-Beyhakl ise elMarife adlı eserinde Şafii'den İbn Abbas'ın: "Gördüğünü ye, görmediğini terk et" sözünün anlamını şu şekilde açıkladığını nakletmektedir: "Gördüğünü" ile kasıt, köpeğin gözünün önünde öldürdüğünü gördüğün av hayvanı demektir. "Görmediğin" ise öldürüldüğüne senin şahit olamadığın demektir. Bana göre böylesi hakkında başka türlüsü caiz olamaz. Ancak bu hususta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemiden bir rivayet gelmiş ise o takdirde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine muhalif olan her şeyortadan yok olur gider, ona karşı ne bir görüş, ne de bir kıyas mukavemet edebilir. Beyhaki dedi ki: Haber ise yani bu başlıktaki hadisin hükmü ise sabittir. O halde Şafil'nin kabul ettiği görüşün de bu olması gerekir.
"İki yahut üç gün" Müslim'de: "Okunu attıktan sonra av hayvanı senin gözünden kaybolup da ona sonradan yetişecek olursan kokuşmadığı sürece ye" şeklindedir. Üç gün sonra ava yetişen kimse hakkındaki lafızda: "Kokuşmadıkça onu ye" denilmektedir. Böylelikle nihai süreyi av hayvanının kokuşması olarak tespit etmiştir. Mesela, üç gün sonra avı bulup da eğer kokuşmamışsa helaldir. Şayet üç günden önce ama kokuşmuş halde bulursa helal değildir. Hadisin zahiri bunu gerektirmektedir.
Nevevl de kokmuşsa yenilmesinin yasaklanmasının tenzihi olduğunu söyleyerek buna cevap vermiştir. Buna delilolarak' da şunu göstermiştir: Atıcı (avcı) atıştan sonra av hayvanını yakalamayı buluncaya kadar erteleyecek olursa, az önce belirtilen şartlar çerçevesinde helal olur. Av hayvanının onu aramakla birlikte mi bulunmadığı yoksa aramadığı için mi bulunmadığı gibi bulamayışın sebebi hakkında tafsilata ihtiyaç bulunmamaktadır.
Fakat son rivayetteki ibareler arama lehine delil gösterilebilir. Çünkü orada: "İzini takip edip, arkasına düşerse" denilmektedir. Kaybolan avın ne şekilde aranacağı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Ebu Hanife'den gelen rivayete göre eğer bir saat (kısa bir süre) aramayı geciktirip, aramayacak olursa helal olmaz. Şayet atışın akabinde arkasından gider ve onu ölü olarak bulursa helaldir. Şafillerden nakledildiğine göre .ise avı takip etmesi kaçınılmaz bir şeydir. Koşmanın şart olup olmadığı hususunda da iki görüş vardır. Bunların kuvvetli olanına göre hızlıca koşması halinde onu canlı olarak bulacak olsa dahi adeti üzere yürümesi yeterlidir ve bu takdirde helaldir. İmamu'I-Harameyn ise: Arama şeklinin tahakkuk etmesi için az da olsa hızlıca hareket etmesi kaçınılmazdır, demiştir.
بابك إذا وجد مع الصيد كلباً آخر. 9. AV İLE BİRLİKTE BİR BAŞKA KÖPEK BULURSA حدثنا آدم: حدثنا شعبة، عن عبد الله بن أبي السَّفَر، عن الشَّعبي، عن عدي بن حاتم قال: قلت: يا رسول الله، إني أرسل كلبي وأسمِّي، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (إذا أرسلت كلبك وسمَّيت، فأخذ فقتل فأكل فلا تأكل، فإنما أمسك على نفسه). قلت: إني أرسل كلبي فأجد معه كلباً آخر، لا أدري أيهما أخذه؟ فقال: (لا تأكل، فإنما سمَّيت على كلبك ولم تُسمِّ على غيره). وسألته عن صيد المعراض، فقال: (إذا أصبت بحدِّه فكل، وإذا أصبت بعرضه فقتل فإنه وقيذ، فلا تأكل).
"Avcılık yapmak hakkında hadisler." İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Buhari'nin bu başlıktan maksadı, geçimi avlanmaya bağlı kimselerin avcılıkla uğraşmalarının meşru olduğuna, başka şeyler ile geçinen kimselerin arızi olarak av yapmalarının mubah olduğuna, ama asıl ihtilatın bulunduğu noktanın, sadece eğlenmek amacıyla avlanmak olduğuna işaret etmektedir. Derim ki: Buna dair açıklamalar birinci başlıkta geçmiş bulunmaktadır.
باب: التصيُّد على الجبال. 11. DAĞLAR ÜZERİNDE AVLANMAK حدثنا يحيى بن سليمان الجُعْفِيُّ قال: حدثني ابن وهب: أخبرنا عمرو: أن أبا النضر حدثه، عن نافع مولى أبي قتادة، وأبي صالح مولى التوأمة: سمعت أبا قتادة قال: كنت مع النبي صلى الله عليه وسلم فيما بين مكة والمدينة وهم محرمون، وأنا رجل حِلٌّ على فرس، وكنت رقَّاء على الجبال، فبينا أنا على ذلك، إذ رأيت الناس متشوِّفين لشيء، فذهبت أنظر، فإذا هو حمار وحش، فقلت لهم: ما هذا؟ قالوا: لا ندري، قلت: هو حمار وحشي، فقالوا: هو ما رأيت، وكنت نسيت سوطي، فقلت لهم: ناولوني سوطي، فقالوا: لا نعينك عليه، فنزلت فأخذته، ثم ضربت في أثره، فلم يكن إلا ذاك حتى عقرته، فأتيت إليهم، فقلت لهم: قوموا فاحتملوا، قالوا: لا نمسُّه، فحملته حتى جئتهم به، فأبى بعضهم، وأكل بعضهم، فقلت: أنا أستوقف لكم النبي صلى الله عليه وسلم، فأدركته فحدثته الحديث، فقال لي: (أبقي معكم شيء منه).
قلت: نعم، فقال: (كلوا، فهو طُعْمٌ أطعمكموها الله). 'Dağlardaavıanmak." Buhari bu başlık altında Ebu Katade'nin rivayet ettiği yabani eşek olayı ile ilgili hadisi zikretmektedir. Çünkü bu rivayette: "Ve ben dağların üzerine çokça tırmanan birisi idim" ifadelerinden dolayıdır. Bu da dağların yüksek yerlerine, tepelerine çokça çıkardım anlamındadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Bu başlık ile kendisi ya da bineği lehine bir maksat gözeten kimsenin maksadının mubah olması halinde, zorluklara katlanmanın caiz olduğuna dikkat çekmek istemiştir.
Ayrıca dağlarda avlanmanın hükmünün düzlükte avlanmak gibi olduğuna, ihtiyaç dolayısı ile yürünmesi zor yerlerde atkoşturmanın caiz olduğuna ve bunun hayvana bir çeşit azap kalbilinden olmadığına da dikkat çekmektedir . KİTABU’Z-ZEBAİH VE’S-SAYD EK SAYFA – 1877-2 باب: قول الله تعالى: {أحل لكم صيد البحر} / المائدة: 96/. 12. YÜCE ALLAH'IN: "DENİZ AVI SİZE HELAL KILINDI."(Maide, 96) BUYRUĞU وقال عمر: صيده ما اصطيد، و {طعامه} / المائدة: 96/: ما رمى به.
Ömer dedi ki: "Onun (denizin) avı" denizden avlananlar Denizin içinde ölüp suyun üzerine çıkan helaldir. وقال أبو بكر: الطافي حلال. وقال ابن عباس : طعامه ميتته، إلا ما قذرت منها، والجِرِّيُّ لا تأكله اليهود، ونحن نأكله. وقال شُرَيح، صاحب النبي صلى الله عليه وسلم: كل شيء في البحر مذبوح. ibn Abbas dedi ki: Denizin yiyeceği onda ölen (meyte)dir. Ancak kendisinden tiksinip pis saydığın bu türden değildir. Yahudiler yılan balığını yemezler ama bizler onu yeriz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından olan Şureyh şöyle demiştir: Denizde bulunan her şey şer'i usule uygun kesilmiş demektir.
وقال عطاء: أما الطير فأرى أن يذبحه. Ata da şöyle demiştir: Ama kuşların -görüşüme göre- zebh edilmesi (kesimesi) gerekir. وقال ابن جُرَيج: قلت لعطاء: صيد الأنهار وقِلات السيل، أصيد بحر هو؟ قال: نعم، ثم تلا: {هذا عذب فرات سائغ شرابه وهذا ملح أجاج ومن كلٍّ تأكلون لحماً طريًّا} / فاطر: 12/. İbn Cüreyc dedi ki: Ben Ata'ya: Nehirlerde ve sel sularında avlanılan hayvanlar da deniz avı sayılır mı, diye sordum. O, evet dedikten sonra: "Bu, çok tatlı, içimi hoş ve kolaydır, diğeri ise çok acı ve tuzludur. Bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz. "(Fatır, 12) buyruğunu okudu.
وركب الحسن عليه السلام على سرج من جلود كلاب الماء. el-Hasen de su köpeklerinin derilerinden yapılmış bir semer üzerine binmiştir. وقال الشَّعبي: لو أن أهلي أكلوا الضفادع لأطعمتهم. ولم ير الحسن بالسلحفاة بأساً. Şa'bl dedi ki: Eğer benim aile halkım kurbağa yeselerdi, kesinlikle ben de onlara yedirirdim, demiştir. Yine el-Hasen kaplumbağa yemekte bir sakınca görmezdL وقال ابن عباس: كل من صيد البحر وإن صاده نصراني أو يهودي أو مجوسي.
İbn Abbas dedi ki: İster Hıristiyan, ister Yahudi, ister Mecusi avlanmış olsun deniz avından ye. وقال أبو الدرداء في المُرْيِ: ذَبَحَ الخَمْرَ النِّينَانُ والشمس. Ebu'd-Derda da "el-Murri" denilen yiyecek hakkında, şarabı balık ve güneş keser (helal kılar) demiştir. حدثنا مسدَّد: حدثنا يحيى، عن ابن جُرَيج قال: أخبرني عمرو: أنه سمع جابراً رضي الله عنه يقول: غزونا جيش الخَبَطِ، وأميرنا أبو عبيدة، فجعنا جوعاً شديداً، فألقى البحر حوتاً ميتاً لم يُرَ مثله، يقال له العنبر، فأكلنا منه نصف شهر، فأخذ أبو عبيدة عظماً من عظامه، فمر الراكب تحته.
Ebu Bekr "es-Sıddık" dedi ki: "Ölüp de su yüzüne çıkmış olan deniz hayvanı helaldir." Bu rivayeti Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Tahavı ve Darekutnı, Abdulmelik b. Ebi Beşir'den, o İkrime'den, o İbn Abbas'tan diye mevsul olarak rivayet etmişlerdir. İbn Abbas dedi ki: Ben şahitlik ederim ki Ebu Bekr: "Ölüp de su yüzüne çıkmış olan balık helaldir" demiştir. Tahavı ayrıca "onu yemek isteyen kimse için" fazlalığını eklemiştir.
Bunu Darekutnı de ve aynı şekilde Abd b. Humeyd ile et-Tab erı de bu şekilde rivayet etmişlerdir. Bu rivayet yollarının birisinde şöyle denilmektedir: "Ben Ebu Bekr'in ölüp de su üzerine çıkmış balığı yediğine dair şahitlik ederim." Darekutnı bir başka yoldan, İbn Abbas'tan, o Ebu Bekir'den şöyle dediğini nakletmektedir: "Şüphesiz Allah denizdekileri sizin için kesmiş bulunmaktadır. Onun hepsini yiyebilirsiniz. Çünkü o tezkiye edilmiş (temiz ve helal)dir."
"el-Cerrı (denilen yılan balığı)'yi Yahudiler yemezler, ama biz yeriz." Bu kabuğu olmayan bir türdür. el-Hattabı dedi ki: Bu, yılanlara benzeyen bir balık türüdür. "İbn Cüreyc dedi ki: Ben Ata'ya nehirlerde ve sel sularında avlanılan hayvanlar deniz avı mıdır, diye sordum. O: Evet dedikten sonra yüce Allah'ın: "Bu çok tatlı, içirrÜ hoş ve kolaydır, diğeri ise çok acı ve tuzludur. Bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz. "(Fatır, 12) buyruğunu okudu."
Sel suları (diye tercüme edilen tabirde) "kallat" lafzı kayada bulunan ve içine su dolan oyuklara denilir. Şa'bı'nin kurbağalar ile ilgili sözleri hakkında İbnu't-TIn şunları söylemektedir: eş-Şa'bı kurbağaların tezkiye edilip edilmeyeceği ni açıklamamıştır. Maıik'in kabul ettiği görüşe göre tezkiye edilmeksizin yenilirler. Su kurbağası ile diğerleri arasında hükümlerin farklı olduğunu söyleyen alimler de vardır. Hanefilerle, Şafiı'den gelen bir rivayete göre tezkiye kaçınılmazdır, mutlaka gereklidir.
"Ebu'd-Derda da el-murrı hakkında: Balık ve güneş o şarabı kesmiştir. demiştir. ii el-Harbı dedi ki: Bu el-murrı Şam'da yapılır. Şarabın içine tuz ve balık atılarak güneşe bırakılır. Böylelikle şarabın tadı da değişir. Abdurrezzak bunu Said b. Abdulaziz yoluyla Atiyye b. Kays'tan şöylece rivayet etmiştir: Ebu'd-Derda'nın arkadaşından birisi bir başkasına gitmiş -ve burada murrı hakkında ihtilafa düştüklerine dair olayı zikrettikten sonra- her ikisi de Ebli'd-Derda'ya giderek ona durumu sormuşlar. Ebli'd-Derda da onlara şu cevabı vermiştir: "Onun şarabını güneş, tuz ve balıklar keser."
Buharl'nin burada balık ile ilgili olayı anlatan hadisi zikretmekten maksadının şu olduğu anlaşılmaktadır: Denizin ölüsünü yemek caizdir. Çünkü hadiste açık bir şekilde şöyle denilmektedir: "Deniz, ölmüş bir balığı kıyıya atb. Anber denilen bu balığın bir benzeri görülmemiştir." Daha önce Megazi bölümünde Sahih'te yer alan bu hadisin rivayetlerinden birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu balıktan yediği de belirtilmiş bulunmaktadır. Böylelikle hadisin başlığa delaleti eksiksiz olmaktadır. Yoksa açlık halinde ashabın yemeleri tek başına delil olamaz. Çünkü çaresizlikten onu yedikleri söylenebilir. Hadisin sonunda ise bu balığı yemenin helal oluşunun zaruret sebebi dolayısıyla olmadığı da açıkça anlaşılmaktadır. Aksine onu yemenin helal oluşu deniz avı olduğundan dolayı idi. Ayrıca hadisin sonlarında hem Buhari, hem Müslim'in kaydettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Biz Medine'ye vardığımızda bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattık. O da şöyle buyurdu: Allah'ın çıkardığı bir rızkı yiyiniz. Eğer sizinle beraber ondan bir şeyler varsa bize de yediriniz. Onlardan birisi Allah Rasulüne balığın bir uzvunu getirdi, o da onu yedi."
Böylelikle onlar bunun mutlak olarak helal olduğunu açıkça görmüş oldular. Ayrıca bizzat kendisi de ondan yemekle bu husustaki beyanı daha ileri dereceye götürmüş oldu. Çünkü Allah Rasulünün kendisi zaruret içerisinde değildi. Hanefilerden bunun mekruh olduğu nakledilmiştir. Onlar denizin atmasından sonra ölen deniz hayvanı ile herhangi bir musibet olmaksızın denizin içinde ölen deniz hayvanı arasında fark gözetmişler ve bu hususta Ebli'z-Zubeyr'in, Cabir'den rivayet ettiği şu hadisi delil almışlardır: "Denizin attığını yahut denizin çekilerek kıyıda bıraktığını yiyiniz.
Fakat denizin içinde ölüp de su üzerine çıkanı yemeyiniz. "

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.