

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Deik: Meninin atıla atıla gelmesidir. Aslında suyun şiddetle dökülmesi manasınadır. Hadisdeki: «Mess» den murad cima'dır. Hıtan dahi sünnet olmak manasına gelirsede burada murad sünnet yeridir. «Sünnet mahalli sünnet mahalline temas ederse...» cümlesinden murad cima eder de erkeğin aletinden haşefe miktarı kadının fercine dahil olursa gusl vacip olur, demiştir. Yoksa; sırf dokunmak değildir. Çünkü zekerin sırf kadının sünnet mahalline dokunması bütün ulemanın ittifakı ile guslu icap etmez, İbni Kudame «el Mugni» nam eserinde şunları söylemektedir. «Guslü icab eden şey haşefenin ferce dahil olmasıdır. Bu hususta cima'nın öne yapılsın arkaya yapılması insana veya hayvana; ölü veya diriye, gönüllü veya zorla, uyurken veya uyanık olarak îka-ı müsavidir. Hanefîlere göre; erkekle kadının sünnet mahalleri birbirine kavuşurda haşefe miktarı duhul vaki olursa gusl vacibdir. Haşefe miktarı duhul yoksa sırf sünnet mahallerinin birbirine değmesi guslü icab etmez. Yalnız imam Âzam'la İmam Ebu Yusuf'a göre abdest almak lazım gelir. İmam Muhammed'e göre abdestte lazım değildir. Hanefîlerin «el-Muhit» adlı kitabında; «Bir adam bakire olan karısına yakınlık etse menî gelmedikçe gusl icab etmez. Zira kadının hala bakire kalması duhul olmadığına delalet eder. Lakin bakire kadın fercinden başka bir yerine cima edilmek suretiyle gebe kalsa hem kadına hem kocasına gusl vacib olur. Buna sebep meninin gelmesidir. Çünkü meni olmakasızın gebelik sübut bulamaz. Ebu Hanîfe (Rahimehullah) Hayvana veya ölüye cima etmekle gusl vacib olmaz menî gelirse vacib olur. Ulemamız cima'da nazar-ı itibara alınacak cihetin, sağlam kimselerde haşefenin duhulü olduğunu söylerler. Bu cihet ittifakîdir. Haşefe tamamiyle görünmez olursa bu cima'a bütün hükümler taalluk eder. Bütün zekerin duhulü bi-l ittifak şart değildir. Haşefenin yalnız bir kısmı dahil olsa buna da bi'l ittifak hiç bir hüküm terettüp etmez. Yalnız bazı ulemamız şazz bir kavil olmak üzere buna da bütün haşefe hükmü verilir demişlerse de mezkur kavil yanlış, münker ve metruktür. Erkeğin aleti kesilmiş olursa bakılır. Eğer haşefeden az bir miktarı kalmışsa ona hiçbir hüküm taalluk etmez. Kalan haşefe miktarı olursa görünmez olacak derecede girdiği takdirde bütün hükümler taalluk eder. Kalan miktar haşefeden fazla ise bu hususta ulemamızdan iki meşhur kavil vardır; bunların esah olanına göre ahkam haşefe miktarına, taalluk eder. İkinci kavle göre : Kesildikten sonra uzvun geriye kalan kısmı tamamiyle görünmez olmadıkça hiçbir hüküm terettüp etmez. Bir kimse zekerine bez sararak bir kadının fercine idhal etse bu hususta ulemamızın üç kavli vardır. Bunların sahih ve meşhur olanına göre erkeğe ve kadınada gusl vacibtir. İkinci kavle göre ikisinede bir şey lazım değildir. Üçüncü kavle göre; sarılan bez kalın olurda lezzetin ve ıslaklığın geçmesine mani teşkil ederse gusl vacib değildir. Aksi takdirde gusl vacibtir. Bir kadın fercine hayvan zekeri idhal etse yıkanması vacip olur, kesilmiş zeker idhal ederse esah kavle göre kadına yine gusl vacip olur.» Nevevî'nin sözü burada nihayet bulur.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 2 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.