

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhârî «Âl-i İmran Sûresinin tefsiri» nde; Ebû Dâvud «Sünnet» bahsinde; Tirmizî «Kitâbu't-Tefsir»'de tahric etmişlerdir. Âyet-i kerîmenin ne sebeple indiği ihtilaflıdır. Bâzıları îsa (Aleyhisselâm) hakkında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile mücâdele edenler için nazil olduğunu; bir takımları da bu ümmet için indiğini söylemişlerdir. îkinci kâvil daha makbul görülmüştür. Muhkemle mütesâbihin tarifi hususunda müfessirlerle Usûl-ü fıkıh ulemâsı arasında ihtilâf vardır. İmam Gazali «El-Müsteşfa» adlı eserinde şunları söyler: «Tesiri hakkında şâri tarafından bir izah vârid olmadığı zaman muhkemi lügat ulemâsının bildiği yolla ve lâfzın vaz'ı yönünden tenasübüne bakarak tefsir etmek gerekir. Müteşâbih, sûrelerin başlarındaki mukatta' harflerdir. Muhkem ise bundan geri kalanlardır, demek buna münasib düşmediği gibi, muhkem: îlimde rusûhu olanların bildiğidir. Müteşâbih ise yalnız Allah Teâlâ'nın bildiği sözdür ve keza muhkem: Va'd, tehdîd. helâl ve haramdır. Müteşabih ise, kıssalarla emsâldir sözü de buna münâsib değildir. Bu sonuncusu kavillerin ihtimalden en uzağıdır. Sahih olan şudur ki. muhkem iki mânâya gelir. Birinci mânâsı açık. kendisine işkâl ve ihtimal ârız olmayan sözdür. Müteşâbih ise. kendisine ihtimal arız olan demektir. İkincisi muhkem; Tertibi muntazam olup. ya zahiren vahut te'vil suretiyle mânâ ifâde edendir. Müteşâbih ise kur', nikâh akdi elînrie olan ve lems gibi müşterek isimlerdir. Kur' : hayız!a temizlik arasında müşterektir. Nikâh akdi elinde olan tâbiri veli ile zevc; arasında, lems de cinsi münâsebet ve elle dokunmak arasmda müşterektir.» Usûl-ü fıkıh ilmine göre muhkem nesh ihtimâlinden hâli olduğu için kuvvetçe müfesserden ziyâde olan sözdür. Müteşâbih ise ümmet için muradın ne olHueunu bilme ümidi kalmayan sözdür. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). Allah'ın bildirmesi ile mânâsına muttali olabilir. Ulemâ râsih yâni derin âlimlerin müteşâbihi bilip bilemiyeceğinde de ihtilâf etmişlerdir. Bâzıları derin âlimlerin müteşâbihleri bildiğine kail olmuşlardır. Onlarca âyetteki ilim kelimesi üzerinde vakfedilir. Ve mânâ şöyle olur: 'Halbuki onun te'vîlini ancak Allah ve bir de ilimde rusûhu olanlar bilir. Diğer bir takım ulemâya göre müteşâbihlerin mânâsını Allah'dan başka kimse bilmez. Derin âlimler bunların karşısında sâdece iman ettik, hepsi Rabbimiz nezdindendir, deyip geçerler. Onlara göre âyette vakıf «İllallah» kelimesindedir. Nevevi birinci kavlin esah olduğunu söylemiş: «Derin âlimler müteşâbihîerin mânâlarını bilir. Çünkü mahlûkâtmdan hiç birinin anlamasına imkân olmayan bir söze Allah'ın kullarını muhatab tutması ihtimalden uzaktır. Bizim ulemâmızla diğer bir takım muhakkiklar Allah Teâlâ'nın faydasız söz söylemesi imkânsız olduğuna ittifak etmişlerdir.» demişsede Nevevî'nin bu sözü söz götürür. Çünkü müteşâbihlerin mânâsını bu ümmet anlayamaz diyenler onların hâşâ nahak yere indirildiğine, faydasız olduklarına kail değildirler. Müteşabih âyetlerin ulemâyı imtihan etmek, namazda okunmak, ibâdet ve sevap niyetiyle okumak gibi, birçok faydaları vardır. Bunları kulların anlaması şart değildir. Çünkü hiç biri ahkam âyeti değildir. Ulemânın ekserisine göre müteşâbihlerin mânâları anlaşılmaz. Ashab-ı kirâm'dan Sultanu'l-Müfessirin Hz. İbnü Abbâs ile Abdullah b. Ömer, Übey b. Ka'b, Hz. Âişe, İbni Mes'ud, Urve b. Zübeyr, Ebu'ş-Şa'sâ', Ebû Nehîk ve diğer birçoklarıyla Halife Ömer b. Abdi'l-Aziz'in mezhebleri budur. Bu kavli İbni Cerîr taberi İmam Mâlik 'den de rivayet etmiştir. Hanefîler'in mezhebi dahi budur. Zeyğ: Şüphe ve sapıklık demektir. Kalblerinde şüphe ve sapaklık olanlardan murad; bid'at fırkalarıdır. İslâm'da ilk bid'at fırkasının Haricîler olduğu söylenir. Bunlar Hz. Ali zamanında meydana çıkmış, sonra birçok dallara ayrılmışlardır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bunların bir tanesi müstesna olmak üzere hepsi cehennemi boylayacaktır.» buyurmuş. — Bu bir fırka kimdir yâ Resulallah? diye sorulunca : «Benim ve ashabımın yolunda bulunanlar!» cevâbını vermiştir. Hadîs-i Hâkim «Müstedrek»'inde tahric etmiştir. Bu dalâlet fırkaları hakikaten fasit fikirlerini terviç için müteşâbih âyetlere tâbi olmuşlardır. Çünkü bu âyetleri tahrif imkânını bulmuşlardır. Hadîs-i şerif fitne çıkarmak için müşkil ve müteşâbih âyetlere tâbi olan sapık bid'atçılarla düşüp kalkmayı men etmektedir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.