Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1509, sondan 4728. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 36. ayetidir. Hûd Suresi 36. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 58 ve toplam ebced değeri ise 2301 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (10) ل (5) ر (0) bulunuyor.
Arapça Metin
واوحي الى نوح انه لن يؤمن من قومك الا من قد امن فلا تبتئس بما كانوا يفعلون
Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.”
Hz. Nûh’un uzun süre sabır, metanet, şefkat ve merhametle kavmini dine davet etmesine rağmen çok az bir grubun dışında kimse iman etmedi. Kavmi onunla alay etmekle yetinmedi, cinnet getirmiş olduğunu ilân etti, bu da sonuç vermeyince isyan edip onu taşa tutarak öldürmekle tehdit etti (bk. Mü’minûn 23:25; Şuarâ 26:116). Çaresiz kalan Hz. Nûh, inkârcıların yok edilmesini Allah’tan niyaz etti (krş. Mü’minûn 23:26; Şuarâ 26:117-118; Nûh 71:26-27; Kamer 54:10). Yüce Allah, onun duasını kabul edip inkârcıların tamamını yok edeceğini peygamberine bildirdi (bk. Enbiyâ 21:76; Sâffât 37:75).
Allah Teâlâ, daha önce iman edenler müstesna artık bundan sonra kimsenin ona iman etmeyeceğini, kavminin geçmişte işlediği günahlara, kendisini yalancılıkla suçlamalarına, inkârcılıkta ısrarlarına ve gördüğü eziyetlere üzülmemesini emredip artık azgınların başına gelecek felâketin yaklaşmakta olduğunu haber verdi; “Haktan sapanlar için bana başvuruda bulunma! Onlar boğulacaklar!” buyurarak felâketin (tûfan) boyutlarının ne derece büyük olduğuna işaret etti.
Mehmet Okuyan
(Tarafımızdan) Nuh’a şöyle vahyedilmişti: “Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme!
(Bunların üzerine Hz.) Nuh’a vahyedildi ki: “(Artık) Senin kavminden (ciddiyet ve samimiyetle) iman edenlerin dışında, kesinlikle hiç kimse inanacak değildir. O halde, sakın onların davranışlarına üzülme!”
Ve Nuh'a “Senin kavminden şimdiye kadar inanmış olanların dışında kimse inanmayacak” diye vahyettik. Bu yüzden onların yapageldikleri şeylerden dolayı sakın tasalanma.
Nuh'a:
“Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla sana iman etmeyecek. Öyleyse onların sergilemeye devam ettikleri günahkâr, isyankâr davranışlarından dolayı üzülme.” diye vahyedildi.
Nûh'a şöyle vahyolunmuştu: “- Haberin olsun, önceden iman edenlerden başka, kavminden hiç biri asla iman etmiyecek. O halde yaptıkları şeylerden (eziyet ve tekziplerden ) ötürü kederlenme.
Nuh'a vahyolundu ki: “Kavminden (şimdiye kadar sana) iman etmiş kimselerden başkası, (artık asla sana) inanmayacak. O halde sen, onların yaptıklarından dolayı üzülme!”
36,37. Nuh'a, "Senin milletinden, inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır; onların yapageldiklerine üzülme; nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır" diye Allah tarafından vahyolundu.
Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.
Ayrıca Nuh'a şöyle vahyettik: "Bil ki kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanlardan başka artık kimse iman etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme."
Nuha şu hakıykat vahy olundu: «Kavminden gerçek îman etmiş olanlardan başkası asla îman etmeyecekdir. O halde (bîhûde üzülüb de) işleyegeldikleri şeylerden (tecâvüzlerden) dolayı tasalanma».
Nûh'a da şübhesiz şöyle vahyolundu: “Kavminden, gerçekten îmân etmiş olanlardan başka kimse aslâ îmân etmeyecek; öyle ise onların yapmakta olduklarından dolayı üzülme!”
Nuh/a vahiy olundu ki kavminden daha evvel iman edenlerden başka hiçbir kimse iman etmeyecektir [⁴]. Artık onların işledikleri şeyden dolayı gam çekme [⁵].
Uzun ve meşakkatli bir mücâdelenin ardından, Nûh’a şu talimatlar bildirildi: “Şu ana kadar sana inanmış olanların dışında, artık kavminden hiç kimse iman etmeyecek fakat sen, onların yapageldikleri çirkin davranışlardan dolayı üzülme sakın! Ve asla umutsuzluğa, karamsarlığa kapılma!”
Nûh’a vahyedildi ki; “kesinlikle iman etmiş kimseler dışında senin kavminden hiçbiri asla inanmayacaktır.
Yapıyor oldukları şeyler sebebiyle sıkıntıya düşme!”.
Nûh’a: “(Şimdiye kadar) îman edenlerin dışında artık (bundan sonra) sana kimse kesinlikle inanmayacak. Sakın onların yaptıkları şeylerden dolayı üzülme...”
VE NÛH'A: “Senin kavminden, şimdiye kadar inanmış olanların dışında kimse inanmayacak” diye vahyettik, “Bu yüzden, onların yapabilecekleri şeylerden ötürü sakın tasalanma,
DERKEN Nûh’a şöyle vahyettik: “Şu kesin ki, daha önce inanmış olanlar dışında bundan böyle toplumundan kimse sana inanmayacak:[1725] Artık, onların yapageldikleri şeylerden dolayı sakın üzüleyim deme![1726]
[1725] Krş: “Karar kesin: onlar boğulacaklar!” (23:27) Şöyle bir soru gelebilir: Kâfir kavmin artık inanmayacağına dair bu kesin haber Hz. Nûh’un helâk duasından (71: 26-28) sonra mı yoksa önce mi gelmiştir? Nûh 25 ışığında Hz. Nûh’un bu duayı, kavmin helâkinden sonra olan biteni kendi vicdanında da tasdik sadedinde yaptığı düşünülebilir. Yine âyetin devamından, Hz. Nûh’un onlar için üzüldüğü anlaşılmaktadır. Bu hakikatin Allah Rasûlü’nü nasıl derin bir endişeye sevk ettiğini tahmin edebiliriz.
[1726] Yani: Onlar üzülmeye değmez, zira onların kalemini Ben kırdım. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir. Bu âyet, ilâhî bir yasayı hatırlatmaktadır: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Her zaman ve zeminin tuğyanı da tufanı da farklıdır. Tuğyanı ahlâk alanında olan bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Tuğyanı güç ve servet alanı olan bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Tuğyanı inanç alanında gerçekleşen bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Böyle bir yerde tevhid ve adâlet ehline düşen tuğyan seline kapılmayıp, karada da olsa gemi yapmayı sürdürmektir. Eğer deniz lazım olursa, denizin Rabbi onu yerden olmazsa gökten indirmeyi bilir. Nasıl ki her tuğyanın bir tufanı varsa, her tufanın bir Nuh’u ve her Nuh’un bir gemisi vardır. Ezelî ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an, kendisinden sonraki tüm tufanlarda karada gemi yapacak olanların kılavuzu, rehberi, rotası ve yol haritasıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Nûh'a vahyolundu ki, «Muhakkak kavminden imân etmeyecektir, ancak cidden imân etmiş olanlar müstesna. Artık yapar oldukları şey ile mahzun olma.»
36, 37. Nuh'a şöyle vahyolundu ki: “Artık halkından, daha önce iman etmiş olanlar dışında, hiç kimse iman etmeyecek. Öyleyse o kâfirlerin yaptıklarından dolayı kederlenme de, Bizim gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda, gemiyi yap ve o zalimler lehinde Ben'den hiçbir ricada bulunma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır. ” [23, 27; 71, 26; 54, 10]
Nuh’a şu vahyedildi: “Şimdiye kadar inanmış olanlar bir yana, artık halkından kimse inanmayacaktır. Onların yaptıkları yüzünden sakın kendini harap etme.”
Nûh'a şöyle vahyolundu: "Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma."