Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1378, sondan 4859. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 14. ayetidir. Yunus Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 4744 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (4) ل (5) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
ثم جعلناكم خلائف في الارض من بعدهم لننظر كيف تعملون
İnsanın yaratılış amacı doğrultusunda geçen tarihi özetleniyor: Arka arkaya nesiller, peygamberlerin çağrılarına muhatap olan ümmetler gelip geçiyor, inkâr ve isyan yolunu seçenler helâk edilip tarih sahnesinden çekiliyor, yerlerine başkaları geliyor. Şimdi de son peygamberin ümmeti aynı imtihana tâbi tutuluyor. Çağrıya uyanlar icâbet ümmeti, çeşitli bahanelerle çağrıya karşı direnenlerse, “davet edilmiş ve edilmekte olanlar” mânasında davet ümmeti olarak nöbetlerini geçirmiş oluyorlar. İmtihanın iki temel konusu tevhid ve adalettir. Tevhid inancına sadık kalan ve adalete riayet edenler imtihanı kazanmış, kendilerine tahsis edilen yurdun, oradaki hayatın ve nimetlerin hakkını vermiş olacaklar; buna karşılık şirke ve zulme sapanlar ise kısmen dünyada, eksiksiz olarak da âhirette bunun cezasını çekeceklerdir.
Mehmet Okuyan
Sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler (sorumlular) olarak görevlendirdik.
Sonra onların ardından sizi yeryüzünde halifeler yaptık (imkânlarla donattık, iktidara taşıdık) ki, nasıl davranacağınıza (ve neler yapacağınıza) nazar edip bakalım…
Sonra da, nasıl icraat yapıp, nasıl davranacağınızı, nasıl yaşayacağınızı görmemiz için onların ardından yeryüzünde düzen kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler olarak hazırlayıp onların yerine sizi getirdik.
Konumuzla direk ilgili olarak “halife” kelimesi, tekil ifade ile Kur’an’da iki yerde (Bakara 2:30 ve Sâd 38:26), çoğul ifade ile “helaif” olarak dört yerde (En’am 6:165, Yunus 10:14, 73, Fatır 35:39), “hulefa” olarak da üç yerde (A’râf 7:69, 74, Neml 27:62) toplamda dokuz defa geçmektedir. Geçtiği örneklerin tamamında “halife” kelimesi, insanın yeryüzüne egemen olacağı ve siyasi erki elinde bulunduracağı anlamında kullanılmıştır. Sözlükte “birinin arkasından gelmek, yerine geçmek” anlamlarına gelen “half” kökünden türetilmiş olan “halife”, birinin yerine geçerek onun yaptığı işi devam ettiren ya da onun yerini alan kişi demektir. Bu itibarla diyebiliriz ki; bizden yani beni Âdemden önce dünyada yaşayan birileri vardı ve biz bu birilerinin arkasından dünyaya gelmişiz. “Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde (hükümlerimi icra edecek) bir halife (etkili ve yetkili olmaya elverişli insan) yaratacağım,” buyurmuştu. Melekler de: (Ya Rab!) “Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. (Allah da) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” (Bakara 2:30) Bu ayetten de anlıyoruz ki; Âdem’den önce dünyada insan gibi canlılar yaşamış ve bu varlıkların melekler nezdindeki izlenimleri kötü olmuştur. Bunu modern bilime baktığımızda daha iyi anlayabiliriz. Dünya yaratılalı minimum beş milyar yıl olmuş ama insanlık tarihi maksimum iki yüz bin yıl olarak bilinmektedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.
(2)“Bir Vâhid-i Ehad (sıfat ve zâtında bir olan Allah), şu kâinât sarayında taklîd edilmez sikkeleriyle, O’na mahsus hâtemleriyle (mühürleriyle), O’na münhasır turralarıyla, O’na has fermanlarıyla bütün mevcûdâta (varlıklara) damga-i vahdet (birlik mührü) koyuyor ve tevhîdin âyâtını (birliğin delillerini)nakşediyor. Ve âfâk-ı âlemin aktârında (kâinâtın her tarafında) vahdâniyetin (birliğin) bayrağını dikiyor ve rubûbiyetini (umum kâinâtı terbiye edici olduğunu) i‘lân ediyor. O da ona mukābil, tasdîk ile, îmân ile, tevhîd ile, iz‘ân ile, şehâdet ile, ubûdiyet (kulluk) ile mukābele eder. İşte bu çeşit ibâdât ve tefekkürâtla(ibâdetler ve düşünmelerle) hakīkī insan olur, ahsen-i takvîmde (en güzel yaratılışta) olduğunu gösterir. Îmânın yümnüyle (kuvvetiyle) emânete lâyık, emîn bir halîfe-i arz (yeryüzünün halîfesi) olur.” (Sözler, 23. Söz, 119-120)
İlyas Yorulmaz
Sonra bizde, onların yerine sizi yeryüzünün sahipleri (halifesi) yaptık ki bakalım, sizlerde nasıl yapacaksınız.
Sonra onların ardından, sizleri üstün yeteneklerle donatıp yeryüzünde hüküm süren halîfeler kıldık ve çeşitli vesîlelerle imtihâna tâbi tuttuk ki, nasıl davranacağınızı görüp hakkınızda hükmü verelim.Hal böyleyken:
Daha sonra bu toplumların ardından, nasıl davranacağınızı görmek için bu topraklarda size hayat imkânı verip iş başına getirdik. 6/156- 157, 35/42, 37/167- 168