Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6195, sondan 42. ayet; 106. sure ve Kureyş Suresinin 2. ayetidir. Kureyş Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 23 ve toplam ebced değeri ise 1360 olarak hesaplanmıştır. Kureyş Suresinin toplam ebced değeri 5669 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
1,2,3,4. Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin.
“Güvenliğini sağlamak için” şeklindeki çeviriye göre bu âyet bir önceki sûrenin devamı gibidir ve cümle, “Ebrehe ve ordusunu helâk ettik” şeklinde tamamlanır. Sûrenin sonunu başına bağlamak da mümkündür; bu takdirde mâna şöyle olur: “... sağladığı için Kâbe’nin rabbine kulluk etsinler.” Kureyş, Hz. Peygamber’in mensup olduğu, İslâm’ın tebliğine ilk muhatap olan ve Kur’an’da adı geçen büyük Arap kabilesidir. Nesep bilginlerinin çoğunluğuna göre Kureyş’in atası Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Maad b. Adnân’dır. Hz. Peygamber Kureyş’in Hâşimoğulları koluna mensuptur. Kabile reisliği genellikle Hâşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasında mücadele konusu olmuştur. Câhiliye döneminde Kureyşliler Allah’ın varlığına inanmakla birlikte putları Allah’a ortak koşuyorlardı, bu sebeple Kur’an onları, “ortak koşanlar” anlamına gelen müşrikûn sıfatıyla nitelemiştir. 610 yılında Hz. Peygamber’e Kur’an inmeye başlayınca Kureyş’in bir kısmı ona iman etmekle birlikte çoğu inanmadığı gibi Hz. Peygamber’e karşı gittikçe sertleşen ve savaşlara kadar varan bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu direniş hicretin 8. yılında Mekke’nin fethine kadar sürmüştür. Mekke’nin fethedilmesiyle birlikte İslâmiyet’in karşısındaki Kureyş düşmanlığı da tamamen ortadan kalkmıştır. Bundan sonra İslâm’ın dünyaya yayılması için Kureyşliler’in ön saflarda mücadele verdikleri görülmektedir (ayrıca bk. Casim Avcı, “Kureyş (Benî Kureyş)”, DİA, XXVI, Kureyş kabilesi, Araplar’ca kutsal sayılan Kâbe’nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için diğer Arap kabileleri onlara büyük saygı gösterirlerdi; özellikle Kâbe’yi yıkmaya gelen fil ordusunun mûcizevî bir felâkete mâruz kalarak Kâbe’yi yıkma teşebbüslerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Kureyşliler’in kabileler nezdindeki saygınlığı iyice arttı. Emîrler ve krallar onlara saygı gösterir, başkaları çöllerde haydutlar tarafından saldırılara uğrarken Kureyşliler güven içerisinde yazın Tâif’in serin yaylalarına, kışın da Yemen’in ılık bölgelerine serbestçe seyahatlerde bulunarak büyük kazançlar elde ederlerdi. Hatta Kureyş’in ticaret kervanları kış aylarında Somali ve Habeşistan’a, yaz aylarında da Suriye, Mısır, Irak ve İran’a kadar giderlerdi. Mekke’nin bulunduğu bölge tarım ve hayvancılığa elverişli olmadığı için halkın ticaretten başka gelir kaynağı yok denecek kadar azdı. Hac mevsiminde kurulan panayırlar ticaretlerinin canlanmasına vesile olduğu gibi buralarda düzenlenen şiir, hitabet vb. yarışmalar da dil, edebiyat ve kültürün gelişmesini sağlıyordu. İşte sûrede Allah’ın onlara lutfettiği bu imkânlar hatırlatılmakta, özellikle Kâbe’ye vurgu yapılarak “Şu evin (Kâbe) rabbine kulluk etsinler” buyurulmaktadır. Kabile hayatı yaşayan Arap yarımadası devlet otoritesinden yoksun olduğu için burada genel bir güvensizlik bulunduğu halde Mekke Hz. İbrâhim zamanından beri Allah tarafından saygınlığı çiğnenmeyen (harem) bölge olarak insanlığa duyurulmuş, bu sayede Mekke halkı dış saldırılardan korunmuştur. Nitekim bir âyet-i kerîmede, “Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden koparılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır?” (Ankebût29:67) buyurularak bu nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca başka bölgelerde üretilen sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri Hz. İbrâhim’in duası bereketiyle (İbrâhim 14:37), bir ticaret merkezi haline gelmiş olan Mekke’ye getirilip satılır, böylece bura halkının ihtiyacı karşılanırdı. İşte sûrede Kureyş’in, bütün bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek için Allah’a kulluk etmeleri istenmiştir.
Mehmet Okuyan
Onların kış ve yaz yolculuklarının güvenliğini (sağladığı) için,
Kış ve yaz ticarî seferlerinde,yazlık-kışlak göçlerinde, güvenlik ve barış andlaşmalarından faydalandırdığı için, Kureyş Allah'ı tek ilah tanıyıp şeriatına bağlanarak Allah'a kulluk ve ibadet etsin.
1, 2, 3, 4. Kureyş'e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar, kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.
Kureyş kabilesi, bütün Araplarca kutsal sayılan Kâbe’nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için bütün kabileler onlara saygı gösterirdi; bu sayede onlar yazın Tâif’in serin yaylalarına, kışın da Yemen’in ılık bölgelerine serbestçe giderlerdi. İşte bu, Allah’ın onlara bir ihsanı idi, çünkü bu şekilde serbest dolaşma sonunda büyük ölçüde ticaret yapıyorlar ve kazanç elde ediyorlardı.
Özellikle de, Mekke’nin en önemli gelir kaynağı olan kervan ticâreti amacıyla kışın sıcak olan Yemen’e ve yazın serin olan Sûriye’ye yaptıkları yolculuklarında onların güvenliğini sağlamak için Kâbe’yi Fil Ordusunun ve başkalarının saldırısından korumuş ve böylece Arap Yarımadasında Kureyş’in saygınlığını artırarak, Mekke’yi son derece güvenli ve refah seviyesi yüksek bir şehir hâline getirmiştir.
1 Kureyş, kazancını yazları (bugünkü Suriye) Şam’a, kışları Yemen’e düzenledikleri seferlerle getirdikleri malları, Kâbe’yi ziyarete gelenlere satarak elde ederdi.2 Kureyş Kabilesi: Araplar içerisinde “Adnân, Mudar, Kinâne, Nadr” soyundan gelen meşhur ve büyük bir kabilenin ismidir. İslam’ın gelişinden önce Mekke yönetimini elinde tutan ve Hz. Peygamberin de mensubu olduğu kabiledir. Kureyş’in asıl adının “Fihr” yahut “Nadr” olduğu söylenir. Kureyş, “köpek balığı” anlamına gelir. Genel olarak Kureyş kabilesi Kinâne kabilesinin bir koludur. Kureyş kabilesi Hz. Peygamber (s.a.v) devrinde on koldan oluşmuştu. Bunlar; “Nevfel, Zühre, Mahzûm, Esed, Cumah, Sehm, Ümeyye, Haşim, Teym ve Adiy” idi. Kureyş kabilesi, câhiliye devrinde Ka’be’nin içinde bulunan bir kuyunun yanı başına dikilmiş olan “Hübel” putuna taparlardı. Bu put, Amr b. Luhay tarafından Suriye topraklarından getirilmişti. Ayrıca Kureyş zemzem kuyusunun yanında bulunan “İsaf ve Naile” adlarındaki iki putun önünde de kurbanlar keserlerdi. 3 Buradaki (إِيلَافٌ) kelimesi; nîmet, kolaylık, anlaşma anlamlarına gelir.(إِيلَافٌ)’tan önceki “lam” taaccüb ifâde ettiği için bu tercüme daha uygun görülmüştür.
Süleymaniye Vakfı Kureyş Suresi 2. Ayet Açıklaması
[*] Hac ibadeti ay takvimine göre yapıldığından her yıl on gün geri gelir. Bu sayede 34 yılda bütün mevsimleri kaplamış olur. Bu değişken takvim, kuzey ve güney yarım kürede yaşayan tüm insanlar arasında fırsat eşitliği sağlar. Kur'an'a göre hem bir ibadet hem de dünya çapında bir ticaret ve panayır (fuar) olarak yaşanması gereken Hac ve Umre ibadetleri, aynı zamanda ticari ve sosyal açıdan çok değerlidir. Bu aralıkta savaş yapmak yasak olduğu gibi Mescid-i Haram bölgesine ulaşanların kendi aralarında tartışmaları ve kavga etmeleri bile engellenmiştir. Özü itibariyle tam bir selamet ve sükunet hali oluşturulması emredilmiştir. Bu surede o bölgenin yerel halkının fazladan sorumlulukları olduğu görülmektedir.
Şaban Piriş
Onların kış ve yaz yolculuklarının güvenliğinden dolayı.