Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 7, sondan 6230. ayet; 1. sure ve Fatiha Suresinin 7. ayetidir. Fatiha Suresi 7. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 44 ve toplam ebced değeri ise 6010 olarak hesaplanmıştır. Fatiha Suresinin toplam ebced değeri 10147 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
صراط الذين انعمت عليهم غير المغضوب عليهم ولا الضالين
Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslâm yalnızca Allah kitabında böyle buyurduğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilâhî irşadı reddedenlerin tecrübeleri de doğru yolun İslâm olduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır. Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenâb-ı Hakk’a meydan okuyanlarda görülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların “hıristiyanlar”, ilâhî gazaba uğrayanların da “yahudiler” olarak açıklanması (meselâ bk. Müsned, IV, 378; Tirmizî, “Tefsîr”, 2), yalnızca zaman ve mekân itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır.
Müslim’in rivayet ettiği bir kutsî hadiste (bk. “Salât”, 38) Allah Teâlâ’nın, “Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır” buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (namazda Fâtiha’yı okurken) “Hamd âlemlerin rabbi Allah’a mahsustur” deyince Allah, “Kulum bana hamdetti” buyurur. Kul “rahmân ve rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” buyurur. Kul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” buyurur.
“Duamızı kabul buyur, böyle olsun, bizi eli boş çevirme” mânasına gelen “âmin” sözü, dilleri ne olursa olsun bütün müslümanların, hatta semavî din mensuplarının ortak ifadeleri haline gelmiştir. Bu cümle Fâtiha sûresine dahil olmadığı gibi âyet de değildir. Birçok hadiste Resûlullah’ın Fâtiha’dan sonra “âmin” dediği ve böyle denilmesini öğütlediği ifade edilmiştir (meselâ bk. Müslim, “Salât”, 72-76). Namazda veya namaz dışında Fâtiha’yı okuyan veya dinleyen kimse, sûrenin sonunda “âmin” deyince aynı zamanda meleklerin de “âmin” dedikleri, hem şehâdet hem de gayb âlemlerinde aynı anda dile getirilen bu duanın Allah tarafından kabul buyurulacağı hadislerde açıklanmıştır (bk. Buhârî, “Ezân”, 112-113; Müslim, “Salât”, 72-76). Yine sahih hadisler, Fâtiha sesli okunduğunda “âmin” duasının da sesli yapılacağı bilgisini getirdiği için fıkıh mezheplerinin çoğu bunu benimsemişlerdir (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, II, 229-232). Hanefîler’e göre bu cümle namazda daima sessiz söylenir.
Mehmet Okuyan
6,7. Bizi doğru yola, nimet verdiklerinin yoluna ulaştır; gazaba uğratılmışların ve sapkınların yoluna değil.
Bu ayetin açılımı Nisâ 4:69’da yer almaktadır.,Bu ayetler “Bizi doğru yolda; kendilerine nimet verdiklerinin yolunda sabit kıl ki onlar, senin gazabına yol açacak amellerde bulunmayan ve doğru yoldan sapmayanlardır” şeklinde de tercüme edilebilir.
Bayraktar Bayraklı
6,7. Bizi doğru yola, yani kendilerini nimetlendirdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil![5]
[5] Sırât-ı müstakîm ifadesinin geniş açıklaması için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 139-147.Fâtiha sûresinden çıkarılacak genel ilkeler hakkında bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 155-156.
Erhan Aktaş
Nimet verdiklerinin yolunu. Gazabına uğrayanların ve sapkınların yolunu değil.
(Daha önce) Kendilerine nimet verdiğin (hidayet ve hakikate erdirdiğin) kimselerin (Nebilerin, Sıddıkların, Şehitlerin ve Salihlerin) doğrultusuna (bizi yönlendirip yollandır; ama ne olur Yarabbi, Yahudilerin azgın Siyonist kesimleri ve işbirlikçileri gibi bütün) ğadabına uğrayanların ve (Hristiyanların emperyalist kesimleri, müşrik takipçileri ve Batı ahlâksızlığının taklitçileri gibi her türlü Hakk’tan) sapıtanların yoluna (kaymamıza fırsat tanıma! Bizleri bütün bâtıl yollardan) gayrı (ve ayrı olan İslam’da sabit kıl) . Amin!
Dine, kitaba ve şeriata kavuşturduğun, nimetlerine ve lütuflarına mazhar ettiğin kullarının, peygamberlerin, samimiyetlerini isbat edenlerin, İslâm önderlerinin, sâlih kimselerin, şehitlerin yolunda başarılı eyle.
Gazabına uğrayan zâlimlerin, âsilerin, dinine, Kur'ân'ına düşmanlık edenlerin,zalimleri,yahudilerin; başlarına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşıp dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih denlerin, cahillerin, hristiyanların doğruluğu, muh-kemliği, güvenliği olmayan yolundan bizi uzak tut Allahım.
Kendilerine, (fazlından ve ihsanından) nimet verdiğin kimselerin (Peygamberlerle velilerin) yoluna (hakkı kabul etmeyip küfre vardıklarından) gazâba uğrayanların ve sapıklarınkine değil... (Amin= Kabul buyur, Allah'ım!...)
Kendilerine nimet verdiğin (peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler) yoluna… (Sebepler dünyasında boğulup) gazabına maruz kalanların yoluna değil ve (yanlış yola girip) varlığın mahiyetini anlamakta boğulup karanlık maddeye saplanan sapıkların yoluna değil.
Bkz. 4:69 ve Allah’ın gazabına uğramış ve yok olup gitmiş kavimleri anlatan onlarca âyet.Doğru yolda olmak sadece dua ile olmaz. Allah’tan doğru yola iletilmeyi dilerken, insanın doğru yolu bulma ve o yolda kalma konusunda kendisine yaratılıştan verilen akli ve maddi nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanması şarttır ve ahlâkî bir sorumluluktur.Âyette geçen “gazaba uğramışlar” ifadesi, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan fakat hakka karşı direnerek kendilerini Allah’ın rahmetinden yoksun bırakanları; “sapmışlar” ifadesi ise, Allah’ın mesajına muhatap olduğu halde mesajın gerçekliğini kabul etmeyecek kadar özünden uzaklaşmış, soysuzlaşmış, dejenere olmuş ve yobazlaşmış kimseleri işaret etmektedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil.
(9)“Bir mü’min hidâyeti isterse;* اِهْدِناَ[Bize hidâyet eyle!] sebat ve devam ma‘nâsını ifâde eder. Zengin olan isterse ziyâde ma‘nâsını, fakir olan isterse i‘tâ (ihsân etmek) ma‘nâsını, zayıf olan isterse iâne (imdad) ve tevfik (muvaffak kılma) ma‘nâsını ifâde eder. (...) En büyük hidâyet, hicâbın (perdenin) kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 19)(10)“Âdem (as) zamânından beri, beşeriyette iki cereyân-ı azîm (iki büyük hareket) birbiriyle çarpışarak gelmiş. Biri, istikāmet yolunu (doğru yolu) ta‘kīb ile ni‘met ve saâdet-i dâreyne (dünya ve âhiret saâdetine) mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salâhat ve îmandır (peygamberler, sâlihler ve mü’minlerdir). Bunlar kâinâttaki, kâinâtın hakīkī güzelliğine ve intizam ve kemâline (mükemmelliğine) mutâbık (uygun) olarak istikāmette hareket ettiklerinden, hem kâinât sâhibinin lütuflarına, hem iki cihânın saâdetine mazhar olup, beşeri(insanı) melekler derecelerine, belki fevkine (daha yukarısına) terakkī ettirmeğe (yükseltmeye) vesîle olarak, dünyada îman hakīkatleriyle ma‘nevî bir Cennet, âhirette bir saâdet kazanmışlar ve kazandırmışlar.İkinci cereyan, istikāmeti bırakıp ifrât ve tefrît ile (aşırı giderek veya çok geri kalarak) aklı, bir vesîle-i azaba ve elemler toplayıcı bir âlete çevirdiklerinden, insâniyeti en bedbaht bir hayvâniyetten aşağı düşürüp, dünyada zulümlerine mukābil (karşılık) gazab-ı İlâhîyi (Allah’ın gazabını) ve musîbet tokatlarını yemekle berâber, dalâletleri cihetinde, akıl alâkadarlığıyla kâinâtı bir hüzüngâh ve mâtemhâne-i umûmiye (umûmî bir hüzün ve mâtem yeri) ve zevâlde yuvarlanan (yok olup giden) zîhayatlar (canlılar) için bir mezbaha ve bir selhhâne(kesim yeri) ve gāyet çirkin ve karışık görür, rûhu ve vicdânı dünyada bir ma‘nevî Cehennemde olur, âhirette dâimî bir azab çekmeğe kendini müstehak eder. İşte Fâtiha-i Şerîfe’nin âhirinde (sonunda) اَلَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ [Kendilerine ni‘met verdiğin kimselerin yoluna; gazab edilmiş olanların ve dalâlete düşenlerin (yoluna) değil!] âyeti, bu iki cereyân-ı azîmi ders veriyor.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 579)Gazab edilmiş olanların yahudiler; dalâlete düşenlerin hristiyanlar olduğu da rivâyet edilmiştir. (İbn-i Kesîr, c. 1, 24)(11)Âmîn: “Kabûl et!” ma‘nâsında olup Kur’ân’dan değildir; sünnet ile sâbittir. (İbn-i Kesîr, c. 1, 25)
İlyas Yorulmaz
Kendilerini mükâfatlandırdıklarının yoluna, senin gazabına uğramış ve sapkınların yoluna değil.
(Bu cümle önceki ayette yer alan cümlenin bedeli veya sıfatı konumundadır; bağımsız bir cümle değil. Dolayısıyla burada tek bir gruptan söz edilmektedir, üç ayrı gruptan değil. Yollarına ermeyi dilediğimiz nimet verilmiş kimseler, aynı zamanda gazaba ve sapmaya da bulaşmamış kimseler olmalıdır. Dolayısıyla nimet verilmiş kimseleri, gazaba uğramışlar ve sapmışlardan ayıran ve bu iki grubu Yahudiler ve Hıristiyanlar olarak mana eden rivayetler, sadece ifadenin en yetkin mısdaklarını beyan etme makamındadır, ayeti mana etme makamında değil.)
Mahmut Kısa
Nîmet verdiğin kimselerin, insanlık tarihi boyunca, tevhid sancağını elden ele taşıyan Peygamberlerin ve onların izinden yürüyen âlimlerin, şehitlerin, salihlerin yoluna...Gazâba uğramışların,yani —Yahudiler örneğinde olduğu gibi— hakîkati pekâlâ bildikleri hâlde, dünyaya ve dünya nîmetlerine aşırı bağlılıkları yüzünden ilâhî irâdeye başkaldıran; servet, güç, makâm, şöhret gibi değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek arzu ve heveslerini ilâhlaştıran, bu yüzden dünyada ve âhirette Senin gazâbını hak eden azgınların yoluna değil yâ Rabbi ve sapmışların, yani —Hıristiyanlar örneğinde olduğu gibi— bidat ve hurâfeleri ‘iyi niyetlerle’ Allah’ın dinine ekleyerek hak dinden sapan, âhireti kazanma adına dünyayı ve dünya nîmetlerini inkâr eden; okuma, öğrenme ve düşünme yeteneklerini kendi elleriyle körelterek, cehâlet ve bağnazlık zindanlarında bocalamayı “Allah’a yaklaşmak” zanneden o şaşkınların yoluna değil... Allah’ın Elçisi (s) bu sûrenin sonunda “Âmîn!” yani “Duâmızı kabul eyle, yâ Rab!” derdi.
15 Bunlar, tüm insanlık tarihi boyunca tam manasıyla nîmetlendirilen peygamberler, sıddîkler, şehitler, sâlihler ve bunlara tabi ve arkadaş olan imanlı kimselerdir. Bizim ümmetimizden ise öncelikle Peygamber Efendimiz ve sünneti ile ashabı ve ashabının takip ettiği yoludur.16 Buradaki sırat, birinci sırattan bedeldir (bedel-i kül veya ba’z olabilir.) Kendisinden sonra gelen muzafün ileyhi ve sıfatlarıyla bu yoldan kastedilen; “bizim tüm davranış ve düşüncelerimizin oluşumuna esas teşkil ederek bizi doğruca ve selâmetle hayırlı muratlarımıza götürecek ilmî, amelî, açık, kapsamlı ve Allah’ın gönderdiği hak bir kanun’dur.”17 Peygamber Efendimiz, Adiy b. Hatimden rivayet edilen hadisinde: “Yahudiler gazaba uğrayanlar, Hıristiyanlar ise sapmışlardır.” buyurmuştur. (Özetle-Tirmizî) Bu hadiste gazaba uğrayanlar Yahudilerdir denilmemektedir. Bu ve benzeri hadislerden Yahudilerin ve Hıristiyanların Fatiha Sûresindeki “gazaba uğrayanlar ve sapmışlar” için birer örnek olduklarını unutmamak gerekir. Zira Yahudiler, Dünya sevgisi ile Tevrat’ın hükümlerini tahrif edip Hakkın yolundan bile bile ayrılıp, Zekeriyya, Yahya, İsa (a.s)’a haksızlıklar yaparak Allah’ın gazabını ve halkın nefretini kazanmışlardı. Hıristiyanlar ise, Tevhit inancını terk edip teslis (üçleme/baba, oğul ve kutsal ruh) inancına saplanmışlardı. Buna göre onların yapısında ve mantığında olan tüm kâfir, münafık ve müşriklerin buna dâhil olduklarını ve aynı mantığa doğru giden ve kendilerinin Müslüman olduklarını ifade edenlerin de dâhil olacaklarını bilmek gerekir.18 Fatiha sûresinin sonunda “Âmin” demek sünnettir ve bu kelime Kur’an’ın bir parçası değildir. “Âmin”, Arapçada “kabul et” anlamında bir isim fiildir. Peygamber Efendimiz: “imam (وَلَا الضَّٓالِّينَ) dediği zaman hepiniz “âmin” deyin. Çünkü melekler âmin derler. Âmin demesi, meleklerin âminine isabet edenin geçmiş günahları affedilir.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim) Buna göre hem namazı tek başına kılanın, hem imamın ve hem de cemaatin sesli olarak “âmin” demesi sünnet ile sabittir. Not: Fatiha sûresinin dipnotları Elmalılı Tefsirinden özetlenerek alınmıştır.
Muhammed Esed
nimet bahşettiklerinin 3 yoluna; gazab[ın]a uğrayanların ve sapkınlarınkine değil! 4
Mustafa İslamoğlu Fatiha Suresi 7. Ayet Açıklaması
[9] Allah’ın nimet verdikleri Nisâ 69’da beyan edilir (Krş: 6:90). Allah Rasûlü’nün son sözü olan er-rafiku’l-a’lâ, Nisâ sûresinin 69. âyeti ışığında “yüce dostlar” arasına karışma temennisi olarak anlaşılmalıdır. Bu, Fâtiha’da talim edilen duanın vefatı sırasında Rasulullah’ın yüreğinde olduğuna delildir.
[10] Âyetin konusu gazaba uğrayan ve sapıtanlar değil, onların gittiği yol. Dolayısıyla âyetin muhatabı geçip gitmiş olanlar değil, şimdi ve gelecekte gazaba uğrayan ve sapıtanların yolunu takip edecek herkestir. Kur’an “gazaba uğrayanlara” yahudileşen İsrâiloğullarını, “sapıtanlara” ise teslisçi Hıristiyanlığı örnek gösterir (2:90 ve 5:77). Bu Kur’anî tesbit Allah Rasûlü’nün dilinden de bize kadar gelmiştir (Tirmizî, Tefsir 2).
Bu sonuncu âyetle birlikte Fâtiha’nın konusunu şu beş terimle özetleyebiliriz: Tevhid, âhiret, ubudiyyet, nübüvvet ve adâlet.
Ömer Nasuhi Bilmen
6,7. Bizleri doğru yola hidâyet et, o kendilerine in'am etmiş olduğun zâtların yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapık bulunmuşların yoluna değil.
Süleymaniye Vakfı Fatiha Suresi 7. Ayet Açıklaması
[*] "Kim Allah'a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah'ın mutluluk (nimet) verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!" (Nisa 4:69)
Ol kimseleriñ yolı ki onları fażl u iḥsānıñla ḳısmen nübüvvet, risālet, velāyet,ṣıddīḳıyyet, şehādet ve ṣalāḥiyyet, ḳabūl‐i şerī‘at, ıṭla‘‐ı esrār‐ı ḥaḳīḳat ni‘metiyle mü‐kerrem ḳıldıñ. Seniñ ġażabıñda küfre muṣırr olanlar, Yehūdīler gibi temerrüdlerisebebiyle ‘inād ve kibrlerine ve sā’ir cināyetleri işleyenleriñ üzerlerine ġażab vāki‘ ol‐duġı gibi.