

Tahric: Buhari, 303; Ebu Davud, 2167 DAVUDOĞLU ŞERHİ
NEVEVİ ŞERHİ (677-679): Bu babta (678) "Aişe (r.anha) dedi ki: Bizden birimiz ay hali olduğunda ... hakim olabilir" hadisi ile "Meymline (r.anha) dedi ki: ... " hadisi yer almaktadır. Aişe (r.anha)'dan rivayet edilen hadiste asıl nüshalardaki rivayet "bizden birimiz ... " ifadesindeki (.....) fiili (müennesten bahsetmesi dolayısıyla te'li de kullanılması sözkonusu iken) te'siz kullanılmıştır. Bu kullanım da doğru bir kullanımdır çünkü Sibeveyh "el-Kitab"ında konu ile ilgili başlıkta bazı Arapların "bir kadın, dedi" cümlesinde fiili müenneslik alameti olarak sonunda gelmesi gereken te harfi olmaksızın kullandıklarını nakletmektedir. İşte İmam Sibeveyh böyle bir kullanımı nakletmiş ve bu şekilde bir kullanımın caiz olduğunu belirtmiş bulunmaktadır. Bunu aynı şekilde İmam Ebu'l-Huseyn b. Haruf da nakletmiş, başkaları da zikretmiş bulunmaktadır. Ayrıca hadiste geçen "kane"nin burada durum ve olay (kıssa) fiili olması da mümkündür. Yani durum ve vaziyet şöyle idi, demek olur, sonra olayı anlatarak: Bizden birimiz ay hali olunca ... ona emrederdi, demiştir. Allah en iyi bilendir. "Ay halinin arttığı zamanda" ay hali kanının çoğaldığı zamanda demektir. (3/203) "Peştamal bürünmesi" ise göbeği ve göbeğinden aşağısını diz kapağına ve daha aşağısına kadar örten bir peştamal bağlamasını emrederdi, demektir. Aişe (r.anha)'nın: "Hanginiz kendisine hakim olabilir" sözünde "irb" kelimesi hemze kesreli olarak kendisi ile faydalandığı organı yani ferci demektir. Bir topluluk ise bunu "ereb" olarak rivayet etmişlerdir bu da kendi ihtiyacı anlamındadır. Bu ise cima arzusudur. Maksat ise O aranızda kendisine en ileri derecede hakim olandi. Bu şekilde mübaşerete rağmen harama düşmekten yana kendisinden emin idi. Haram olan iş ise ay hali olan kadının fercine mübaşeretlir. Hatlabi bu rivayeti tercih etmiş, birinci rivayeti reddetmiş ve muhaddislerin bunu bu şekilde nakletmelerini bir kusur olarak değerlendirmiştir. Allah en iyi bilendir. Hayz (ay hali) sözlükteki asıl anlamı akmak demektir. Vadinin seli akacak olursa bunu anlatmak için bu fiil kullanılır. Eıheri, Herevi ve onların dışındaki imamlar şöyle demektedir: Hayz kadının belli vakitlerde kanının akması demektir. Bu kanı kadın rahmi büluğundan sonra akıtır. İstihaza ise kanın zamansız akması demektir. Ay hali kanı rahmi n dibinden çıkar, istihaza kanı ise el-azil denilen ve rahmin ön taraflarında bulunan bir damardan akan kandır. Dilbilginlerinin dediklerine göre hayz, mahiı ve mehaz kelimeleri 'ay hali olmak' demek olup, ay hali olan kadına da "haiz" denilir. Bu şekilde sonuna te getirmemek fasih ve meşhur olan söyleyiştir. Cevheri, Ferra'dan "haiza: ay hali kadın" söyleyişini de nakletmektedir. Hadat, tehayyadat, dereset, tamiset, ariket, dahiket, nefiset şeklindeki bütün fiiller aynı anlamda (ay hali oldu) demektir. Bazıları da ay hali oldu anlamında ekbarat ve a'sarat kelimelerini de ilave etmişlerdir. Babtaki Hadislerden Çıkarılan Hükümler Ay hali olan kadınla mübaşeret birkaç kısımdır: Birinci kısım: Ay hali olan kadınla fercinde cima ile mübaşeret etmek: Bu Kur'an-ı azimuşşanın nassı ve sahih sünnet ile ve Müslümanların icmaı ile haramdır. Mezhep alimlerimiz der ki: Müslüman bir kimse ay hali olan bir kadın ile fercinde cima etmenin helal olduğuna inanırsa kafir ve mürted olur. Bir kimse bunun helal olduğuna inanmaksızın bu işi yapacak olursa, şayet bunu unutmuş yahut ay hali olduğunu bilmeyen ya da haram olduğunu bilmeyen yahut zorlanan bir kimse ise onun için vebalde kefaretle sözkonusu değildir. Şayet kasten ay hali olduğunu ve haramlığını bilerek kendi isteği ile ay hali olan kadın ile cima ederse pek büyük bir günah işlemiş olur. Şafii bunun büyük bir günah olduğunu ve bu işi yapanın tövbe etmesinin icap ettiğini açıkça ifade etmiştir. Bu işi yapan kimseye kefaretin vücubu hususunda Şafii'nin iki görüşü vardır. Daha sahih olana göre -ki bu onun yeni görüşüdür. Malik, Ebu Hanife, iki rivayetten birisine göre Ahmed'in ve selefin çoğunluğunun da görüşüdür- bundan dolayı ona kefaret düşmez. Seleften bu görüşü benimseyenler arasında Ata, İbn Ebu Muleyke, Şa'bi, Nehai, Mekhul, Zühri, Ebu'z-Zinad, Rabia, Hammad b. Süleyman, Eyyub es-Sahtiyani, Süfyan es-Sevri, Leys b. Sa' d -yüce Allah hepsine rahmet buyursun- vardır. İkinci görüş ise Şafii'nin eski ve zayıf görüşü olup, böyle birisine kefaret icap eder. Bu görüş İbn Abbas, Hasan-ı Basri, Said b. Cubeyr, Katade, Evzai, İshak ve ondan gelen ikinci rivayette Ahmed bu görüştedir. Bunlar kefaret hususunda ise farklı görüşlere sahiptirler. Hasan ve Said kefaretin bir köleyi hürriyetine kavuşturmak olduğunu söylerken diğerleri bir ya da yarım dinardır demişlerdir. Bununla birlikte hangi durumda bir dinar, hangi durumda yarım dinar kefaret ödemesi gerektiği hususunda da aralarında ihtilaf vardır. Acaba bir dinar kefaret kanın ilk geldiği sırada, yarısı da son zamanlarında olursa mı yoksa dinar kanın geldiği zamanda, yarısı ise kesildiğinden sonra mı kefaret olarak verilecektir. Bu hususta görüş ayrılıkları vardır. (3/204) Bu kefaretin verileceği ni kabul edenler İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu merfu hadisi delil alırlar: "Kim ay hali iken hanımına yaklaşacak olursa, bir yahut yarım dinar sadaka versin. " Ancak bu hafızların ittifakı ile zayıf bir hadistir. Doğrusu kefaretin sözkonusu olmadığıdır. Allah en iyi bilendir. İkinci kısım: Göbeğin üst tarafı ile diz kapağının alt tarafı arasına zekeriyle sürtünmek yahut öperek, kucaklaşarak, dokunarak ve daha başka şekilde mübaşeret etmek (temas etmek, dokunmak}.Bu da ilim adamlarının ittifakı ile helaldir. Şeyh Ebu Hamid el-İsferayini ile çok sayıda bir topluluk bu hususta icma olduğunu nakletmiş bulunmaktadırlar. Abide es-Selmani' den ve diğerlerinden erkeğin hiçbir yanı ay hali olan karısının hiçbir yanına değmez diye gelen nakil aslında şaz, münker, bilinmeyen ve kabulolunmayan bir görüştür. Ondan bu görüş sahih olarak nakledilse bile Buhari ve Müslim'in sahihleri ile başka hadis kaynaklarından zikredilmiş bulunan Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peştamalin üstünden mübaşereti, bu hususa dair izin vermesi ile ilgili meşhur sahih hadislerle ve ondan önce olsun sonra olsun muhalefete kalkışanlardan önce Müslümanların icmaı ile reddolunur. Diğer taraftan yararlandığı ve fnübaşeret ettiği yerde bir miktar kanın bulunup bulunmaması arasında da fark yoktur. İşte mezhep alimlerimizin ve onların dışındaki diğer alimlerin pek büyük çoğunluğunun mutlak hadisler dolayısıyla kesin olarak söylediği meşhur ve doğru hüküm budur. Mezhebimize mensup el-Mehamill ise bazı mezhep alimlerimizin bu hususta bir görüşünü nakletmektedir. Buna göre göbeğin üstü ile diz kapağının altındaki bölgede eğer ay hali kanından bir şeyler varsa ona mübaşeret (dokunmak) haram olur fakat bu görüşün batıl olduğunda şüphe yoktur. Üçüncü kısım: Ön ve arka dışında göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerde mübaşeret (temas ve dokunmak). Bu hususta mezhep alimlerimizin üç görüşü vardır. Onların büyük çoğunluğuna göre daha sahih, mezhepte daha meşhur olan görüş bunun haram olduğudur. İkinci görüş bu haram değildir ama tenzihen mekruhtur. Bu görüş ise delil bakımından daha güçlü bir görüş olup, tercih edilen de budur. Üçüncü görüş eğer mübaşeret eden kişi kendisini fercden alıkoyabiliyor ve ondan uzak kalacağı hususunda kendisine güveniyorsa -bu ister arzusunun azlığından, ister ileri derecede vera sahibi oluşundan olsun- caizdir, değilse caiz olmaz. Bu görüş de güzel bir görüştür. Bunu mezhep alimlerimizden Ebu'l-Abbas el-Basri ifade etmiştir. Birinci görüş olan kayıtsız şartsız haram olduğu görüşünü kabul edenler arasında Malik ve Ebu Hanife de vardır. İlim adamlarının çoğunluğunun görüşü de budur. Said b. el-Müseyyeb, Şureyh, Tavus, Ata, Süleyman b. Yesar ve Katade bunlar arasındadır. Caiz olduğunu kabul edenler arasında ise İkrime, Mücahid, Şa'bi, Nehai, Hakem, Sevri, Evzai, Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. el-Hasan, Esbağ, İshak b. Rahuye, Ebu Sevr, İbnu'l-Münzir ve Davud da bulunmaktadır. Delil itibariyle bu görüşün daha güçlü olduğunu da belirtmiştik. Bunlar ayrıca biraz sonra gelecek Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği: "Nikah (cima) dışında her şeyi yapabilirsiniz" hadisini delil göstermişlerdir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peştamalden yukarısına mübaşeret etmekle yetinmesi ise müstehaplık olarak yorumlanır demişlerdir. Allah en iyi bilendir. Şunu da bilelim ki, ilişkiyi ve mübaşereti haram kabul edenlere göre bu hüküm ay hali süresince ve ay halinden kesilip de gusledinceye yahut şartına uygun olarak suyu bulamayacak olursa teyemmüm edinceye kadar devam eder. Bizim,Malik, Ahmed, selef ve halefin büyük çoğunluğunun görüşü budur. Ebu Hanife ise: Ay halinin azami süresi gelip, kanın kesilmesi halinde anında onunla ilişki kurmak helal olur. Cumhur yüce Allah'ın: "Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiler mi o zaman Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. " (Bakara, 2/222) buyruğunu delil göstermişlerdir. Allah en iyi bilendir.
679 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ: Hayz: Lugatta akmak manasınadır. Bazıları çıkan kan manasına geldiğini Söylemişlerdir. Şeriat İstılahında: Küçük ve hasta olmayan bir kadının rahminin dışarıya attığı kandır. Lisanımızda buna aybaşı hali yahut adet görmek denilir. Âdet halindeki kadına araplar «haiz» derler. Fasih ve meşhur olan luğat budur. Kelime müennes'e sıfat olduğu halde sonuna niçin müennes alameti olan (ta) getirilmediği Nahiv uleması arasında ihtilaflıdır. İmam Halil b. Ahmed'e göre bu kelime fiîl manasında kullanıldığı için ism-i mensup hükmündedir. Sibeveyhe göre müzekker bir mevsufun sıfatı olup mevsufu mahzuftur. Şey, insan yahut şahıs diye takdir edilir. Yanî «insanün haidun» yahut «şahsım haidun» takdirindedir. Küfe ulemasının mezhebine göre ise bu sıfat kadınlara mahsus olduğu için sonundan müennes alameti atılmıştır. Fakat Küfe'lilerin mezhebine itiraz edenler vardır. Çünkü hem müennese hem müzekkere sıfat olduğu halde sonundan müennes alameti atılan bazı kelimeler vardır. Ezherî hayzi: «Buluğa eren kadın rahminin mu'tad vakitlerde rahimin dibinden attığı kandır.» diye tarif eder. Kerhî: «Hayz bir kandır ki; çıktığı andan itibaren onunla kadın buluğa erer» demektedir. Daha başka tarifler de vardır. İstihaza: Kadın rahminden vakitsiz olarak gelen kandır. Hanefîlere göre istihaza kadından üç günden az yahut on günden çok gelen kandır. Buna biz hastalık kanı deriz. Mübaşeret: Teni tene değdirmektir. îttizar : Gömlek giymek peştemal veya çarşaf gibi bir şeye bürünmek demektir. Burada ondan murad göbekten diz kapağın altına kadar olan yerleri Örtmektir. Hadisteki hayz'ın fevrinden murad: Hayz kanının en şiddetli ve çok geldiği zamandır. İrb : Cima' aletinden kinayedir. Bazıları bu kelimeyi «erab» şeklinde rivayet etmişlerdir. Erab; Hacet demektir. Bundan murad cima' arzusudur. Bu takdirde hadisin manası: «Sizin hanginiz nefsine malik olurda böyle bîr mubaşeret esnasında haram irtütab etmekten yani hayız halindeki o kadınla cima'dan kendini koruyabilir» demek olur. Hattabî bu rivayeti kabul etmiş birinci rivayeti ihtiyar eden hadis ulemasını ayıplamıştır. Hadisi Şeriften Aşağıdaki Hükümler Çıkarılmıştır. 1- Hayızlı kadına mübaşeret caizdir. Mübaşeret erkeğin teni kadının tenine dokunmaktır. Bu kelime cima' manasına da gelirse de burada bilicma' teni tene dokundurmak manasınadır. Hayızlı kadına mübaşeret üç şekilde tasavvur olunabilir. a)- Hayızlı kadına cima' etmekle olur. Bu bilicma' haramdır. Hatta bunun helal olduğuna îtikad eden kafir olur. Haram olduğunu bilerek yapan büyük günah işlemiş olur. Böylesinin Allah'a tevbe ederek bir daha bu işi yapmaması gerekir. Keffaret lazım gelip gelmiyeceği ulema arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre keffaret vermesi lazımdır. Katade , Evzaî, Ahmed b. Hambel, İshak ve eski mezhebine göre İmam Şafiî 'nin kavilleri budur. Şafiî 'nin yeni mezhebine göre keffaret lazım değildir. Hanefilerle Ekseri ulemanın kavlide budur. Şafiîlerden Nevevî diyorki: «Hayız halindeki cima'ın helal olmadığına îtikad eden bir kimse onu unutarak yahut hayız hali olduğunu bilmeyerek yahut o halde cima'ın haram olduğundan bihaber bulunarak veya cima';ı mecbur edilerek yapsa o kimseye günah ve keffaret yoktur. Eğer hayz halinde olduğunu ve bu halde cima'ın haram kılındığını bildiği halde kasten yaparsa ma'siyet irtîkab etmiş olur. Onun büyük günah olduğunu Şafiî nassan bildirmiştir. O kimseye tevbe vacib olur. Keffaret vacip olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bunların esah olanına göre o kimseye keffarat lazım değildir. Üç mezhep imamının yani Ebu Hanife, Malik ve Ahmed b. Hanbel'in ve cumhur-u selefin kavilleride budur. Seleften At a' İbni Ebi Müleyke, Şa'bi, İbrahim Nehaî, Mekhul, Zühri, Ebu'z-Zinad, Rabîa, Hammad b. Ebi Süleyman, Eyyub-u Sahtiyani, Süfyan-ı Sevri ve Leys b. Said (Rahimehumullah) bunlar meyanındadır. Şafiî 'nin zayıf olan eski kavline göre keffaret lazımdır. Bu kavil İbni Abbas (R.A.) ile Hasan-ı Basri, Saîd b. Cübeyr, Katade, Evzaî ve İshak 'tan da rivayet olunmuştur. Bir rivayete göre İmam Ahmed b. Hambelin kavlide budur. Bu zevat keffaretin ne olacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hasan-ı Basrî, Saîd b. Cübeyr ve diğerlerine göre bu cima'm keffareti ya bir altın yahut onun yarısıdır. Bir dinar keffaretin hayz'm evvelinde, yarım dinarın hayz'ın sonunda yahut bir dinarın hayz'ın şiddetli zamanında, yarım dinarın hayız bittikten sonra lazım geleceği meselesi dahi aralarında İhtilaflıdır. Delilleri: İbnî Abbas (R.A.) dan merfu' olarak rivayet edilen: «Her kim hayz halinde karısına yakınlık ederse, bir altın yahut yarım altın tasadduk etsin.» mealindeki hadistir. Fakat bu hadis bilittifak zayıftır. b)- Göbeğin üst tarafına ve dizden aşağıya öpmek dokunmak veya sarmaşmak sureti ile yapılan mübaşerettir. Bu bilicma' helaldir. Yalnız Ubeydetü's-Selmanî ile diğer bazılarından bu yerlerin hiç birine mübaşeretin caiz olmadığı rivayet edilmişsede bu rivayet şaz ve münkerdir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gömlek üzerinden mübaşerette bulunduğunu bildiren sahih hadisler bunu reddetmektedir. c)- Ön ve arkaya olmamak şartiyle göbekle dizler arasına yapılan mübaşerettir. İmam Ebu Hanife'ye göre bu haramdır. Bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf'un Kavlide bu olduğu gibi Şafiî1erce sahih olan kavilde budur Mezkur kavil İmam Malik'tende rivayet olunur. Ulemadan Saîd b. el-Müseyyeb, Kaadi Şüreyh, Tavus, Ata', Süleyman b. Yesar, Katade gibi bir nice zevat dahi bu kavli tercih etmişlerdir. Hanefîlerden İmam Muhammed ile bir rivayette İmam Ebu Yusuf'a göre yalnız kan gelen yerlerden korunmak suretiyle mübaşeret caizdir. îkrime ile Mücahid, Şa'bî, İbrahim Nehaî, Hakem, Süfyan'ı Sevri, Evzaî, Ahme-d b. Hambel, İshak b. Rahuye, Ebu Sevr, İbnî'l Münzir ve Davud-u Zahirî'nin mezhebleride budur. Bu kavil delil itibarı ile sair kavillere nazaran en kuvvetli kavildir. Zîra Enes (r.a.) hadîsinde: «Her şeyi yapın, yalnız cima müstesna.» buyurulmuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in gömlek üzerinden mübaşereti bu işin müstehab olduğuna hamledilmiştir. İmam Muhammed'in kavli Hz. Ali, İbni Abbas ve Ebu Talha (R.A.) hazeratmdanda nakledilmiştir. Kurtubî'nin Mücahid 'ten rivayetine göre cahiliyet devrinde Araplar hayz-lı kadınlara arkadan cima'da bulunurlarmış. Hıristiyanlar hayızlı kadınlara cima' eder yahudilerle mecusiler ise bilakis o halde kadınlardan, son derece uzak kalır; hatta hayz kesildikten bir hafta sonraya kadar onlara yaklaşmazlar; kitaplarının emri bu olduğunu söylerlermiş. 2- Mübaşeret halinde kadının mutlaka bir şeyle örtünmesi lazımdır. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Selle/n) Âişe (R.A.)'ya bunu emretmiştir. Maksat kadının cima'dan korunmasıdır. 3- Mübaşeret ancak o halde cima' etmiyeceğine itimadı olanlara caizdir. Nefsine itimadı olmayana mübaşeret de caiz değildir. Zira bir hadis-i şerifte varid olduğu üzere korunan bir yerin etrafında dolaşan çobanın koyunlarını oraya kaçırması işten bile değildir. Şafiî'lerden bazısının kavli de budur. Nevevî bu kavli beğenmiştir. 4- Hadis-i Şerifte gömlek giymenin hayzın şiddetli zamanı ile takyîd buyurulması onun iptidası ile devamı arasında fark olduğuna delildir. Nitekim îbni Mace'nin «Sünen» inde Hz. Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet ettiği bir hadiste «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kanın şiddetli geldiği üç gün zarfında korunur ondan sonra mübaşerette bulunurdu» denilmesi de bunu gösterir. Nevevî'nin beyanına göre kadın hayzı kesilip yıkanmadıkça yahut teyemmüm etmedikçe cima' haramdır. Mübaşereti haram sayanlara göre onun hükmü de budur. İmam Malik ile îmam Ahmed ve diğer bir çok ulema dahi buna kaail olmuşlardır. Ebu Hanife'ye göre kan hayz müddetinin son haddi olan on günde kesilirse yıkanmadan cima'a dahi helal olur. Ubbî diyor ki: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in zevcelerine mübaşeret yapması nefsanî şehvetini tatmin için değil onun caiz olduğunu göstermek içindir. Mübaşereti zevcelerinin her birine yapması onun yayılıp şüyu' bulmasını ifade eder. Nitekim çok kadınla evlenmesinden maksat da ahkamı neşrederek belletmekti. Çünkü zevcelerinden her biri gördüğünü ümmete haber verecekti...» Bundan sonra Übbî her kocanın ailesine kızlarına ve hizmetçilerine öğretmesi gerektiğini tenbih ederek füruat kabilinden bir çok meseleleri ele almış ve onları misallerle izah etmiştir. Biz sözü daha fazla uzatmamak için onları buraya nakletmedik. Ancak mes'ele Übbînin dediği gibi pek mühimdir. Anne ve babaların nazar-ı dikkatini celb eder kendilerine: «Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden mes'ulsünüz.» hadis-i Şerifi ile Allah Teala'nın: «Ey iman edenler! Kendinizi ve aile efradınızı cehennemden koruyun!..» ayet-i kerimesini hatırlatırız.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.