

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhari Sûre-i Ahzâb'ın tefsiri ile «Talâk» bahislerinde, Tirmizî «Tefsîr»de; Nesâî «Nikâh»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Müfessirlerin beyanına göre Nebi (Sallallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri ondan dünyalık ve bol nafaka istemişlerdi. Birbirlerini çekememeleri de ona girân geliyordu. Bu sebeple bir ay onları terketmiş; ilâ yapmıştı. Bu müddet zarfında ashab-ı kirâmının yanlarına da çıkmamıştı. Hadîste zikredilen âyetler bunun üzerine nazil oldu. ilâ: Erkeğin karısına dört ay yaklaşmayacağına yemîn etmesidir. Fakat burada ondan murad sadece yemindir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerini ne hususta muhayyer bıraktığı ihtilaflıdır. Hasan-ı Basrî ile Katâde'ye göre bu muhayyerlik boşanma hususunda değil, dünya ile âhiretten birini tercih içndi. Dünyayı tercîh ederlerse Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerinden ayrılacak, âhireti dilerlerse ayrılmayacaktı. Bâzıları muhayyerliğin boşanmakla boşanmamak arasında olduğunu söylemişlerdir. Hz. Âişe ile Mücâhîd, Şa'bî ve Mukaatil buna kaildirler. O zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in nikâhı altında, beşi Kureyş kabilesinden olmak üzere dokuz zevcesi vardı. Bunlar: Âişe binti Ebî Bekr, Hafsa binti Ömer, Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyân, Sevde binti Zem'a, Ümmü Seleme binti Ebî Üıneyye, Safiyye binti Huyey, Meymûne binti Haris, Zeyneb binti Cahş ve Cüveyriye binti Haris (Radiyallahu anhûma) hazerâtı idiler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in tahyîr işine Hz. Âişe'den başlaması onun faziletinden dolayıdır. Nevevî diyor ki: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem}'in Hz. Aişe'ye: — Annenle babandan emir almadan cevap vermeye acele etmeyebilirsin; demesi, ona ve ebeveynine karşı beslediği şefkatten ve Âişe (Radiyallahu anha)'nın kendisinden ayrılmaması için onlara nasihat murâd etmesindendir. Çünkü Hz. Âişenin yaşça küçük ve tecrübesiz olması dolayisiyle ayrılmayı ihtiyar etmesinden çekiniyordu. O bunu ihtiyar ederse kendisini bırakmak vâcib olacak, bu suretle hem Âişe, hem ebeveyni ve ona uyan diğer zevceleri zarar görecekti.» Hadîs-i şerîf Hz. Âişe ile diğer ezvâc-ı tâhirâtın menkıbelerine, hayırlı işlere şitâba, âhiret umurunu dünya işlerine tercihe, insanın arkadaş veya dostuna nasîhatts bulunmasına ve bu babta âhireti için daha faydalı gördüğü hususu ön plâna alması lüzumuna delâlet etmektedir. Bu sayfa’nın devamı niteliğindeki sayfa
Tefsir, Mezalim, Libas ve Metaim bahislerinde; Tirmizî: Tefsir de; Nesai de: Savm ve Işratu'n~Nisa'da muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir. Hz. Ömer'in: «Nihayet Allah Teâlâ onlar hakkında indirdiklerini indirdi...» sözünden murâd: «Kadınlarla iyi geçinin.» «Onları zarara sokmak için nikâhınızda tutmayın!» «Size itaat ederlerse onların aleyhine çıkar yol aramayın.» gibi âyetlerdir. Nitekim: «Kendilerine yaptığı taksimi yaptı.» ifadesiyle de dörtte bir gibi mîrâs hisselerini ve kadınların nafakalarını kasdetmiştir. Ömer (Radiyallahu anh)'ın komşusu Itbân b. Mâlik el-Hazreci'dir. Bu zâtı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer'e kardeş yapmıştı. Bazıları komşusunun Evs nâmında biri olduğunu söylerler. Gassân: Aslında Şam taraflarında bir suyun ismidir. Bu suyun civarında yaşayıp ondan içenlere Gassâniler denilmiştir. Gassânîler'in bir rivayette dört yüz, diğer rivayette altı yüz sene hüküm sürdükleri ve kendilerinden otuz yedi hükümdar geçtiği rivayet olunur. Meşrube veya meşrabe: «Su içilen yerdir. Bâzıları bunun gurfe denilen yüksek oda mânâsına geldiğini söylerler. İbni Kuteybe'ye göre meşrube : Yüksek odanın önündeki sofa gibi yerdir. İbni Battal yiyecek ve içecek saklanan oda yâni kiler mânâsına kullanıldığını söyler ki, burada münasib olan da budur. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin kapısını bekleyen siyah kölenin ismi Rabâh'tır. Mernı'z-Zahrân: Mekke yakınlarında bir vâdîdir. Avâlî: Medîne-i Münevvere sırtlarmdaki köylerdir. Bunların Medîne'ye uzaklıkları iki ile sekiz mil arasındadır. Medîne'nin şarkına düşen bu yerlerde Evs kabilesi yaşardı. Hadîsin râvilerinden Ubeyd b. Humeyd için bütün nüshalarda «Abbâs'ın âzâdlısıdır» denilmişsede hadîs ulemâsı bunu doğru bulmamış; mezkûr zâtın Zeyd b. Hattâb oğullarının âzâdlısı olduğunu söylemişlerdir. îbni Abbâs (Radiyallahu anh)'ın suâline Hz. Ömer'in şaşması, tefsir ilminde bu kadar şöhreti olmakla beraber bu meseleyi bilmemesindendir. Zemahşerî: «Galiba Ömer (Radiyallahu anh) onun sorduğu şeyden hoşlanmamış.» diyor. Nitekim bu cihete nefsi hadîste de işaret olunmuştur. Ekser-i rivayetlerde tevbe etmelerine işaret buyuruîan kadınlar Hz. Âişe ile Hafsa binti Ömer'dir. Yalnız Hammâd b. Seleme rivayetinde bunların Hafsa ile Ümmü Seleme (Radiyallahu anhûma) oldukları bildirilmiştir. İlâ: Lügatte mutlak surette yemîn mânâsına gelir. Fukahanın ıstılahlarına göre ise bir kimsenin karısı ile bir müddet cinsî münasebette bulunmayacağına yemîn etmesidir. Bu hususta ulemâ ittifak halindedirler. Yalnız İbni Sîrîh'in: «Şer'î îlâ zevce ile cinsî münasebeti, konuşmayı ve nafaka vermek gibi şeyleri terk etmeye hamlolunur.» dediği söylenir. Kaadî İyâd: «Mücerred ilâ'nın derhal talâk, keffâret ve mutâlebe îcâb etmeyeceği hususunda ulemâ arasında ihtilâf yoktur.» diyor. Şer'î ilâ'nın müddeti ihtilaflıdır. Sahabe ve tabiînin ekserisi ile Hicaz ulemâsına göre îlâ. dört aydan fazla bir müddet karısına yaklaşmayacağına yemîn etmekle olur; onlara göre dört ay yaklaşmamaya yemîn etmek îlâ değildir. Kûfelilerce îlâ: Bir kimsenin karısına dört ay veya daha fazla müddet yaklaşmayacağına yemîn etmesidir. Bu bâbda îbni Ebî Leylâ ile İbni Şubrume şüzuz göstererek: «Karısına bir gün yaklaşmayacağına yemîn edip de sonra dört ay onun semtine uğramayan kimse îlâ yapmış sayılır.» demişlerdir. îbni Ömer (Radiyallahu anh)'dan bir rivayete göre yemininde vakit tayîn eden kimse îlâ yapmış sayılmaz; velev ki tâyin ettiği müddet uzun olsun. îlâ ancak ebediyyen yaklaşmamaya niyet etmekle olur. îlâ'da yemîn müddeti geçmeden cinsî münasebette bulunmakla hüküm sakıt olduğu gibi, dört aydan evvel talâk da vuku' bulmaz. Fakat cinsî münasebette bulunmadan dört ay geçerse Kûfeliler'e göre bir talâk vâki' olur. Bu talâkın bâyin mi ric'î mi olacağı ihtilaflıdır. Hicaz ve Mısır ulemasıyla muhaddislere ve Zahirîler'e göre bu surette yemîn sahibine: «Ya cinsî münasebette bulun; yahud karını boşa! denilir. Boşamazsa kadını onun namına hâkim boşar. Şâfiîler'in mezhebi budur. Meşhur olan kavline göre bu meselede İmam Mâlik de Şâfiîler'le beraberdir. Diğer kavlinde ise Kûfeliler'le beraberdir. Vâki' olan talâk ric'îdir. İmam Şafii bir rivayette hâkimin boşama hakkı olmadığını, fakat ya cima' yahud talâk için icbara hakkı olduğunu söylemiştir. Bâzıları ilâ için yeminin Öfke hâlinde ve zarar vermek maksadı ile yapılmasını şart koşmuşlarsa da cumhura göre böyle bir şart mu'teber değildir. İlâ'nın teferruatı için fıkıh kitaplarına müracaat etmelidir. Zâten az yukarıda da işaret ettiğimiz vecihle Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in îlâ'sı bu kabilden değil, sırf bir ay kadınlarından uzaklaşmaktan ibaretti. Hz. Ömer'in Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Benim için mağfiret dile!..» diye ricada bulunması, onun huzurunda dünya ni'metlerini büyük görerek bu hususta söz etmek cüretinde bulunmasındandır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 2 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.