

"Facir ve münafık kişilerin kuran okumaları. Onların Sesleri ve Tilavetlerinin Boğazlarından Öteye Geçemeyeceği." İmam Buhari burada üç hadise yer vermektedir. Birinci sırada yer alan mu'minin durumu ile ilgili Ebu Musa hadisinin açıklaması Fezailu'l-kuran Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Burada söylenmek istenen şudur: Facir ve münafığın kıraati Yüce Allah'a yükselmez ve onun katında artmaz. Allah'ın katında ancak kendi rızası gözetilen ve kendisine yaklaşılmak için yapılan ameller artar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem facirlerin kıraatini kuran'ın bereketinden faydalanmadığı, ecrinin tadını almadığı için reyhane otuna benzetmektedir.
Netice olarak o hoş olan şey sesin çıktığı boğazdan öteye geçmez, kalbe ulaşmaz. İşte dinden çıkanlar bunlardır. "Tavuğun tekrar tekrar seslenmesi gibi." Bu hadisin geniş bir açıklaması yukarıda zikredilen bölümde geçmişti. Hadisin buradaki başlıkla ilişkisine gelince, İbn Battal buna temas etmiş, Kirmanı de onu özetlemiştir. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisin başlığa uygunluğu çoğunlukla yalan söylediği ve durumu bozuk olduğu için doğru sözden yararlanmama açısından kahinin münafığa benzemesindendir. Münafık da inancı bozuk olduğu için okuduğundan yararlanmaz.
Buharl'nin maksadına dair bizim anladığımız şudur: Münafığın kuran'ı telaffuzu, mu'minin telaffuzu gibidir. Okunan şeyaynı olduğu halde onların okuyuşları birbirinden farklıdır. Okunan şey, tilavetin aynısı olsaydı, arada fark olmazdı. Kahin de bir cinnin melekten kap ip getirdiği vahiy kelimesini telaffuz ederken böyledir. Cinin telaffuzu, meleğin telaffuzundan farklıdır. Dolayısıyla her ikisinin vahyi telaffuzu birbirinden ayrı ayrıdır.
"Fakat kuran onların hançereleri ile köprücük kemikleri ötesine geçmeyecek." Burada yer alan "terakıye", "terkuka" kelimesinin çoğuludur ki bu, boğaz boşluğu ile boyun arasındaki köprücük kemiğidir. "Onların alametleri nedir diye soruldu." Hadiste geçen "sırna", "alamet" anlamındadır. "et-Tahlik" veya "et-tesbld." Kirmanı, burada bir problem olduğundan söz etmiştir. Sözkonusu problem şudur: Alametin varlığı, onu taşıyanın var olmasını gerektirir. Bu da başı traşlı olan herkesin Harici'lerden olmasını gerektirir. Oysa durum bilginlerin ittifakı ile böyle değildir. Kirmanı bu probleme şöyle cevap vermiştir: Selef bilginleri başlarını ancak hac ibadeti veya bir ihtiyaç dolayısıyla traş ederlerdi. Harici'ler ise bunu kendilerine adet edinmişlerdi.
Dolayısıyla bu onlar için bir alamet haline gelmişti ve kendileri bununla tanınmaya başladılar. Kirmanı şöyle devam eder: Hadisteki ifadeden başın, sakalın ve bütün kılların traşlı olması kastedildiği gibi, bununla öldürme de aşırı gitme ve dini meselelerde muhalefette abartı da kastedilmiş olabilir. Bizim kanaatimize göre birinci şık geçersizdir. Çünkü Harici'lerin böyle bir hareketleri olmamıştır. İkincisi, ihtimal dahilindedir.
Fakat hadisin birçok rivayet yolu, başın traş edilmesinin istendiği konusunda açık ve net gibidir. Üçüncüsü ise ikinci gibidir. Doğruyu en iyi yüce Allah bilir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.