Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1389, sondan
4848. ayet;
10. sure ve
Yunus Suresinin
25. ayetidir.
Yunus Suresi 25. ayetinin kelime sayisi
11, harf sayısı
46 ve toplam ebced değeri ise
1999 olarak hesaplanmıştır.
Yunus Suresinin toplam ebced değeri
536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (9)
ل (6)
ر (2) bulunuyor.
والله يدعوا الى دار السلام ويهدي من يشاء الى صراط مستقيم
واللهيدعواالىدارالسلامويهديمنيشاءالىصراطمستقيم
Va(A)llâhu yed’û ilâ dâri-sselâmi veyehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustekîm(in)
Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Allah kullarını “esenlik yurdu”na, âyetteki ifade ile “dârüsselâm”a çağırmaktadır, dinin amacı insanlara ebedî mutluluğu sağlamaktır. Dünya hayatında peygamberleri dinleyenlere, akıl ve iradelerini doğru kullananlara Allah doğru yolu göstermektedir. Bu yolun sonu cennettir, cemaldir, insanlara eşsiz saadet bahşeden Allah rızâsıdır (rıdvandır). Böylesine bir mutluluktan mahrum olanlar, olmadık hayallerin peşine düşerek, hurafelere kapılarak kendi sonlarını hazırlamış olmaktadırlar. Hz. Peygamber’in vazifesi onları uyarmaktır, o da vahyi tebliğ ederek, gerekli açıklamaları yaparak vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir, kimsenin “Bizi uyaran olmadı, biraz yardım görseydik böyle olmazdık” demeye hakkı yoktur.
28. âyetin meâlinde yer alan “Siz bize tapmıyordunuz” cümlesi, Allah’tan başkasına tapanların amaç ve ruh hallerini yansıtması bakımından dikkat çekicidir. Allah’tan başka bir varlık insanlar için din koyamaz, din öğretemez. Bunlara tapanlar aynı zamanda gerçek bir dinin insan için yararlı olan tâlimat ve sınırlamalarından da uzak kalmakta, dünya hayatını nefislerinin arzu ettiği gibi yaşamakta, kendi arzularını meşrulaştırmak üzere tanrı adına kurallar koymaktadırlar. Putperestlerin peygamberleri dinlememelerinin, inkârcılıkta ısrar etmelerinin arkasında yatan sebeplerden biri de hak dinin disiplininden kaçmak, dünya hayatını kendi arzularına göre yaşamaktır; yani onlar görünüşte putlara, fakat gerçekte kendi menfaat ve arzularına tapmaktadırlar.
Allah kullarını barış yurduna (cennete) çağırıyor ve dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırıyor.
Burada geçen [dâru’s-selâm] ifadesi “barış yurdu” anlamında “dünya hayatındaki İslam ve Kur’an yurdu” olarak da yorumlanabilir. Benzer mesaj: En‘âm
6:126.,Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:193; Yûsuf
12:108; Ra‘d
13:36; İbrâhîm
14:1; Nahl
16:125; Hacc
22:67; Kasas
28:87; Ahzâb
33:46; Fussilet
41:33; Cinn
72:20.
Allah esenlik yurduna çağırıyor ve O, dileyeni doğru yola iletiyor.[193]
[193] Selâm/barış yurduna iletilme hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 484-487.
Allah, selam¹ diyarına çağırır. Dilediğini² dosdoğru yola iletir.
1- Esenlik ve güven yurdu. 2
- Kim hidayete iletilme koşullarına uygunsa. Hak edeni, dileyeni; doğru yolu bulma çabasında olanı. Allah, insanın yaptığı seçime göre uygun olan karşılığı vererek, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Hidayet ve dalalet konusu insanın dilemesiyle ilişkilidir. Sorumluluk bütünüyle insana aittir. Ayetteki “Şâe” sözcüğü, “dilediğini” anlamının yanı sıra, “şey edeni”, “gayret göstereni”, “bir şey yapmak isteyeni” anlamlarına da gelmektedir.
(Halbuki ) Allah (kullarını cennet huzuruna ve) selamet yurduna davet edip çağırmaktadır ve dilediğini (hak edeni) sırat-ı müstakime (dosdoğru istikamete yöneltip) hidayet buyurmaktadır.
Ve Allah, esenlik yurduna çağırmadadır ve dilediğini doğru yola sevketmededir.
Böyle yapmakla bilin ki Allah, insanları huzur ve güvenlik ortamına, yani cennete çağırmakta ve isteyen kimseleri de dilediği şekilde doğru yoluna yöneltmektedir.
Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri doğru, muhkem, güvenli yola, İslâmî hayata davet ederken, teşvik ederken, sevk ederken, insanları hukukun üstün, hakkın ve adâletin belirleyici güç, barışın hakim olduğu, güvenli bir dünyaya, selâmet yurduna, cennete davet ediyor.
bk. Kur’an-ı Kerim,
6:127;
68:43. Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, - İbn Kesîr,
8:379; el-Müfredât; el-Lübâb,
10:303; en-Nüket ve’l-Uyûn,
2:167; et-Tefsîru’l-kebîr,
17:75.
Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.
Allah, cennet evine çağırır ve dilediği kimseyi doğru yola iletir.
Allah ise, ebedî olan barış ve esenlik yurduna çağırıyor. Ve O, istediğini doğru yola iletir.
Allah selâmet yoluna çağırmaktadır, istediği kimseyi doğru yola iletir
(Böylece) Allah, (insanı) huzur ve güvenlik ortamına (İslam'a) çağırır ve dileyeni (samimi gayretinden dolayı) dosdoğru bir yola iletir.
İnsanların hidayete ermesi elbette ki Allah’ın takdirindedir. Ancak doğru yolu isteyecek olan insanın kendisidir. Allah, iyi niyeti ve gayretinden dolayı sonsuzluk yurdunun mutluluğuna ermek isteyen kulunu hidayete erdirir ama insan kendi iradesiyle hidayete erer. Eğer, “Allah istediğini hidayete, istediğini de dalalet erdirir” diye düşünürsek, yani istediğini cennete, istediğini cehenneme yerleştirir şeklinde anlarsak; o zaman insanın seçmesi, tercih etmesi, istemesi, yönelmesi, karar vermesi, gücü; diğer bir ifadeyle iradesi devre dışı bırakılmış olur. Bu durumda da insanın uhrevi âlemdeki yerinin belirlenmesi sadece Allah’ın dilemesiyle olmuş olur ki bu da Allah’ın adaletiyle örtüşmez ve imtihan felsefesine de ters düşer.Bkz.
4:40,
27:89,
28:84“Daha güzeli ve fazlası verilecek.” Yani onlara hiç beklemedikleri ve hayal edemedikleri nimetler lütfedilecek.“…Allah, (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.” (Nisa
4:40), “Kim (Allah'a) bir iyilikle gelirse ona on kati verilir.” (En’am
6:60).“Yüzü kararmak”, mecâzen mahcup olmak, aşağılanmak, horlanmak” demektir. Yani onlar, orada hem muratlarına erecekler hem de onların canını sıkacak, yüzlerini kızartacak en küçük bir keder yaşamayacaklardır.
Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.
Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.
«Selâm Yurdu»ndan maksat Cennet’tir. Selâm, esenlik ve huzur olarak da yorumlanmıştır. Çünkü cennette bulunanlar her türlü hoşnutsuzluktan uzak, esenlik ve selâmet içredirler. Cennete «Selâm Yurdu» denmesinin sebebi, orada bulunanlarla melekler arasında selâmlaşmanın yaygın olmasıdır.
ALLAH barış yurduna çağırır ve dilediğini doğru bir yola iletir.
Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor.
Allah, darüsselâma çağırıyor ve dilediğini bir doğru yola hidayet buyuruyor
Allah selâm evine (cennete) çağırır ve O, kimi dilerse onu doğru yola iletir.
Ve Allah, (sizleri) selâm yurduna (Cennete) da'vet eder.(2) Ve dilediğini (hikmetine binâen, kendi lütfundan) dosdoğru bir yola hidâyet eder.
(2)“Bu dünya menzili dâimâ tahavvülâta (değişikliklere) ve zevâle (ayrılığa) ma‘ruzdur. Sanki bu dünya menzili misâfirler için yapılmış bir handır ki dâimâ dolup boşanıyor. Ne kendisinin sâbit bir şekli var ve ne de içinde duranların bir karârı vardır. Sâni‘-i âlemin (âlemin san‘atkârı olan Allah’ın) garîb ve acîb (acâib) san‘atlarının nümûnelerini teşhîr ve i‘lân (göstermek ve duyurmak) için tahavvülden hâlî (boş)kalmayan bir meşherdir (sergidir). Bu i‘tibarla, o handa ve o meşherde ictimâ‘ eden (toplanan) insanlar sâbit kalacak değiller. Çünki meskenleri sâbit değildir. İşte bu hâl ve şu vaziyet, bu fânî menzilden sonra o sermedî (ebedî) saltanata karargâh olmak üzere, sâbit, bâkī (ölümsüz), sermedî (ebedî) Cennetlerin, sarayların, saâdetlerin, olacağına kat‘î bir delâletle(kesin bir delille) şehâdet eder. Çünki fânî, bâkīye medâr (sebeb) ve makam olamaz.” (Mesnevî-i Nûriye, Lâsiyyemâlar, 36-37)
Böylelikle Allah (insanları) güvenli ve huzurlu bir hayata çağırıyor. Allah, dileyen kimseyi en doğru yola iletir.
Allah kullarını selâmet sarayı olan Cennete dâvet eder, dilediğini de doğru yola götürür.
Allah, esenlik yurduna (cennete) çağırır ve dilediğini doğru yola hidayet eder.
İşte böylece Allah, kullarını barış ve esenlik yurdu olan cennet yurduna çağırmakta ve bu çağrıya uyarak ilâhî lütuf ve rahmete nâil olmak isteyenherkesi dosdoğru bir yola iletmektedir. O hâlde, cennet yolcularına müjdeler olsun:
Allah, Selâm / Esenlik / Barış yurduna çağırıyor; dileyeceği kimseleri doğru yola eriştiriyor.
Allah selâmet yurduna1 davet eder2 ve dilediğini3 hak yola ulaştırır.4
1 Dâr’ül-İslâm: İslâmî hükümlerin tam olarak uygulandığı ve başında Müslümanların seçtiği ve kendilerinden olan halifenin bulunduğu devlet; “İslâm Yurdu” demektir. “Dâr”, lügatte ev, belde ve ülke anlamında kullanılır. Dini terim olarak ise; bir idarecinin hâkimiyeti altında bulunan ülke anlamındadır. “Dâr’ul-İslâm” tabiri daha sonraları İslâm hukukçuları tarafından, “Dar’ül-Harb”in karşıtı olarak kullanılmıştır. İslâm ümmetinin vatanı, Allah’ın mülkü olan yeryüzünün tamamıdır. (Nur: 55 ve Enbiyâ: 105.) âyetlere göre Cenâb-ı Hak, yeryüzünün tamamına sahip olma hakkını Müslümanlara tanımıştır ve bu hakkı elde etmeyi de, Müslümanlara bir görev olarak vermiştir. (Tevbe: 123, Bakara: 191) Bu ayetlere göre; yeryüzünün hâkimiyeti sadece Allah’a mahsustur. Hiçbir fert, hiçbir hânedan ve hiçbir meclis veya parti bu hâkimiyeti ele geçiremez. Yeryüzünde bu hâkimiyet Allah’ın dışında bir otoriteye verildiği takdirde mutlaka fitne başlar. Bu duruma göre dünya, “Dâru’l-İslâm ve Dâru’l-harp” diye ikiye ayrılmaktadır. Dâru’l-İslâm adını alan yerlerin gerçekten Dâru’l-İslam olabilmesi için orada İslâm hukukunun eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir. Dâru’l-İslâm’da “yasama yetkisi”, yalnız Allah ve Rasulü’nün elindedir. “(yürütme ve yargı” Allah ve Rasûlü’nün koyduğu kurallara göre yapılır. İslam devletinin siyasî iktidarının sona erip yerine Allah’ın otoritesini tanımayan kimselerin hâkimiyeti ellerine geçirmesiyle o ülke, dâru’l-harb’e dönüşür. Hanefilere göre, bir ülkede Müslümanlar güven, kâfirler de korku içinde iseler orası Dâru’l-İslâm’dır. Düşman istilasına uğramış bir bölgeyi kurtarmak için yapılacak bir savaşta, İslâm hukuku uygulanır. Savaşılıp orası tekrar ele geçirildiğinde İslâm’a dönenler özgürdürler. Dönmeyenler ise cizye ödemek şartıyla o beldede yaşamaya devam eder.2 Güvenlik yurduna, Cennete, İslâm hükümlerinin uygulandığı yere (Dar’ül İslâm’a)…3 Âyetin bu bölümü “...ve dileyeni doğru yola ulaştırır” şeklinde de tercüme edilebilir.4 Doğru yol olan İslâm’ı bulmadan Allah kimseye bu yolda ilerlemeyi nasip etmez…
(BÖYLE yapmakla) [bilin ki] Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir. 40
Oysa Allah kalıcı mutluluk ve esenlik yurduna çağırıyor, zira O dileyeni dosdoğru yola yöneltmektedir. 12/108, 23/73, 41/5, 50/41
Böylelikle Allah (insanı) mutluluk ve güvenlik yurduna çağırmakta[1604] ve isteyeni/istediğini dosdoğru bir yola yöneltmektedir.[1605]
[1604] Bir üstteki âyetten de anlaşılacağı gibi, bizim “zemin” ile karşıladığımız dâr, sadece öte dünyada değil bu dünyada da insanın kendisiyle, çevresiyle ve Rabbiyle barışık yaşadığı bir ortamın oluşturulması çağrısıdır.
[1605] Zımnen: ‘Allah isteyeni ve hak edeni, dosdoğru bir yola yöneltmeyi ister.’ Çevirimiz, men ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin, çift özneyi gören konumuna dayanmaktadır. Bu öznelerden biri men ilgi zamiri, diğeri de gizli huve zamiridir (Ra‘d 27 ve notuna bkz). “Hidayet” ya da “dalalet”, birinci çoğul şahıs kipiyle (biz) neşâ’ formunda gelen 19 âyetten sadece birinde kullanılır (
42:52). Onda da mücerret olarak “biz doğru yola yöneltiriz” şeklinde değil, bir mef’ûlü bih ile “Onun için bir ışık yaratırız, dilediğimizi o ışık sayesinde doğru yola iletiriz” şeklinde gelir. Bu da hedâ ve dalâl ile kullanılan yeşâ’ fiilinin, mutlak irade sahibi Allah ile mukayyet irade sahibi insan arasında mülazemet olduğunu destekler niteliktedir. Bu şu anlama gelir: İnsan tercih etmeden, Allah dilemez. Ya da: İnsan kendisi için neyi isterse, Allah da o insan için onu ister. (Ayrıca iniş sürecinde ilk kullanıldığı yer olan
74:31’in ilgili notuna bkz.) Bu âyetin zımnî açılımı şudur: Allah herkesi ebedî saadete çağırıyor; ne var ki herkes içerisinden bu çağrıyı kabul edenleri ebedî saadetin kutlu yoluna yöneltiyor.
Ve Allah Teâlâ selâmet yurduna davet ediyor ve dilediğini doğru bir yola hidâyet buyurur.
Allah insanları esenlik ve mutluluk ülkesine dâvet eder ve dilediği kimseleri doğru yola iletir. [6, 127]
Allah; esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru bir yola iletir.
Allah esenlik ve güvenlik yurduna çağırır ve yola gelmeyi tercih edeni doğru bir yola getirir.
Allah esenlik diyarına çağırır, dileyeni de dosdoğru yola yöneltmektedir.
Allah esenlik yurduna çağırır; dilediği kimseyi de dosdoğru bir yola ulaştırır.
Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar.
daħı Tañrı oķır selāmet sarāyıında yaña daħı ŧoġru yol gösterür aña kim diler ŧoġru yoldın yaña
Tañrı Ta‘ālā da‘vet ider ḳullarını dārü’s‐selām uçmaġına. daḫıhidāyet virür kime dilese doġru yola.
Allah (bəndələrini) əmin-amanlıq yurduna (Cənnətə) çağırır və istədiyini doğru yola salır!
And Allah summoneth to the abode of peace, and leadeth whom He will to a straight path.
But Allah doth call to the Home of Peace:(1413) He doth guide whom He pleaseth to a way that is straight.*
1413 (Cf.
6:127). In contrast with the ephemeral and uncertain pleasures of this material life, there is a higher life to which Allah is always calling. It is called the Home of Peace. For there is no fear, nor disappointment nor sorrow there. And all are called, and those will be chosen who have sought, not material advantages, but the Good Pleasure of Allah. Salam, Peace, is from the same root as Islam, the Religion of Unit)' and Harmony.