

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhârî «Nikâh», «Buyu'» ve «Enbiya» bahislerinde tahric etmiştir. Ma'zirî diyor ki: «Allah'dan gelen bir hükmü tebliğ hususunda yalan söylemekten bütün Nebiler ma'sumdurlar. Bu husustaki yalanın azı çoğu müsavidir. Ama tebliğ kabilinden olmayıp sıfatlardan sayılan dünya umuruna aid ufak bir yalanın vukuu mümkün müdür, değil midir. Bu hususta selefle halefden İki meşhur kavil rivayet olunmuştur.> Kaadî İyad da şunları söylemiştir : «Sahîh olan şudur ki: Tebliğe ait husûsatta Nebilerin yalan söylemesi tasavvur olunamaz. Küçük günahları onlara caiz görelim, görmeyelim ve keza söylenen yalan az olsun, çok olsun hüküm budur. Çünkü nübüvvet makamı yalana tenezzül etmez. Yalanı caiz görmek Nebilerin sözlerine itimadı kaldırır.> Hz. İbrâhim'in Allah'ın zatına ait söylediği iki yalanla Sâre hakkında söylediği, bir yalandan murad hakikatte yalan değil, ancak muhatabın anlayışına nisbetle yalandır. Çünkü îbrâhim (Aleyhisselâm) tevriye yapmış ve Sâre hakkında İslâm'da kız kardeşim, demiştir. Zahiren tevriye olan bu sözün bâtını bir hakikattir. Çünkü bütün müslümanlar birbirinin din kardeşidirler. Bu sözün tevriye değil de yalan olduğunu kabul etsek zâlimin zulmünü def için yalan söylemek yine caizdir., Bütün fukaha ittifak etmişlerdir ki, zâlimin biri gelerek bir kimseden evinde gizlediği şahsı öldürmek için istese yahut elinde emanet buluna bir malı gasbetmeye çalışsa, hâne sahibinin gizleyip inkâr etmesi vâcib olur. îşte bu caiz hattâ vâcib bir yalandır. Zulmü def için meşru olmuştur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu gibi zahiren yalan görünen şeylerin haram olan yalan da dahil olmadığına tenbihde bulunmuştur. Hz. îbrâhim'in Allah Teâlâ'nın zatına ait yalanları yıldızlara bakıp: Ben hasta olacağım demesi ve böylelikle küffarla birlikte onların bayramlarına iştirakden kurtulması, bir de; bu işi koca put yapmıştır, demesidir. Halbuki küçük putları kendisi kırmıştı. Sâre hakkındaki sözü dahi hakikatte Allah'ın zâtına aittir. Çünkü zâlimi zinadan men etmek için söylenmiştir. Ancak bunda kâfir zâlim için bir haz ve menfaat bulunduğundan ötekilerden ayrılmıştır. Cebbar: Zâlim demektir. Bununla kimin kastedildiği ihtilaflıdır. Bazılarına göre Mısır hükümdarı Amr b. Îmrül-Kays 'dır. Bir takımları Ürdün hükümdarı Sâdût olduğunu, daha başkaları Süfyân b. Arvan nâmmdaki Harran hükümdarı idiğini söylemişlerdir. Siyer ulemâsının beyânına göre İbrahim (Aleyhisselam) bir müddet Şam'da kalmış, sonra orada kıtlık zuhur ederek Hz. Sâre ile birlikte Mısır’a gitmiştir. Orada fir'avn sülâlelerinin ilk hükümdarına tesadüf etmiş. Bu adam uzun zaman yaşamış. Bir zâlim imiş. Hadîsin bir rivayetine göre zâlim ve cebbar Firavn evvelâ Hz. ibrahim'e haber göndererek huzuruna celbetmiş. Ve ona bu kadının kim olduğunu sormuş. Hz. îbrâhim kız kardeşi olduğunu söylemiş. Sonra Sâre'ye bunu haber vererek, sorulursa onun da aynı şeyi söylemesini tenbih etmiştir. Cebbâr'ın âdeti evli kadınlara tecavüzmüş. Hz. Sâre'yi huzuruna getirdiklerinde hemen tecavüze yeltenmişse de eli şiddetle tutulmuş hattâ bir rivayette göğsüne kadar olan kısmı kurumuştur. Bunu görünce Hz. Sâre 'den aman dilemiş, kurtulması için Allah'a dua etmesini istemiş, bir daha tecavüze yeltenmiyeceğine söz vermis Hz. Sâre de dua etmiş, neticede Firavn'ın eli eski haline dönmüşse de zâlim Firavn verdiği sözü hemen unutarak tekrar tecavüze kalkışmıştır. Bu üç defa tekerrür etmiş. Nihayet sözünde durmuş ve Hz. Sâre'nin bir şeytan olduğu kanaatına vararak onu getireni çağırtmış ve Sâre'nin derhal Mısır toprağından çıkarılmasını, kendisine Hâcer nammdaki hizmetçinin de hediye edilmesini emretmiştir. Çünkü îslâmiyetten önce insanlar cin ve şeytan meselesini son derece büyültür, görülen her hârikanın onlar tarafından yapıldığına inanırlardı. Hz. Sâre'ye, Hâcer'i bağışlamasının sebebi, onun cin olduğuna inanması ve zarar getirmesinden bu suretle kurtulmak istemesi olsa gerektir. Zâlim hakkında Hz. Sâre'nin duası şu olmuştur: «Allahım! Bilirsin ki, Sana ve Resulüne iman etmiş bir kimseyim. Namusumu da korumuşumdur. Binâenaleyh bu kâfiri bana musallat kılma.» Hz, Ebû Hureyre'nin: «Ey gökyüzü suyunun oğulları» tâbirinden murad bütün Arablardır. Nesepleri saf ve hâlis oldukları için onları safi semâ suyuna benzetmiş olması muhtemeldir. Bazıları Arabların ekseriyetle hayvancılıkta ve gökyüzünden inen yağmurun suladığı mera ve nebatlarla geçindikleri için bu tâbiri kullandığını söylemişlerdir. Kaadî İyâd'a göre: Bu sözle Ebû Hureyre yalnız ensarı kasdetmiştir. Çünkü onların uzak dedelerinden birinin İsmi yağmur suyu manâsına gelen «Mâû's-Sema»'dır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.