

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadisi Buhâri «Megâzî», «Fardu'l-Humus», «Nüzûr», «Zebâih», «Keffârâtü'I-Eymân ve «Tevhid» bahislerinde; Ebû Davûd *Eyman»da, Tirmizî «Et'ime» ve «Şemail bahislerinde; Nesâî «Eymân» ve *Sayd»da, ibni Mâce «Keffarât»da muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. «Darlık ordusu» diye terceme ettiğimiz «Ceyşül-usra» Tebûk gazasına giden ordudur. Buna darlık ordusu denilmesi : Son derece şiddetli sıcaklara tesadüf etmesi, su, hayvan ve yiyecek sıkıntısı çekilmesi sebebiyledir. Hattâ ashab-ı kiramın susuzluktan develerin karnını yararak içlerindeki suyu aldıkları rivayet olunmuştur. Bu gaza Resûlullah (Saliallahu Aleyhi ve Seilem) Efendimizin bizzat iştirak ettiği son gazadır. İbni Sa'd'in rivayetine göre Tebûk gazası hicretin dokuzuncu yılı Receb ayının perşenbe günü vuku' bulmuştur. Gazanın sebebini bildiren mürsel bir hadîste şöyle deniliyor: «Yahudiler Resûlullah (Saliallahu Aleyhi ve Seilem)'e gelerek: Yâ Ebel-Kaasim, eğer Nebilik iddiasında doğru söylüyorsan, hemen Şam'a yetiş! Zîra Şâm mahşer yeri ve Nebiler diyarıdır,, dediler. O da onların sözüne kanarak yalnız Şam'ı almak niyetiyle gazaya çıktı. Tebuk'a varınca Allah ona Benî İsrâîl süresindeki: (Onlar seni bu yerden çıkarmak için nerdeyse zorlayacaklardı...) âyetinden Bizim yolumuzda asla bir değişiklik bulamazsın kavli kerîmine kadar olan âyetleri indirdi. Allah Teâlâ ona Medine'ye dönmesini emretti ve: Senin yaşaman da orada. ölümün de orada olacak. Sen tekrar oradan diriltileceksin! buyurdu...» Bu rivayetlerde sözü geçen «âzadlılar»dan murad: Roma esirleridir. İçeri giren zât kırmızı benizli diye vasıflandırılmakla onun hâlis Arap olmadığına işaret edilmiştir. Nitekim bir rivayette : «Galiba âzâdlılardandı.» denilerek bu cihet tasrih olunmuştur. Bu zât: «Ben bu hayvanın bir sey yediğini gördüm de iğrendim...» demekle tavuğu pislik yerken gördüğünü anlatmak istemiştir. Buna mukabil Hz. Ebû Mûsâ: «Gel, sana bundan bahsedeyim!» demiş; bununla: «Gel sana bu yeminin nasıl halledileceğini anlatayım!» demek istemiştir. Rivayetlerin birinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in altı deve verdiği, diğerinde beş deve verilmesini emir buyurduğu kaydedilmektedir. Bu sebeple vak'anın iki defa cereyan etmiş olması üzerinde durulduğu gibi, azı zikretmek fazlanın red ve inkârı değildir; şeklinde te'lîfte bulunanlar dahî olmuştur. «Başımıza iyi havır gelmez!» cümlesi; -Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gaflete düşürdük... biz ebediyyen felâh bulmayız; dedik!» şeklinde de rivayet olunmuştur. «Size yük hayvanlarını ben vermedim; lâkın Allah verdi...» ibaresinin mânâsı Hattâbi'ye, göre birçok vecihlere muhtemeldir. Bununla ashabdan minneti kaldırarak ni'metin Allah'a izafesi kasdedilmiş olabileceği gibi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in unutmuş olması ihtimâli de vardır. Unutan kimse muztar hükmündedir; onun fiili bâzan Allah'a da izafe edilir. Nitekim unutarak orucunu bozan bir kimse hakkında : «Onu ancak Allah doyurdu, suladı.» buyurulmuştur. Yahut bu cümle: «Bu ganimeti göndermekle size binek hayvanlarını Allah vermiş oldu.» manasınadır.Mârûdî de bu mânâya işaret etmiştir. Kaadi iyâd: «Caiz ki onlara yük devesi verileceği Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahi suretiyle bildirilmiş olsun yahut bu zevat Allah'ın ganimeti kendilerine taksim etmesini emir buyurduğu kimselerin umumunda dahil olsunlar.» diyor.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.