

"Yüce Allah'ın 'Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı' sözü." İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb, İmam Buhari'nin bu başlığı atmaktan maksadı, kulların fiillerinin ve sözlerinin Allah tarafından yaratılmış olduğunu ispat etmektir demiştir. Yüce Allah "kun" emriyle "Veşemsu ve'l-kameru ve'n-nücumu musahharatun bi emrihi=Güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır"(Araf 54) ayetindeki "yaratma"yı birbirinden ayırmıştır ve böylece "emr"in, "halk=yaratma" ve yaratmasına delalet eden "teshir=emrine boyun eğdirme" fiilinden başka olduğunu belirtmiştir.
Emrine boyun eğdirme onun emrindendir. Bundan sonra Yüce Allah insanın imanı telaffuz etmesinin amellerinden biri olduğunu belirtmiştir. Nitekim Abd Kays olayında bu zikredilmişti. Onlar kendilerini cennete sokacak amelin ne olduğunu sormuşlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine iman etmelerini emretmişti ve bunu da şehadet ve onunla birlikte saydığı diğer fiillerle açıklamıştı. Yukarıda zikredilen Ebu Musa hadisinde "Sizleri Allah yüklemiştir" ifadesi insanların amellerini kendilerinin yarattığını iddia eden Kaderiyye mezhebine bir reddiyedir.
"Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı." Bu ayet, amelin kullara nispet edileceği noktasında açıktır. Ancak birinci görüşe göre burada anlaşılması zor bir durum ortaya çıkmaktadır. Buna verilecek cevap şöyledir: Burada"amel", "halk"tan başkadır. "Amel" kula isnad edilen kesbtir. Çünkü yapılmasıitibariyle bu fiilin kula ait olduğu söylenmiştir. Ancak aynı fiil varlığı açısından Allah'a isnad edilir. Çünkü' fiil ancak Yüce Allah'ın kudretinin tesiri ile var olur. Şu halde amelin iki yönü vardır. Bunlardan biri, kaderi dışlarken, diğeri cebri dışlar. Amel hakiki olarak Allah'a, genel itibariyle kula nispet edilir. Bu öyle bir niteliktir ki, emir, yasaklama, fiil ve terk bunun sonucudur. Kulların fiillerinden Allah'a isnad edilenlerin tümü, Allah'ın kudretinin tesiri açısından isnad edilir ki buna "halk=yaratma" denilir. Kula isnad edilen ise ancak Allah'ın takdiri ile meydana gelir. Buna da "kesb"
denilir. Övgü ve yergi bunun üzerine vaki olur. Tıpkı yüzü çirkin olan birisinin kınanıp, biçimi güzelolanın övülmesi gibi. Sevap ve cezaya gelince; bunlar birer alamettir. Kul Allah'ın mülkü olup, orada dilediğini yapar. Bu konu bundan daha mükemmel bir biçimde "Fela tec'alu lillahi endaden = Allah'a eş koşmayın"(Bakara 22) başlığı altında geçmişti. Bunlar ayetin tevilinde İmam Buharl'nin tutmuş olduğu bir yoldur. O, "halakakum ve ma ta'meICm=Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı" ayetindeki "ma "nın masdariye mi yoksa mevsule mi olduğuna değinmemiştir. Taberi şöyle demiştir: Ayette geçen "ma" hakkında iki yön vardır. Bunun masdariye olduğunu söyleyenler ayete ''Allah sizi ve amellerinizi yaratmıştır" manasını vermişlerdir. Mevsule olduğunu söyleyenler ise "Allah sizi ve yaptığınız şeyi yarattı" yani yaptığınız putları yarattı ki bunlar ahşap, bakır ve başka şeylerdendir demişlerdir.
Taberi bundan sonra Katade'den ikinci görüşü ağır bastıracak bir görüş nakleder. Bu, Yüce Allah'ın "Oysa ki sizi ve" ellerinizle "yapmakta olduklarınızı Allah yarattı" ayetidir. İbn Ebi Hatim'in nakline göre yine Katade şöyle demiştir: "Yonttuğunuz" putlara "mı ibadet edersiniz?"sso "Oysa ki sizi ve" ellerinizle "yapmakta olduklarınızı Allah yarattı. " Mutezile bu tevili esas almıştır.
es-Süheyll, Netaicü'l-efkar isimli eserinde şöyle der: Mil kimseler kulların fiillerinin cevher ve cisimlere taalluk etmeyeceği noktasında ittifak etmişlerdir. Bundan dolayı kişi "amiltu hablen=bir ip yaptım" ve "sana'tu cemelen=bir deve yaptım" ve "sana'tu şeceran=bir ağaç yaptım" diyemez. Durum bu olduğuna göre bir kimse "Senin yaptığın hoşuma gitti" dediğinde ifade edilmek istenen, bir eylemdir {hades}. Buna göre "Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı" ayetinin tevili, ancak "ma"nın masdariye olması durumunda isabetli olur. Ehl-i sünnetin görüşü bu doğrultudadır. Mutezile'nin bu "ma"nın mevsule olduğu yolundaki görüşü doğru değildir. Çünkü onlar bunun onların yonttukları putları üzerine vaki olduğunu iddia etmektedirler ve ayetin takdirinin şöyle olduğunu ileri sürmektedirler: Allah sizi ve putları yaratmıştır. Mutezile ifadenin söz dizilişinin onların verdiği manayı gerektirdiğini iddia etmektedir. Buna gerekçe olarak bundan önceki ayette "md tenhitun = ellerinizle yonttuğunuz" ifadesinin geçtiğini söylemektedirier.
Bu ayetin elleriyle yonttukları taş hakkında gelmesi dolayısıyla onu takip eden ikinci ayetin de aynı konuyla ilgili olması gerektiğini ifade etmektedirler. Mutezile'ye göre ayetin takdiri şöyledir: Yonttuğunuz şeyler mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduğunuz o taşları Allah yarattı. Mutezile'nin şüphesi budur: Ancak bu nahiv açısından geçerli değildir. Zira "ma"
özel bir fiille kullanıldığında ancak masdariye olur. Buna göre ayet onların mezheplerini reddetmekte, görüşlerini çürütmektedir. Ayetin ifade dizilişi, ehl-i sünnetin görüşüne göre daha eşsiz olmaktadır. "Şüphesiz ki Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden, geceyi durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah 'tır.
Bilesiniz ki, yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedirl"(Araf 54) İmam Buhari, Kerime'nin rivayetine göre ayeti bütünüyle zikretmiştir. Bu ayetten başlığa uygun olan kısım, daha önce geçtiği üzere "eta lehü'l-halku ve'l-emr= bilesiniz ki, yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur" ifadesidir. "Haliku kulli şey = O her şeyin yaratıcısıdır"(En'am 102) ifadesini bu ayetin doğrultusunda anlamak gerekir.
Bundan dolayı İmam Buhari bu açıklamanın ardından şöyle dedi: İbn Uyeyne şöyle demiştir: Allah "Bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur!' ayetinde "yaratma" ve "emretme"yi birbirinden ayırmıştır. Bu haberi İbn Ebi Hatim er-Redd ale'l-Cehmiyye isimli kitapta Beşşar b. Musa vasıtasıyla mevsul olarak şöyle nakletmiştir: Biz Süfyan b. Uyeyne'nin yanındaydık. Allah "Bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur" dedi. Sonra "halk"
mahlukattır, "emir" ise kelamdır dedi. Hammi'ld b. Nuaym'ın nakline göre Süfyan b. Uyeyne şöyle demiştir: Ona "Kur'an mahluk mudur?" diye soruldu. Süfyan şöyle cevap verdi: "Yüce Allah 'Bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur' buyurmaktadır. Görmüyor musun Allah 'halk' kelimesi ile 'el-emr' kelimesini birbirinden ayırmaktadır. Şu halde 'emir' onun kelamıdır. Eğer onun kelamı mahluk olsaydı, o zaman bunları birbirinden ayırmazdı."
Biz de şunu ekleyelim: İbn Uyeyne bu konuda Muhammed b. Ka'b elKurazı'yi geçmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Abdusselam b. Asım ve bir grup bilgin ona uymuşlardır. Bütün bunları İbn Ebi Hatim onlardan nakletmiştir. İmam Buhari Halku Ef'ali'l-İbad isimli eserde şöyle der: "Allah mahlukatı emriyle yaratmıştır." Çünkü o "Eninde sonunda emir Allah'ındır. "(Rum 4) "Bir şey yaratmak istediği zaman onun yaptığı 'ol' demekten ibarettir, hemen oluverir.
"(Yasin 82) "Göğün ve yerin onun buyruğuyla durması da onun (varlığının) delillerindendir"(Rum 25) buyurmaktadır. imam Buhari şöyle devam eder: Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu ve onun emrinin mahlukatından önce bulunduğu noktasında haberler mütevatir olarak gelmiştir. O şöyle devam eder: Muhacir, ensar ve onlara güzellikle tabi olanlardan hiç kimseden bu konuda farklı bir görüş zikredilmemiştir. Kitabı ve sünneti nesilden nesile bize nakleden bunlardır. ilim ehli arasında hiç kimseden imam Malik, Sevr!, Hammad ve belli başlı büyük merkezlerdeki fıkıh bilginleri (fukahau'lemsar) zamanına kadar bu konuda herhangi bir ihtilaf olmamıştır. Harameyn, Kufe, Basra {Irakeyn}, Şam, Mısır ve Horasan alimlerinden bizim yetiştiğimiz nesil de bu görüşü izlemiştir. Abdulaziz b. Yahya el-Mekk!, Bişr el-Mureys! ile yaptığı münazaralarında yukarda zikri geçen ayetleri okuduktan sonra Yüce Allah'ın mahlukatının kendi emrine boyun eğmiş olduğundan söz etmektedir.
Şu halde "emir" mahlukatın kendisine boyun eğdiği şeyolmaktadır. Bu durumda "emir" nasılolur da mahluk olur. Yüce Allah "Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona (söyleyecek) sözümüz sadece 'ol' dememizdir. Hemen oluverir"(Nahl 40) buyurmaktadır. Yüce Allah "emrin" var edilen şeyden önce olduğunu haber vermektedir. Bir başka ayette "lillahi'l-emru min kablu ve min ba'du=eninde sonunda emir AllQh'ındır" yani mahlukat yaratılmadan önce ve onlar yaratıldıktan ve öldükten sonra da emir Allah'ındır. Allah onları emriyle var etmiş ve emriyle yeniden yaratacaktır.
"Ben İbn Abbas'a (Abdulkays heyeti olayını) sordum, o da şöyle dedi." Bu hadisin geniş bir açıklaması İman Bölümünde geçmişti." Şeyh el-Guneyman, Buhari'nin Tevhid Bölümünü şerh ederken şöyle demiştir: İmam Buhari bu başlıkla Yüce Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğunu, onun bu konuda ortağının olmadığını vurgulamak istemiştir. Buna kulların amelleri ve fiilleri de dahildir. Ayet-i kerime bu konuyu açıkça ifade etmektedir: "Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı." Bu ayetteki "ma" ister mevsule, isterse masdariye olsun hiç farketmez. Her iki takdire göre de ayet kulların fiillerinin mahluk olduğunu göstermektedir. Çünkü onların tapmakta oldukları ilahları kendilerinin bilgileri ve sanatları ile muayyen bir şekil ve özel bir biçim almıştır.
Bilginler bu ayette yer alan "ma" kelimesinin irabı konusunda sözü uzatmışlardır. Bazıları ehl-i sünnetin bunun masdariye "ma"sı olduğu noktasında icma ettiklerini iddia etmiş ve Mutezile'nin "mevsule" olduğu yolundaki iddialarından dolayı kendilerini kınamışlardır. Bunlar "ma" şayet mevsule olursa kulların kendi fiillerini kendilerinin yaratmasına delil olacağını zannetmişlerdir. Oysa doğrusu bu kelimenin mevsule olduğudur. Şeyh Guneman bu kelimenin mevsule olduğu görüşünde olan İbn Ceri'r et-Taberi', Şeyhü'l-İslam İbn Teymtyye ve öğrencisi İbnü'I-Kayyim gibi bazı isimlere yer vermiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.