

İmam Buhârî'nin kullandığı bu konu başlığı ile ilgili olarak Zeyn İbnü'l-Müneyyir özetle şöyle demiştir: "Bu başlıkta geçen من kelimesi iki anlama da gelebilir. Buna göre eğer bu kelime –ellezi- anlamında bir ism-İ mevsûl ise kasdedilen kişi Resûlullah'tır Buna göre أما بعد başlığın anlamı: "Hutbede Allah Teâlâ'ya hamd ve sena ettikten sonra (şimdi asıl konuya geçelim) diyen kimse" olur. Fakat bu kelime bir şart edatı olarak alınırsa cevabı hazfedilmiş bir şart cümlesi söz konusudur ve bu durumda başlığın anlamı: "Hutbede Allah Teâlâ'ya hamd ve sena ettikten sonra kim أما بعد (şimdi asıl konuya geçelim) derse sünnete uygun hareket etmiş olur" şekline dönüşür. Her iki anlama göre de hatiplerin Resûlullah'a tabi olmak ve O'nun sünnetine uygun hareket etmek için bu ifadeyi kullanmaları gerekir."
Bu hadisten yola çıkarak hutbe dışındaki yazı, mektup gibi faaliyetlerde de aynı veya benzeri ifadelerin kullanılabileceğini söylememiz mümkündür. Zaten pek çok müellif eserlerinde ifadesini kullanmıştır. Kimi âlimler de hemen eserinin başında "Allah'a hamd ettikten sonra derim ki..." gibi ifadelere yer vermişlerdir. Bu anlamda herhangi bir zorunluluk yoktur, hepsini kullanmak mümkündür.
Hafız Abdülkâdir er-Rehâvî Resûlullah'ın kullandığı bu ifadenin geçtiği hutbeleri derlemiş ve otuz iki sahâbîden bu konuda hadis rivayet edildiğini tespit etmiştir. KİTABU’L-CUM’A EK SAYFA – 503-2 باب: القعدة بين الخطبتين يوم الجمعة. 30. Cuma Günü İki Hutbe Arasında Oturmak حدثنا مسدد قال: حدثنا بشر بن المفضل قال: حدثنا عبيد الله، عن نافع، عن عبد الله قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم يخطب خطبتين يقعد بينهما.
Abdullah İbn Mesûd'un bu sözünden zorunlu olarak Resûl-i Ekrem'in hutbeler sırasında ayakta durduğu sonucu çıkar. Bazı âlimler bu rivayete dayanarak iki hutbe arasındaki oturuş sırasında herhangi bir söz söylenmediği sonucu çıkarmışlardır. Fakat otururken Allah Teâlâ'nın zikriyle meşgul olmak veya gizli bir şekilde dua etmek mümkündür; bu âlimlerin görüşü zikir ve duanın da olmadığı anlamına gelmez.
İmam Şafiî Resûlullah (s.a.v.)'in her zaman bu şekilde hareket ettiğini belirtmiş ve bu rivayetten yola çıkarak iki hutbe arasında oturmanın gerekli olduğunu söylemiştir. O bu hükmü verirken Nebi s.a.v.'in "Beni namaz kılarken nasıl gördüyseniz o şekilde namaz kılın" şeklindeki emrini de göz önünde bulundurmuştur. el-Muğnî adlı eserin müellifi şöyle demiştir: "Alimlerin çoğunluğuna göre iki hutbe arasında oturmak farz değildir. Çünkü onlara göre bu sırada yapılması emredilen herhangi bir zikir yoktur, dolayısıyla farz da değildir. Buna karşılık oturmanın farz olduğunu söyleyenler bu oturuşun süresinin (namazın birinci ve üçüncü rekatlarından kalkarken kısa bir süre oturulan) celse-i İstirahat kadar olduğunu söylemişlerdir. Bunun İçin verilen ölçü ise İhlâs suresini okuyacak kadardır. Bu hükmün hikmetiyle ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır; a. İki hutbeyi birbirinden ayırmak için oturulur, b. Dinlenmek için oturulur. Fakat birinci görüş daha doğru görünmektedir ve bu görüşü esas aldığımızda oturacak kadar bir süre susup beklemek de yeterli olacaktır."

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.