

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhari: «Vudû*» bahsinin muhtelif yerlerinde, «Muharibin, Cihâd, Tefsir, Megâzi» ve «Diyât» bahislerinde; Ebü Dâvûd «Taharet» bahsinde; Nesâî «Muharebemde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki, Ureyne ve Ukl kabilelerinden yedi sekiz kişi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek müslüman olmuşlar. Fakat Medîne'nin havası kendilerine yaramamış. Hastalanıp zayıflamışlar; renkleri sararmış; ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e müracaatla: «Yâ Resûlâllah, biz hayvancılıkla geçinen insanlardık; şehirli değiliz; bizi doyur, sula! demişler; hattâ develerin yanına gitmek için izin istemişler: O da kendilerini ovaya develerin yanına göndererek tedavi için onların süt ve bevillerinden içmelerini tavsiye buyurmuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in develeri 15 sağmaldan ibaret olup zekât develeri ile karışık olarak Küba civarında Zü'l-Hader denilen yerde güdülüyormuş. Bunlar develerin yanına giderek onların süt ve bevillerinden içmişler. Az zamanda iyileşip betleri benizleri gelince irtidâd ederek develerden birini boğazlamışlar. Çobanlardan birinin elini, ayağını kesmişler; diline ve gözlerine diken batırarak ölünceye kadar kızgın güneşin altında bırakmışlar; ve develeri alıp gitmişler. Sağ kalan çoban hâdiseyi haber vermiş: «Arkadaşımı öldürdüler; develeri de götürdüler.» demiş. Bunun üzerine: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) derhal yirmi kişilik bir süvari müfrezesini bunları ta'kîbe göndermiş. Kürz b. Câbir El-Gihrî'yi bu müfrezeye kumandan ta'yîn etmiş. Yardımcı olmak üzere yanlarına bir de izci vermiş. Giden müfreze şakileri yakalayıp getirmiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'de onlara kendi amelleri cinsinden ceza vermiş... Bu hâdise nübüvvetin altıncı yılında vuku' bulmuştur. Nevevî diyor ki: «Bu hadîs muhâriblere ceza verme hususunda esastır; ve ALLAH Teâlâ'nın : (Allah ve Resulüne karşı harb eden ve yeryüzünde fesad çıkarmağa çalışan kimselerin cezası ancak ve ancak öldürülmek veya asılmak yahut elleri ile ayaklarının çapraz kesilmesi yahut o yerden sürgün edilmeleridir,) [Maide 33] âyet-i kerîmesine muvâfıktır. Ulemâ bu âyetten murâd ne olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. îmam Mâlik: Bu âyet muhayyerlik ifâde eder. Binâenaleyh hükümdar, âyette sayılan cezalar arasında muhayyerdir; meğer ki muhârib, müslümanı öldürmüş olsun! O takdîrde kendisinin de öldürülmesi farz olur, demiş; Ebû Hanîfe ile Ebû Mus'ab-ı Mâlikî öldürse de hükümdarın muhayyer olduğunu söylemiş; Şafiî ile diğer ulemâ taksime kail olmuşlardır. Onlara göre: Muhâribler bir kimseyi öldürürler de malını almazlarsa öldürülürler. Öldürür, malını da alırlarsa, öldürülüp asılırlar. Malını alıp kendisini öldürmezlerse, el ve ayaklan çapraz kesilir. Yolcuları korkutur da bir şey almaz ve kimseyi öldürmezlerse, yakalanarak ta'zîr olunurlar. Bizim mezhebimize göre sürgünden murâd budur. Ulemâmız: Zîra bu fiillerin zararı muhteliftir; binâenaleyh cezaları da muhtelif olur; âyet muhayyerlik bildirmez, demişlerdir. Muharebenin hükümleri ovada sabit olur. Şehirlerde sabit olup olmiyacağında hilaf vardır. Ebû Hanîfe'ye göre sabit olmaz. İmam Mâlik ile Şafiî sabit olacağını söylemişlerdir...» Nevevî'nin sözü burada sona erer. Kaadî İyâd'ın beyanına göre ulemâ Ureyne hadîsinin mânâsı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Seleften bazılarına göre bu ceza Hudûd ve Muharebe âyeti inmezden önce verilmiştir. Âyet inince bu cezayı neshetmiştir. Bazılarına göre bu hüküm neshedilmemiş; muharebe âyeti onlar hakkında inmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu cezayı kısas olmak üzere vermiştir. Çünkü mürtedler onun çobanına aynı muameleyi yapmışlardı. Bâzıları nusle (yâni bazı uzuvlarını keserek düzeltme)'nin haram değil, tenzîhen mekruh olduğunu söylemişlerdir. Su verilmeme meselesine gelince: Bu hususta Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir emri yoktur. Kaadî İyâd. «öldürülmesi farz olan bir kimse su isterse kasden manî olunup da kendisine iki âzâb birden tatbik edilemiyeceği hususunda müslümanlar ittifak etmişlerdir.» diyor. Fakat Nevevî buna i'tiraz etmiş; ve şunları söylemiştir: «Bu sahîh hadîsde beyân olunmuştur ki, mürtedler çobanı öldürmüş; İslâm'dan dönmüşlerdir. Şu halde ne su istemede, ne de başka hususta kendilerine hürmet kalmaz. Ulemâmız: Yanında taharet için muhtaç olduğu suyu bulunan bir kimsenin o suyu ölümden veya şiddetli susuzluktan korkan bir mürtedde verip de teyemmüm etmesi caiz değildir. Fakat suyu isteyen bir zimmî veya hayvan olursa vermek lâzım gelir; bu takdirde o su ile abdest caiz olmaz, demişlerdir.»

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.