

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhar! «Vahyin başlaması» bahsinde ve «Sure-i Kıyametin Tefsiri» nde tahric etmiştir. Hadîs «Sünen-i Tirmizî» de dahî mevcuttur. Tirmizî onun hakkında: «Bu hadîs hasen sahihtir» demiştir. Zemahşerî (467 - 538) nin beyânına göre Cebrail (A.S.) vahy getirdiği zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun okuduklarını hemen bellemek ve onlardan bir şey kaçırmamak için acele eder. Okunan vahy bitinceye kadar sabretmeden Cebrail'in okuduklarını ağzından alırdı. Bunun üzerine Teâlâ Hazretleri gelen vahyi can kulağı ile dinlemesini, vahyin okunması bittikten sonra kendisinin de okumasını emir buyurdu. Bu hususda gelen âyetler şunlardır: «Vahye acele edeyim diye onunla dilini oynatma! Çünkü onu toplamak da okutmakda ancak Bize âidtîr. Onu biz okuduğumuz vakit Sen onun okunuşuna tâbi oll Sonra hakîkaten onun beyânı bize aittir.» [ Kıyamet 16-17-18 ] Bu âyetlerin mânâsı: «Cibril A.S. sana getirdiği vahyi okurken onu acele kavramak ve bir şey kaçırmamak endişesi ile hemen Cibril'in ağzından alma! Gelen vahyin okunması bitinceye kadar sabret, güzelce dinle! Belleyemem diye korkma, Cibril (A.S.) okumasını bitirdikten sonra sen de oku! Çünkü gelen vahyi sana belletmeyi ben tekeffül ediyorum. Sonra inen âyetlerin mânâlarında müşkilâta uğrarsan onların beyânı da bana aittir.» demektir. Hadîsin metninde Hz. ibn-i Abbâs bu âyetleri parça parça okuyarak tefsirde bulunmuştur. Hadîsdeki: «Kur'ân» dan murâd, kırâet yâni Kur'ân'ın okunuşudur. Allah Teâlâ; «Biz okuduğumuz vakit sen onun okunuşuna uy.» buyurmakla Cibril (A.S.) 'in okumasını murâd buyurmuştur. Buna: «Biz Cibril'in diliyle okuduğumuz yahut Cibril'e okuttuğumuz» şeklinde de mânâ verilebilir. «Onun okunuşuna tâbi ol» Emri ilâhîsinin Hz. Abbâs (dinle) diye tefsir etmiştir. Kirmâni bu hadîsi şerh ederken fukahânın: «Secde-i tilâvet işitene değil, dinleyene sünnettir.» dediklerini söylemişse de, Hanefî mezhebine göre bu söz doğru değildir. Çünkü secdei tilâvet vacip olmak için Hanefîler kasden dinlemeyi şart koşmamışlardır. Secdei tilâvet onlara göre hem okuyana, hem dinleyene, hem de tesadüfen işitene vaciptir. Kirmâni 'nin sözü secde hakkında vârid olan hadîse de muhaliftir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize gerek meleğin heybeti, gerekse getirdiği vahyin ağırlığına tahammül etmek pek güç geliyordu. Bu hal vahy geldiği anlarda onun yüzünden belli oluyordu. Hz. Âişe'nin rivayet ettiği bir hadîsde beyân edildiğine göre: Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine pek soğuk bir günde vahy gelse, mübarek alınlarından buram buram ter boşanırdı. Dudaklarının titremesi de ihtimal bundandır. Bazıları: «Dudaklarını kıpırdatmak Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in âdetiydi.» demişler. Bir takımları da bunu her zaman değil, bazan yaptığını söylemişlerdir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in vahy esnasında dudaklarını kıpırdattığını îbni Abbâs Hazretleri bizzat görmemiştir. Çünkü bu âyetler Mekke'de nazil olmuşlardır. O zaman Îbni Abbâs (R.A.) henüz doğmamıştı. Anlaşılıyor ki bunu kendisine ya Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sonradan nakletmiş, yahut Hz. Îbni Abbâs onu gören sahabenin bâzılarından işitmiştir. İbni Abbâs 'dan rivayet eden Saîd b. Cübeyr İse Îbni Abbâs'in dudaklarını kıpırdattığını görmüştür. Böyle hadislere hadis İstılahında Sahabenin mürseli denir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.